Her şey Çok mu güzel? Yoksa Allah'a ulaşmayı dileyenlere mi Öyle geliyor?

  İrtibat E-mail: iletisim@hidayetvakti.com

Kuran'da ki İslam Sahabe islam'ı nasıl yaşadı? Kuran'ı Kerim tefsiri Kuran'ı Kerim Meali İftiralar'a Cevaplar Hidayet
Çağı
Resul Nebi kavramı

 
... Menü ...

Davranış Biçimleri ] ]
manevi hırslar

11 June 2013 05:43

tasavvuf baştan sona edeptir diye boşuna söylenmemiştir
bu kapıdan giren ilk önce müridliğini bilmeliki kulluğunu
bilsin, bilsinki Allah'ın kuluna ihtiyacı yoktur ama kulun
Allah'ın rızasına ihtiyacı .....
Yorum:  6 | Okunma:  1438 | Yorum Ekle/Oku
edep örneği

01 August 2012 17:29

savrbr.sevgili kardeşlerim Efendimize karşı sadakatin ve edebin en üst temsilcisi cabbar hoca olduğunu Efendimiz de açıklamıştı

nacizane son programlarda dikkatimi çeken bir örnek vermek istiyorum

bir .....

Yorum:  8 | Okunma:  16677 | Yorum Ekle/Oku

Soru Cevap formundan son 2 konu ] ]
sorum var inş.

14 August 2014 22:04

savbrkt kardeşlerim inş. ben 28 basamağı bilgisayarıma indiremedim ne yapmam lazım inş. aro

Yorum:  2 | Okunma:  176 | Yorum Ekle/Oku
Hatme

10 July 2014 03:11

Savrvb

Bazı tarikatlarda yapılan hatme nedir faydaları nelerdir, siz de hatme
yapıyor musunuz?
Yorum:  1 | Okunma:  346 | Yorum Ekle/Oku

Hadis-i ªerifler ] ]
HER DEVİRDE BENİ TEMSîLEN BİR KİŞİ, HZ. İ

18 May 2013 13:08


HER DEVİRDE BENİ TEMSîLEN BİR KİŞİ, HZ. İSA (A.S)'I
TEMSîLEN ÜÇ KİŞİ, HZ. İBRAHİM (A.S)'I TEMSîLEN YEDİ
KİŞİ VE HZ. MUSA (A.S)'I TEMSîLEN KIRK KİŞİ
BULUNACAKTIR


Bu yazımızda Peygamber Efendimiz .....
Yorum:  0 | Okunma:  1726 | Yorum Ekle/Oku
Benden gelenleri Kur’ana Arz ediniz!

05 March 2010 14:59

"Benden gelenleri Allah'ın Kitab'ına arz ediniz. Ona uygun ise ben söylemişimdir. Şayet ona aykırı ise ben söylememişimdir." (Şâfit, Risale, 224. Bu hadis ve benzerleri için ayrıca bkz: Tezimizin, 71-80 .....

Yorum:  10 | Okunma:  4030 | Yorum Ekle/Oku

   
Sağlık - Bitkiler - Besinler
 Hidayet Vakti Forumları»Sağlık - Bitkiler - Besinler
Konu Konu: GERÇEK TIP KİTABINDAN DERLEMELER Cevap YazGönder
Foruma Git 2 Sayfa 1 2
Yazar
Mesaj Önceki Konu | Sonraki Konu 
kars
Moderator
Simge

Moderator

Üyelik: 12 December 2006
Ulusal Bayrağı Turkey Turkey
Mesajlar: 4055
Gönderildi: 08 July 2008 - 04:46 | IP Kayıtlı Alıntı kars

Dr. Aidin Salih

GERCEK TIP
ÖNSÖZ
HASTALIKLARIN ESAS SEBEPLERİ
Fazla Yemek
Karışık Yemek
Sık Yemek
Birbirine Ters Yiyecekler Yemek
Bekletilmiş ve Isıtılmış Yiyecekler Yemek
Katkılı Hazır Yiyecekler Yemek
En Yaygın Kullanılan Katkı Maddeleri
Kimyasal ilaçlar
ilaçların zararlı etkileri başlıbaşına ciltlerce kitap konusudur. Aşağıda en sık kullanılan ilaçlardan bazıları örnek olarak verilmiştir.
Az Çiğnemek
Nefes Alıp Vermenin Bozulması
Zararlı Duygu ve Düşünceler
Yanlış Oturma Şekli
Tarımda Kullanılan ilaçlar
Deterjanlar, Kimyasal Maddeler, Kozmetikler ve Vücut Bakım Ürünleri
Stcrilizasyon
Aromalar
Duman, Toz, Eksoz
Hastalıkların Başlangıcı ve Seyri
TEMEL YİYECEK VE İÇECEKLER
Su
Bal
Bal ile hazırlanan ilaçlar:
Ballı sarımsaklı ilaç
Propolis
Meyve ve Sebzeler
Kurutulmuş meyve ve kuruyemişler
Süt
Peynir
Tereyağı
Ekmek
Et
Tavuk
Yumurta
Yağlar
DOĞAL İLAÇLAR
Acı kavun Ecballium elaterium
Anason Pimpinella anisum
Armiiî Pinus communis
Arpa Hurdeum vulgare
Biberiye Rosmarinus officialis
(Kuşdili)
Çimlenmiş Buğday ve Arpa
Çilek Fragaria vesca
Çörekotu Nipella sativa
Defne AğaCl Laurus nobilis
Elma Pirus maîus
GebreotU Kapparis spinoza
Greyfurt Citrus prandis
HaVUÇ Daucus carota
Hurma Phoenix dacîylifera
Isirgan otu Utrika dioika, Utrika urens
İncir Ficus carda
Karanfil Caryophillus aromalkus
Karpuz Citruîhs vulÇaris
Kavun Cucumis melo
Kekik Tyhmus vulparis
Keten tohumu Unum usitatissimum
KırmızıPancar Beta vulğaris
Kimyon Cuminum cyminum
Kına Cinchona
Lahana Brasska capiîaîa
Limon Citrus limonum
Misvak Salvadora persica
Nane Mentha pulegium, M, Sylveslris
Nar Punica Çranalum
Reyhan Ocimum basilinim
Safran Crocus savims
Sarımsak Aîîium sativum
Semizotu Paslirnaca sativa
Sinameki Cassia akutifolla, Folium sennae
Sirke
Soğan Aîîium cepa
1 arçiîl Cumamon
Yeşil çay
Uzüm Grape raisin
Vişne Prunus cerasus
Zencefil Zenpiber officmale
Zeytin AJaCl Oka europaea
Hülasa
f SAĞLIĞI KORUMA YOLLARI
Doğru beslenmek
Mevsimler ve Saflık
İlkbahar
Yaz
Sonbahar
Kış
Hareket
Abdest
Namaz
Uyku
T VÜCUDU TEMİZLEME
Vücut nasıl temizlenir?
Mide ve Bağırsakların Temizlenmesi
Hazımsızlık
Kusma
Kabızlık
Mide ve Bağırsaklarda Gaz
İshal
Mide reflüsü
Mide ülseri
Karaciğer Temizlemesi
Karaciğer Temizlemesi
Karaciğer Temizlemesinde Dikkat Edilmesi Gerekenler
Kireç Temizlemesi
Böbrek ve Mesanenin Temizlenmesi
Böbrek ve mesaneyi temizlemeye hazırlık:
Akciğerlerin temizlenmesi
Kan ve Damarların Temizlenmesi
Hacamat
Çekme Küçük Hacamat
Sülük Tedavisi
Açlık Tedavisi Oruçla Tedavi
1 Günlük açlık
3 Günlük açlık
10 Günlük açlık
HASTALIKLAR VE TEDAVİSİ
Ameliyatlar
Sağlığı Korumak İçin Genci Tavsiyeler
Karaciğer Hastalıkları
Kronik Toksik Hepatiî
Viral Hepatit
Karaciğer temizlemesinden sonra, karaciğeri güçlendirmek için:
Siroz
Dalak büyümesi
Büyümüş ve sertleşmiş ateşli dalak için kompresler:
Anemi Kansızlık
İç Salgı Bezi Sistemi ve Hastalıkları
Kandaki şeker oranım kontrol eden bitki çayları:
Diyabet için çok kuvvetli ilaçlar:
210 Tiroid bezi hastalıkları
Guatr
Büyümüş tiroid bezine uygulanacak kompresler:
Şişmanlık Obezite
Böbrek, İdrar Yolları
ve Üreme Organları Hastalıkları
Kronik böbrek yetmezliği
Prostat hastalıkları
Kronik prostaîit
Prostat büyümesi
Prostat kanseri
Erkeklerde Kısırlık
Hacamatlar:
Yumurtalık ve Rahim Hastalıkları
Kadınlarda Kısırlık
Düzensiz Kanamalar
Adet görmeme ve erken menopoz
Doğum Kontrolü
Kas ve Kemik Hastalıkları
Romatizmal hastalıklar
Bel ve boyun fıtığı
Kemik erimesi Osteoporoz
Nörolojik ve Ruhsal Hastalıklar
Baş ayrısı
Başağrısının Tedavisi
Dikkat Eksiklimi Sendromu (Hipcraktivitc)
Epilepsi (Sara)
En Yaygın Ruh Hastalıkları:
Kalp-Damar Hastalıkları
Yüksek tansiyon Hipertansiyon
Hipertansiyonun nedenleri:
Yüksek tansiyonun tamamen ortadan kalkması için:
Kalp hastalıkları
Tümör ve Kanser
Kanser ve tümörlerin oluşma sürecinde tedavi
Yemek Borusu ve Mide Kanseri
Lösemi
Göz Hastalıkları
Kulak Hastalıkları
Bağırsak kurtları
Varis ve Basur
Saç Dökülmesi
Cilt Hastalıkları
Egzama
Sedef Psoriasis, baras, siyah baras
Alaca Vitiligo, baras, beyaz baras
Uçuk
Yılancık
Mantar
Fil Hastalığı
Alerji
Yaralar
Kesikler
Ezikler
Eski yaralar
Yanık
Tırnak batması Şeytan tırnağı
ÖLÜM
HAMİLELİK VE BEBEK BAKIMI
Düşük Tehlikesi
Doğum
Lohusalık Dönemi
Bebeğin Banyosu
Çocuk Hastalıkları
Kusma
İshal
Ateşli Hastalıklar
Kulak Ayrısı
Bademciklerin Şişmesi Anjin
Zatürre
Alerji
Şişmanlık Obezite
Çocuklarda Korku
Uykuda Alt Islatma
DNA'DAKİ DEĞİŞİMLER
T ZİHİN KONTROLÜ

ÖNSÖZ
Sağlık Bakanlığınca hazırlanan 2006 tarihli "Kronik Hastalıklar Rapo-ru"na göre, Türkiye'de yaklaşık 22 milyon kişi kronik hastalıkların etkisi al¬tında yaşıyor ve kronik hastaların sayısında sürekli artış gözleniyor. Yakla¬şık 15 milyon kişide yüksek tansiyon, 4 milyon kişide şeker, 3 milyon kişi¬de kronik obstruktif akciğer hastalığı, 2 milyon kişide koroner kalp hasta¬lığı,- hastaların %40'ında farklı derecede anemi bulunuyor.
Bunun dışında hemen hemen her genç kızda, hatta bazı erkeklerde en-dometriozis görülüyor, kısırlık sel gibi artıyor ve her iki bebekten biri se¬zaryenle doğuyor. Raporlarla çizilen bu tablo tek başına çok vahimdir,- ay¬nı zamanda insanları ümitsizliğe, korkuya sevketmekte ve büyük hatalar yapmalarına da sebep olmaktadır.
Çağdaş tıp bilgileri ve teşhis imkanları "dev adımlarla" ilerliyor gibi gö¬rünüyor fakat hastalıklar gün geçtikçe daha da derinleşiyor, çeşitleniyor, yaygınlaşıyor ve çoğalıyor. Hastalıklara çare bulunamıyor, tam tersine tıb¬bi tedaviler sonucunda hastalıkların direnci artıyor, daha önce hiç bilinme¬yen hastalıklar ortaya çıkıyor. Karşımıza çıkan bu tablo bize hiç şaşırtıcı gelmiyor çünkü modern tıbbın felsefesi temelden yanlıştır. Modern tıp ateş yükselince ateş düşürücü, tansiyon yükselince tansiyon düşürücü, enfeksi¬yon olunca antibiyotik kullanmayı önerir. Bu, hastalığı tedavi değil, bağı¬şıklık sistemine açılmış şiddetli ve sürekli bir savaştır. Çağdaş tıbbi müda¬halelere maruz kalan bağışıklık sistemi, tamamen çökene kadar muazzam bir şekilde direnir. Bağışıklık sistemi çöktükten sonra ise insanın başına bi¬rer birer gerçek hastalıklar gelmeye başlar.
Sentetik ilaçlar, ameliyatlar, sezaryenle doğum, kan ve organ nakli, iki anneli ve tüp bebekler, kök hücresi kullanma, klonlama, gen teknolojisi ve nanoteknoloji yöntemleriyle üretilen aşılar ve vitaminler gibi kurtuluş umu¬duyla bel bağlanan bu hayali gelişmeler her seferinde hüsranla bitmektedir ve bitecektir. Bunun sebebini, Yaratıcı'nın kanunlarını gözardı ederek veya onlara karşı gelerek tedavi yolu arayanların zihniyetinde aramak gerekir.
Gerçeğe giden yol, ilahi kanunları çiğnemeyen yoldur. Allah tarafından yaratılan bu kanunlar, Levh-i Mahfuz'da yazılmış ve yaratılışa nokta koyul-

muştur. Allah'ın yasalarında asla hata olamaz. Bir değişiklik de yapılamaz. Allahü Teala Müminun Suresi 71. Ayet-i Kerime'de "Velev ki Hak, onlann hevalanna tabi olsaydı göklerde, yerde ve bunların içinde bulunanlar mut¬laka fesada giderdi" buyurarak felaketin büyüklüğünü bize tanımlıyor.
Biz gerçek hastalığı değil de, tedavi edilmemesi gereken "hastalıkları" tedavi ederken, daha doğrusu, vücudun gönderdiği "imdat" sinyallerini sus¬tururken hatayı insan vücudunda, vücudun sözde eksikliği ya da bozuklu¬ğunda arıyoruz. Yani, hatayı Allah'ın yarattığı mekanizmada arıyoruz. Hal¬buki, O'nun mekanizmasında hata olamaz. Bu sebeple, insanın bağışıklık sistemi tüm çağdaş tedavi yöntemlerine karşı kendi savunmasını yapar, so¬nuna kadar direnir. Bazı insanlar tıbbi ilaçlarla veya cerrahi müdahalelerle değil, bunlara rağmen iyileşir.
Yeni yöntemlerle tedavi edilerek ortadan kaldırılan hastalıklar aslında kendi vazifesini tamamladıkları için yeryüzünden kaldırılmıştır. Yeni yön¬temler, hastalığın kaldırılmasının sadece yüzeysel sebebidir. Mesela, aşının geliştirilmesiyle taun hastalığı ortadan kalkmıştır fakat asıl sebep bu hasta¬lığın Allahü Teala katında vazifesini bitirmiş olmasıdır. Çünkü 'Taun has¬talığından ölen şehittir" Hadis-i Şerif'indeki şehitlik mertebesine layık in¬san hemen hemen kalmamış, yeni yöntem bu nedenden dolayı ortaya çık¬mıştır.
Bugün mizaçların sırrı keşfedilmiş ve mizaca yani kan grubuna göre bes¬lenme şekli ayrıntılı bir şekilde sistemleştirilmiştir. Bu sistemi uygulayan insan bütün hastalıklardan emin olabilirdi. Ancak bu sistemi hayata geçir¬mek için doğal, genetiğine müdahale edilmemiş yiyecek kalmamıştır.
Kainatta tüm cisimler ve sistemler bir bütündür. Bedenimiz de tüm ka¬inatın bir misali olarak yaratılmıştır. İnsan bedenine baktığımız zaman çe¬şit çeşit, içice geçmiş ve birbiriyle etkileşim halinde olan sistemler görürüz. Modern tıp, insan bedenini, branşlara ayırarak inceler ancak bunun insan vücudunu anlamaya yeterli olmadığını biliyoruz. İnsan vücudunu anlamak için sistemin ve işleyişin bütününe bakmak gerekir. Yaratılış kanunlarını ne kadar iyi anlarsak o kadar sağlıklı ve doğru yaşama imkanı buluruz.
Bu kitapta anlatılan tedavi sistemini anlamak için bütünsel bir bakış ge¬reklidir. Tek tek hastalıkların tedavisiyle ilgilenmek yeterli olamaz. Bu ne¬denle ancak kitabımızın tamamını okuduktan sonra tedavinin felsefesiyle ve metoduyla ilgili bir fikir sahibi olunabilir.

Bu kitapta modern tıbbın "bilimsel" ve işe yaramaz dipnotlarla dolu üslubu yerine hastalıkların sebebini ve gerçek şifanın nerede olduğunu sade bir dille anlatmaya çalışan ifadeler tercih edilmiştir. Bu kitap şifa arayan ve hesap gününe inanan insanlar için "bilimsel" ifadelerin izafiliği yerine, acı da olsa gerçeklerin ortaya serilmesinin daha önemli olduğu düşünülerek yazılmıştır.
Irsî hastalıklar hariç, hemen hemen bütün hastalıkların sebebi hayret verici derecede aynıdır. İlginç olan şudur ki, bütün hastalıkların tedavisi de aşağı yukarı aynıdır. Elinizdeki kitap bu sade ve hikmet dolu gerçeği anlat¬ma yolunda Allah'ın izin verdiği ölçüde atılmış bir adımdır.
Vücudundaki hastalıkların başlıca sorumlusu insanın kendisidir. Hasta olmak insanın kendi ayıbıdır, kendi suçudur. Çünkü vücutta, onu hastalık¬lardan koruyan öyle mükemmel bir mekanizma yaratılmıştır ki, bu meka¬nizmayı tahrip etmek için çok "uğraşmak" gerekir. Eğer insan bu mükem¬mel mekanizmaya rağmen yine de hastalanırsa, Allah, bu durumda da insa¬noğluna şifa bulması için dosdoğru bir yol göstermiştir. İnsanın bundan is¬tifade etmeyip, kendini tedavi etmemesi ya da şifayı yanlış yerlerde arama¬sı ikinci bir suçtur.
Hiçbir doktorun yardımı olmaksızın, tıp dünyası tarafından en tehlike¬li görülen hastalıklardan bile kurtulmak mümkündür. Hastalığı teşhis et¬mek de önemli değildir. Bu kitapta takdim edilen kuralları ve tedavileri kendi hayatınızda uygularsanız, hastalıkların sebebini anlayacaksınız. Se¬beplerini anlamakla kalmayıp, hayatî önem taşıyan bir çok ayrıntıyı göre¬ceksiniz. Hastahane kapısında sıra beklemeyecek, dolaplar dolusu ilaçlar¬dan ve tüm tedavi masraflarından kurtulacaksınız. Sağlıklı olmanın ne ka¬dar kolay olduğunu görüp şaşıracaksınız ve böyle mükemmel yaratıldığınız için Yaradan'a şükredeceksiniz.
Gerçeğe götüren yol sarihtir.

HASTALIKLARIN ESAS SEBEPLERİ
Fazla Yemek
'Yemek onlar için bir ceza, bir ağ, bir tuzak ve bir pranga olacaktır."
Hz. Davut (a.s.)
"Her hastalığın temelinde tokluk vardır."
Hz. Muhammed (s.a.v.)
"Çok yeme ağacı diken, hastalık meyvesi toplar"
Atasözü
"Çok yeme ağacı"nın hastalık meyvelerini nasıl olgunlaştırdığına baka¬lım.
Çok yemek yenildiğinde midenin daha çok enzime ihtiyacı olur. Enzim üretmek vücut için çok güçtür ve kıymetli maddeler gerektirir. Sağlıklı bir insanın midesi 200-250 gr. yemeğin birinci hazmını, besinlere ve kişinin hazım gücüne göre değişmekle beraber, 3-4 saat içinde kolayca gerçekleş¬tirebilir. Bu miktarda yemeği hazmetmek için kalp zorlanmadan rahatça ça¬lışacaktır. Bunun iki katı yemek yenildiğinde ise, yemeğin hazmedilmesi ve fazlalıkların kısmen depolanarak, kısmen çıkartılması için, kalbin dört-altı misli daha fazla çalışması gerekecektir. Bu işlem sadece kalbi değil, besin¬lerin hazmedilmesi, depolanması ve çıkartılmasıyla görevli diğer organları da yıpratır. Mesela, bir araba taşlı, bozuk ve dik bir yolda, düzgün yolda harcadığı yakıtın iki-üç katını harcar. Mesafe aynıdır fakat harcanan yakıt miktarı farklıdır. Devamlı zorlu çalışmadan harap olan motor gibi, insan kalbi de aşırı çalışmadan dolayı rızkını çabuk tüketir. Çünkü kalp atışları sayılıdır.

Genç vücut, kuvvetli olduğu için, yemekleri hazmederek, fazlalıkları dı¬şarı atabilir. Ancak zorlanma devam ettiği sürece, bu kuvvet tükenir,- fazla¬lıkların giderek daha az atılmasıyla vücutta depolar oluşmaya , depolar dol¬duktan sonra da atıklar kan ile birlikte dolaşmaya başlar. Böylece kan ağır¬laşır, dolaşımı yavaşlar. Ağırlaşan kan bu atıkları damarlarda biriktirmeye ve zamanla damarları tıkamaya başlar. Daralmış ve tıkanmış damarlardaki kan, organları yeterli derecede besleyemeyecek kadar azalır. Beslenemeyen organlar beyne "Açız!" uyarısı gönderirler,- beyin de bu çağrıya cevap ola¬rak iştahı çoğaltır. Bu, insanı daha çok yemeye zorlar. Yedikçe kandaki faz¬lalıklar ve damarlardaki tıkanıklıklar çoğalır. Kan daha da koyulaşır, dola¬yısıyla organların açlık hissi daha çok artar. Bu kısır döngü devam ederken insanlarda konsantrasyon, hafıza, düşünme, anlama ve öğrenme kaabiliyet-leri azalmaya, hastalıklar bir bir kendini göstermeye başlar. "Fikir uyur, hik¬met ölür, organlar durur, insanî sıfatlar yavaş yavaş kaybolur." Böylece, 'Yemek onlar için bir ceza olacaktır" hikmeti zuhur eder.
Bazı insanlar fazla yemenin bedelini aşırı şişmanlıkla ve beraberinde ge¬tirdiği hastalıklarla öderler. Bazıları da vardır ki, ne kadar yerse yesin, hep 11 zayıf kalırlar. Bunlar kendi durumlarının şişmanlardan daha iyi olduğunu zannederler. Çoğu zaman onların durumu şişmanlardan daha tehlikeli ola¬bilir. Çünkü fazlalıklardan oluşan atıklar, ilaçlar, toksinler ve katkı madde¬leri şişmanların vücudundaki yağlarda depolanarak, organların tahrip olma¬sını kısmen de olsa önlenebilir. Ancak zayıfların, kan vasıtasıyla bütün vü¬cutlarını dolaşan toksinler, hem ateş, öksürük, terleme, nezle, kusma, ishal, sivilce, çıban gibi yollarla dışarı atılırken bu ağır işlemler organlarını yıpra¬tır hem de eklemlerde, kaslarda ve organlarda depolanarak, buralarda ağrı¬ya, enfeksiyona, kistlere ve genetik değişimlere (mutasyonlara) sebep olur. Bu tip insanlar genelde sık hastalanan, sıkıntılı ve asabı insanlardır.
Araf suresi 31. Ayet'te: "Yiyin-için, fakat israf etmeyin, çünkü Allah is¬raf edenleri sevmez", buyurulmuştur.Ancak Allah'tan korkmayı ve utanma¬yı unutan insanları artık bu ayet de etkilemiyor.
Peygamberimiz (s.a.v): "Sizin Allah'a en sevimli olanınız, yemesi en az
ve bedenen en hafif olanınızdır." ve " pisboğaz ve göbeği büyük kimse
Cennete giremez, "buyurmuştur.
Bu söz özellikle günümüz insanının sağlığı için büyük önem taşımakta¬dır. Vücudumuzdaki sistemler yalnız doğal yiyecekleri kaldırabilir ve doğal

besinleri sindirmekte hemen hemen hiç problem yaşamaz. Fakat sindirim sistemimiz ve bağışıklık sistemimiz, genetiği değiştirilmiş, gen teknolojisi ve nanoteknolojiyle üretilmiş ürünlerin belli bir miktarından fazlasına da¬yanamaz. Bu ürünlerden kaçınmak neredeyse imkansız hale geldiğinden sağlıklı kalmak için az yemek daha büyük bir zorunluluktur.
Karışık Yemek
Peygamberimiz (s.a.v.) süt ile balığı, ekşiyi, yumurtayı ve eti asla birlik¬te yemezdi.
Tabiatınıza uymayan veya birbirine uygun olmayıp, hazmı için ayrı en¬zimler gerektiren yemekler karıştığında hazmolamadan çürür. Mesela, kar¬bonhidratlar ile proteinler, süt ürünleri ile balık, birkaç inekten sağılarak karıştırılmış süt, karışık et (örneğin, aynı cinsten iki hayvanın karıştırılmış eti, bir hayvanın eti ile bir diğerinin yağı, dana ile tavuk eti veya aklınıza gelebilecek herhangi bir et kombinasyonu), balık ile et, karışık yağlar (ör¬neğin, koyun ile tavuk yağı, katı yağ ile sıvı yağ) birbirlerine zıttır. Çünkü bunların parçalanabilmesi için ihtiyaç duyulan enzimler birbirine zıttır. Bu zıtlık, enzimlerin üretilmesine engel olur ya da üretilmiş enzimlerin birbi¬rini yok etmesini sağlar ve yenen yemek hazmolmadan çürümeye başlar. Bu, midede saatler süren bir işlemdir ve bağırsaklarda da devam eder. Ye¬mekten sonra kanda lökosit sayısı bu sebeple yükselir.
Çürüme veya mayalanma sonucu oluşan zehirli ve asitli kalıntılar sinir hücrelerini doğrudan etkileyerek bağırsakların hareketini yavaşlatır. Kalın¬tılar yavaşlamış bağırsaklarda toplanarak, onları genişletir, cepler oluşturur. Bu ceplerde dışkısal taşlar meydana gelir ve orada yıllarca kalır. Zamanla bağırsak ağırlaşır, hareketi daha da yavaşlar ve kabızlık meydana gelir. Ba¬ğırsakların duvarları kanalizasyon boruları misali zehirli, yağlı atıklarla kap¬lanır. Bu noktadan sonra vücudun intoksikasyonu (toksinlerle dolması) hız¬la artmaya başlar. Vücut direncini kaybeder, halsizleşir, bağırsaklarda de¬vamlı gaz oluşur, uyku ve tembellik artar. Çürümüş veya mayalanmış ye¬mek artıkları bağırsağı zehirleyerek kana karışır. Bu atıklar kandan bütün organlara ve hücrelere yayılarak onları da zehirler, hastalıklara yol açar. Damarları tıkayıp, organ ve eklemlerde toplanır. Bu tıkanmış damarlarda akan koyu, ağır kan organları beslemekte yetersiz kalır. Ve yukarıda belirt¬tiğimiz gibi, organlar "Açız!" diye çığlık atmaya başlarlar.

Sık Yemek
Hazmın tamamlanmasını beklemeden herhangi birşey yemek
Eski tabipler "Hastalık nedir?" sorusuna "Yediğini sindirmeden ikinci bir yemek yemektir", diye cevap vermişlerdir.
Hastalıkların temel nedenlerinden biri de bir yemeğin üstüne başka bir yemek yemektir. Sindirim sistemi belli kurallarla çalışır. Bu kurallara göre, 200-250 gr. miktarında bir yemek, midede 3-4 saatte hazmolur ki buna bi¬rinci hazım denir. Yemeğin cinsine, miktarına ve ağırlığına göre birinci ha¬zım süreci 6-10 saate kadar uzayabilir. Hazım tamamlanmadan ufacık bir¬şey dahi yense, midenin hazım seyrini bozar. Bu bir lokma, önceki yemek¬le karıştığında hazmolamayacağı için mayalanmaya ve çürümeye başlar. Önceki yemeği de bozup çürüterek midede yanma, ekşime, gaz ve şişikin-liğe sebep olur.
Aslında, ilk hazımdan değil, üçüncü hazımdan sonra yani, besin madde¬si kandan hücrelere geçtikten sonra ikinci bir yemek yenebilir. Yani günde iki defa yemek insan için yeterlidir. İçme konusunda da hüküm aynıdır.
Günümüzde insanlar, özellikle kadın ve çocuklar, hayatlarının büyük kısmını sürekli çiğneyerek geçiriyorlar. Yolda yürürken, sokakta konuşur¬ken, sinemada otururken veya ders çalışırken sürekli bir şeyler atıştırarak, vücutlarını çöplüğe çeviriyorlar. Büyüklerimiz "Mümin günde 1 defa, insan 2 defa, hayvan 3 defa yer" demişlerdir. Peygamberimiz (s.a.v.) çoğu zaman aç ve susuz dururdu. Hatta üç gece arka arkaya karnını doyurduğu olma¬mıştır. "Geceleyin veya gündüzün ikişer defa yemek yemek illettir" ve 'Tokken yemek hem hastalık, hem de haramdır", buyurmuştur. O halde en önemli sağlık kuralı ve bütün hastalıklara deva olan yegâne ilaç iyice acık¬madan yememektir.
Birbirine Ters Yiyecekler Yemek
Et, yumurta, peynir gibi proteinli yiyecekler midede hazmı uzun süren besinlerdir. Tatlılar ve meyveler midede fazla kalmadan bağırsağa geçerek birinci hazmını burada tamamlar. Su ise midede vücut ısısına ulaştıktan sonra, doğrudan bağırsağa geçer. Demek ki, önce su, sonra birlikte yeme¬mek şartıyla meyve veya tatlı, sonra salata ve yemek yenmelidir. îki çeşit

yemek yeniyorsa hafif ve sulu olanı ağır ve kuru oalndan önce yemek tercih
edilir. Önce yemek, sonra meyve veya tatlı yenirse, meyve veya tatlı haz¬
mını tamamlamak için bağırsağa geçemez, midede mayalanır veya çürür ve
gaz oluşturur. Kur'an-ı Kerim'de de bu tertibe riayet edilmiş, ". beğendik¬
leri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar. "(Vakı'a: 20, 21) bu-
yurularak et meyveden sonra takdim edilmiştir. Yine: "Ve size manna ve sel¬
va indirdik"(Bakara. 57). Gördüğünüz gibi, burada da helva yani karbonhid¬
rat (manna), bıldırcından yani proteinden (selva) önce gelir.
İbn-i Sina sabah ekmek yiyenlere, akşam et yemeyi tavsiye ederdi. Ek¬mek ve et arasındaki vakit dilimi bu kadar uzun olmalıdır. Ama mutlaka eti ekmek ile yemek isteyenler, ilk önce ekmeği et suyuna veya yemeğin sulu kısmına batırarak yemeli sonra eti ve sebzeyi yemelidir.
Yemekten sonra su içilirse, aynı şekilde su bağırsağa geçemez,- midenin genişlemesine, mide asidinin sulanıp zayıflamasına, hazmın uzamasına, zorlaşmasına ve bozulmasına sebep olur. Yemek arasında su içmek de doğ¬ru değildir çünkü yemekte su içen, yemeği iyi çiğneyemez. Gerektiği ka¬dar çiğnenmemiş yemek mideye, bağırsağa ve dalağa ağır zarar verir ("Az çiğneme" bölümüne bakınız).
Yemek yendikten 1,5-3 saat sonra su içmek daha uygundur. Zaten 1,5-3 saat sonra midenin hazım işlemi sona doğru yaklaşınca yani yemek ikin¬ci hazma hazır hale gelince insanın su istemesi normaldir, su içmek için doğru olan zaman dilimi de budur. Araf suresi 31. Ayet'te: ".. .yiyin-için, fa¬kat israf etmeyin ..." Duyurulmuştur. Bu ayette de "/ç/n "emri 'y/y/77"emrin-den sonra gelir. Ancak yemek kuru ise o zaman çiğnenip yutulan her lok¬madan sonra bir yudum su içmekte zarar yoktur. İsteyenler yemekten son¬ra birkaç küçük yudum su içebilirler.
Bekletilmiş ve Isıtılmış Yiyecekler Yemek
Taze sebze ve meyveler güneşten aldıkları enerjiyle doludur. Çiğ olarak yendiğinde vücuda çok enerji verirler ve hazımları kolaydır. Pişirilince gü¬neşten aldıkları enerjiyi ve diri sularını tamamen kaybederek aslına yani toprağa ve minerallere dönmeye başlarlar. Suyunu kaybeden sebzenin mik¬tarı azalır, içindeki mineral madde oranı ise artar. Çiğ olarak bir kilo ıspa¬nağı kimse yiyemezken, bir kilo ıspanaktan pişirilmiş yemek kolaylıkla tü-

ketilebilir. Bu mineral maddeler vücutta ağır kalıntı oluşturur ve bu kalıntı kaslarda, organlarda, damarlarda toplanarak onları sertleştirir. Bu sebeple pişmiş sebze yemeği yerine çiğ sebzeyi tercih etmek; pişmiş sebze yeme¬ğini ise az miktarda yemek daha doğrudur.
Yemeği, piştikten sonra biraz soğutarak hemen yemek gerekir. Yemek insanı değil, insan yemeği hürmetle beklemelidir. Mikroplar beklemiş ye¬meklerin yapısını değiştirir. Yemekler ısıtıldığında ise yeni kimyasal bağ¬lantılar oluştuğu için faydadan çok zararı vardır. Isıtılan yemeğin özü ve ta¬dı değişir, hazmı ağır olur, hatta imkansızlaşır. Yarattığı elektromanyetik radyasyon sebebiyle mikrodalga fırınların kullanılması da sakıncalıdır. ("Su" bölümüne bakınız.)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) akşamdan kalan, ertesi gün ısıtılan yeme¬ği asla yemezdi.
Katkılı Hazır Yiyecekler Yemek
Marketlerdeki bütün uzun ömürlü ürünler, sağlığı, bilhassa çocukların sağlığını, büyük ölçüde tehdit etmektedir. ("GMO" bölümüne bakınız.) Bu gıdalar metabolizmayı, bağışıklık sistemini ve genetiği ciddi şekilde etkiler. Hazmolunmadığı için damar tıkanıklıklarına neden olur. Vücuttaki vitamin üretme mekanizmasını, su yapısını, vücudun su oranı ve su terkibini boza¬rak, yaşlanmayı hızlandırır,- hastalıklara sebep olur. Bu faktörleri gözönün-de bulundurarak diyebiliriz ki, 10-12 yaş grubu çocukların büyük çoğunlu¬ğu artık, bu gıdaların beyin ve üreme organlarında oluşturduğu tahribatlar sonucu, şimdiden küçük birer ihtiyar gibiler.
Günümüzde, dünya gıda endüstrisinde, bir yıl içinde binlerce çeşit ve milyonlarca ton katkı maddesi kullanılıyor. Hazır gıdaları tüketmekte sakınca görmeyen bir insan her gün yaklaşık 2000 çeşit katkı maddesi tü¬ketiyor: Tatlandırıcı, tad verici, kıvam koruyucu, kıvam artırıcı, renk koru¬yucu, beyazlatıcı, bozulmayı önleyici, nem tutucu, boya, aroma vs...
Yiyecek endüstrisi, kullanılan katkı maddelerini ambalaj üzerinde be¬lirtmek zorundadır. Fakat katkı maddelerini belirtme zorunluluğu sadece üreticinin kendi kattığı maddelere mahsustur. Mesela bir fırın, ürettiği bir üründe su, maya, tuz, yağ, yumurta ve şeker kullandıysa bunları belitmek zorundadır fakat un, su, maya, tuz, yağ, yumurta ve şekerdeki katkı mad-

delerini belirtmek zorunda değildir. Bununla birlikte katkı maddelerinin üretim metodunu da belirtmek zorunda değildir. Çiklet, şeker, sakız gibi tamamen katkı maddelerinden oluşan, 10 cm2'den küçük, ambalajlı ürünle¬ri üretenler, katkı maddelerini belirtmek zorunda değildir. Zeytin, et, pey¬nir, ekmek, baharat, kuruyemiş, taze meyve ve sebze gibi açık satılan yiye¬ceklerde, lokanta veya pastanelerdeki ürünlerde de katkı maddelerini be¬lirtme mecburiyeti yoktur.
Basit bir sakızın içindekiler:
Sakız mayası (Sakızın ana maddesi): Ambalajda belirtilmeyen, sakız mayasının içindekiler şunlardır: Kauçuk, vaks, antioksidant, elastomer, re¬çine, venil polimer', parafin2 ve katkı maddeleri (hangi katkı maddeleri ol¬duğu belirtilmemiştir).
Tatlandırıcılar (7 tane): Doğal olmadığı için, hepsi de hazmı bozar ve diyabete zemin hazırlar. Buna ek olarak aspartam gibi bazı tatlandırıcılar beyin faaliyetini bozar, baş ağrısı, baş dönmesi ve bayılmalara sebep olur. Dudaklarda, dilde ve ayaklarda şişme yapar. Aspartam, fenilalanin denilen bir amino asit içerir. Fenilalanin ve metabolikleri kan ve dokularda birikir. Çocukların gelişmekte olan üreme organlarında ve beyinlerinde hasara yol açar. Bu hasar, kısırlığa, zeka geriliğine ve çocukların zihinsel özürlü olma¬sına neden olur.
Doğala özdeş aromalar (3 tane): Gen teknolojisi ve nanoteknoloji yön¬temleriyle üretilenler beden-ruh dengesini ve hormonal dengeyi etkiler. ("Nanoteknoloji" bölümüne bakınız.)
Nem tutucu (Gliserol): Büyük ihtimalle domuz ürünü ya da mezbaha atıklarından elde edilir. Genteknolojisi ve nanoteknoloji yöntemleriyle de üretilebilir.
Emülgatör (Lesitin): Büyük oranda domuz ürünüdür. Bitkisel olanlarda "soya lesitini" yazar (GM ürünü).
Parlatıcılar (2 tane): Onlardan biri, "şellak"tır ki genetiği değiştirilmiş bir tür "bit"ten elde edilir. Alerjilere ve beklenmeyen yan etkilere yol aça¬bilir. Diğeri "karnauba murnu'dur. Brezilya hurması mumuna benzeyen sentetik bir mumdur. Aslında kağıtçılık, mobilyacılık gibi sanayilerde kul¬lanılan bir parlatıcıdır.
Renklendirici ve nem tutucu (Titanyumdioksit, E 171): Nanoteknoloji-

de kullanılan ana maddelerden biridir. Bir süredir mineral şeklinde değil, nanoparçacıklar halinde kullanılmaktadır. Ağız yoluyla vücuda giren ve dokularda depolanan bu nanoparçacıklar, organik bir maddeyi su ve kar¬bondioksite kadar parçalama özelliğine sahiptir. Kuvvetli nem tutucu oldu¬ğu için, vücudun su terkibi üzerinde çok etkili olabilir. Çok geniş bir kul¬lanım alanı vardır: İlaçlar, vitaminler, şekerlemeler, sakızlar, un, şeker, tuz, karbonat, kabartma tozu ve küçük parçacıklar halindeki bütün gıdalara be¬yazlatıcı ve nem tutucu olarak katılır.
Gördüğünüz gibi 2,5 gr.'lık küçücük bir sakız en az 18 tane katkı mad¬desi içeriyor. En az diyoruz çünkü her bir katkı maddesinin 1-3 tane kendi koruyucu katkısı vardır.
Sakızın üzerinde İaksatif etki (ishal) yapabilir" ve "Sakızdır, yutmayı¬nız" uyarıları yer alır. Çocukların bu uyarıyı anlaması beklenemez ve tabii ki küçük çocukların hepsi sakızı yutar!
Katkı maddelerini savunanlar "Katkı maddelerinin içinde zararsız hatta faydalı olanlar vardır" diyorlar. Olabilir, ancak, bugün katkı maddeleri de¬ğişik malzemelerden, değişik teknoloji ve yöntemlerle elde edildiğinden, üretim metodlarının, kimyevî içeriğinin ve kaynaklarının, güvenli, tehlike¬li veya şüpheli olup olmadığının belirlenmesi kesinlikle mümkün değildir. örneğin, Karoten (E 160) Doğal A vitamini kaynağıdır ve doğal bitki pig¬mentlerinden elde edilir. Betanın (E 162) ise kırmızı pancardan elde edile¬bilir. 30 yıl önce bu şekilde doğal bitkilerden elde edildiği için ikisinin de adı, 30 yıl önceki gibi hâlâ "güvenilir" sınıfında yer alır. Ancak, bu süre zar¬fında yeni metodlar ve teknolojiler kullanılır olmuştur ve bu katkı madde¬leri, büyük oranda, GM bitkilerden üretilmektedir. Hatta biyosentez veya nanoteknoloji yöntemleriyle de elde edilenler olabilir. Öyleyse bunlar ar¬tık "güvenilir" değildir, "tehlikeli" hale gelmiştir. Demek ki, ürün ambalajlı veya ambalajsız olsun, ambalaj üzerinde içindekiler belirtilsin veya belirtil¬mesin, üründe kullanılan gerçek katkı maddelerini ve bunların sıfatlarını tespit etmek mümkün değildir. Dolayısıyla, her üründe onlarca çeşit katkı maddesi kullanılır. Bazı katkı maddeleri tek başına zararlı olmasa da, karış¬tırıldığında zararlı olabilir veya birbirinin zararını yükseltebilir (sinerjizm etkileşimi), ya da vücuttaki her türlü madde ile, alınan ilaçlar ve besinlerle, depolarda birikenlerle, üretilen enzimlerle tehlikeli bileşimler oluşturabilir. Ancak en sık kullanılan katkı maddeleri tek başlarına da çok zararlıdır.

En Yaygın Kullanılan Katkı Maddeleri
Bisphenol-A: Gıda endüstirisi ürünlerine bozulmayı önleyici katkı mad¬desi olarak katılır. Ostrojen hormonu gibi etki yapan bisphenol-A içeren ürünler, yiyenlerin vücudunda ostrojen oranının artmasına yol açar. Bu du¬rum ise trombosit üretiminin azalmasına,- hem kadınlarda hem de erkekler¬de endometriozis oluşumuna sebep olur. ("Endometriozis" bölümüne bakınız.)
Nitrat-Nitrit: İşlenmiş et ürünlerinde en sık kullanılan katkı maddeleri¬dir. Bu iki tür madde hem koruyucu olarak hem de renklendirici ve lezzet arttırıcı olarak kullanılır.
Sodyum nitrit (E-250): Türkiye'de, Nitrat-Nitrit'lerden en çok kullanı¬lan tür budur. Tüm işlenmiş et ürünlerinde (sosis, salam, pastırma, sucuk) katkı maddesi olarak kullanılıyor. Et ürünleri ile alınan sodyum nitrit, vü¬cutta, kanserojen maddeler olan nitrosaminler oluşturur. Nitrosaminler, dokuların hasarına, mutasyonlara ve kansere neden olur (kolon kanseri, ka¬raciğer kanseri, pankreas kanseri, beyin kanseri, lösemi vb.) Sodyum nitrit-li ürünlerin tüketilmesi, baş dönmesine, baş ağrısına, nefes alma zorluğuna, kan üretimindeki bozukluklara da neden olabilir.
Sodyum Sülfit (E221): Gıda maddelerinde ve ilaçlarda renk ve kıvam koruyucu, bozulmayı önleyici ve beyazlatıcı olarak kullanılır. Türkiye'de, en geniş alanda ve en sık kullanılan sülfitleyicidir. Fermente içeceklerin ambalajında, bir çok restoranın salata barında, bira ve şarap gibi içecekler¬de bulunur. Şekerlemeler, peynirler, çikletler, dondurmalar, portakallı içe¬cekler, meşrubatlar, meyve suları, üzüm, kayısı, incir, dut gibi kurutulmuş meyveler, kek ve bisküvi gibi fırınlanmış ürünler, çaylar, çeşniler, hazır de¬niz ürünleri, reçeller, jöleler, konserveler ve suyu alınmış sebzeler, dondu¬rulmuş patates, hazır çorbalar, salam, sosis, sucuk, kurutulmuş et ve balık ürünlerinde katkı maddesi olarak kullanılır. Pamukkale Üniversitesi Tıp Fa-kültesi'nde bu konuda yapılan araştırmalarda, sodyum sülfitin besin ve ilaç yoluyla alınmasının, öğrenme ve hafıza bozukluklarına, beyin fonksiyonla¬rının bozulmasına neden olduğu ve bu bozuklukların, zamanla daha büyük boyutlara çıkmasının kaçınılmaz olduğu tespit edilmiştir. Sülfitler göğüste sıkışma, kurdeşen, karında kramp, ishal, kan basıncının düşmesi, başta yan¬ma hissi, halsizlik ve nabız hızlanmasına neden olur. Ayrıca sülfitler, astım¬lılarda astım atağını tetikleyebilir.

Sodyum Nitrit (E-250) ve Sodyum sülfit'in zararları özellikle cenin, be¬bek ve çocuklar üzerinde etkili olmaktadır.
Karamel (E 150): GM buğday ve GM mısırdan üretilir. Çeşitli konserve türleri, işlenmiş et ürünleri (sosis, sucuk, salam vb.), hamburger, kek, pasta, bisküvi, şekerleme çeşitleri, çikolatalı ürünler, hazır çorbalar, soslar, soya sosu, kolalı içecekler, bazı içkiler ve benzerlerinde renklendirici (kahveren¬gi) ve tat verici olarak kullanılır. Kansere neden olabilir.
Titanyumdioksit (E 171): En tehlikeli katkı maddelerinden biri olan ti-tanyumdioksit için "Sakızın içindekiler" konusuna bakınız.
E173 Alüminyum kaynaklı olan bu katkı maddesi, renklendirici (alü¬minyum rengi) ve nem tutucu olarak bazı haplarda ve şekerlemelerde kul¬lanılır. Toksik veya allerjen olan her maddeye karşı (katkı maddeleri dahil) aşırı duyarlılığa neden olabilir. Dünyanın çoğu ülkesinde yasaklanmış ol¬masına rağmen Türkiye'de alüminyum kaynaklı katkı maddeleri sadece ilaç ve şekerlemelerde kullanılmamakta, sofra tuzuna bile katılarak, bebekler dahil, herkese yedirilmektedir.
Aspartam (Aspasvit, Aspamiks): GM bakteri metoduyla üretilir. Çikola¬ta, sakız, ketçap, soslar, gazozlar, şekerlemeler, ilaçlar, diyet yiyecek ve içecekler ve benzerlerinde kullanılır. Aspartam, fenilalanin denilen sentetik amino asit içerir. Sentetik fenilalanin ve metabolikleri kan ve dokularda bi¬rikir. Çocukların gelişmekte olan beyinlerinde hasara yol açar. Beyin hasa¬rı havaleye, otistik veya agresif davranışlara, zeka geriliğine ve çocukların zihinsel özürlü olmasına neden olur. Aspartam göz kapaklarında, dudaklar¬da, ellerde veya ayaklarda şişmeye neden olur. Beyin faaliyetini bozduğu, baş ağrısı, baş dönmesi ve bayılmalara sebeb olduğu için çoğu ülkelerde ya¬saklamıştır. Aspartamı yasaklayan veya kullanımına sınır koyan ülkelerdeki gelişme çağındaki çocuklarda zihinsel özürlülük oranı hızla azalmakta, Türkiye'de ise aynı hızla artmaktadır.
Monosodyum glutamat (MSG) (E621): Lezzet arttırıcıdır. Bir çok ima¬lathane ve restoranda lezzet arttırıcı olarak kullanılır. Özellikle Çin, Japon ve Türk mutfağında kullanılır. MSG ile oluşan reaksiyonlar: Baş ağrısı, bu¬lantı, ishal, terleme, göğüste sıkışma, boyun arkasında yanma ve astımlı hastalarda ağır astım ataklarını tetikleme. MSG ile oluşan reaksiyona "Çin Restoranı Sendromu" da denir.

Tatlandırıcılar,- Maltodekstrin, Glikoz, Glikoz Şurubu, Fruktoz, Deks¬troz Türkiye'de, Amerika kaynaklı GM mısırdan üretilmektedir. Bebek ma¬ması, bebe bisküvisi, her çeşit unlu ürün (ekmek, baklavalar, pastalar, bis¬küviler vb), cips, hazır çorbalar, her türlü içecek (kolalı içecekler, meyve suları, gazozlar vb.), işlenmiş et ürünleri, soslar ve akla gelen her tür hazır yiyeceğe eklenir ve ayrıca fast-food ve bal üretiminde kullanılır. Diyabete, hormonal sistemde ve bağışıklık sisteminde dengesizliğe sebep olabilir. ("GMO" ve "Diyabet" bölümüne bakınız.)
Formaldehit: Ürünlerin bozulmasını önleyicidir. Formaldehit kimya en¬düstrisinde en yaygın olarak üretilip kullanılan maddelerden biridir: Sıva, duvar kağıdı, tekstil, halıfleks, boya, yağlı boya, lastik, metal, mobilya, vü¬cut bakım ürünleri, bulaşık detarjanları, çamaşır deterjanları, ev temizliğin¬de kullanılan detarjanların yapımında,- et, balık, sucuk, yağlar, tahıllar, hay¬van yemi ve tohumluklar gibi besin maddelerinde.
Aromalar ve emülgatörler gibi katkı maddelerinde bozulmayı önleyici olarak katılır. Ayrıca mantar hastalıklarında ve tıbbi laboratuvarlarda koru-20 yucu sıvı ve sterilize edici madde olarak kullanılır.
Yaklaşık 40 yıldır bu kadar geniş bir alanda kullanan Formaldehit, kuv¬vetli mutajen ve allerjenler arasında yer alır ve ödem, kronik rinit, astmatik bronşit, bronşiyal astım, alerjik gastrit, kolit ve aşırı duyarlılığa neden ola¬bilir. Aşırı duyarlılık ise bir sonraki formaldehit etkileşiminde daha şiddet¬li bir reaksiyona yol açabilir.
Formaldehit, hidroklorik asit ile (mide özsuyu) reaksiyona girdiğinde kansorejen bir madde oluşturur. Burun kanseri, akciğer kanseri, beyin kan¬seri ve lösemiye yol açabilir.
İnsanlar, inşaat malzemelerinden, kozmetiklerden ve ev eşyalarından yayılan, gıdada, sigara ve egzos dumanında bulunan formaldehitten etkile¬nebilirler. En önemli formaldehit kaynaklan, sıkıştırılmış tahtadan yapılan yer döşemeleri, dolaplar, duvar kaplamaları, mobilyalar, oda spreyleri, ku¬maş dokumalar, ev temizliğinde kullanılan çeşitli sıvılar, döşeme cilalan, duvar kağıtları, halılar ve boyalardır. Evin ısı ve nemi ne kadar yüksek, ev eşyaları ne kadar yeni ise, havaya formaldehit yayılışı o kadar fazladır.
Katkı maddelerinin gıdalarda kullanılması yıkıcı hastalıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bunların bazıları şunlardır: Hazım sisteminde

bozukluklar, kronik toksik hepatit, böbrek ve böbrek üstü bezi hastalıkla¬rı, üreme organlarında bozukluklar, kısırlık, endometriozis, kist, kanser, di¬yabet, tiroid rahatsızlıkları, havale, hiperaktivite, davranış bozukluğu, otizm, baş dönmesi, baş ağrısı, depresyon, alzheimer, parkinson, MS gibi sinirsel ve ruhsal hastalıklar, düşük tansiyon, yüksek tansiyon, titreme, aler¬jik kaşıntılar, egzama, astım ve aşırı duyarlılık...
Dünyanın çeşitli ülkelerinde katkı maddeleri üzerine yapılan araştırma¬ların sonuçları dehşet vericidir. Ancak bu ürpertici gerçeklere rağmen, üre¬tici firmaların ve parayı elinde tutanların karşısında, sesini yükseltecek, yo¬rum yapacak veya bir kampanya başlatacak herhangi bir kamuoyu oluşabil¬miş değildir ("GMO" bölümüne bakınız.)
Kimyasal ilaçlar
Amerika'da her yıl 250.000 kişi tıbbi hatalar yüzünden ölüyor. Bunlar¬dan 127.000 bini hastahanede yatarken, yanlış ilaç verildiğinden veya ilaç¬ların yan tesirleri yüzünden ölüyor. Aynı sebepten hastane dışında ölenle¬re ait istatistik yoktur, ancak hastahane dışında ölenlerin sayısı mutlaka da¬ha yüksektir. İlaçların yan tesirleri yüzünden hastalananlarla ilgili ise hiçbir istatistik yoktur. Tecrübeler gösteriyor ki, hemen hemen bütün hastalıkla¬rın temelinde kimyasal ilaçların büyük payı vardır.
Alınan birçok kimyasal ilacın öncelikle bağışıklık sistemini ve kan dola-şımı-üretimi sistemini direkt olararak tahrip edici etkileri bulunmaktadır. Bazı ilaçlar kullanıldıkları dönemde, bazıları kullanımından haftalar, aylar, hatta yıllar sonra, bazıları ise doza bağımlı olarak etki gösterir. Bağışıklık sistemini ve kemik iliğini baskılar, kan üretimine engel olur, kan hücreleri¬nin, lökosit, trombosit ve alyuvarların bozulmasına ve parçalanmasına, hor¬mon dengesizliğine, karaciğer toksisitesine, böbreklerde kanama ve ilti¬haplanmaya, kısırlığa ve başka birçok bozukluğa neden olabilir.
Örneğin, bazı ilaçlar bazı durumlarda kan hücrelerinin üzerinde yıkıcı etkide bulunurlar. Hücre duvarlarını eriterek yıkımı başlatırlar. Bu hücreler, çok hassas oldukları için bu kimyasal yıkıma direnemezler. Daha ağır vaka¬larda ise, kemik iliği baskılandığı için, kan üretimi bozulur, lösemi ve ane¬miler ortaya çıkar.

Tıp literatürüne bakıldığında şu sonuçlara ulaşılır:
Bazı ilaçlar kemik iliği hücrelerinde DNA ve RNA sentezini engelleye¬rek kan üretiminin azalmasına veya anormal hücre üretimine, bunun sonu¬cunda lösemi ve anemilere sebep olurlar (kloramfenikol, oksasilin, isonia-sid, sefalotin, fenindion, fenitoin, fenilbutazon gibi).
Bazı ilaçlar bağışıklık sistemini baskılarlar (Aminopirin, sulfonamidler, propiltiourasil, methimasol gibi)
Alyuvarların parçalanmasına (Hemoliz) sebep olan kırktan fazla ilaç vardır: Aspirin, sulfonamidler, sulfonlar, nitrofuranlar, kinin, klorokin, pri-makin, fenilhidrazin, probenesid, dimerkaprol, kloramfenikol gibi. Bu da bazen geçici, bazen de ömürboyu kalıcı anemi oluşturabilmektedir.
Bazı ilaçlar (fenacetin, sulfonamidler gibi) ve pek çok gıdada bulunan kimyasallar (anilin boyalar, nitrit ve nitratlar gibi), hemoglobini etkileye¬rek dokuların oksijenlenmesini ve beslenmesini engeller, ilaçlar, kemik ili¬ği dejenerasyonuna ve bunun sonucunda kemik iliği yetmezliğine ve ağır anemilere neden olabilmektedirler.
Trombosit ve trombosit üretimi bozukluğunda pek çok tıbbî ilaç sorum¬lu tutulmaktadır. Aspirin, kolşisin, antiromatizmal ilaçlar (ibuprofen, indo-metazin, fenilbutazon gibi), psikiyatri ilaçları, kalp ilaçları (klofibrat, dip-ridamol, papaverin, propranolol gibi), anestezikler, antibiyotikler (ampisi-lin, karbenisilin, gentamisin, penicilin gibi), bazı öksürük şurupları (glise-rol, gayokolat gibi), bazı allerji ilaçları bu gruptadır, ilaçlar tarafından mey¬dana getirilen immünolojik trombositopeni valproik asid, furosemid, sulfo¬namidler gibi bir çok ilacın kullanımı sırasında açığa çıkmaktadır.
İlaçların sebep olduğu damar romatizması (vaskülit, damar kireçlenme¬si) denilen durumda cilt yüzeyinde ince kanamalar, morarmalar, kangren oluşumuna kadar değişen bulgular görülebilir. (Aspirin, allopurinol, kloro-tiazid, klorpropamid, digoksin, furosemid, indometazin, iyot, izoniasid, metildopa, piperazin, kinidin, kinin, rezerpin, sulfonamidler, tolbutamid, warfarin gibi).
ilaçların zararlı etkileri başlıbaşına ciltlerce kitap konusudur. Aşağıda en sık kullanılan ilaçlardan bazıları örnek olarak verilmiştir.
1. Sultamisilin (antibiyotik): Yan etkileri, alerji (anaflaktik şok dahil), is¬hal, kanlı ishal, bağırsaklarda yaralar, sersemlik, halsizlik, havale, dilde kıl-

lanma, kan üretimi bozukluğu, karaciğer zehirlenmesi, cilt hastalıkları ve nefrittir. Bu antibiyotik ufacık bebeklere bile verilmektedir. 1. Depresyon tedavisinde en çok kullanılan ilaçlar:
a. Fluoksetin: Yan etkileri yorgunluk, titreme, terleme, baş dönmesi, iş¬
tahsızlık, bulantı, kusma, ağız tadında değişiklik, baş ağrısı, sinirlilik, uyku¬
suzluk, sersemlik, huzursuzluk, yorgunluk, iktidarsızlık, ağız kuruluğu, ka¬
bızlık, cilt döküntüleri, kaşıntı, viral enfeksiyon, bacak ağrısı, görme bo¬
zukluğu, ateş, üst solunum yolu enfeksiyonu, anjin, sık idrara çıkmadır.
b. Seroxat: Depresyon ilaçlarında kullanılan paraksodin maddesinin yan
etkileri üzerine Norveçli bilim adamları tarafından bir araştırma yapılmış¬
tır. Depresyon tedavisi gören 1500'den fazla hasta üzerinde yapılan araştır¬
mada, 'Seroxat' kullanan 7 hastanın intihara teşebbüs ettiği ortaya çıkmış¬
tır. Bazı sağlık örgütlerinin de 'Seroxat'ın intihar eğilimini artırdığını orta¬
ya koyan araştırmaları bulunuyor. Ruh Sağlığı Örgütü MIND, yaptığı araş¬
tırmaya göre, 'Seroxat' kullanan hastaların yüzde 50'sinin kendisine zarar
verme ve intihar eğiliminin arttığını bildirdi. Örgüt ilacın satışının durdu¬
rulmasını istedi.
3. Aspirin: Sindirim sistemi kanamaları, ülser, kulak çınlaması, baş dön¬mesi (vertigo), geçici işitme kaybı, kanama zamanının uzaması, kan üreti¬mi yetersizliği, demir düşüklüğü, aşırı duyarlılık reaksiyonları olarak kaşın¬tı, deri döküntüleri, dil ve dudaklarda şişme, astım ve anafilaksi şoku ("Aler¬ji" bölümüne bakınız.) görülebilir.
4. Halotan: Genel anestezi için sık kullanan ve orta zararlı olan analje¬ziklerden biridir. Vücuda giren halotanın % 60-80'i 24 saat içinde solunum yolu ile atılır. Fakat bu zaman zarfında bile akciğer dokuları ciddi bir tah¬ribata uğrar. Geri kalan kısmı metabolizmaya katılıp idrarla dışarı atılırken, böbreklerin hasarına neden olabilir. Halotan alan hastaların yaklaşık % 20'sinde karaciğer enzimlerinde yükselme ve bazen karaciğerde masif nek¬roz gelişebilir. Genel anestezi alan her hastanın beyni farklı derecelerde hasara uğrar. Bazen bebeklere ve küçük çocuklara, röntgen gibi basit tıbbi müdahalelerde bulunmadan önce belirli bir pozisyonda, hareketsiz tutmak için bile genel anestezi önerilmektedir.
5. Synpitan (Sentetik oksitosin): Halk arasında suni sancı olarak bilinir. Sentetik oksitosinin yapısı antidiüretik hormon ile benzerlik gösterir. Bu

nedenle oksitosin hem anne hem de bebeğin vücudunda su tutulmasına ne¬den olur. Şiddetli su tutulması bilinç bulanıklığına, istemsiz kasılmalara, nöbetlere, kalp yetmezliğine, komaya ve hatta ölüme neden olabilir. Bebe¬ğin beyin dokularında toplanması ve beyinde ödem oluşturması oksitosinin özelliğidir. Suni sancı ile doğan bebeğin beyni farklı derecelerde hasara uğ¬rar. Bu hasar bebekte huzursuzluğa, ateşe, havaleye ve hiperaktiviteye se¬bep olabilir.
En büyük hasan ise suni sancı verildikten sonra sezaryene alınan kadın¬lar ve bebeklerinin beyinleri görür. Bu durumda sentetik oksitosin ve genel anestezi için kullanılan analjezik birbirinin zararını arttırır. Bunların etkisi ile oluşan bebeğin beyin hasarı hiperaktivite, otizm, epilepsi gibi nörolojik veya şizofreni gibi ruh hastalıklarına neden olur. Anneler zamanla hafıza kaybına ve ruh hastalıklarına maruz kalırlar. Bu sebepten psikolog ve psiki-yatristlerin ofislerinde büyük çoğunlukla sezaryenli kadın ve çocuklara rastlanır. Çünkü, resmi açıklamaya göre, Türkiye'de her iki doğumdan biri sezaryenle gerçekleşir. Ancak gerçekte bu oranın daha da yüksek olduğu¬nu herkes bilir. Ve hemen hemen her doğumda suni sancı kullanılmaktadır.
Tıbbi ilaçlan kullanmadaki amaç hastalıkları yok etmektir. Ancak tıp ta¬rihi bize acımasızca göstermektedir ki, vücuda kimyasal maddeleri sokmak ve vücudun, dolaşım sistemi, solunum sistemi gibi sistemlerinin işlevine bi¬linçsizce müdahale etmek akıllıca bir iş değildir. Organlarda, sistemlerde ve hücrelerde, her saniye meydana gelen, aklın alamayacağı kadar karma¬şık, muhteşem ve sonsuz işlemi kontrol etmeye hiçbir insanın aklı ve gücü yetmez, yetmeyecektir.



__________________
Radyo hidayetcagi dinlemek için tıklayın

Allah'a olan sevginizin ölçüsü, ne kadar zikrettiğinizle orantılıdır..Efendi Hz.      
[IMG]
Sayfa Başı Yazdırılabilir Sayfa Göster kars's Profil Diğer mesajlarını ara: kars
 
kars
Moderator
Simge

Moderator

Üyelik: 12 December 2006
Ulusal Bayrağı Turkey Turkey
Mesajlar: 4055
Gönderildi: 08 July 2008 - 04:47 | IP Kayıtlı Alıntı kars

Az Çiğnemek
Karbonhidratlar, organik asitler, aromatik maddeler ve tuzların hazmı ağızda, bol enzim içeren tükürükle başlar,- çiğneme esnasında enzimlerle karışır ve bir kısmı ağızdaki kılcal damarlara süzülür. Ağır karbonhidratla¬rın hazmı ağızda başlayarak midede aynı enzimlerle devam eder. Ağızda yemeğin kimyasal yapısı hakkında araştırma yapılır ve alınan bilgi beyne gönderilir. Beyin bu bilgiyi analiz eder ve yemeğin hazmını programlar. Bu durumda çiğneme işlemi büyük önem taşımaktadır. Yemek ne kadar iyi çiğ-nenirse, beyin o yemeğin tahlilini o kadar iyi yapar ve sindirim sistemini o
derece iyi hazırlar. Çiğnenmiş yemeğin tadı ve kokusu ağızda dağılmalı ve kaymağa benzer bir nesne (kimus) haline gelmelidir. Bu da 15-40 çiğneme hareketi ile elde edilir.
Ağızda çok miktarda akupunktur noktası bulunur (her bir dişin dibinde 2'şer tane). Çiğneme ile ayrılan yiyecek ve içeceklerin enerjisi bu akupunk¬tur noktaları vasıtasıyla vücudun genel enerji dolaşımına karışır. Bu yüzden içme küçük yudumlarla, yemek de küçük lokmalarla olmalıdır. Süt, et suyu, meyve-sebze suyu veya su küçük yudumlarla alınır, ağızda ılıtılır, tükürük¬le iyice karıştıktan sonra yutulur. Eğer gıdalar yeterince çiğnenmezse, sin¬dirim başından itibaren bozulacaktır.
Hızlı yiyen daha çok yemeye mecbur kalır, çünkü vücut besinlerdeki enerjiyi ağızdaki akupunktur noktalan vasıtasıyla kullanamaz, sadece kim¬yasal bağlantıları çözme işlemi sonucunda oluşan enerjiyi kullanır. İyi çiğ¬nenmemiş yemek parça veya kütle halinde mideye gelir. Mide bu kütle ve parçaları hazmedemez, sadece çürütür. Taze ekmek, bilhassa taze beyaz ekmek parçaları (özellikle kan grubu "0" olanlar için) ve et parçalan (özel- 25 likle kan grubu "A" olanlar için) en zararlısıdır. Midede çürümeye başlayan kütleler ve parçalar bağırsağa iner ve orada çürümeye devam eder. Bağır¬saklarda çürüyen kütle ve parçalar kandaki lökositleri (akyuvarlar)çoğaltır. Bağışıklık sistemi de bu duruma karşı koruma programı geliştirir ve böyle¬ce her yemek bağışıklık sistemini sarsa sarsa vücudu felakete götürür. An¬cak taze meyve-sebze lifleri, çekirdekleri, kabuklan böyle bir felaket oluş¬turmaz. Bunların tüketimi bağırsakta yaşayan yararlı mikropları çoğaltır ve onları vücudun menfaatine kullanır. Bunun için meyve ve sebzeler kabuk-larıyla ve birkaç çekirdeği ile yenmelidir. Bir başka tavsiyemiz de her gün 1-3 diş sarımsak yutulmasıdır.
İyi çiğnemenin yararları:
• Yemeği iyi çiğneyen insan, az çiğneyene göre, daha az yer-içer. Çün-
kü yemeğin enerjisini eksiksiz kullanmış olur.
• Karışık yemeğin zararı azalır.
• Yemeğin hazım süreci kısalır.
• Mide, pankreas, bağırsaklar ve karaciğerin işi kolaylaşır.
• Çok daha az enzim (insülin dahil) harcanır.
• Mide, bağırsak, karaciğer, pankreas, bağışıklık sistemi hastalıklarından

diyabet, tümör, kanser, alerji, sinir ve ruh hastalıklarından, diş çürü¬mesinden korunmuş olunur.
• Mevcut olan hastalıklar hafifler.
• Şişmanlıktan emin olunur v.s.
Uyuşturucu, sigara ve alkole bağımlılık ve diğer psikolojik, ruhsal ve si¬nirsel hastalıkların temelinde az çiğnemenin önemli yeri olduğu konusun¬da büyük alimler arasında görüş birliği vardır. İyi çiğnenmemiş yemek ka¬raciğer, dalak ve kalbe ağır yük yükler. Bu organların durumu ise ruhsal dengeyi doğrudan etkiler. Büyüklerimiz, "Lokmayı küçük al ve iyi çiğne. Aksi halde deli olursun" derlerdi.
(
Hazımsızlık, yüksek kan şekeri, mide, bağırsak, karaciğer, dalak ve tüm sağlık problemlerinden kurtulmak için bazen sadece yemek yeme ve çiğne¬me alışkanlıklarını düzeltmek yeterli olabilmektedir.
Bu satırları okuyanlar, çocuklara yemeği yanlış yedirme ile onları ne ka¬dar büyük tehlikeye sürüklediklerini düşünmelidir. 1,5 yaşına kadar yiye¬cekleri çiğnemeye alışmayan ve onları sindirecek enzimlere sahip olmayan, cahil anne-babalara karşı savunmasız kalan biçare çocuklar! Onlara zorla yemek yedirmek isteyenler, hiç olmazsa, çiğneyip vermelidir.
Nefes Alıp Vermenin Bozulması
İnsanın bu dünyada aldığı ilk nefes hayatının başlangıcı, son nefes ise sonudur. Bu iki nefes arasında akan ömrümüz boyunca aldığımız her nefe¬sin önemi büyüktür. Nefes, neşe-hüzün, mutluluk-mutsuzluk, kızgınlık-sa-kinlik, korku-cesaret gibi duygular üzerinde terbiye etkisi yapar. Vücut, doğal nefesle doğal duyguları, doğal düşünceleri, doğal kuvvetleri ve aynı zamanda organların sağlığını muhafaza eder. Çünkü nefes, bedenin hücre¬leri ile oksijen, su ve gıda gibi vücuda alınan maddeler arasında uyum oluş¬turur. İşte bu faktörlerin tamamını gözönünde bulundurarak diyebiliriz ki nefes, sağlığı ve düşünceyi besleyen bir kuvvettir.
Bir bebeğin nasıl nefes alıp verdiğine dikkat edilirse nefes alırken (Haa-ay) karnının şiştiği, verirken (Huuu) içeri çekildiği görülür. Bu solunum do¬ğal solunum olarak adlandırılır. Ağlayan çocuk, nefes vererek ses çıkarır,-sağlıklı çocuklar nefes vererek konuşur. Doğal olan, bu şekilde nefes alma ve konuşma tarzıdır ve hayat boyu böyle olması gerekir. Nefesi doğal bir

şekilde alıp-veren insanın akciğerinin tüm segmentleri nefes faaliyetine iş¬tirak eder ve bu durum diyaframı kuvvetli bir şekilde hareketlendirir. Di¬yaframın hareketleriyle göğüs ve karın organlarına masaj yapılır, kan dola¬şımı kolaylaşır, organlar kuvvetli, temiz ve sağlıklı kalır. Diyafram, önemi¬nin büyüklüğünden dolayı "ikinci kalp" olarak da isimlendirilmiştir.
İnsan çok, sık ve karışık yemeye, sigara içmeye, sandalyede oturmaya ve yaşlanmaya başlayınca, diyafram katılaşır ve nefes alıp-verme düzeni bozu¬lur. Doğal olmayan, iyi çiğnenmeyen ve karışık yemekten oluşan gaz sebe¬biyle kann şişer, diyafram kaburga kemiklerinin altında veya midenin ucunda hareketsiz kalır. Katılaşmış bir diyafram doğru bir şekilde soluk al¬mayı ve bedenin yeterli miktarda oksijen almasını engeller ve insanın ken¬dini sürekli olarak yorgun ve bitkin hissetmesine sebep olur. Bu durumda saatlerce sandalyede oturmak ya da dar elbise giymek göğüs ve karın böl¬gesi organlarında kan dolaşımını daha da zorlaştırır, gazın çıkmasını engel¬ler ve gaz kana karışır. Kan, pis kokulu, zehirleyici bir nitelikle organlara yönelir ve yeni hastalıkları körüklemeye başlar.
Endüstriyel atıklar, sigara ve alkollü içecekler de nefes düzenini bozar,-onun doğal yönünü değiştirir, hatta mekanizma ters şekil alır: Nefes alır¬ken karın içeri çekilir, verirken karın şişer. Bu sebeple akciğerin alt bölüm¬leri mekanizmaya iştirak edemez hale gelir. Bu durumda göğüs kaslarının göğüs kafesini genişletmek için harcadığı enerji, nefes alma yoluyla kaza¬nılan enerjiden daha fazla olur. Normal olan nefes alma yoluyla havadan alınan enerjinin göğüs kafesini genişletmek için harcanan enerjiden daha fazla olmasıdır. Böylece vücut negatif enerji biriktirir ve enerji dengesizli¬ğine yol açılır. Bu işlev konuşma esnasında da bozulur, insan nefes verdi¬ğinde olduğu gibi, aldığında da konuşur hale gelir (degradasyon işaretidir). Bu durumda nefes, konuşma ve organlar arasındaki işbirliği düzeni bozul¬muş olur.
Her bir organ sadece ona ait olan titreşimde çalışır. Dinimiz bunu "her organın kendine ait bir zikri vardır" şeklinde anlatır. Ters nefes, organların zikrinin bozulmasına yol açar. Zikri bozulan veya zikirden vazgeçen organ ise hastalanır.
Nefes alıp vermeyi düzeltmenin en kısa ve kolay yolu 3 günlük açlıklar yapmak ve Kur'an-ı Kerim'i nefes kontrolü ile sesli ve tecvitli okumaktır. Kur'an'da nefes alma, verme ve duraklama yerleri belirtilmiştir. Bir nefeste

30-60 saniye kadar yüksek sesle Kuran okuyarak 1-2 ay içinde nefes alıp verme düzeni yeniden kurulabilir. Koşma, kürek çekme ve yüzme de nefe¬si düzeltmenin diğer yollarıdır. Tok karna kıraatle Kur'an-ı Kerim okumak veya nefes kontrolü ile yapılan hareket (koşma, kürek çekme vs.) kalbe ve akciğere zarar verir. Bu sebepten hafız ve imamlar arasında kalp hastalıkla¬rı sık görülür. O yüzden bu işlemin yemekten en az 1,5-2 saat sonra yapıl¬ması daha uygundur.
Akciğerlerdeki hava yollarının daralmasına bağlı olarak insanların nefes almalarını zorlaştıran Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı, en tehlikeli ak¬ciğer hastalıkları arasında yer alır. Hastalığın oluşumunda en önemli neden sigara olarak kabul edilir. İçilen her bir sigara başlıbaşına bir sanayidir. Bu sanayi aynı anda 4 bin çeşit kimyasal birden üretir. Bu kimyasallar arasında mutajenler, toksinler ve yaklaşık 60 çeşit kanserojen ve benzeri maddeler bulunur. Bunların yaklaşık %20'si doğrudan içenin akciğerlerine va kanına, %80'i çevreye ve çevresindeki insanlara zarar verir.
Zararlı Duygu ve Düşünceler
Nefret, bencillik, kızgınlık, hased, su-i zan, korku, ümitsizlik, aşırı me¬rak, şüphe, endişe gibi negatif duygular vücutta fazla miktarda hormon üre¬tir. Bu hormonlar kana karışarak zararlı maddeler oluşmasına neden olur. Bu maddeler beyindeki su havuzlarını bulandırır, hormon üretim dengesini bozar, psikolojik hastalıklara, karaciğer, kalp ve dalak hastalıklarına sebep olur. Bu zararlı düşünce ve fikirlerden ne kadar çabuk kurtulursak bizim için o kadar iyidir. Güzel ahlâk, güleryüz, iyi niyet, hüsn-ü zan ve Allahü Tea-la'ya tevekkül, insan sağlığı için fevkalâde yararlıdır.
Yanlış Oturma Şekli
Çağdaş insanın zararlı bir alışkanlığı vardır, bu da sandalyede oturma alışkanlığıdır. Sandalyede otururken aldığımız pozisyon karın ile bacaklar-daki kan ve enerji dolaşımını zorlaştırır,- bağırsakların çalışmasını yavaşla¬tır, kabızlığa, prostat ve yumurtalık hastalıklarına, basura, varise, eklem ve omurga hastalıklarına davetiye çıkarır.
Sandalye ve koltukta oturanlar, gün boyu sadece oturup kalkarken ha¬reket ederler. Buna karşılık yerde oturmak, kaslar, eklemler ve tüm organ-

lar için mükemmel bir antrenman sağladığından, yerde oturanlar, yukarıda anlatılan hastalıklardan emin olurlar. Dikkat ederseniz, çocuklar hep yerde otururlar, ta ki anne-babaları sandalyeye alıştırıncaya kadar.
Bağdaş kurup oturmak, dizler üzerine, bir bacak üzerine ikincisini büke¬rek ya da bacaklar arasında yerde oturmak veya çömelerek oturmak kan dolaşımı ve enerji dolaşımını kolaylaştırır.
Büyük ve küçük abdest için alaturka tuvaleti tercih etmek ve çömelerek oturmak gerekir. Klozet üzerinde oturarak ihtiyacı gidermek tabiata aykırı ve sağlığa zararlıdır. Dolayısıyla, bu şekilde oturduğunuz vakit vücudunu¬zun aldığı şekil, dışkının kalın bağırsaktaki hareketine engel oluşturur, ka¬lın bağırsağın hareketi yavaşlar,- düz bağırsak, dışkının oluşturduğu baskıy¬la genişler ve kabızlık meydana gelir.
Büyük, küçük abdesti ve gazı fazla tutmak zararlıdır. Bu durumda, idrar, dışkı ve gazlardaki zararlı maddeler kana karışır, organları zehirleyerek yaşlanmayı hızlandırır.
Tarımda Kullanılan ilaçlar
Hormonlar, suni gübreler, herbisiîler, pesîisiîler, katkı maddeleri
Bu ilaçlar organlarda toplanarak büyük tahribat yapar ve kişiyi hayatı boyunca etkiler. Daha çok karaciğere, üreme organlarına ve beyne zarar verirler. Örneğin D.D.T, Atrazin, Chlordan benzeri maddeler uzun zaman önce yasaklanmış oldukları ve artık kullanılmadıkları halde bazı besin mad¬delerinde ve insan vücudunda rastlanmaktadır. Yaşı 30-40'ın üzerinde olan insanlarda, hâlâ bunların sebep olduğu hastalıklar görülmektedir. Vücutta toplanan bu maddeler ömür boyu vücut tarafından çıkarılıp atılamaz,- hiç¬bir şekilde etkisini kaybetmeyerek, anneden bebeğe eş ve süt vasıtasıyla geçerek zararını çocuğun üzerinde de sürdürür.
Tarım ilaçlarını kullanırken miktarını kontrol etmek çok zordur. Kon¬trol dışı kullanılan bu maddeler toprağa, yeraltı sularına karışır ve yabani bitki, sebze, meyve, baklagiller ve tahıllara,- bitkiler vasıtasıyla da hayvan¬lara geçer. Sonunda meyve, sebze ve et ile soframıza gelir, vücudumuzda¬ki hücrelere kimyasal savaş açar.
Ekinlerde kullanılan herbisit ve pestisitler bitkilerin hastalıklarına sebep olan virüs, mikrop ve parazitlerle beraber, ayrım yapmadan, faydalı mik-

ropları, solucan, sinek ve böcekleri de öldürürerek ekolojik dengeyi altüst eder. Toprağın verimini düşürür, insan sağlığını olumsuz etkiler, beden-ruh dengesini bozar. Bilim adamları, yaptıkları araştırmalarda, ana beyin hüc¬relerinin yıkımı sonucu oluşan parkinson ve alzheimer gibi sinir sistemi ra¬hatsızlıkları ile böcek ilaçları arasında bağlantı olduğuna dair verilere ulaş¬tıklarını belirtmektedir.
Deterjanlar, Kimyasal Maddeler, Kozmetikler ve Vücut Bakım Ürünleri
Bizim hayatımızda mikropların büyük rolü vardır. Mikroplar havayı, su¬yu temizler,- zenginleştirir ve toprağın verimliliğini sağlar. Mikroplar dün¬ya yüzeyini ölü insan, hayvan ve bitkileri çürüterek temizler. İnsanların ve hayvanların derilerini-kıllarını ve bitkileri temizler,- tüm canlıları çeşitli hastalıklardan korur,- dünyadaki yaşam sürecini dengeler. Her bir çeşit mik¬robun vazifesi o kadar net, o kadar ince ve farklıdır ki, insanlar bunları as-30 la beceremez. Mikroplar o kadar önemli varlıklardır ki, diyelim onların ta¬mamı aniden kaybolsa, dünyadaki hayat sadece 15-20 dakika, bazı alimle¬re göre bir saat kadar sürebilir. Biyologlar "Melek dediğimiz varlıklar belki de şu mikroplardır" demektedir. Bugün 3 yönden acımasızca mikroplara hücum edilmektedir.
1. Antibiyotik, sülfanilamid gibi antimikrobiyal maddeler, sterilizasyon işlemleri, deterjanlar ve tarım ilaçları doğrudan mikropları öldürür veya ço¬ğalmasını durdurur.
2. Yağların hidrojenize edilmesi, besinlere katılan koruyucu katkı mad¬deleri ve aromalar besinlerin yapısını bozarak mikropların yiyemeyeceği hale getirir ve böylece beslenmelerini ve çoğalmasını engellerler.
3. Mikroplara karşı açılan en tehlikeli ve kapsamlı savaş nanoteknoloji ve gentoknolojisi ürünü maddeler ile yapılandır. Bu şekilde mikroplar hem besinden mahrum edilerek, hem de doğrudan öldürülerek yokedilir.
Ancak insanlar tarafından mikroplara karşı açılan benzersiz deterjan sa¬vaşı mikroplardan çok insanlara zarar vermiştir. Çünkü deterjanlar organik kalıntı ve mikropları nasıl eritip yok ediyorsa, akciğer ve beyindeki hücre¬leri de aynı düzeyde, üstelik doğrudan etkilemektedir. Deterjanlar solunum yoluyla beyin damarlarını, akciğerlerdeki bronşları ve alveolleri eriterek,

yıpratır, şişirir ve kana karışır. Tuz ruhu, çamaşır suyu gibi klorlu deterjan¬lar,- bulaşık deterjanları, yağ çözücüler, lavabo açıcılar ve kireç çözücüler gibi mutfak-tuvalet-banyo temizlik melzemeleri,- çamaşır deterjanları, leke gidericiler, beyazlatıcılar, yumuşatıcılar ve benzerleri kan dolaşımı bozuk¬lukları, damar deformasyonları, MS, alzheimer gibi ağır beyin hastalıkları¬na,- akciğer, karaciğer, böbrek hastalıklarına ve ayrıca kısırlığa yol açarlar. Bu deterjanlara alternatif olarak sunulan, gen teknolojisi yöntemiyle üreti¬len,- tamamen "doğal" ve "sağlıklı" olduğu iddia edilen, hatta bitkilere dö¬küldüğünde onları coşturan bitkisel kökenli deterjanlar kimyasal deterjan¬lardan daha tehlikelidir. Bunlar mutasyonlara ve kansere sebep olabilir.
Bu temizlik maddelerini kullanan insanlar genellikle cansız, halsiz, uyu¬şuk, hafızası zayıflamış, şuuru bulanık, düşüncesi bozuk, mutsuz, rengi top¬rak rengi veya kanı çekilmiş gibi, saçları kırık ve seyrek, tırnakları gri veya mordur. Böyle olması doğaldır. Yaradanın, kurduğu düzende görevlendir¬diği, yalnızca vazifesini yerine getirmekte olan varlıkları, yani mikropları, vazifeleri başında öldürmenin karşılığı budur.
Deterjanlar, sadece çamaşır makinalarında, minimal miktarda kullanıla¬bilir. Makinaya deterjan koyarken burun bir bezle kapatılıp muhafaza edil¬meli, yıkama bittikten sonra ek durulama yapılmalıdır. Elle yıkamada ve ev temizliğinde sadece parfümsüz, boyasız, doğal bir sabun ve tel, çamur, kum gibi mekanik temizleyiciler kullanılabilir. Vücut ve elleri yıkarken her de¬fasında sabunlamak şart değildir. Cildimizin üzerinde yaşayan ve cildin sağlığını korumakla görevli mikroplar, bu işi bizden daha iyi yaparlar. Biz olur olmaz sabun kullanarak, bu mikropların görevini aksatmış oluruz.
Aslında, su ve topraktan daha iyi temizleyici yoktur. Çünkü bizi ve or¬tamımızı kirleten herhangi bir madde veya mikroplar değil, negatif enerji¬dir. Negatif enerjiyi kıranlar da deterjanlar değil, temiz su ve topraktır.
Yeryüzündeki bütün canlılar yani insanlar, hayvanlar ve bitkiler havaya, suya ve toprağa atık bırakır. Ekolojik sistem bu atıkları dönüştürmek ve fay¬dalı hale getirmek için mükemmel bir şekilde yaratılmıştır. Ekolojik denge¬nin bozulmadığı bölgelerde rahatsızlık veren herhangi bir atık görmek mümkün değildir.
Normal olarak ölü insan veya hayvan cesetine ilk önce böcekler ve si¬nekler gelir. Onlar kendilerine ait rızkı tüketip, cesetleri kendilerinden sonraki varlıklar için hazırlayarak çekilirler. Sonra solucanlar gelir, aynı şe-

kilde kendilerine ait rızkı tüketip, cesetleri bakteriler için uygun bir hale getirip çekilirler. Son işlemi İse bakteriler yapar ve cesetten geriye kemik¬lerin dışında bir şey bırakmazlar. Dünya yüzeyi insan cesetlerinden ve ölü organizmalardan bu şekilde kurtulur.
Çağdaş insan yiyecek, içecek ve vücut bakım ürünlerindeki koruyucu¬larla, kullandığı kimyasal ilaçlarla adeta kendini mumyalamıştır. Bu yüzden son yıllarda böcek, sinek ve bakteriler bazı mezarlıklardaki insan cesetleri¬ni çürüterek toprağa karıştıramıyor. Mezardaki cesetler çürümeden olduğu gibi duruyor. Doğal alanları da kirleten koruyucu katkı maddeleri ve ilaç¬lar yüzünden hayvanların cesetleri de bir süre sonra çürümez hale gelecek¬tir.
Diğer taraftan böcek, sinek ve bakterilere karşı kullanılan kimyasallar ekolojik dönüşümü sağlayan bu vazifeli yaratıkların nesillerini tüketmekte¬dir. Bu durum devam ettiği sürece, biyolojik çevrim yavaşlayacak,- böcek, sinek ve bakteriler yok olacaktır. Dünya ölü bataklığına dönüşecek ve eko¬lojik kıyamet kaçınılmaz olacaktır.
Demek ki, deterjan, tarım ilacı, antibiyotik ve gıdaların bozulmasını ön¬leyen katkı maddelerini kullanan insan "ekolojik kıyamet"i bizzat kendi el¬leriyle hazırlamaktadır.
Stcrilizasyon
Hububat ve türevlerini bütün mikroorganizmalardan arındırma veya bunlardaki mikrop ve böcek gelişimini önleme işlemine sterilizasyon denir.
Sterilizasyon için klor, hidrojen peroksit, iodofor ve iyot bileşikleri, an-yonik ve naniyonik yüzey aktif maddeler, formaldehit, klor bileşikleri, asi-dik anyonik bileşikler ve fosforik asit gibi kimyasal dezenfektanlar kullanı¬lır.
Yeşil salata ve taze kesilmiş sebzelerde sentetik, organik ve inorganik asitler ile, musluk sularında ise klordioksit ile sterilizasyon yapılır.
Sterilizasyonda kullanılan bu dezenfektanlar hücre sitoplazmasının ya¬pısını değiştirerek hücrenin metabolizmasını bozar. Hücre metabolizması¬nın bozulması ile hastalıklar meydana gelir.

Aromalar
Aromalar, latif maddeler oldukları için, iç salgı bezlerini, sinir sistemini ve ruhu doğrudan etkilerler. Beyin, düşünceleri, görüntüleri, müziği ve benzeri etkileri kontrol eder, fıtratına uygun olanların etkisini kabul eder, olmayanları reddeder. Ancak beynin, kokuların tesirini kontrol etme meka¬nizması yoktur. Bu sebeple kokular ruh üzerinde çok etkilidir.
Peygamberimiz (s.a.v.)'den gelen rivayetlere göre, bazı kokular melek¬leri çekerken, habis ruhları kovarlar. Örneğin, sandal, misk ve amber, gül ve gül yağı, çörekotu, özerlik otu, reyhan, kına kokusu melekleri çeker. Ba¬zı kokular ise habis ruhları çekerken melekler onlara dayanamazlar: Alkol, sigara, idrar, dışkı, köpek kokusu, leş, kan gibi necis maddelerin kokusu ve bazı bitkilerin kokusu gibi.
Daha önce bütün kokular doğal yollardan elde edilirdi. Örneğin, misk kokusu, misk geyiklerinin cinsel bezlerinden, gül, menekşe, lavanta, yase¬min, ıtır kokusu direkt bitkilerden elde edilirdi. Bugün, kozmetik ve vücut bakım ürünlerinde, yiyecek ve içeceklerde doğal aromaların yerine her çe¬şit koku ve tadı verebilen, ucuz, "doğala özdeş aromalar" kullanılmaktadır. Misk ve gül aroması, tereyağı, süt ve peynir aromaları, işlenmiş et arama¬ları, çeşitli bal aramaları, kahve aramaları, mantar aramaları, portakal, çi¬lek, armut gibi meyve ve sebze aramaları, nane, tarçın, zencefil, damla sa¬kızı gibi baharat aramaları gen teknolojisi ve nanoteknoloji yöntemleriyle üretilmektedir. Sabun, şampuan, krem, parfüm, deodorant, diş macunu, de¬terjan, hazır yiyecek ve içecekler bu tip aromalar içerdiği için, onları kul¬landığımızda abdestimizin sahih olup olmadığı,- yiyip içtiklerimizin helal olup olmadığı belli değildir.
Doğal bitkilerden doğal yollarla elde edilen ve "esansiyel yağ" veya "uçucu yağ" olarak adlandırılan kokulu yağlar korku, endişe, stres, depresyon gibi ruhsal sıkıntılarda, baş ağrısı, adet huzursuzluğu ve cilt problem¬leri gibi çok çeşitli rahatsızlıklarda yüzyıllardan beri tedavi edici olarak kullanılmaktadır. Mesela gül uçucu yağı doğum sırasındaki psikolojik etkisi ile doğumun kolay geçmesini sağlar. Atlas sediri, tefarik, yasemin, ıtır uçucu yağları, ruhsal sıkıntıları giderici, sinirsel gerginlikleri gevşetici, sakinleştirici, dengeleyici ve güçlü anti depresanlardır. Ful uçucu yağı, kuv¬vetli bir antidepresandır. Ruhi gerginlikleri, cinsel isteksizlikleri çözücü, duygusallığı artırıcı ve dişiliği kuvvetlendiricidir.

Kokuların tedavi amacıyla kullanılması ve ciddi problemlere çözümler getirebilmesi, kokuların insan beyninde ve bedeninde ne kadar etkili olduğunu göstermektedir. Öyleyse bu kadar güçlü etkiye sahip kokular, bugün¬kü kullanımıyla "doğala özdeş aromalar" tam tersi etkiler için de kullanıla¬bilir. Yani bir aroma insanın dengesini bozmada veya depresyona sürükle¬mede, ya da insanları toplu halde belli hastalıklara düşürmede ve yönlen¬dirmede etkin rol üstlenebilir. ("Zihin Kontrolü" bölümüne bakınız.)
Parfüm, krem, ruj, saç jeli, saç boyası, tıraş malzemeleri, deodorantlar, makyaj malzemeleri gibi Kozmetik ürünlerde,- şampuan, losyon, sabun, diş macunu, güneş kremi, hijyenik pedler, hazır bezler, bebeklerin temizlik ve pişik malzemeleri gibi vücut bakım ürünlerinde binlerce çeşit kimyasal ve sentetik madde kullanılmaktadır. Bu maddelerin % 60'ı kan dolaşımına ka¬rışır, vücuttan atılmadan, kan ve dokularda birikir. Vücuttan atılamayan bu kimyasallar, hormonal sistemi, beyni ve ruh-beden dengesini olumsuz et¬kiler, üreme organlarında bozukluğa ve kısırlığa, gebelik, doğum ve emzir¬me problemlerine neden olur, kanseri ve benzeri hastalıkları tetikler, aler¬jilere ve mutasyonlara yol açar.
Örneğin, kozmetiklerde ve vücut bakım ürünlerinde dayanıklılığı sağla¬mada en çok kullanılan madde parabenler,- yani metil, etil, propil, butil pa-raben ve sodyum benzoattır. Parabenler, diş macunu, şampuan (bebe şam¬puanı dahil), krem, güneş kremi, saç jeli gibi ürünlerde kullanılmaktadır. Parabenlerin kimyasal yapısı östrojen hormonuna benzer.
Kadının vücudunda depolanan parabenler östrojen gibi davranıp, üre¬me organlarında bozukluklara, göğüs kanserine, endometriozise ve çikola¬ta kistlerine, kısırlığa ve doğum kusurlarına sebep olabilmektedir. Erkek vü¬cudunda depolanan parabenler spermlerin sakatlanmasına ve ölmesine, prostat kanserine, nadiren de olsa endometriozise zemin oluşturmaktadır. Bu maddeler ağır cilt rahatsızlıklarına veya deride kızarıklık, şişlik, kaşıntı ve ağrıya neden olurlar.
Kozmetik ve vücut bakım ürünlerinde sık kullanılan Metionin, Lard, Keratin, Jelatin, Gliserin (Gliserol), Hydrolized protein ve benzeri pek çok madde mezbaha artıklarından, tırnak, kıl, kan, ölü evcil hayvanlar ve do¬muzdan üretilmektedir.
Duman, Toz, Eksoz
Fabrikalardan yükselen duman, otobanlardan gelen toz ve eksoz, yük¬sek oranda asit, dioksin, PCB ve benzeri çok zehirli kimyasal madde ve ağır metaller (cıva, kurşun, kadmium gibi) içerir. Bu maddeler havaya, toprağa, suya karışarak onları zehirler ve onların vasıtasıyla bitkilere, hayvanlara ve insanlara geçer. Bundan dolayı fabrika ve otobanların yakınında ikamet et¬mek veya ekin ekmek doğru olmaz. Otobandan en az 50 metre uzaklıkta ekin ekilebilir. Konut yola yakın ise, ev ile yol arasında meyve-sebze bah¬çesi veya tarla değil, çalılık ve ağaçlık olması gerekir.
Hastalıkların Başlangıcı ve Seyri •
Havaya karışan dumanlar, zehirli gazlar, tozlar, deterjanlar ve ev temiz¬liğinde kullanılan kimyasal maddeler solunum sistemiyle kana geçer ve do¬kulardaki hücreleri yıkmaya başlar.
Hormon, pestisit, herbisit ve suni gübrelerde kullanılan kimyasal madde- 35 ler toprağa, yeraltı sularına karışır ve yabanî bitki, sebze, meyve, baklagiller ve tahıllara ve bitkiler vasıtasıyla hayvanlara geçer. Sonra da meyve, sebze ve et ile soframıza gelir, vücudumuzdaki hücrelere kimyasal savaş açar.
İyi çiğnenmemiş, mide ve bağırsakta çürüyüp mayalanmış yemeklerden oluşan atıklar da, kısmen, bağırsaklarda doğal yaşayan mikroplarla nötrali-ze edilir,- kısmen de kana karışıp, dokularda toplanır. Dokulardaki atıklar çoğalınca, iltihaplanmaya veya çöplüklerdeki gibi yanmaya ve gaz oluştur¬maya başlarlar. Oluşan bu yakıcı madde ve gazlar dokularda ağrı ve sızıla¬ra, dokuların değişimine ve mutasyonlara yol açar. Bu durum devam eder¬se, akla gelebilecek her tür hastalığa neden olur.
Ancak bağışıklık sistemi bu duruma müdahele eder: Ateş yükselir, ateş kanı ısıtır, nefesi, kalp atışlarını ve kan dolaşımını hızlandırır. Isınan kanda, dokuların temizlenmesiyle görevli mikroplar çoğalır.
Çoğalan vazifeli mikroplar ve ısınan kan zehirli madde ve atıkları eritir. Vücut, bu eriyen zararlı maddelerden ve atıklardan, bademciklerin şişmesi ve iltihaplanmasıyla, balgamlı öksürükle, burun akıntısıyla, terlemeyle, alerji ve sivilceler ile tepki vererek, kendini kurtarmaya çalışır. Bu tür tep¬kiler sağlıklı bir bağışıklık sisteminin normal savunma mekanizmasıdır.

Öyleyse ateşi düşürmek, öksürüğü engellemek, burun akıntısını durdur¬maya çalışmak, antibiyotik kullanmak, bademcikleri aldırmak cahilliktir,-vücuda karşı yapılan bir haksızlık ve zulümdür. Halbuki, insan kendisini çevresindeki zararlardan koruyup, yemeklerini düzeltir, fazla ve zararlı ye¬mekten vazgeçerse, onun ne ateşi yükselir, ne bademcikleri şişer, ne de alerjisi olur.
Midede hazım bittikten sonra besin maddeleri kimus şeklinde bağırsak¬lara iner. Orada birinci hazım tamamlanır, besin emilir ve karaciğere ikin¬ci hazma gönderilir. Doğal olarak bağırsaklarda yaşayan mikroplar midede hazmolunmamış yiyecek kalıntılarını parçalar ve vücudun menfaatine kul¬lanarak vitamin, şeker, hatta protein üretirler. Vazifeli mikroplar toksik maddeleri nötralize ederek hızlı bir şekilde dışarı atmaya çalışırlar. İnsan, antibiyotik (anti:karşı, biyo:hayat yani hayat karşıtı) kullandığı zaman, an¬tibiyotik vücuttaki mikroplarla birlikte, bağısaklarda yaşayan doğal vazife¬li mikropları da öldürür. Faydalı mikroplardan boşalan yeri zararlı mikrop¬lar doldurur.
Doğal olmayan, iyi çiğnenmeyen, karışık ve çok yenen, birbirine zıt ye¬mekler midede çürüyerek bağırsaklara iner. Bağırsaklardaki yabancı mik¬roplar onlardan çeşitli zehirler üretir ve bu zehirler, toksinleri kana karış¬tırmadan dışarı atmakla görevli bağırsak tüycüklerini çürütür. Tüycüklerin çürümesiyle kelleşen bağırsaklarda yaralar oluşur ve bağırsaklar koruma gö¬revini yapamayıp, faydalı maddelerin yanısıra zararlı maddeleri de kana ka¬rıştırır. Bu zehirleri toplayan kan, direkt karaciğere geçer. Karaciğer, bu ka¬nın bir kısmını böbreklere, bir kısmını da temizleyerek kalbe gönderir. Kalp, gelen kanı bütün organ ve hücrelere taksim etmekle görevlidir. An¬cak kandaki toksin ve atıkların oranı devamlı yüksek olursa, karaciğerin on¬ları temizlemesi zorlaşır. Bu durumda karaciğer onları kendinde toplayarak hastalanır,- yağlanmaya, büyümeye, kistler oluşturmaya başlar ve kanı yete¬ri kadar temizleyemez hale gelir. Böylece kanda atıklar çoğalır, kolesterol yükselir. Vücut, bu ağırlaşan kanın dolaşımını hızlandırmak ve atıkları çı¬kartmak için, damarları daraltmak ve tansiyonu yükseltmek mecburiyetin¬de kalır. Ancak hasta, tansiyon düşürücü ilaç aldığında, damarlar zorla ge¬nişler, kan dolaşımı yavaşlar, pis ve ağır kan damarlarda dolaşarak, atıkları damar duvarlarında biriktirir, dokuları kirletir, kılcal damarları tıkar.
Kan, daralan ve tıkanan atar damarlardan organların dokularına gerek-

tiği gibi ulaşamayacağı için yeterli miktarda gıda da ulaştıramaz. Hücrele¬rin metabolik atıkları da daralan ve tıkanan toplar damarlardan ve o damar¬ların bulunduğu organdan uzaklaşamaz ve hücrelerde birikmeye başlar. So¬nuç olarak, hücre ve organlar aç kalır ve sürekli atıklarla uğraşmaktan asıl görevini yapamaz hale gelir.
Her bir hücre ve her bir organ belli bir titreşimle çalışır (Allah'ı zikre¬der). Ancak, atıkların birikmesiyle değişmiş olan hücre ve organların titre¬şim frekansları bozulur (Allah'ı zikirden ayrılır). Peygamberimiz "Allah'ı zi¬kirden aynlmayan hayvanı avcı avlayamaz", buyuruyor. Sağlıklı hayvanı ne yırtıcı bir hayvan ne de avcı avlayamaz. (Bilimsel araştırmalar, avlanan hay¬vanların tamamının hasta hayvanlar olduğunu göstermiştir.) Öyleyse, zi¬kirden ayrılmayan organ da hastalanmaz.
Aslında hastalık tektir: Yanlış yaşam tarzı. Ancak hastalık olarak isim¬lendirilen her vaka, yanlış yaşam tarzına karşı vücudumuzun gösterdiği tep¬kidir. Bu tepki yukarıda gördüğümüz gibi, mide ve bağırsakların işlevinin (hazmın) bozulması ile, bademciklerin şişmesi ile ve karaciğerde atıkların birikmesi ile noktalanır. Ancak karaciğer kendi fonksiyonunu tam olarak yapamaz hale geldiğinde, hastanın tabiatına göre, böbrek, cilt, akciğer, ra¬him, yumurtalık, kalp ve damar hastalıkları gibi farklı hastalıklar baş göste¬rir. Bu hastalıklarla tek tek uğraşmak, boşuna, hatta zararına zaman geçir¬mektir. Çünkü birbirine bağlı olmayan hiçbir hastalık yoktur ki, tek başına tedavi edilebilsin.
Mesela bronşit ve zatürre olayını ele alalım:
İnsan uzun ömürlü süt ve süt tozu içeren hazır yiyecekleri, farklı peynir türlerini, rafine edilmiş ve katkılı hazır yiyecekleri, asitli içecekleri, mizaca uygun olmayan karışık yemekleri bol bol tüketiyorsa, bu yiyecekler kanın PH dengesini bozar ve vücutta büyük miktarda farklı toksik madde üretil¬mesine sebep olur.
Havaya karışmış dumanlar, zehirli gazlar, tozlar, deterjan kokuları, özellikle çamaşır suyu ve tuz ruhu kokusu, solunum sistemini bozarak kana karışır. Kömür, kireç, alçı gibi maddelerin tozları akciğerleri doldurur. Böy¬le bir zarara karşı bağışıklık sistemi, insanın iştahını keser, ateşini yükseltir. Ateş kanı ısıtır. Isınan kan ise akciğerde toplanmış eriyebilen atıkları erit¬meye başlar ve balgamı çoğaltır. Akciğeri korumakla görevli mikroplar ka¬nın ısınması ve balgamın artmasıyla birlikte çoğalır. Bu mikropların enzim-

leri ısınan kanın da yardımıyla, bronş duvarlarından mukus gibi organik ve kireç gibi mineral maddeleri kazıyarak atmaya başlar. Bu maddelerin par¬çalan çoğalınca, ateş düşer ve titreme çoğalır. Titreme, elbiseyi silkeleyip tozdan arındırma hareketine benzer. Bronşlardaki tıkanıklıklardan kazınan parçalar titreme hareketiyle balgama karışır ve öksürük ile akciğerden atı¬lır.
Isınan kanla eritilen atıklar aynı zamanda deriye de gönderilir ve ter ile dışarı atılarak deri üzerinde bir tabaka oluşturur. Her titremeyle birlikte de¬ri üzerinde biriken toksin miktarı kat kat artar ve derideki gözenekleri tı¬kar, ikinci defa deriye gelen toksinler ilkindeki ateş yüksekliği ile dışarı atı-lamaz. Vücut, sonradan gelen toksinleri tıkanan gözeneklerden geçirebil¬mek için, ateşi daha fazla yükseltmeye mecbur kalır. Bu sebepten, doğru olan, hastanın ateşini düşürmek için, ateş düşürücü vermek değil, cildi yı¬kamak veya silmektir. Vücut, yıkandıktan sonra, temiz cilt vasıtasıyla ateşi yükseltme ihtiyacı hissetmeden, rahat bir şekilde yeni toksik maddeleri at¬maya hazırdır.
Böylece, akciğerler, öksürükle,- beyin, burun kanaması, geniz ve burun akıntısı, kulak kiri ve iltihabıyla,- deri terleme ve sivilcelerle,- böbrekler id¬rarla,- bağırsaklar ishalle vücuttaki zehirli maddeleri dışarı atar.
Buradan anlıyoruz ki Allah bütün hatalarımızı sonsuz rahmetiyle karşı¬lar ve her bir adımda bir kurtuluş yolu gösterir. Ancak çoğu insan Allah'ın her adımda lütfettiği rahmetine her adımda isyanla ve ihanetle karışılık ve¬rir.
Bu durumdaki hastaya yardım edebilmek için:
• Ona mutlaka bir şeyler yedirmeye değil, 3-4 gün hiçbir şey yedirme-meye gayret edilmelidir.
• Hastanın ateşi 39-40 dereceye kadar yükseldiğinde, onu düşürmeye gayret etmemeli tam tersine Allah'a şükretmelidir. 41 dereceye kadar yükselse bile, ateşe sabretmek gerekir çünkü, beyinde oluşan tıkanık¬lıklar sadece 40-41 derece ateş ile eritilip dışarı atılabilir. ("FK-havale" bölümüne bakınız.) Ancak ateş 39-40 dereceye kadar yükselince, has¬tanın her terlemeden sonra soğuğa yakın ılık su ile yıkanması ve başı¬nın soğuk su ve buz ile muhafaza edilmesi gerekir.
• Ateşli bir hastaya önce lavman yapılmalıdır. Çünkü bağırsak dolu olur-

sa, tüm zehirleri kana sızdırır ve hastanın durumunu ağırlaştırır. Bağır¬sak boş olduğu takdirde zehirleri kandan ve organlardan çeker.
• Bağırsak boşaldıktan sonra, soğuğa yakın ılık su ile banyo yaptırılır. Vü-
cut, zehirleri terlemeyle attığı için, hastalık devam ettiği sürece her gün en az 1-3 defa (aslında her terlemeden sonra) banyo yapmakta ve¬ya sirkeli ve limonlu su ile cildin silinmesinde büyük fayda vardır.
• Bu 3-4 gün süresince öksürüğü hafifletmek, böbrekleri çalıştırmak ve muhafaza etmek, kanı sulandırmak ve temizlemek için limon veya greyfurt suyu ılık su ile karıştırılarak hastaya içirilebilir. Ancak hasta içmek istemezse, onu zorlamamalıdır. Bu, beyin veya akciğerde ancak kuru açlıkla çözülebilecek fazlalık ve tıkanıklıklar olduğunun işaretidir.
• Kuvvetlenince hemen kalkmak, hareket etmek, dışarı yürüyüşe çıkmak
gerekir. Ateş inmeye (2. veya 3. gün) başlarsa, ense altından başlaya¬rak beline kadar 9-21 tane sülük koymak, sülükler düştükten sonra ke¬siklere vakum yapmak veya omuzlar ile kürek kemikleri arasına haca¬mat yaptırmak gerekir.
Genelde 4. günde hastalık biter ve insan onu unutur. Ancak iyileşmenin daha da derin olması için 4. gün veya durumuna göre 5. gün hastanın işta¬hı açılınca, ona akciğeri yumuşatıp temizleyecek ve öksürüğü çoğaltacak ilaçlar önerilir:
$ 3-4 hafta boyunca her sabah 1-3 adet limon suyu veya greyfurt suyu suyla içilir.
v Acıkınca, bal şurubuna 3-5 diş dövülmüş sarımsak veya 30-50 gr. so¬ğan suyu karıştırılır ve 2 hafta boyunca içilir. Bal şurubu, 200 gr. ılık suya 1 tatlı kaşığı hakiki bal karıştırılarak hazırlanır.
v Acıkınca, yeşil mercimek, kimyon, kekik, kırmızı pul biber veya kara¬biber ile pişirilir ve süzülür. Posasından ayrılan mercimek suyu 3 gün boyunca içilir.
v Acıkınca, 1 çorba kaşığı kavrulmuş keten tohumu, 14 tane kavrulma¬mış tatlı badem, 3 tane acı badem, bir tatlı kaşığı ısırgan tohumu öğü¬tülerek ikiye bölünür ve günde iki defa bal şurubu ile yutulur. Bu ilaç öksürüğü yumuşatır, balgamı söktürür, akciğeri temizler. 2 hafta bo¬yunca kullanılır.

Akciğeri kuvvetlendirme özelliği olan safran 5. günden başlayarak 2 hafta süresince içilir:
vğ Safran iplikçiklerinden 1 tutam alınır, 200 gr. su ile karıştırılır ve bir gün bekletildikten sonra süzülür. Safran suyundan bir-iki çorba kaşığı alınır ve su eklenerek günde 2 defa içilir.
Veya
ğ 1 kilo taze incir (taze incir yerine 250-300 gr. doğal bir şekilde kuru¬tulmuş incir 2 bardak su ile ıslatılır ve bir gece bekletilerek kullanılabi¬lir) + 3-4 tane tarçın kabuğu + 2 bardak su + 1 bardak şeker 10-15 da¬kika kaynatılarak, 5-6 saat bekletilir. Sonra yarım kilo bal, 2 çorba ka¬şığı toz zencefil eklenerek, 2-3 dakika düşük ateşte kaynatılır ve ateş kapatılır. Sonra sıcak su ile önceden ıslatılmış olan 1 çorba kaşığı (bir kutu) safran eklenir, bir gün bekletilir ve süzülür. Süzüldükten sonra bu şuruptan 50 gr. alınarak nane veya kekik çayı ile günde 1 -2 defa içi¬lir, yanında 1 -2 tane incir yenebilir.
40 7. günden başlayarak yeşil mercimekli ilaç yerine günde bir defa yemek
yenir.
İyileşmenin daha basit bir yolu 7 gün açlık yapmaktır. Neticesi mükem¬meldir. ("Açlıklar" bölümüne bakınız.)
Uyan: İran safranını hint safranı zardeçal ile karıştırmamak gerekir. İran safranı çiçek iplikçikleri halindedir ve rengi turuncuya yakındır. Zerdeçal ise kök veya kök tozu halindedir ve rengi altın sarışıdır.
Bu durumda hastalığa yapılan müdahale anlatılan sisteme uygun olduğu taktirde, hastalık büyük fayda ile geçer, hem kan hem de bütün organlar te¬mizlenir. Gördüğünüz gibi, burada hastalık yanlış beslenme ve yaşam tar¬zıdır. Hastalıklardan kurtaran da Allah tarafından yaratılan bağışıklık siste¬midir. Bronşit veya zatürre sadece, bağışıklık sisteminin bir vasıtasıdır. Se¬bebi bırakıp, vasıta ile uğraşmak ve Allah-ü Teala'nın kanunlarına karşı sa¬vaşmak faydasızdır, hatta zararlıdır.
Hadisi Şerifte: "Hastalarınızı yemek içmek için zorlamayın. Zira Allah, onlan yedirir ve içirir".
Ve: "Bir kimse üç gece ateşlenirse, anadan doğduğu gün gibi günahla¬rından çıkar".

Ve yine: "Kulun hastalığı hatalarını giderir. Ateşin altın ve gümüşün ki¬rini gidermesi gibi".
Ve: "Az yemek az günahtır" buyrulmuştur. Bu hadislerde hata, günah ve hastalık aynı anlamda kullanılmıştır. Bu durumda ilaç içerek veya ameliyat olarak sıhhat kazanmayı beklemek haksızlıktır, imkansızdır.
"Hastalığınızın günahlar, ilacınızın da istiğfar olduğunu unutmayınız."
Bir kadın Peygamber Efendimize gelerek "Ben saralıyım. Nöbet gelince üstümü başımı açıyorum. Allah'a dua ediver" dedi. Peygamber Efendimiz, "Dilersen sabret, sana cennet verilsin, dilersen sana şifa vermesi için Allah'a dua edivereyim" dedi. Kadın "Öyleyse sabredeceğim" dedi. Bu hadisteki kadın, cennet karşılığında Allah'tan bile şifa dilememiş, sabretmeyi seçmiş¬tir. Biz ise, en ufak bir rahatsızlıkta, içeriğini araştırmadan ilaçlara veya ameliyatlara sarılıyor ve cenneti umut ediyoruz.
Peygamberimiz (s.a.v.) bir kişiye iki tabip getirdi ve buyurdu ki: "Bu ki¬şiyi tedavi edin." Tabipler 'Ta Rasulullah, bizler eski cahiliyet devrinde ilaç hazırlardık, tedavi ederdik. Şimdi İslam'a girdiğimizden beri tevekkülü seç¬tik." dediler. Peygamberimiz (s.a.v.) "Tedavi edin. "buyurdu. Demek ki has¬talığa tevekkül etmek en mükemmel seçenektir, ancak tevekkül edemeyen¬leri tedavi etmek de caizdir. Fakat tedavi ararken "haram olan şeyle tedavi olmayın." uyarısını unutmamak gerekir.
Az yemeye başlayanlar bu hadislerdeki gerçekleri çok çabuk ve kolay¬ca anlarlar.
Tarihin hiçbir döneminde, bu kadar zararlı, bu kadar bol ve bu kadar çeşitli yiyecek bir arada tüketilmemiştir. Bunun sonucunda da insanın kara¬ciğeri çöplüğe, vücudu ise hastalık yumağına dönüşmüştür. Bu durumdan ilaç veya cerrahi müdahalelerle kurtulmayı düşünmek, facianın boyutunu bilmemekten kaynaklanır. Çok ve yanlış yeme alışkanlığı bırakılmadan, mide ve bağırsaklar tedavi edilmeden, hazım düzeltilmeden, karaciğer te¬mizlenmeden, oruç tutmadan hiçbir gıda, doğal da olsa hiçbir ilaç ya da bitki, tek başına bedenin iyileşmesini sağlayamaz. Allahü Teala'nın kanun¬larına göre, olsa olsa vücudun kendini iyileştirme sürecine katkıda buluna¬bilirler.
Allahü Teala, Hz. Adem (a.s.)'ı yaratıp, onun için yiyecekler yarattı. Farklı yiyecekler için hazım kaidelerini belirledi. Bu kaideleri değiştirmek

veya onlara bir şey eklemek imkansızdır. Demek ki bu kaidelere sımsıkı sa¬rılmaktan başka çaremiz yoktur.
İstatistiklere göre, ölümlerin birinci nedeni ülkeden ülkeye değişmekte¬dir. Türkiye'de birinci neden trafik kazaları, gelişmiş ülkelerde kanser, ge¬lişmemişlerde ise açlıktır. Ancak bütün ülkelerde, ölümlerin ikinci nedeni damar hastalıklarıdır, insanlar, ya beyin damarlarının hastalığı yüzünden, ya da kalp damarlarının hastalığı yüzünden ölmektedir.
Bize göre, sonradan ortaya çıkan bütün hastalıklar, sarsılmaz bir kanu¬na dayanarak, aynı sırayla gelişmektedir:
• Yanlış yaşam tarzı, yemek alışkanlıklarının bozukluğu ve zehirli madde
(katkılı yiyecekler ve içecekler, tıbbi ilaçlar, vücut bakım ürünleri ve de¬terjanlar) kullanımı sonucunda oluşan hazım bozukluğu ve vücutta atık madde birikmesi,
• Bunun neticesinde karaciğer dokularının toksik maddelerden etkilenme¬si sonucu kronik toksik hepatit.
• Bunun neticesinde damarlarda tıkanıklık ve kan dolaşımında bozulmalar.
• Bunun neticesinde organ dokularının bozulması ve hormonal sistemde dengesizlik.
• Bunun neticesinde organ fonksiyonlarının bozulması ve bağışıklık siste-
minde dengesizlik.
Öyleyse, damar hastalıkları insan ölümlerinde ilk planda, kazalar ise ikinci planda yer alır. Kanserin sebebi de bütün hastalıkların sebebine ben¬zediği için kanser de buraya dahildir. Gelişmemiş ülkelerdeki açlıktan ölüm de şüphelidir. Bu ülkelerde halk açlıktan değil, açken "insani yardım" ola¬rak gönderilen genetiği değiştirilmiş ürünleri ve çoğunlukla son kullanım tarihi geçmiş hazır katkılı yiyecekleri yedikleri, aşı ve tıbbi ilaçlara alışkın olmadıkları halde bunları kullandıkları için ölüyorlar. Bu ölümler aslında, kaza ölümleri grubuna dahil edilebilir. ("Açlıkla Tedavi" ve "GMO" bölüm¬lerine bakınız.)

TEMEL YİYECEK VE İÇECEKLER
"Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz. Allah israf edenleri sevmez."
Araf Suresi 31
"Ey iman edenleri Eğer siz ancak Allah'a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz nzıklann iyi ve temizlerinden yiyin
ve Allah'a şükredin."
Bakara Sûresi 172
"Artık, âyetlerine inanan kimseler iseniz üzerine Allah'ın ismi anılmış
olanlardan yiyin."
Enam Suresi 118
Su
Hz. Muhammed (s.a.v.) "Bu dünyada ve öbür dünyadaki en iyi içecek sudur" buyurmuştur. Yeryüzünde çeşitli sular mevcuttur, ancak her su içile¬cek nitelikte değildir. Çünkü insan vücudunda metabolizmanın çalışması sadece buz strüktürlü yani hafif su ile mümkündür. Vücut, tüm işlemlerini yegane eritici olan su vasıtasıyla gerçekleştirir. Vücut neminin dengede tu¬tulması, yiyeceklerin hazmedilmesi, besin maddelerinin emilmesi ve hücre¬lere taşınması, fazlalık ve zararlı maddelerin eritilerek dışarı atılması bu iş¬lemler dahilindedir. Protein moleküllerini insan vücudunda birleştirerek tu¬tan şey hafif, buz strüktürlü sudur. Bina yapımında çimentonun kalitesi ne kadar önemli ise, insanın vücut yapımında su kalitesi de o kadar önemlidir. Çimento kaliteli ise bina yüzyıllarca ayakta kalır, kalitesiz ise malumdur, bina çöker.

Su molekülleri birbirine enerji bağlantısı ile bağlanarak strüktürel bir kafes oluşturur. Molekülleri birarada tutan bu enerji bağlantıları, dışarıdan gelecek olumlu ve olumsuz etkilere açık durumdadır. Suyu hafif ya da ağır hale getiren de bu enerjinin pozitif ya da negatif olmasıdır.
Japon araştırmacı Dr. Masam Emoto, topladığı su numunelerini dondu¬rup fotoğraflarını çekti. Tabii akan sular çok güzel kristaller oluşturdu, musluk suyu ise kristalleşemedi veya bozuk kristaller oluşturdu.
"Sevgi, "şükran" ve "melek" yazılı kağıtlara sarılan şişelerde bulunan su dantel gibi güzel kristaller oluştururken "şeytan" yazılı kağıtla çevirili şişe¬deki su, kapkaranlık bir delik görünümü verdi. Su, farklı müziklere ve re¬simlere de farklı tepkiler gösterdi.
Televizyon, bilgisayar, cep telefonu, mikrodalga fırın gibi elektroman¬yetik dalgaların suya verdiği etkinin de fotoğrafları çekildi. Fotoğraflarda¬ki kristallar "şeytan" sözcüğü karşısında elde edilen kristalle şaşırtıcı bir benzerlik gösterdi. Basit yazılar, dalgalar ve resimler su üzerinde bu kadar etkili olabiliyorsa, su üzerine okunan Allah'ın kelamı, Kuran ayetlerinin su¬yu ne kadar değiştirebileceği tasavvur bile edilemez.
Dışarıdan gelen söz, müzik, elektromanyetik dalgalar ve görüntülerin şişedeki suyu etkilemesi gibi, insan vücudunu oluşturan yüzde yetmiş ora¬nındaki su da aynı şekilde etkilenir.
Bilimsel araştırmalar ruhsal, bedensel ve zihinsel durumun kullanılan su¬dan doğrudan etkilendiğini ortaya koymuştur. Hasta bir bedende sıvı do¬laşımı durağan hale geçmiştir. Sağlıklı olması için bedende bulunan yüzde yetmiş oranındaki suyun saflaştırılması ve hafifleştirilmesi gerekir.
Sadece kaynağından alınan su saf olabilir.
Suların en üstünü zemzem suyudur. Dağ buzullarından ve eriyen karlar¬dan nehirlere akan sular, sağlıklı sulardan sayılır. Özellikle yüksek kaynak¬lardan aşağıya, taşlar üzerinden, şiddetli ve uzun süre akan, kesintisiz hare¬ket etmesi sonucu hafiflemiş sular sağlığa faydalıdır. Yağmur suyu da hafif sulardan biridir. Yalnız yağmur suyunu, yağmur şiddetli yağmaya başladık¬tan 15-20 dakika sonra toplamak gerekir. Çünkü ilk damlalarla havadaki kirler temizlenir. Yağmur suyu ishali durdurur, karaciğer ve böbrek hastalık¬larını hafifletir.
Yaşadığınız bölgede sağlıklı su bulmak mümkün değilse, evlerde bu su-

ya benzer su hazırlanabilir. Pet şişelere veya emaye tencereye su doldura¬rak buzlukta donmaya bırakın. Donmuş suyu erittikten sonra, suyun dibin¬de oluşan kalıntılar atılmalıdır. Bu durumda en hafif, en faydalı ve tadı en güzel su, buzdan yeni eritilen sudur. Buzdan eritilen su 10-12 saat canlı ka¬lır, sonra ağırlaşmaya başlar ve tadı değişir. Suyun ağırlaşmasını önlemek ve şifalı hale getirmek için suya Kur'an-ı Kerim okumak gerekir.
Yoğurt suyu, meyve ve sebze suları hafif, canlı, şifalı sulardır. Taze mey¬ve, sebze, bol kavun ve karpuz yiyenler suya muhtaç değildir. İyi suyun bu¬lunmadığı yerlerde meyve, sebze, karpuz yenmeli veya meyve ve sebze su¬ları tercih edilmelidir.
Durağan göl suyu, hareketinin azlığından dolayı ağır sudur. Yeraltı su¬larının, mağara ve kuyu sularının yapısı ise serttir. Nehir suyu ile kuyu su¬yunun karışımı, kaynatılmış ve kaynatılmamış suların karışımları, buz ile içilen içme suları sağlığa zararlıdır. Çünkü bu farklı yapılara sahip sular ha¬fiflik ve ağırlıkta birbirine uygun değildir. Farklı bölgelerin sularını veya farklı yapıdaki suları aynı gün içinde içmek zorunda kalan kişi, 4-5 saatlik arayla su içmelidir ki, birinci su diğeri gelmeden vücudu terk etmiş olsun.
Depolarda muhafaza edilen ve dükkanlarda satılan sular, en ağır sular¬dandır. Vücut bu suları hafifletmekte zorlanır, çok enerji harcar, çabuk yıp¬ranır, ihtiyarlar. Bu suları canlandırmak için, suya okumak veya gerekirse kaynatıp sonra buzlukta dondurmak ya da en azından, içmeden önce 3-7 defa bardaktan bardağa besmele ile boşaltarak suya hareket kazandırmak gerekir. Bu hareket sudaki negatif enerji içeren ve suyu ağırlaştıran bağlan¬tıyı kırarak suyu hafifletir.
Her alınan abdestten sonra birkaç yudum su içmek sünnettir. Sabah kal¬kıp abdest aldıktan sonra su içmek, bağırsaklardaki kalıntıları ve gazı indi¬rerek büyük abdestin kolay gelmesini sağlar. Büyük abdest sorunu olanlar ise her sabah yarım veya 1 bardak soğuk veya ılık su içmelidir soğuk veya ılık. Sıhhatli ve genç kalabilmek için insanın günde 1 -2 bardak hafif (okun¬muş su, yağmur suyu veya buzdan yeni eritilmiş su olabilir) su içmesi ve so¬ğuk suya alışması gerekir.
Soğuk suyun yerini hiçbir şey dolduramaz. Fakat unutmayalım Resulul-lah suyu üç solukta içer, böyle içmenin daha doyurucu, hastalıklara karşı daha koruyucu ve daha afiyetli olduğunu söylerdi.

Su ihtiyacı, insanın sıhhatine ve yediği yemek miktarına bağlıdır. İnsan vücudu da dünya gibi yüzde yetmiş sudan, yüzde otuz katı maddeden olu¬şur. Yani her 30-40 gr. kuru yemeğe karşılık 60-70 gr. su tüketmek gerekir (meyve ve sebze suları dahil).
Aşırı su içmekte hayır yoktur, çünkü su kana karışarak kan miktarını ço¬ğaltır. Kanın çoğalması kalbin kan pompalamasını zorlaştırır ve kalbin rız¬kı (atışların sayısı) çabuk tükenir. Hastalık halinde şifa niyetiyle, fazlalıkla¬rı eritmek ve çıkartmak için 1-1,5 litre su (meyve-sebze suyu ile) tüketile¬bilir. Fakat iyileşince, su miktarını hemen azaltmak gerekir.
Yedi durumda su içmek hastalıklara sebep olur:
Yorgunluk ve terlemeden sonra, banyodan sonra, yemek sırasında, ye¬mekten hemen sonra, meyve ve kavun yedikten sonra, ayakta ve yatakta. Bu durumlarda, çok susanırsa, ancak küçük bir kaç yudum içilebilir.
f İnsan tabiatına uygun olan, suyu günde 1 defa, sabah uyandıktan sonra ve yemekten 1,5-3 saat sonra içmektir. Su, sabah içildiğinde bağırsakların çalışmasına, yemekten 1,5-3 saat sonra içildiğinde, hazma yardımcı olur.
Yemekten önce de su içilebilir. Ancak burada küçük bir ayrıntıya dikkat et¬mek gerekir:
Yemeğin kokusunu aldıktan sonra su içmek doğru değildir. Çünkü, piş¬mekte olan yemeğin kokusu algılandığı anda, ağız ve midede enzim üreti¬mi başlar. İçilen su bu enzimleri bağırsağa akıtarak sindirimi zorlaştırır. Böyle bir durumda en fazla birkaç küçük yudum su içmek mümkündür.
Maden suları kanı temizler, yaraları kapatır, beden kokularını giderir. Ancak günde bir bardaktan fazla maden suyu içilmeyeceği gibi her gün tü¬ketmek de doğru değildir. Kişinin sağlık durumuna göre, belirli maden su¬ları, doktor tavsiyesiyle, gerekli miktarda içilir.
Deniz suyu hemen hemen kükürtlü su kadar etkilidir. Kükürtlü kaplıca¬ların sıcak suyunda yıkananlar, dalak ağrısına ve dalak şişmesine, karaciğer hastalıklarına, romatizmaya, felce, alerjiye, yaralara, eklem ve cilt hastalık¬larına şifa bulur. Demir ve bakirli kaplıca suları, böbrek, dalak ve mide için çok faydalıdır.
Gençlerin soğuk suyla abdest almaları ve gusletmeleri fevkalade yarar¬lıdır. Soğuk su, sinirsel hastalıklara, böbrek ve yumurtalık iltihabına, ayrıca diğer iltihaplı ve ateşli hastalıklara iyi gelir. Ancak tüberküloz, sara ve ka-

raciğer hastaları tedavi olmadıkça soğuk su kullanamazlar. Ağır hastalık ge¬çirenlerin, ameliyattan çıkmış zayıf insanların ve yaşlıların ılık su kullanma¬sı daha uygundur. Sıhhati yerinde olanlar sıcak suya muhtaç değildir. Muh¬taç olsalardı, Allah-ü Teala suyu, kaplıca suyu gibi sıcak yaratırdı.
Peygamberimiz (s.a.v.) güneşte ısıtılmış su ile abdest almayı veya gus¬letmeyi yasaklamış ve şöyle buyurmuştur: "Güneşte ısıtılmış suyun kullanıl¬ması, cilt hastalığı meydana getirir." İmam-ı Safi Hazretleri güneşte ısıtıl¬mış su ile abdest alınmasını mekruh saymış hatta bu su ile çamaşır dahi yı¬kanmasını uygun görmemiştir. Oysa günümüzde, sokaklarda ve vitrinlerde, aylarca güneş altında beklemiş pet şişelerdeki suların günde 3-6 litre tüke¬tilmesi doktorlar tarafından tavsiye edilmektedir.
Son birkaç yıldır içme sularına, kokuşmasını önlemek ve tazeliğini ko¬rumak amacıyla karbon nanoparçaçıklar katılmaktadır. (Polikarbon su). Ağız yoluyla vücuda giren nanoparçaçıklar dokularda depolanır, hücreler¬deki metabolizmaya karışarak, mutasyonlara yol açabilir. ("Nanoteknoloji" bölümüne bakınız.)
Bal
Peygamber Efendimiz (s.a.v): "Bal yiyin, zira içinde bal bulunduğu için, meleklerin rahmet dilemediği hiçbir ev yoktur. Bal yiyenin midesine bin deva girer ve milyonlarca günah uzaklaşır.Her sabah bal şurubu içenler hasta olmaz. Benim nazanmda, bal gibi şifa yoktur" buyurmuştur. Bal mide ve bağırsak bozukluklarına iyi gelir,- mide ve onikiparmak bağırsağındaki ülserlerin ve dış yaraların kapanmasını sağlar. Romatizma, kalp, akciğer, karaciğer ve cilt hastalıklarına iyi gelir. Damar sertliği, sinir bozukluğu ve kansızlığa faydalıdır. Bal hem kabızlığı gideren, hem de ishali durduran bir ilaçtır. Bal yemek insanı gençleştirir, genç ve dinç tutar.
Taşıdığı şifa sıfatlarından dolayı, bal hem bebekler, hem gençler hem de yaşlılar için gerekli bir besin maddesidir. Taze ve hakiki bal kovandan alın¬dıktan, yaklaşık 4-5 hafta sonra kristalleşmeye başlar. Donmuş balın kris¬talleri incedir. Büyük kristalli balın kalitesi düşüktür. Bazı cins ballar kris-talleşmeyebilir. En kıymetli bal ilkbahar ve yazın alınan baldır ve ilaç ola¬rak kullanılabilir. Sonbahar balı ise fazla şifalı değildir.

Y Bir nohut tanesi kadar propolis ve aynı miktarda balmumunun, bal ile
birlikte ağızda çiğnenmesi, burun damarlarındaki tıkanıklıkları gide¬
rir.
Y Bal, varis yaralarına, kangren yaralarına, ağızdaki yaralara, çıbanlara, ciltte meydana gelen iltihaplı yaralara uygunlanırsa, şifalıdır.
Y Şekeri yüksek olan hastalar da, bir çay kaşığından başlamak şartıyla, her gün 1 tatlı kaşığından bir çorba kaşığına kadar bal tüketebilirler ve hakiki bal tedavisiyle bu hastalıktan kurtulabilirler.
0 Bal, göze ve göz yaralarına merhem, ağız temizleyici ve damar açıcı olarak da kullanılır.
Y Aynı miktarda bal ve ılık suda eritilmiş kaya tuzu, kulağa damlatılır-
sa, kulağı iltihaptan temizler.
Y Bademcikler şiştiğinde ağızda bal tutmak faydalıdır.
Y Bal, uykusuzluğun en iyi ilacıdır.
Bal, yemek ile birlikte veya yemekten hemen sonra yenirse, tüm şifa özelliğini kaybeder, alerjik etki yapabilir. Balın fazlası şişmanlatır, tembel¬lik yapar, uykuyu çoğaltır. Tedavi amacıyla bal tüketmek isteyen, her sa¬bah veya akşam aç karnına 1 çorba kaşığı bal yiyebilir. Ancak yediği bu bal yemek öğünü yerine geçer, yani ardından yemek yenmez. Yanında su tü¬ketmede bir sakınca yoktur. Bir diğer seçenek de, sabah ve akşam yemek¬ten önce 1 tatlı kaşığı bal yemektir. Birkaç günü sadece bal ile geçirmek is¬teyenler ise, günde 100-150 gr. bal yiyebilirler. Her gün bal yiyenler gün¬de 1 çorba kaşığından fazlasına veya başka tatlılara muhtaç değildir. Balı parmakla veya tahta kaşıkla yemek peygamber adabındandır.
Bal buzdolabında değil, serin ve karanlık bir yerde saklanmalıdır. Eğer bal koyulan cam veya tahta kap sıkıca kapatılırsa, sahip olduğu şifa özelli¬ğini kaybetmeden senelerce saklanabilir.
Balın terkibinde %18 su, % 40 meyve şekeri (fruktoz),- % 34 üzüm şe¬keri (glikoz),- % 0,4 diğer şekerler,- % 0,3 protein,- % 7,1 madeni tuzlar, mikroelementler, fermentler, vitaminler ve diğer maddeler bulunur.
Bal, laboratuvarlarda, bu terkibe göre glikoz ve fruktoz oranı belirlene¬rek basit bir şekilde test edilir. Genellikle, balda glikoz ve fruktoz oranı normlara uygunsa diğer maddeler de mutlaka normlara uygundur. Bugün

bu testin önemi kalmamıştır. Çünkü Türkiye'de artık genetiği değiştirilmiş glikoz ve fruktoz üretilmekte ve yurtdışından getirilen, genetiği değiştiril¬miş bal aroması kullanılmaktadır. Bu şekilde mis gibi bal kokan çeşit çeşit karışımlar balmış gibi piyasaya sürülmektedir. Bu sahtekârlığı ispat etmek çok zordur, çünkü Türkiye'de, bu alanda yeterli sayıda ve nitelikte labora-tuvar ve uzman yoktur.
Bal ile hazırlanan ilaçlar:
P 1 kilo tereyağı, su içinde 5-10 dakika kaynatılır, su üzerine çıkan te¬reyağı toplanır ve 500 gr. bal ile karıştırılır. Yaralara, egzamaya ve yanıkların üzerine sürülür. Aynı karışım kahvaltıda ekmekle de yene¬bilir.
P 3 yemek kaşığı papatya 500 gr. sıcak suya konur ve 1 saat demlen¬
meye bırakılır. 40 dereceye kadar soğuduktan sonra süzülür ve üstü¬
ne 3 yemek kaşığı bal eklenir. Anjin, ağız, dil, mide ve bağırsak yara¬
larına kullanılır (gargara yapılır, içilir, lavman yapılır). 49
P 1 çorba kaşığı bal, 1 bardak elma suyu içinde eritilir ve her sabah aç karnına içilir. Bilhassa karaciğer hastaları için çok şifalıdır.
P 10 gr. kaya tuzu 50 gr. ılık su ile eritilir. Sonra bu tuzlu sudan gerekli miktar alınır ve aynı miktar bal ile karıştırılır. Her sabah-akşam ılık olarak 7-8 damla kulağa damlatılır. Ortakulak iltihabı, mantar ve ku¬lak uğultusuna iyi gelir.
P Ceviz yaprağı çay gibi demlenir ve süzülür. 40 dereceye kadar soğu¬duktan sonra bal eklenir. Her gün çay gibi içilirse, vücuda kuvvet ve canlılık verir.
Ballı sarımsaklı ilaç
10 tane limonun suyu, tahta havanda dövülmüş 10 baş sarmısak ve 1 ki¬lo bal ile karıştırılarak cam kavanoza konur. Ağzı 3 kat pamuklu bezle ka¬patılır, karanlık ve serin bir yerde 7 gün bekletilir. Yedi gün sonra kapağı kapatılarak buzdolabına konur. Yıllarca saklanabilir, ne kadar uzun kalsa o kadar kuvvetlenir. Hazırlanan karışımdan günde bir defa olmak üzere 4 çay kaşığı yutulur. Her defasında ağza 1 çay kaşığından fazla olmayan bir mik-

tar alınır. Bu miktarı çabuk yutmadan, ağızda dağılmasını sağlayacak şekil¬de dolandıra-dolandıra eritmek gerekir.
İlacın bu şekilde tüketilmesi önemlidir, çünkü ilacı midenin değil, ağız¬daki kılcal damarların emmesi gerekir. Her gün belli bir saatte aç karnına bu ilaç bitene kadar içilir. Bu mükemmel ilacın, bu şekilde tüketilmesi kalp ve beyin damarlarını temizleyerek açar. içilerek tüketildiğinde, mide ve 12 parmak bağırsağı ülserine, midedeki H. Pylori enfeksiyonuna son verir. Bu kür senede bir defa olmak üzere sağlıklı olanların hastalanmaması, hasta olanların ise iyileşmesi için kullanılır. Ayrıca 40 yaşın üzerindekiler bu ila¬cı her türlü derde karşı kullanabilirler.
NOT: Limon suyu yerine sirke de kullanılabilir ("Elma sirkesi" bölümü¬ne bakınız.)
Polen
Arı kovanlarında bulunan polen tüm hastalıklarda iyileşmeyi kolaylaştı¬rır. Arıların enzimi ile karışmış olan polen alerjik olamaz. Poleni herkes (küçük, büyük, yaşlı, genç, hasta veya sağlıklı) kullanabilir. Yetişkinler 1 çay kaşığı, küçükler ise yarım veya çeyrek çay kaşığı poleni aynı miktarda balla ve ılık su ile karıştırarak bir ay boyunca her sabah (akşam değil) ömür boyu kullanabilirler. Polen taze olmalıdır. Üzerinden bir sene geçince tüm faydalı özelliklerini kaybeder, alerji yapabilir. Polen, buzdolabında saklan¬malıdır ve kuru olmalıdır. Çünkü nemden bozulur, içinde bulunan yaklaşık 11 madde (natrium, kalium, çinko, bor, kalsiyum, titan, krom, barium vb.) su ile kimyasal bağlantıya girerek, sıhhat için zararlı hale gelebilir. Polen kullananlar proteinli yiyecekleri (et, yumurta, peynir, balık) azaltmalıdır, çünkü polen bol miktarda kıymetli protein içerir.
Arı sütü
Arı sütü romatizmaya, hormon dengesizliğine, kansızlığa, halsizliğe, mide ve bağırsak hastalıklarına, saç dökülmesine, akciğer, kalp ve diğer hastalıklara karşı kullanılır. Arı sütü Bl, B2, B3, B6, Bl2, C, H, PP, E vita¬minleri, aminoasitler ve organik asitler içermektedir. Arı sütü buzdolabın¬da saklanır.

Kullanma metotları:
P Her sabah-akşam 10-20 mg arı sütü aç karnına dilin altında eriyince¬ye kadar tutulmalı, hemen yutulmamalıdır. Yutulursa, midede şifalı özelliklerini kaybeder.
Veya
P Her sabah-akşam 10-20 mg. arı sütü 10-30 gr. bal ile karıştırılır ve ağızda eritilip yutulur. Veya
Y Her sabah-akşam 1 tatlı kaşığı taze öğütülmüş çörek otu ve 20 mg. arı sütü, 30 gr. bal ile karıştırılır ve yemekten önce ağızda eritilerek yutulur. Bir ay devam edilir. Bu işlem vücuttaki bezleri temizleyip dengeli çalışmalarını sağlar.
Propolis
Propolis, arı kovanlarında bulunan kahverengi zifttir. Propolis, yüksek 51 antimikrobiyal ve bakterisid etkisinden dolayı anjine, dişeti hastalıklarına, dış ve iç yaralara, yanıklara, egzamaya, mantara, basura, tüberküloza, fren¬giye, kemik hastalıklarına ve benzeri hastalıklara karşı kullanılır.
Kullanma metodlari:
v Nohut büyüklüğündeki propolisi eriyinceye kadar ağızda tutmak ve¬ya sakız gibi çiğnemek anjine, dişeti hastalıklarına, kemik erimesine, mide, ağız ve dil yarasına, diş ağrısına iyi gelir.
(r Bir kilo tereyağı emaye veya cam kavanozda kaynatılır, sonra 80 de¬receye kadar soğutularak içine 100-200 gr. propolis parça-parça kesi¬lerek eklenir. Bu karışım 80 derecedeki su kabında (bir kaba 80 dere¬ce sıcaklığında su konur ve içine tereyağ ve propolisin bulunduğu di¬ğer kap konularak) 20-30 dakika karıştırılır. İç hastalıklarında ve iç yaralarda sabah aç karnına 20 gr. yutulur. Cilt hastalıklarında cilde ve yaralara sürülür. Bu karışımı sağlıklı insanlar da ekmek üzerine sü¬rerek ve ballı bitkisel çayla kahvaltıda tüketebilirler.
V Propolis ısıtıldıktan sonra, siğiller üzerine konur ve iyice bantlanır.

Siğiller diplerinden çıkıp düşünceye kadar bekletilir.
Propolis buzdolabında, serin ve karanlık yerde yıllarca saklanabilir, şi¬falı özellikleri kaybolmaz, hatta durdukça çoğalır.
Meyve ve Sebzeler
Çiğ sebze ve meyvelerin hazmı kolaydır ve sağlıklı beslenme için yeter¬lidir. Meyve ve sebzelerdeki su, organik asitler, vitamin ve mikroelement-ler vücut için arındırıcı ve şifa vericidir. Tüm bu maddeler, meyve ve seb¬ze çiğ olarak yendiği zaman kıymetli olur. Pişirilen sebze ve meyveler, su¬yunu, organik asitlerini ve proteinlerindeki doğal strüktürü kaybederek vi¬taminlerden yoksun kalır. Kısacası, canlı olanlar can verirler. Mesela, do¬mates, veya ıspanak suları çiğ olarak tüketildiği zaman vücudun kireçlerini temizler, kansızlığı düzeltir, hastalıklara karşı direnci arttırır. Domates çiğ yendiğinde kemik erimesini ve hatta kanseri önler. Fakat pişirildiğinde içerdiği oksalasid zararlı hale gelir,- kireçlenme, damarlarda daralma, kan¬sızlık, böbrek ve safra taşı yapar.
Kurutulmuş sebze ve meyveler ise hemen hemen taze sebze ve meyve sıfatlarını taşır. Bu sebeple kurutulmuş meyveleri kaynatarak komposto yapmak doğru değildir. Bunun yerine, kuru meyveler 4 -7 saat suda bekle¬tilerek bu su içilir, meyveleri yenir.
Meyve mutlaka yemekten ayrı olarak veya yemekten önce yenmelidir. Buna mukabil sebze yemekten önce ve yemekle beraber tüketilebileceği gi¬bi, yemekten sonra da yenmesinde bir sakınca yoktur. Unutulmaması gere¬ken nokta şudur: Yemekten sonra yenen meyve hazmolmadan mayalanır, ispirto, sirke asidi, gaz oluşturarak çeşit çeşit hastalıklara ve ayrıca siroz hastalığına sebep olur.
Meyve ve sebze, kabuğu soyulmadan birkaç çekirdeğiyle yenmelidir. Karpuz, limon gibi meyvelerin az da olsa bir miktarını kabuğuyla yemek faydalıdır. Balkabağı, patates, patlıcan, kırmızı pancar gibi sebzeler fırında veya közde kabuğuyla pişirilir.
Katı meyve ve sebzeler sıkılırken de mutlaka kabuğu ile sıkılmalıdır (el¬ma, havuç vs.). Meyvelere şeker, süt, tuz eklenmez. Birkaç farklı çeşit mey¬ve de birbiri ile karıştırılarak yenmez. Ancak aynı cinsten olanları, mesela

portakal, greyfurt, limon ya da vişne, kiraz gibi meyveler, birlikte yenebi¬lir. Yalnız, aynı cinsten olup da rengi farklı ise (mesela kırmızı ve yeşil el¬ma) karıştırılarak yenmemelidir, gaz ve şişkinlik yapar. İki farklı meyve an¬cak 30 dakika-1 saat ara ile yenebilir.
Peygamberimiz Aleyhisselam taze hurmayı kaymakla, kuru üzümü ise ekmekle yerdi. Siz de sağlıklı iseniz, çilek ve hurmayı kaymakla, muzu bal¬la yiyebilirsiniz. Veya ekmeğiniz doğal, rafine edilmemiş, katkısız undan, doğal maya ile yapılmış ve tandırda pişirilmiş ise, onu nar veya üzüm ile yi¬yebilirsiniz. Meyve sularını ve meyveleri birbiriyle karıştırarak ilaç olarak kullanmak ise ancak bu konuyu bilen hekim tavsiyesiyle mümkündür.
Her meyvenin tadında şüphesiz hikmet vardır. Böyle olmasaydı, Allah-ü Teala bütün meyveleri aynı tat ile yaratırdı. Bir meyvenin tadını tuzla, şe¬kerle değiştirmeden önce bunu düşünmek gerekir. Sebzelerde de hüküm aynıdır.
Yetişme mevsiminde yenen meyve ve sebzeler hastalıkları iyileştirici özelliklere sahiptir, fakat mevsimi dışında yenen meyve ve sebzeler hasta¬lık yapabilir. Mesela, buzdolabında dondurulduktan sonra oluşan kimyasal değişikliklerden dolayı kavun, elma veya armut, mayalanarak alkol, sirke veya aseton üretir, hazım ve metabolizma bozukluklarına, bağırsaklarda aşırı gaza neden olabilir. Ya da uzun zaman saklanan meyve ve sebzede toplanan hormon ve kimyasal maddelerin molekülleri parçalanırsa, bu ye¬ni oluşum eskisinden daha da tehlikeli olabilir.
Meyve ve sebzenin en iyisi en taze olanı ve en yakın bahçe veya tarla¬dan gelenidir. Bir ekolojik ortamda faydalı olan meyve veya sebze başka ekolojik ortamda yaşayan biri için beklenen faydayı sağlayamaz, çünkü ekolojik çevre ve insan bir bütündür.
Kurutulmuş meyve ve kuruyemişler
Meyvelerin kurutulması sırasında renklendirici ve güve-böcek yemesine karşı koruyucu, bozulmayı önleyici özelliği olan Sodyum sülfit (E221) kul¬lanılır. Araştırmalar sonucunda, sodyum sülfitin besin yolu ile alınmasının, öğrenme ve hafıza bozukluğuna sebep olduğu, beyin fonksiyonlarına zarar verdiği ve zamanla bu zararın daha da büyük boyutlara çıkmasının kaçınıl¬maz olduğu tespit edilmiştir.

Kimyasal maddelerle kurutulmuş meyve ve kuruyemişler arasında canlı kurt bulmak mümkün değildir. Çünkü ilaçlanmış meyveyi hayvan, kuş, kurt, böcek ve sinek asla yemez, hatta mikrop bile dokunmaz. Pazardan bir şey alırken, hangi meyveye arı ve sinekler hücum ediyorsa, onu almak ge¬rekir, çünkü o meyve ilaçlanmamıştır,- hangisine yaklaşmıyorsa, ona yaklaş¬mamak gerekir, çünkü o ilaçlanmıştır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) getirilen kuru hurma kurtİu ise, kurdunu ayıklardı ve yerdi.
Süt
Göğüsten emilen anne sütü, bebek için en doğal ve iki yaşına kadar za¬ruri olan yegane besindir. İnsan midesi sadece 1 yaşına kadar süt için en¬zim üretir. Fakat çocuk-anne arasında kan uyuşmazlığı varsa yani, anne sü¬tünün proteinleri çocuğun vücudunun proteinlerine zıt geliyorsa, o zaman anne sütü çocuğun sağlığına karşı tehlike oluşturur. Böyle bir durumda ço¬cuk için sütanne aramak gerekebilir.
Göğüsten sağılarak ve bekletilerek içirilen sütün hazmı ağırlaşır ve ge¬rekli faydayı sağlayamaz. Her süt, inek sütü dahil, sağıldıktan hemen son¬ra ılıkken ve hiçbir şey karıştırılmayarak tüketilirse, ancak o zaman şifalı¬dır. Çünkü süt, yeni sağıldığında, hazmı kolaylaştıran mikroplar ve enzim¬ler içerir. Sağıldıktan sonra bekletilirse, sütü bozan mikropların çoğalması, sütü sağlığa zararlı hale getirebileceği için kaynatılması gerekir. Sütün haz¬mını kolaylaştıran enzim ve mikroplar 43-54 derece ısıda ölürler. Böylece kaynatılmış sütün hazmı ağırlaşır.
Bir ineğin sütü diğer ineklerin sütüyle karıştırılmamalıdır. Karışık, pas¬törize edilmiş ve katkılı sütlerin faydasından çok zararı vardır. Yukarıda be¬lirttiğimiz gibi insan, 2 yaşından sonra midesindeki süt hazım sistemini kaybeder. Artık süt, sütün kendisindeki ve bağırsaktaki mikroplar yardı¬mıyla hazmolunur. Eğer kişi antibiyotik tedavisi görmüş ise, antibiyotik, zararlı mikroplarla birlikte bağırsaklardaki mikropları da yok ettiği için, süt hazmolunmaz, bozulmaya başlar. Bozulmuş sütteki kalsiyumdan vücut ya¬rarlanamaz. Bozulmuş süt vücutta aşırı balgam oluşmasına, kireçlenmeye ve sonuçta kemik erimesine, karaciğer, dalak ve damar tıkanıklığına, katarak¬ta, sedef ve vitiligoya (alaca), safra ve böbreklerde taş oluşmasına, diş çü-

rümesi ve diş etlerinin bozulmasına sebep olabilir (bilhassa kan grubu "O" ve "A" olanlar için). Farklı ineklerden sağılarak karıştırılmış, pastörize edil¬miş süt ancak kaynatılarak, zencefil ile ve biraz ılıklaşınca bal ile karıştıra¬rak içilebilir. Sütlü yemeğin üzerine zencefil veya tarçın serpilebilir. Zen¬cefil, tarçın ve bal, sütün hazmını kolaylaştırır.
Bal ile içilen doğal süt rengi güzelleştirir, kilo aldırır. Yaşlı insanların ku¬ru ve soğuk mizacına bal ile içilen süt iyi gelir. Kuruluğu azaltır, soğuklu¬ğu dengeler. Tümör ve kansere,- karaciğer, dalak, böbrek ve deri hastalıkla¬rına,- baş ağrısı, kulak çınlaması ve baş dönmesi gibi hastalıklara süt zarar¬lıdır. Bu hastalıklar için yalnız deve sütü faydalıdır.
Süt içecek değil, yemektir. Onu küçük yudumlarla, ağızda bekleterek içmek gerekir. Süt içtikten sonra hızlı hareket etmek, uyumak (bilhassa kan grubu "O" ve "A" olanlar için) veya bir şey yemek iyi değildir, bunlar böb¬rek ve mesanede taş oluşmasına sebep olur.
Karışık ve pastörize edilmiş süt için en iyisi kaynatıp yoğurt yapmaktır. Yoğurdun mayasındaki mikroplar sütün hazmedilmesini sağlar. Mikroplar¬la hazmedilen süt yoğurt olur ve vücut da onu rahatlıkla sindirebilir.
vğ Salatalık ile yenen yoğurt yüksek ateşi indirir.
™ Kaynatılmış yoğurt ishali, hatta kanlı ishali dahi durdurur. Fakat yo¬ğurt kaymağından ayıklanarak kaynatılmalıdır.
0 Yağlı yoğurt yeni yanıklara, bilhassa güneş yanıklarına sürülürse, ağ¬rıları dindirir ve kısa zamanda iyileşmesini sağlar.
Evde mayalanmış doğal yoğurt suyu:
ğ Yoğyjiğuğu kanı temizler, karaciğer ve dalaktaki tıkanıkları açar, böbrek taşlarını eritir ve sarılığa çok iyi gelir.
vğ Ayrıca, yoğurt suyu ile yapılan pansuman yaraları temizler ve kapa¬tır, çillere sürülürse çilleri yok eder. Uçuğa sürülürse, kısa zamanda iyileştirir.
r Aç karnına içilirse, gazı giderir, bağırsaklardaki doğal mikropların yaşamasına yardımcı olur.
vğ Aşırı derecede zayıf olanlar güne yoğurt suyu içerek başlarlarsa, yo-

ğurt suyu kanı temizleyerek, aşırı sıcak safrayı soğutup azaltır. Bağır¬sakları ve dalağı rahatlatır. Hazmı kolaylaştırır ve kilo almaya yar¬dımcı olur.
™ Saçlar yoğurt suyu ile yıkanırsa parlar ve çabuk uzar.
Eski alimler sütün yapısının, hayvanın rengine, boyuna, zayıf ya da şiş¬manlığına, vücut yapısına, etinin sert veya yumuşak oluşuna, diğer bir de¬yişle mizacına göre, değiştiğini bilirlerdi. Yani sütün özellikleri, hayvanın mizacı ile yakından bağlantılıdır, insanlarda ve bitkilerde olduğu gibi hay¬vanlarda da 4 farklı mizaç vardır. (İnsanlarda 4 mizaç ayrımına en uygun ayrım 4 farklı kan grubudur.) Bu yüzden her insan, her ineğin sütünü içe¬mez. Ancak kendi mizacı ile aynı mizaca sahip ineğin sütünü tüketebilir. Bu, tıpkı annenin sütünün bazen çocuğuna uymaması gibidir. Bu yüzden bir ülkeye ait olan hayvan türünü başka bir ülkeden getirilen hayvan türüyle değiştirmek veya farklı ineklerden sağılan sütü karıştırarak tüketmek sağlık¬lı değildir, hatta bazen tehlikelidir.
Toplumumuzda, Peygamberimiz Aleyhisselam'ın "Süt içinizi" emri yay¬gın olarak bilinmektedir. Fakat Peygamberimiz Aleyhisselam bunu, ömrün¬de hiç suni yem yemeyen, sadece bir deve, bir koyun, bir keçiden veya bir inekten yeni sağılmış sütü içen ve hayatında hiç antibiyotik almamış insan¬lar için buyurmuşlardır. Günümüzde antibiyotik ile tedavi olmayan bir kimse bulunmadığı gibi, doğal beslenen hayvandan yeni sağılmış sütün ta¬dını bilen insan da yoktur.
Süt üretimini artırmak için ineklere verilen büyüme hormonu, insanda¬ki büyüme faktörünü (IGF-1) arttırabilir. Büyüme faktörü, hemen hemen bütün dokularda hücre üremesini kontrolsüz bir şekilde artırarak kansere neden olabilir.
Bu nedenle katkısız mandıra sütü ve ürünlerini tüketmek daha sağlıklı¬dır.
Peynir
Peynir, sütün suyu (yani yoğurttaki yeşil su) ayrıştırılarak elde edilir. Dolayısıyla peynir, süt ürünleri içinde hazmı en ağır olandır. Peynirin haz¬mını kolaylaştırmak ve kaybedilen yeşil suyu kompanse etmek için peyniri

domates, salatalık ve yeşillikle tüketmek gerekir. Çiğ sebzeler hafif su içer¬diği için peynirin hazmına yardımcı olur. Eski hekimler, "Peyniri yalnız ye¬mek hastalık verir, lakin ceviz ile birleştirene şifa vardır1', demişlerdir. Uzun ömürlü süt gibi bozulmayan peynirin, yani koruyucu madde katılan peyni¬rin hazmı da ağır olur. Peynirin fazlası vücutta kireçlenme, böbrek ve me¬sanede taş, damarlarda tıkanıklık ve kemik erimesi yapar. En iyi peynirler koyun ve keçi peyniri, eski kaşar, tulum peyniri ve beyaz peynirdir. En ağır olanı taze kaşar ve krem peynirdir.
Türkiye'nin bazı bölgelerinde halk, peyniri küflendirerek yer. Küflen¬miş peynir yeme geleneği olmayan bazı insanlar da küflü peyniri severler. Bunun sebebi kan grubu "O" olanların peyniri hazmetmekte zorlanmasıdır. Küflü peynirde oluşan mikroplar, peynirin hazmını kolaylaştırdığından, bu tür peynirin sindirimi daha kolay olmaktadır. Kan grubu "0" olanların pey¬niri haftada 2-3 defa ve 50-60 gramdan fazla tüketmemesi gerekir.
Tereyağı 57
Eski zamanlardan beri merhem ve ilaçlar için kullanılmaktadır. Mide ve bağırsakları rahatlatıcı, vücudu kuvvetlendirici özelliğe sahiptir.
"O" ya. da "B" kan grubuna sahip sağlıklı insanlar haftada 2-3 defa tere-yağı tüketebilip Ancak tereyağı "A" ve "AB" kan grubu taşıyanların tabiatı¬na uygun değildir. Onlar tereyağını hazmedemezler. Hazmedilemeyen ka¬lıntılar sivilce, çıban oluşumuna ve damar tıkanıklığına yol açar. Nüfusunun çoğu "A" grubu kan taşıyan Tibet'te halk tereyağını küflendirerek yer.
Ekmek
Bütün vitaminler, enzimler, mikroelementler buğday tanesinin oğulcu¬ğunda, kabuğunda ve kabuk altında toplanmıştır. Tanenin merkezinde ise sadece "derin uyku halindeki" nişasta vardır. Buğday ıslatıldığında, su, en¬zimleri eriterek, mikroelementleri ve vitaminleri canlandırır ve nişastaya akıtır. Enzimler nişastayı hafif şekere çevirerek, oğulcuğa gönderir. Oğul¬cuk harekete geçer, filiz çıkarır ve hayat başlar. Enzimlerin buğday kabu¬ğunun içinde hapsedilmesi ve nişastanın uyku halinde tutulmasının hikme¬ti enzimlerin nişasta ile karışmaması, buğdayın zamanından önce filizlen-

memesi ve yıllarca, hatta bin yıllarca bozulmadan saklı kalabilmesi içindir. Demek ki, buğdaydan un yaparken, kabuklan (kepeği) eleyerek atmak ve sadece ağır ölü nişastayı un olarak kullanmak cahillikten başka bir şey de¬ğildir. Peygamberimiz (s.a.v.) buna asla izin vermezlerdi. Sehl İbni Sa'd ra-diyallahu anh: "Resulullah aleyhissalatu vesselam vefat edinceye kadar, be¬yaz ekmek görmedim, elek görmedim" demiştir.
Beyaz undan yapılan ekmeklerin hazmı ağırdır, kanın asitini yükseltir, safra, böbrek ve mesanede taş toplanmasına, kılcal ve toplar damarlarda tı¬kanıklıklara sebep olur. Taze mayalı ekmek ise bağırsakta B vitamininin üretimini yapan mikropları pasifize eder. B vitamini eksik olan vücut, sinir¬sel dengesizliğe ve kansızlığa maruz kalır. Sıcak olarak yenen mayalı ek¬mek bir çok hastalığın, ayrıca, bağırsak kurtlarının oluşması için yeterli bir sebeptir. Mayalı ekmek piştikten en az 3 saat sonra yenmelidir. Fakat ma¬yasız yufka veya doğal mayalı hamurdan yapılmış tandır çörekleri bazen sı¬cak da yenebilir.
- Vücuda hayat veren ekmekler amarant veya nişasta buğdayı gibi eski buğdayın ince, kepekli ve taze unundan ömer otu (şerbetçi otu) veya no¬hut mayası gibi doğal mayalarla tandırda pişirilen ekmeklerdir. Böyle bir ekmek hamurturuşla da yapılabilir. Hazır hamurdan bir parça alınarak bir sonraki ekmek yapılıncaya kadar saklanır. Tekrar hamur yapılacağı zaman maya olarak bu parça kullanılır. Bu hamurdan da bir parça saklanarak tek¬rar ekmek yapana kadar bekletilir. Hamurturuşla yapılan hamur geç kaba-rır. Örneğin, hamurturuş, hamura akşam konduğu taktirde, hamur ancak ertesi sabaha kabaracaktır. Ekmeğin hazmını kolaylaştırmak için, hamura tercihinize göre çörek otu, zencefil, anason, keten tohumu, kakule, dereo¬tu tohumu, üzerine de susam ekleyebilirsiniz. Ekmek yapımında birçok farklı un birbirine karıştırılmamalıdır, çünkü bu, ekmeğin hazmını ağırlaş¬tırır (buğday unu, çavdar veya arpa ile karıştırılabilir). Buğday ekmeğini ar¬ka arkaya 2 günden fazla yememek, çavdar, pirinç, arpa, yulaf unundan ya¬pılan ekmekler ile dönüşümlü yemek gerekir. Ekmek, yağla, balla, reçelle ve yağlı sebze yemekleriyle yenebilir. Ancak et, balık, tahıl ve süt gibi yi¬yeceklerle yenen ekmeğin hazmı ağır ve sıhhate zararlı olur.
Büyüklerimiz buğday ya da arpa ununu su, yağ ve bal ile karıştırarak, kü¬çük ekmekler yapar ve açık havada kurutarak yerlerdi. Böylece, başka ye¬meklere ihtiyaç duymadan sağlıklı bir şekilde 100 yıldan fazla yaşamışlar-

dır. Ancak bugün eski buğday türleri, arpa, çavdar, kara buğday artık tari¬he karışmıştır. Bunların yerini genetiği değiştirilmiş ve terminatör gen ile silahlandırılmış yeni tahıl türleri almıştır. Terminatör gen eklenen buğday¬dan ertesi sene için tohum almak mümkün değildir.
Genetiği değiştirilmiş buğdaylar, (tip 405-550 gibi) yüksek miktarda yapışkan albümin içerdiği için, hazmı ağırdır (bilhassa kan gurubu "O" olanlar için). Bu tür buğday ürünlerini yalnızca bütün tahilları çok iyi haz-medebilen kan grubu "A" ve "AB" olanlar hazmedebilirler. Kan grubu "B" olanlar bu buğday ürünlerini hazımda zorlanırlar. Kan grubu "0" olanlarda, buğdayın yapışkan albümini mide zarını aynen soyar gibi etkiler, mide asi¬dinin yükselmesine, gastrit, ülser, H. Pylori enfeksiyonuna, damar tıkanık¬lığı ve ateşli hastalıklara, kandaki PH dengesizliğine, alerji, romatizma, mantar, astım ve deri hastalıklarına neden olabilir. Un için kullanılan katkı maddeleri ve ekmek yapımında kullanılan genetiği değiştirilmiş maya, ek¬meğin zararını daha da arttırır.
Unda kullanılan katkı maddeleri:
• Yapışmayı önleyiciler: Oxysterin, Oleic asit, Gliserin (yağlardan elde edilir), Amylase (domuz midesi, küf mantarı veya GM bakterilerden elde edilir), Cystein/Cystin (insan, domuz ya da at kılından veya GM bakterilerden elde edilir).
• Beyazlatıcı ve nem tutucular: E171 (Titanyumdioksit), E173 (Alümin¬yum kaynaklı katkı).
• Koruyucular: Ascorbikasit, tuz.
• Kabartıcı: Sodyum karbonat.
• Sıkıştırıcı: Kalsiyum karbonat-tebeşir.
("Katkı maddeleri" bölümüne bakınız.)
Et
Her hayvanın genci, erkeği, siyahı ve yağlısının omuz, sırt ve kemiğe sarılmış eti daha lezzetli, daha hafiftir. Her hayvanın sağ yanındaki et sol yanındakine nazaran daha lezzetlidir. Kırmızı koyunun eti siyah koyunun eti kadar lezzetli, hazmı ise daha kolaydır. Beyaz koyunun eti hafif, gri ko-

yunun eti ağırdır. Bir yaşındaki siyah, yağlı ve erkek keçinin eti lezzetli ve hafiftir. Kuzu, oğlak ve buzağı eti en iyi ve en hafif etlerdir. Oğlak eti, ku¬zu etinden daha kolay hazmedilir ve daha az kalıntı bırakır. Kurutulmuş etin hazmı ağırdır, fakat buzdolabında beklemiş etten daha iyidir. Peygam¬ber efendimizin at eti yemeye izin verdiği, fakat eşek etini yasakladığı sa¬bittir.
Allahü Teala, En'am suresi, 146. Ayet'te "Yahudilere tırnaklı hayvanla¬rın hepsini haram kıldık. Sığır ve koyunların ise, sırtlarında veya bağırsak¬larında bulunanlar, ya da kemiklerine karışanlar dışındaki iç yağlarını (yi¬ne) onlara haram kıldık" buyuruyor. Onlara kırmızı et yasaklandığına göre, eti hazmedebilme kabiliyeti de kısıtlanmış veya kaldırılmış olmalıdır. Bilim adamlarının yaptığı son araştırmalar bunu tasdik ediyor. Gerçekten kırmı¬zı eti hazmetmekte zorlanan veya tam hazmedemeyen bir gurup insan var¬dır ki bunlar kan gurubu "A" olanlardır. Onların midesi etin hazmını sağla¬yan asidi o kadar az üretir ki, kırmızı eti parçalayamaz. Türk nüfusunun bü¬yük çoğunluğunun (bilhassa Karadeniz ve Ege bölgesinde yaşayanlar) kan gurubu "A"dır. İlginç olan, Karadenizlilerin çoğu dana iç yağı kullanır fakat eti sevmezler.
Peygamberimiz (sav): "Sığır ve dana eti devamlı yenilecek olursa: Ala¬ca (vitiligo), sedef (psoriazis), cüzzam (lepra), fil hastalığı ve daha birçok hastalıkları meydana getirir" buyurmuştur.
Bu ayet ve hadisten ve yapılan bilimsel araştırmalardan anlaşılıyor ki midesi az asit üretenler (kan grubu "A") bu eti hazmedemez, sadece çürü¬tür. Çürümüş et kalıntıları kılcal damarları tıkar, kanser, cüzzam, sedef, vi¬tiligo, varis ve fil hastalığı gibi hastalıklara yol açar. Bu sebeple kan grubu "A" olanların tavuk, hindi, keklik, oğlak ve kuzu eti gibi daha az mide asi-diyle parçalanan etler ve balık tüketmesi gerekir.
Bütün yabani etlerin en güzeli ceylan yavrusu eti ve tavşan etidir. Tav¬şan eti idrarı artırır, böbrek ve mesanedeki taşlan parçalar (özellikle "B" ve "AB" kan gurubu taşıyıcıları için faydalıdır).
Dana eti insan tabiatına sertlik, koyun eti ise yumuşaklık verir. İnek, ke¬çi ve deve etinin hazmı zordur. Bu tür etleri, midesi çok asit üretenler (kan grubu "O" ve "B" olanların midesi) kolaylıkla hazmeder.
Kurban eti insan vücudu için mükemmel bir temizleyici niteliğindedir.

Yiyene ishal yapabilir, ateşi yükseltebilir ve eklemleri şişirebilir. Bu, kurban etinin tesiriyle oluşan, iyileşme belirtileridir. Kesildikten üç gün sonra et kurban eti olma özelliğini, şifa özelliğini kaybetmeye başlar. Belki bu se¬bepten Peygamberimiz (s.a.v.) ilk önce kurban etini 3 günden fazla sakla-mamayı emretmiş, daha sonra 3 günden fazla saklamaya izin vermiştir. Et, işitme ve görme duyusunu geliştirir, aklı ve vücudu güçlendirir.
Közde, fırında pişirilmiş et, kaynatılarak pişirilmiş etten daha kuru olur. Onu çiğ yeşil sebze ile yemek gerekir. Biber, defne veya ardıç yaprağı, sa¬rımsak, soğan, zencefil, kekik, kimyon ile pişirilmiş etin sıfatı baharatların sıfatlarıyla zenginleşir. Eti ekmekle değil, yeşil yapraklı sebzelerle yemek gerekir. Bu etin hazmını kolaylaştırır ve eti hazmedemeyenler için zararını azaltır. Bir hayvanın eti diğerinin eti ile veya bir hayvanın eti diğer hayva¬nın yağı ile karıştırılmamalıdır. (Sebep "Süt" bölümünde anlatılmıştır.) Etli yemek yapılacağı zaman, bu yemeği o etin yağında pişirmek en iyisidir, çünkü et ve etin yağı birlikte kolay hazmedilir. Et, kendi yağından başka, hayvanı veya bitkisel yağı özümsemez. Hayvansal yağ da etsiz kolay sin-dirilemez.
Sosis, salam, pastırma, sucuk gibi işlenmiş et ürünlerini ise, en az iki se¬bepten dolayı yemek mümkün değildir. Birincisi, bu ürünlerde farklı hay¬vanların eti ve yağı karıştırılıp kullanıldığı için,- ikincisi, bütün işlenmiş et ürünlerinde katkı maddesi olarak sodyum nitrit ve sodyum sülfit kullanıldı¬ğı için. ("Katkı maddeleri" bölümüne bakınız.)
Hayvanın yağı, özellikle iç yağı ve koyunun kuyruk yağı, yemeklerde ve ilaç yapımında, kemikleri ise şifalı çorbalar hazırlamak için kullanılır. Sonbahar ve kış mevsiminde et yemek, ilkbahar ve yaz mevsiminde ise et¬ten sakınmak sağlığa daha uygundur. Sağlıklı insan haftada 1-2-3, hatta 5 defa et yiyebilir. Peygamberimiz Aleyhisselam "Şüphesiz et yemeklerin efendisidir" buyurmuştur. Ancak Peygamberimiz Aleyhisselam'ın "Devamlı et yemek ve et çorbasına devam etmek sıkıntı verir,- kalbi katılaştınr" bu¬yurduğu da malumdur.
Etin cinsiyle beraber hayvanın nasıl kesildiği de son derece önemlidir. "Allah size ölü hayvanı, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı". Bakara Suresi 173
Allah (c.c.) bu yasağı Kur'an-ı Kerim'de birkaç yerde tekrarlamaktadır.

Elektroşok verilerek kesilen hayvanın eti ölü hayvanın eti gibidir, sade¬ce detaylar farklıdır. Bu şekilde kesilen etin zararını anlamak için şöyle bir misal verilebilir:
Mükemmel donanımlı bir şehir düşünün. Şehrin savunma sistemi çok güçlü tek bir bilgisayarla yönetiliyor. Binlerce hatta milyonlarca kimyasal, biyolojik, çeşitli toksinler üretebilen, genetik mutasyonlara uğratabilen ve aklınıza gelebilecek her çeşit silah bu bilgisayara bağlı. Bu şehri işgal etmek isteyen akıllı birisi, savunma sisteminin merkezi olan bilgisayar ile savunma aletleri arasındaki bağlantıyı keserek şehre hiçbir zarar vermeden şehri, bü¬tün güzellikleriyle olduğu gibi alır ve kullanır. Ancak akılsız birisi direkt bilgisayarı bombalamaya başlar. Bilgisayar bozulur ve buna bağlı silahlar kontrolsüzce şehir halkını ve yerleşim alanlarını tahrip eder. Halk zehirle¬nerek, şişerek, delirerek ölür veya yaralanır, yerleşim yerleri de harap olur. İşgal edicilerin elinde kokuşmuş, harap olmuş, sağlığı tehdit eden leş dolu bir şehir kalır.
Bu misalde bilgisayarın bağlantısını kesenler doğru davrananlardır,- yani beyne giden ana damar ve sinirlerin bağlantısını kesme suretiyle hayvanın kanını akıtanlardır. Bu durumda beyin bir anda kansız kalarak bayılır ve hiçbir tepki vermez. Fakat bütün kan dışarı atılana kadar kalp çalışmaya de¬vam eder ve böylece hayvanın eti kanda dolaşan ve eti zehirleyen tüm maddelerden temizlenir. Elektroşok ile bayıltıldıktan sonra kesilen hayva¬nın etine gelince. Elektroşok hayvanın kalbini durdurur veya korkunç bir aritmiye uğratır,- fakat beyin çalışmaya devam eder ve bedeni savunmak için yüksek miktarda, farklı hormon ürettirir. Kan hareketsiz olduğu için içinde bulunan toksinleri, hormonları, atıkları, mikropları, kokuşmuş gaz¬ları kemiklerde ve eklemlerde bırakır, etlere sızdırır. Et de leş sıfatlarına bü¬rünür.
Yukarıda gördüğümüz gibi Allah (c.c.) kırmızı eti sadece yahudilere ya¬sakladı, ancak ölü hayvanın etini, kanı ve domuz etini tüm insanlara yasak¬ladı. Bilim adamlarının yaptığı araştırmalar sonucunda hiçbir insan toplulu¬ğunda domuz eti için hazım sistemi olmadığı ortaya çıktı.
Her hayvanın sindirim sistemi her birine özel olarak verilen rızka uygun yaratılmıştır. Bu sebepten ötürü hayvanlar sadece onlara özel rızıkları haz¬medebilirler. Doğal beslenen hayvan sağlıklıdır, onun eti, yağı, kemikleri temizdir. Fakat çağımızda hayvanlar fabrikalarda hazırlanan ve hormon,

antibiyotik, GM bakteriler ile üretilmiş protein, vitamin ve diğer GM baz¬lı katkı içeren yemlerle ve genetiği değiştirilmiş ürünlerle beslenmektedir. Hatta, yem olarak , bayat, bozuk, ve karışık yemek artıkları, tarihi geçmiş cips, bisküvi, kek, şeker ve benzeri şeyler marketlerden toplanarak veril¬mektedir. Neticede insan gibi hastalanan hayvan, tıpkı insan gibi ağır ilaç tedavisi görmeye başlar. Ve bu hayvanın eti, yağı, kemikleri yukarıda an¬lattığımız faydalardan yoksun kalır, hatta sağlık için tehdit oluşturur. Bu nedenle et alırken, özellikle kemik, yağ, karaciğer, böbrek, kalp ve beyin tüketirken, bunlardan henüz etkilenmemiş genç hayvanların etini tercih et¬mek gerekir.
2007 yılının baharında, ilk defa klonlanmış hayvanların eti ve sütü ABD marketlerinin raflarında yerlerini almıştır. Bu hayvanların etleri ve sütleri uzun zamandan beri bazı üçüncü dünya ülkelerinde ucuz ürün olarak satıl¬maktaydı. Klonlanmış inek, domuz ve keçiler konusunda yetkililerin sa¬vunduğu tez, bu hayvanlardan elde edilen ürünlerin, her gün tükettiğimiz normal ürünlerle aynı kalitede olduğu ve hiç bir zararının olmadığı yönün¬dedir. Bu da klonlanmış etin market raflarında yerini almasında hiç bir sa- 63 kıncanın görülmediği anlamını taşımaktadır. Üstelik bilim adamları bu tip ürünlerin ambalajlarında hangi yolla elde edildiklerini bildiren etiketlere gerek olmadığını da düşünüyor.
Klonlanmış hayvanlar üzerinde çalışan bilim adamları insanların yıllar¬dan beri renklendirici, aroma, tatlandırıcı, et yerine GM soya kıyması gibi yapay gıda tüketmeye alıştığını ve sentetik yiyeceklerin insanlara hiçbir za¬rar vermediğini iddia ediyor. Fakat sonuçları tam araştırılmadığı için bu ürünlerin vereceği maddi zarar henüz belli değildir. Ancak manevi zararı açıktır. Nisa suresi, 118-119 Ayet'te anlatılan usulle yetiştirilen hayvanların eti ve sütü muhakkak haramdır. ("GMO" bölümüne bakınız.)
Tavuk
Horozun iyisi henüz ötmeyeni, tavuğun ise yumurtlama dönemine ulaş¬mayanıdır.
Kekik, kimyon, karanfil ve dereotu ile pişirilen horoz eti eklem ağrısı¬na, gaza, mide ve bağırsak iltihaplarına iyi gelir. Tavuk eti aklı güçlendirir, meniyi artırır. Doğal beslenen tavuğun yağı ve suyu yemekler için kullanı-

labilir. Ancak hormon, antibiyotik, vitamin ve diğer kimyasal ilaçlarla ve hazır, katkılı yemlerle yetiştirilen tavuğun etini, yumurtasını ve yağını kul¬lanmak doğru değildir.
Doğal da olsa, tavuk etinin hazmında ve emiliminde zorlanan bir grup insan vardır ki bunlar kan grubu "B" ve "AB" olanlardır. Tavuk etinde onlar için zararlı bir protein bulunmaktadır. Bu protein bağışıklık sistemini zayıf¬latır ve hastalıkları tetikler.
Yumurta
Taze doğal yumurtanın beyazı çiğ olarak içildiğinde zehirlenmeye, ses kalınlığına ve kısılmasına iyi gelir. Protein, doymamış yağ ve mineral kay¬nağı olan yumurtayı herkes tüketebilir.Yapılan çalışmalar, taze yumurtanın kalp hastalıkları ve yüksek kolesterolle ilişkisi olmadığını ortaya çıkarmış¬tır.
En iyi yumurta doğal beslenen tavuğun, yumurtlama dönemi başında 64 yumurtladığı ve 1-3 günlük taze yumurtadır.
Haftada bir-iki defa yumurta yemek yeterlidir. Fakat yumurta sevenler haftada üç-beş defa taze doğal yumurta yiyebilirler. Taze yumurtayı çiğ olarak, veya yağ içinde yarı pişirerekğyeya 3 dakika kaynatarak yemek fay-dalıdır. 5 dakika kaynatarak da yenebilir. Bu şekilde yenen yumurta alerji yapmaz. Fakat 5 dakikadan fazla kaynatılan veya 10 günden daha bayat olan yumurta zararlıdır. Unlu gıda mamulleri ve bisküvilerdeki yumurta to¬zu yani bayat yumurta, pastörize edilmiş yumurtalar ve buzdolabında ay¬larca beklemiş yumurtaların proteinleri kan dolaşımına geçerek, ağır zehir gibi çalışmaya başlar, böbrekleri olumsuz etkiler ve vücut ona karşı şiddet¬li alerjiyle tepki verir.
Yumurtanın tazeliği şu şekilde tespit edilir:
Bir kabın içine tuzlu su doldurup yumurta suya bırakılırsa taze yumurta kabın dibinde yatay halde durur. Yumurta kabın içinde dik dursa, orta ta¬zeliktedir. Ancak suyun üzerinde yüzen yumurta bozulmuş demektir.
Taze yumurta kırıldığı zaman yumurta akı saydamdır, sarısı dağılmamış esnek ve kubbelidir.
Bayat yumurtaların hava boşluğu büyümüş ve içi bozulmuştur,- sallandı¬ğı zaman ses çıkarır.

Tavuk yemi:
Bu gün tavuk yemi genetik yapısı değiştirilmiş mısır, soya ve buğday gi¬bi tarımsal ürünlerden üretilmektedir. Tavuk yemine GM mikroplar ile üre¬tilmiş protein, vitamin, enzim, hormon ve antibiyotikler, bozulmayı önle¬yiciler (formaldehit ve nitrat-nitritler gibi) ve pek çok katkı maddesi ekle¬nir. Yumurta sarısının daha sarı, kabuğunun renkli olması için, yeme renk-lendirici El61 (Xanthophyl) de eklenir. Xanthophyl üzerine araştırmalar yetersizdir ve etkisi bilinmemektedir. Ancak tavuğun yağında ve yumurta¬da bu maddeye rastlanmıştır. ("Katkı maddeleri" bölümüne bakınız.)
Yağlar „ ;
İnsan vücudu yağa yağa ihtiyacı vardır: Bütün hücre duvarları yağ içe¬rir. Yağ, iç deri altında, organların ve kasların çevresinde toplanarak depo¬lanır ve onları dışarıdan gelen tehlikelerden korur. Vücut ısısını ve su kay¬bını kontrol altında tutar. Deri altındaki yağ, deriye esneklik ve güzellik verir, yara ve iltihaplanmalardan korur. Saçları, kılları, deriyi yumuşatır ve 65 parlatır. Yağda eriyen vitaminleri ve besleyici maddeleri taşır, emilimine yardım eder. Mideyi yavaş terk ettiğinden doygunluk hissi verir.
Omega-3 ve Omega-6 çoklu doymamış yağlar, hücre zarlarının yapısı, hücre büyümesi ve bölünmesi, kanın pıhtılaşması, kan basıncı ve kolesterol seviyesinin dengelenmesinde,- damarlarda kan pıhtılaşması ve yağ birikme¬sinin önlenmesinde,- damarladaki hasarların azaltılması ve düzeltilmesinde ve bağışıklık sisteminin çalışmasında yardımcı olur.
Omega yağların ideal kaynakları zeytinyağı, ceviz ve ceviz yağı, keten tohumu ve yağı, yağlı balık, taze köy yumurtası, semizotu ve tohumu, ısır-ganotu ve tohumu ve bütün yeşil yapraklı sebzelerdir.
Soya yağı ve ayçiçek yağı da omega yağları açısından zengindirler fa¬kat artık bu sınıf yağlar kategorisinden çıkmış durumdadırlar. Çünkü soya yağı ve ayçiçek yağı üretiminde sadece GM tohumu kullanılmaktadır.
GM mısır, GM ayçiçek ve pek çok GM tohumdan elde edilen sıvı yağ¬lar, hidrojenize edilmemiş dahi olsalar, sindirilemezler. Çünkü tabiatta mevcut olmayan, yaratılmamış yiyecek için sindirim sistemi de yaratılma¬mıştır. ("GMO" bölümüne bakınız.)
Bitkisel yağlar eskiden soğuk sıkıştırma işlemi ile çekirdeklerden ve to-

humlardan elde edilirdi. Bugün ise yağ ekstraksiyonu sıkıştırma makinele¬rinde, 110°C ısı, toksik kimyasal yağ çözücüler ve yüksek basınçla yapılır.
Uygulanan bu ısı, basınç ve kimyasal çözücüler, doymamış yağ asitleri¬nin karbon bağlarını koparır, serbest radikaller oluşturur ve serbest radikal¬lerden korumakla görevli olan E vitaminini ortadan kaldırır. Bu işlemden geçen keten tohumu yağı, ayçiçek yağı ve mısırözü yağı gibi bitkisel yağ¬lar kanser, şeker hastalığı, karaciğer hastalıkları ve beyin rahatsızlıklarına yol açabilir. Ekstraksiyondan sonra bazı yağlara hidrojenleştirme işlemleri yapılır. Margarinler, hidrojenize bitkisel yağlar ve kısmen hidrojenize bit¬kisel yağlar bu gruba girerler.
Hidrojenize edilmiş sıvı yadlar
Ayçiçek yağı, mısır yağı, pamuk yağı gibi yağlar yanma derecesini yük¬seltmek, yağı dayanıklı hale getirmek ve yağın raf ömrünü uzatmak için hidrojenize edilir. Hidrojenize etmek, sıvı yağların moleküler yapısı¬na yüksek basınç ortamında, katalizör ile hidrojen atomları ekleyerek, sıvı yağların kimyasal formülünü değiştirmektir. Yağlar doğal bile olsalar bu iş¬lemden sonra yiyecek özelliğinden çıkarlar. 1940'lardan bu yana yapılan araştırmaların da gösterdiği gibi hidrojenleştirme sonucu elde edilen bu yağlar kanser, kalp ve damar hastalıkları, diyabet, obezite, yüksek koleste¬rol ve bağışıklık sistemi hastalıklarına kadar uzanan birçok sağlık problemi¬nin kaynağıdır.
Margarin üretilirken ayçiçek, soya, hurma ve pamuk yağı gibi farklı bit¬kisel yağlar birbiriyle karıştırılır ve nikel katalizör ile hidrojenize edilir. Bu arada yağda eriyebilen gliserol ve lesitin (Domuz gliserol ve lesitini olabi¬lir) gibi emülgatörler, A, D, E vitaminleri ve ayrıca margarine tad ve koku¬sunu veren tereyağı aroması, zeytin aroması gibi doğala özdeş aromalar ek¬lenir. Sitrik asit, laktik asit, potasyum sorbat gibi çeşitli koruyucu madde¬ler, su, yağsız süt tozu, tuz katılır ve karıştırılır. Bu işlem sonucu elde edi¬len margarinin kimyasal yapısı ile plastiğin kimyasal yapısı arasında sadece 1 molekül farkı vardır. Sentetik madde sıfatlan taşıyan margarini, insan ve¬ya hayvan sindirim sisteminin hazmetmesi imkansızdır.
* Genetiği değiştirilmiş tohumlardan elde edilen yağlar, hidrojenize
edilmiş sıvı yağlar ve margarin
• Hazmedilemez ve vücutta birikir.

• Karaciğeri bozar, sivilceleri çoğaltır.
• Kötü kolesterolü yükseltir, iyi kolesterolü düşürür,
• Kılcal damarlarda sert tıkanıklıklar oluşturur, damarlarda birikir, da¬marları daraltır ve tıkar.
• Kan basıncının yükselmesine sebep olur.
• Atheroskleroz ve koroner kalp hastalığı ve kanser riskini beş katına çı¬karır.
• Anne sütünü azaltır ve kalitesini düşürür.
• Bağışıklık sistemini zayıflatır.
• İnsülin aktivitesini düşürerek kandaki şekerin yükselmesine sebep olur.
Kızartıldıktan sonra bekletilen yağda ya da işlenmiş gıdalardaki yağda, yağ oksidasyonu ile toksik özellikte peroksitler ve serbest radikaller oluşa¬bilir ki bu daha büyük tehlikelere yol açar. Bu nedenden kavrulmuş ve bek¬letilmiş kuruyemiş, cips, bisküvi, yağda kızartılmış ve bekletilmiş hazır yi¬yecekler ve bir defadan fazla kızartmada kullanılan yağları tüketmemek ge¬rekir. Kuruyemiş, kavrulur kavrulmaz, patates kızartması ise hiç olmazsa, kullanılmamış yağda kızartılarak beklemeden yenmelidir.
Doğal bitkisel yağları da pişirme sırasında serbest radikaller oluşturdu¬ğu için, çiğ olarak kullanmak gerekir.
Hayvani yağlar yani doymuş yağlar ise sanıldığı kadar tehlikeli değildir. Eti kendi yağı ile pişirmek ve yemek etin daha kolay hazmedilmesini sağ¬lar. Et kendi yağından başka bir yağı özümsemez. Hayvan iç yağı ve kuy¬ruk yağı da etsiz kolay hazmedilemez. Kan grubu "O", "B" ve "AB" olanlar, doğal beslenen hayvanların yağını eti ile birlikte rahatlıkla kullanabilirler. Fakat, hayvani yağı hazmedemeyen "A" grubu taşıyıcıları, hayvani iç yağı sadece ilaçlar için ve ara sıra yemekler için kullanabilirler (karalahana ye¬meği için kullanılan inek iç yağı gibi).
Beynimizin yaklaşık %60'ı yağ asitlerinden oluşur. Bunun yarısı doyma¬mış yağ asitleri, diğer yarısı da doymuş yağ asitleridir.
Doymuş yağlar, hücre zarının yüzde 50'sini oluşturur ve hücre metabo¬lizmasında önemli rol alır.
Kalsiyum mineralinin kemiklere taşınmasını, karaciğerin toksinlerden

korunmasını sağlarlar ve iyi kolesterol (HDL) miktarını arttırırlar. Sindirim sistemi organlarını zararlı bakterilere karşı savunur, bağışıklık sistemini kuvvetlendirirler.
Doymuş yağlar ısıtma ve pişirme işlemlerinde bozulmazlar. Onun için kızartma ve kavurma işlemini bu yağlarda yapmak daha doğrudur.
Ancak, doğal beslenmeyen hayvanların yağı zararlıdır. Çünkü hayvan vücudu da tıpkı insan vücudu gibi yetersiz hazımdan sonra oluşan kalıntı ve zehirleri yağda depolar.
Sıhhatli insanın haftada 2-3 defa yağ yemesi yeterli olabilir. Yağ tüke-tilmezse de vücut kendi yağını üretir. Fakat Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "40 güne kadar et ve yağlı yememeye devam etmek, ahlakı bozar, tabiatı değiştirir", buyuruyor. 40 günde bir defa, hatta haftada iki-üç defa yağ yi¬yen sağlıklı insanlar için, yağın hayvansal ya da bitkisel olması önem taşı¬maz. Fakat her gün yağ yiyenler, hayvani yağları değil, zeytinyağını tercih etmelidir.
Fazla ve zararlı yağ damarlarda küçük kütleler oluşturur. Bu kütleler kanla dolaşırken, kolesterolle kaplanmaya başlar (poşetlenir) ve derinin yağ bezlerine gönderilir, oradan sivilce ve çıbanlar şeklinde deri üzerine çı¬kar. Kandaki fazla yağın sivilce ve çıbanlar şeklinde vücuttan atılması en zararsız yoldur. Bundan daha kötüsü, kandaki fazla yağın "kolesterollü po¬şetler" halinde damarların duvarlarına yapışarak, kireçle kaplanmasıdır. Böylece çimentolaşmış damar çeperleri sertleşir, kalınlaşır. Neticede, da¬marlar daralarak, kan akımı yavaşlar, kan koyulaşır ve mecburen tansiyon yükselir. Kan, daralan damarlardan organlara yeterli miktarda ulaşamaz ha¬le gelir,- organlar oksijenden ve zaruri besinlerden mahrum kalarak zayıflar. Damarın tıkandığı yerde damar patlaması veya nekroz yani doku ölümü oluşur. Nekrozun meydana geldiği bölgede ise kanama, yara, iltihaplanma ve sertleşme olur.
Yüksek kolesterolden kurtulmak için, kolesterolü ilaçla düşürmek yeri¬ne, iyileşinceye kadar sadece zeytinyağı yemek, beslenmeyi düzeltmek, sa¬rımsaklı ilaç içmek ve karaciğeri temizlemek gerekir


__________________
Radyo hidayetcagi dinlemek için tıklayın

Allah'a olan sevginizin ölçüsü, ne kadar zikrettiğinizle orantılıdır..Efendi Hz.      
[IMG]
Sayfa Başı Yazdırılabilir Sayfa Göster kars's Profil Diğer mesajlarını ara: kars
 
kars
Moderator
Simge

Moderator

Üyelik: 12 December 2006
Ulusal Bayrağı Turkey Turkey
Mesajlar: 4055
Gönderildi: 08 July 2008 - 04:51 | IP Kayıtlı Alıntı kars

DOĞAL İLAÇLAR
"Allah Teala Hazretleri hastalığı da ilacı da indirmiştir.
Ve her hastalığa bir ilaç varetmiştir. Öyleyse tedavi olun.
Ancak haram olan şeyle tedavi olmayın."
Hadis-i Şerif
Tabib Allah Teala'dır. Her ne kadar sen, başkalarının bulduğu bazı ilaçlarla tedavi etsen de.
Hadis-i Şerif
"Ölüm dışında hiçbir hastalık yoktur ki çörek otunda onun için bir deva bulunmasın."
Hadis-i Şerif
Acı kavun Ecballium elaterium
(Cırlatan kavunu, Ebu Cehil kavunu, Çakal kavunu, Eşek hıyarı)
Kabuk ve çekirdekleri çok zehirlidir. Asıl kullanılacak kısmı ise, suyu ve etli kısmıdır. Olgunlaşmamış, daha yeşil iken toplanırsa, zehirli, ishal edici ve kusturucudur. Kurutulmuş ve öğütülmüş kabuğun 1 gramı, tohumunun yarım gramı, ya da kökünün 2 gramı yutulursa, öldürücü olabilir. Bir dal üzerinde bir tane bulunursa, daha da zehirli olur. Zehirleyici maddesini za¬yıflatmak için bal veya şeker ile karıştırılmalıdır. Hem tazesi hem kurusu ilaç olarak kullanılabilir. Acı kavunun suyu, meyvesi (çekirdeksiz), yaprak¬ları ve kökü kurutulur ve saklanır. Acı kavun suyu, yapraklarının suyundan daha kuvvetlidir. Sararmış ve olgunlaşmış acı kavunlar en iyisidir. Acı ka¬vunun suyu mükemmel bir temizleyici ve eritici olup, derin tabakalarda de¬polanan ve yıllarca saklanan fazlalıkları ve zararlı maddeleri söküp dışarı

atar. Felce, kaşıntıya, karaciğer hastalıklarına, hatta siroza, böbrek ve me¬sane hastalıklarına, romatizma, gut ve kadın hastalıklarına çok iyi gelir. Kan ve safrayı inceltir,- baş ağrısını ve migreni geçirir. Yılan ve akrep sok¬masına karşı panzehirdir. Fakat hamilelerin kullanması önerilmez çünkü ce¬ninin düşmesine sebep olur.
Acı kavun ağız yoluyla, vajinaya koyularak, kulağa damlatarak, buruna çekilerek veya cilde sürülerek kullanılır:
v3 2/3 oranında zeytinyağı, 1/3 oranında acı kavun suyu karıştırılıp kısık ateşte acı kavun suyu buharlaşana kadar kaynatılır. Bu yağdan kulağa 3-5 damla damlatılırsa, kulak ağrılarına ve çınlamasına iyi gelir.
V 50 gr. taze acı kavun kökü ince kesilir ve 500 gr. su ile kısık ateşte 5
dakika kaynatılır. 15 dakika beklettikten sonra süzülür ve bir çorba ka¬
şığı bal ile karıştırılır. Hergün bu suyun 150 gramı gün boyu yudum
yudum içilirse hepatit ve siroz hastalığına, ağrı-sızıya, kan pıhtılaşma¬
sına, fil hastalığına çok iyi gelir.
70 v3 Acı kavunun içi boşaltılır, içine bal doldurulur. Üstünü kapatacak ka-
dar su konarak kısık ateşte 15 dakika kaynatılır. 7-10 gün boyunca, 3 taneden başlayıp artırarak hergün 5 tane aralıklarla yenirse, ruh hasta¬lıklarına ve saraya iyi gelir.
V Acı kavun ve sirke yarıyarıya kaynatılıp gargara yapılırsa, diş ağrısını
azaltır, diş etlerini kuvvetlendirir, diş çekimini kolaylaştırır.
y 14 gün boyunca her gün 5 tane acı kavun yaprağı 1 bardak su ile kısık ateşte 3 dakika kaynatılır. Soğuyunca bal veya şekerle tatlandırılıp yu¬dum yudum içilse veya hergün cilde 6-10 tane acı kavunun suyu sürü¬lüp ovuşturulsa sinir, eklem, siyatik, gut ve kulunç ağrılarına, böbrek ve idrar yollarına iyi gelir. Fil hastalığı ve cüzzamın ilerlemesini dur¬durur.
@ Acı kavun yapraklan dövülür, ateşli şişliklere sarılır ve üzeri yağlı ka¬ğıt ile kapıtılarak sabitleştirilir ve 5-6 saat bekletilirse şişlikleri olgun-laştırıp çözer. Urlara uygulanırsa, urları küçültür. Ciltteki lekeleri gi¬derir, felce ve yüz felcine çok iyi gelir.
vğ Kurutulmuş acı kavunun kökü öğütülür ve arpa veya çavdar unu ile cı¬vık bir hamur yapılır. Bu hamur eklem ve göğüs şişliklerine sarılır, üze-

rine yağlı kağıt yapıştırılır ve bezle sabitleştirilip 12-24 saat bekletilir.
ğ Acı kavunun 100 gr. kuru meyvesi alınır 500 gr. su ile (200 gr. su + 300 gr. doğal sirke karışımıyla daha da etkili olur) kısık ateşte 15 da¬kika kaynatılır ve biraz soğutularak süzülür. Daha sonra bu suyla bir bez ıslatılarak, ağrıyan eklemlere sarılır ve 4-5 saat bekletilir.
CJ Acı kavun suyunun, su veya süt ile yarıyarıya karışımı avuç içine dökü¬lür ve başı öne doğru eğik tutarak, genize kadar bir defa çekilir,- 3-4 sa¬niye bekledikten sonra bırakılır. Yarım saat-4 saat sonra hapşırma ve şiddetli bir şekilde burun akıntısı başlayıp 1-3 gün sürebilir. Kronik olan baş ağrısını, migreni, sinüziti, beyin damarlarındaki tıkanıklığı ve kireçlenmeyi, ciltteki ve gözlerdeki sarılığı giderir.
Acı kavunun miktarı kişinin bünyesine göre değişir. Genelde, kan gru¬bu "0" ve "B" olanlar acı kavuna çabuk ve şiddetli tepki verirler. Onlar acı kavun suyunun su veya süt ile yarıyarıya karışımını kullanabilirler. Akıntı başlar fakat yeterli miktarda değilse, 2/3 acı kavun suyu + 1/3 su karışımı,-bu da yeterli gelmezse 3/4 acı kavun suyu + 1/4 su karışımı denenebilir. Fa¬kat kan grubu "A" olanların mizacı acı kavuna çok uygundur. Bu sebepten onlar başlangıçta 3/4 acı kavun suyu + 1/4 su karışımını sonra da saf acı ka¬vun suyunu kullanabilirler.
Kan grubu "AB" olanlar ise çok farklı tepki gösterebilir. Onlar aynı so¬nuca ulaşmak için acı kavun miktarını birkaç defa deneyerek ve kademeli olarak yükselterek kullanmalıdırlar. En küçük dozdan (1/3 acı kavun suyu + 2/3 su) başlamalı ve bir-iki gün ara ile, etkili dozu bulana kadar deneme¬ye devam etmeliler. Denemelerin arası mutlaka 1 -2 gün olmalıdır.
vğ 2 çorba kaşığı ısırganotu tohumu + 1 çorba kaşığı hardal tohumu öğütülür. 2 çorba kaşığı yeni sıkılmış acı kavun suyu + 200 gr. bal ile iyice karıştırılır. Günde 2-3 defa 1 tatlı kaşığı yutulur. Mükemmel bir balgam söktürücüdür ve akciğerleri temizler.
v1 Acı kavun yapraklarının suyu tülbentten süzülerek veya 1/3 acı kavun suyu + 2/3 su karışımı 1-2 damla kulaklara damlatılır. Kulakları te¬mizleyip, ağrısını giderir.
vğ 1 tatlı kaşığı acı kavun suyu + 1 tatlı kaşığı bal + 2 tatlı kaşığı zeytin¬yağı karışımı şişmiş bademciklere sürülür.

ğ 1 çay kaşığı öğütülmüş çörekotu + 2 çay kaşığı taze sıkılmış acı ka¬vun suyu + 1 çay kaşığı bal karışımı küçük bir bez parçasına sarılır ve uykudan önce vajinaya (rahim ağzına yakın) koyulur ve sabaha kadar bekletilir. Adet kanamalarını söktürür, rahmi temizler ve damarları açar. (Bu işlem hamilelere yapılmaz!)
V 30 gr. kum veya 100 gr. taze acı kavun kökü ince kesilir, 1 litre su ile
kısık ateşte 15 dakika kaynatılır ve süzülür. Sonra bu sudan 100 gr.
alınır, 200 gr. bal şerbeti ile karıştırılarak gün boyunca yudum yudum
içilir. Buna 3 gün devam edilir. Ardından 3 gün ara verildikten sonra
bir defa daha 3 gün boyunca içilir. Bu işlem toplam 3 defa tekrarla¬
nır. Bir ay sonra aynı aralıklarla tekrarlanır.
Veya
vğ Kurutulmuş acı kavun kökü ince öğütülür, sabah-akşam birer silme
çay kaşığı suyla yutulur. 3 gün devam ettikten sonra öğlen de aynı
miktarda içmek üzere günde 3 defa alınmaya başlanır. İshal oluncaya
72 kadar devam edilir. İshal olunca bırakılır ve ishal durduktan bir ay
sonra tekrar başlanarak toplam 3-7 defa tekrarlanır.
Dalak hastalıklarına ve siroz hastalığına çok iyi gelir,- ödemleri giderir.
v* 1 litre su + 1 çorba kaşığı bal + 1 çorba kaşığı taze sıkılmış acı kavun suyu (kan grubu "A" olanlar 2 çorba kaşığı) + 1 çorba kaşığı taze sı¬kılmış taze zencefil + 2 çorba kaşığı taze sıkılmış kereviz yaprakları¬nın suyu karıştırılır. Yudum yudum gün boyunca içilir. İdrarı ve adet kanamasını çoğaltır, böbrek ve karaciğeri temizler, balgamı söktürür.
V Acı kavun suyu, ağrıyan eklemlere ve her ağrıyan yere yedirilerek sü¬
rülür. Bu şekilde, günde 6 adet (kan grubu "A" olanlar 10 taneye ka¬
dar olabilir) acı kavun suyu kullanılabilir. Ağrı hemen azalır ve yok
olur.
vğ Kusmak için 1 tatlı kaşığı acı kavun suyu + 1 tatlı kaşığı zeytinyağı karışımı dil dibine sürülür. Kusma sonucunda mide temizlenir ve kuv¬vetlenir. Kusmayı durdurmak için 1 çorba kaşığı zeytinyağı veya li¬mon suyu içilir.
v* Bütün omurgayı kaplayacak büyüklükte, uzun pamuklu bir bez acı kavun yağına batırılır, fazlası sıkılarak alınır. Ense kökünden kuymk

sokumuna kadar omurga üzerine yerleştirilir. Üzerine yağlı kağıt ka¬patılır ve sıkıca bantlanır. Daha sonra havlu konur ve sıkı bir fanila giyilir. Bu işlem akşam yatmadan önce yapılır ve sabaha kadar bekle¬nir. Acı kavun yağı bütün organlara nüfuz eder, derin dokulardan toksinleri çekerek idrar, ishal, ter, burun ve geniz akıntısı ile dışarı atılmasını sağlar. Her türlü hastalıkta, özellikle MS, felç, alzhemier, romatizma, omurga hastalıklarında kullanılır.
Acı kavun yağı hazırlama: Taze acı kavun meyveleri ortadan kesilerek çekirdekleri çıkartılır, 3 eşit gruba ayrılır. Birinci grup, tencereye sıkı sıkı yerleştirilir ve üzerini kapatacak kadar zeytinyağı dökülür. Buharlaşması bi¬tinceye kadar kısık ateşte kaynatılır. Yağı süzülerek tekrar tencereye konur, ikinci grup acı kavun aynı yağın içinde aynı şekilde kaynatılır. Üçüncü grup için de aynı yağın içinde aynı işlem yapıldıktan sonra yağ süzülerek cam kavanozlara konur, ağzı kapatılarak gerektiğinde kullanılır.
Uyan: Acı kavunun tohumu çok zehirli olduğu için kullanılmaz. Acı ka¬vun suyu iç organlar için iyice süzülerek kullanılır. Bir seferde 1 gramdan fazla kurutulmuş acı kavun suyu balsız alındığında ölüme sebep olabilir. Kurutularak pestil haline getirilen acı kavun suyu 0,7 gr. kadar alınabilir.
Anason Pimpinella anisum
Böbrek, mesane, rahim, karaciğer ve dalak tıkanıklığını açar, ağrıları ha¬fifletir, adet kanamasını, süt ve sperm üretimini arttırır, kasık ağrılarını ve vücuda herhangi bir şekilde alınan zehrin zararını giderir. Gaz çıkartmada çok etkilidir. Anason çayı baş ağrıları için çok faydalıdır. Görme keskinli¬ğini arttırır.
v* 3 çorba kaşığı öğütülmüş anason 200 gr. zeytinyağı ile karıştırılır, 7 gün beklettikten sonra süzülür. Süzülmüş yağı 1 damla gül yağı veya sarımsak yağı ile karıştırılarak kulak hastalıkları için kullanılır.
V* 1 bardak su içine 1 tatlı kaşığı anason eklenerek 3-5 dakika kaynatılır ve süzülerek küçük yudumlarla içilir.
V* 1 çorba kaşığı anason 1 bardak kaynar su ile karıştırılır ve 1-1,5 saat demlenmeye bırakılır. Demlendikten sonra ikiye bölünür ve günde 1 defa aç karnına balla içilir.

v1 Tane şeklindeki anason balla karıştırılarak (veya balsız) 1 çay kaşığı yenebilir.
vğ Öğütülmüş anason yemeklerin üzerine ekilir.
vğ Anason, tane halinde ekmek hamuruna karıştırılırsa, ekmeğin hazmını kolaylaştırır.
V 2 çorba kaşığı öğütülmüş anason + 1 çorba kaşığı öğütülmüş sinameki + 2 çorba kaşığı kişniş (koriander) + 1 çorba kaşığı pulbiber + 1 baş dövülmüş sarımsak + 3-4 limon suyu + 150-200 gr. zeytinyağı karıştı¬rılarak yemeklere veya ekmek üzerine sürülerek kullanılabilir (siname¬ki yerine çemen otu kullanılabilir). Kabızlığa ve hazma iyi gelir.
Anason üçüncü derecede ısıtıcı ve kurutucu olduğu için her gün kullanıl¬maz. 1-2 haftalık kürler halinde ve haftada 1-2 defa yemeklerde kullanılır.
Armiiî Pinus communis
74 Güçlü antimikrobiyal ve idrar artırıcı özellikleri nedeniyle böbrek has-
talıklarına karşı kullanılır. Kabızlığa çok iyi gelir/mideye kuvvet, kalbe fer-rahlık verir, çarpıntıyı keser, kanı temizler, nezleyi giderir, salgı bezlerinin normal çalışmasını sağlar.
Yabani armut, bahçe armudundan daha etkilidir.
Arpa Hurdeum vulgare
Suda kaynatılarak elde edilen arpa suyu mesane, böbrek ve safra kesesi ağrılarına, karaciğer ve dalak hastalıklarına, göğüs hastalıklarına, nezleye, yüz sivilcelerine, raşitizm hastalığına, egzama, sedef ve uyuz kaşıntılarına iyi gelir. Ateşi düşürür, balgamı söker, ishali önler.
$ Tohumluk (kabuklu) arpa 3-4 saat ıslatıldıktan sonra aynı suda 1,5-2 sa¬at kaynatılır ve süzülür. Arpa suyu bal ile karıştırılır ve anne sütünden mahrum kalan çocuklara, halsiz yaşlılara, ameliyat geçirenlere verilir. Yukarıda sayılan hastalıklara ve ayrıca kalp hastalarına çok faydalıdır.
@ Arpa samanı yarım saat düşük ateşte kaynatılarak içilir ve banyo esna¬sında küvete doldurulan suya katılırsa, böbrek ve mesane taşlarını dü¬şürür. Arpa yerine aynı şekilde yulaf da kullanılabilir.

V Dövülmemiş arpa öğütülerek ılık su ile karıştırılır, 2-3 dakika kaynatı¬lır, bal ve zencefil, veya muskat veya tarçın tozu eklenir. Kahvaltı ve¬ya akşam yemeği olarak yenir.
Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) elenmemiş arpa unundan pişen ekme¬ği yerdi ve bu ekmeğin tüm peygamberlerin ekmeği olduğunu söylerdi. Demek ki, arpanın derin bir sırrı vardır.
Biberiye Rosmarinus officialis
(Kuşdili)
Ağız, boğaz, mide enfeksiyonlarına ve hatta H.Pylori enfeksiyonuna, bağırsak, karaciğer ve safra kesesi enfeksiyonlarına, egzama, yüksek koles¬terol, romatizma ve kansere karşı kuvvetli bir ilaçtır. Kanamaları durdurur, mide ve bağırsaklarda oluşan gazlan söktürür, hazımsızlığı ve mide ekşime¬sini giderir, saç dökülmesini durdurur. Hafıza zayıflığı, sara, kalp çarpıntı¬sı ve iktidarsızlığa, baş ağrılarına, siyatik ağrılarına, düşük ve yüksek tansi¬yona karşı etkilidir.
v Bir tatlı kaşığı biberiye 150 gr. kaynar su ile haşlanır. 15 dakika dem¬lendikten sonra süzülür ve içilir. Bu şekilde demlenen biberiye günde 1-3 defa içilebilir.
vğ 500 gr. doğal elma veya üzüm sirkesi 3 çorba kaşığı ince kıyılmış taze biberiye yaprağıyla veya 1 çorba kaşığı dövülmüş kuru yaprakla karış¬tırılır ve cam kavanoza koyularak ağzı kapatılır. Ara sıra çalkalanarak 10 gün bekletilir. 10 gün sonunda süzülerek yapraklan atılır. Günde bir defa 30 gr. biberiydi sirke, 30 gr. su ile karıştırılarak içilir. Damar tıkanıklıklarına, yüksek kollesterole, egzamaya, aşırı adet kanamaları¬na çok iyi gelir. Egzamalı bölgelere sürmek üzere, sirke biberiye karı¬şımı, keskinleştirmek için süzmeden kaynatılır ve su karıştırmadan kul¬lanılır.
v* Taze biberiye yaprağı, yemeklerin üzerine serpilerek veya yemekten sonra çiğnenerek de kullanılabilir. Hazmı kolaylaştırır, mide yanması¬nı geçirir.

75

Çimlenmiş Buğday ve Arpa
vğ Bir miktar dövülmemiş buğday veya arpa, kırılmış olanlarından ayıkla¬narak yıkanır ve ıslatılır. Suda 3 saat beklettikten sonra suyu süzülerek üzerine ıslak bez kapatılır. Karanlık ve ılık bir yere konur. 24 saat son¬ra buğday (veya arpa) filizlenmeye başlar. Filizlenmiş buğday güzelce yıkanıp bal ile birlikte 2-3 çorba kaşığı yenir. Hiçbir şeyle karıştırılma¬dan, yemek yerine yenmelidir. Yemekten önce salataya eklenerek de yenebilir. Saçların güçlenmesini, çoğalmasını, parlamasını ve uzaması¬nı sağlar. Adetleri düzenler, cildin rengini açar, sivilceleri yok eder, sı¬kıntılı olanları rahatlatır. Sinir hastalıklarına, bağırsaklara ve yaralara şifadır.
vğ 3-5 gün bekletildiğinde epeyce uzayan buğday filizleri geçmeyen ya¬ralar için mükemmel bir ilaçtır. Buğday, filizleri ile beraber dövülür, te¬miz bir bez içine yerleştirilerek yaraya konur. Bu merhem günde 2 de¬fa değiştirilir. En eski ve derin yaralar bile kısa zamanda kapanır.
76 Çimlenmiş buğday ve arpa suyunun hazırlanışı:
Çimlenmiş buğday veya arpa yıkanır, iyice ezilerek su eklenir ve sıkılır. Ayrıca bal ile de karıştırılabilir. Yaşlılara, ağır ve iç yarası olan hastalara, çocuklara ve sağlıklı insanlara da çok faydalıdır.
Uyan: Buğday ve arpanın genetiği değiştirilmemiş olmasına özen gös¬terilmelidir! Çimlenmiş buğday ve arpa kullanılmadan önce muhakkak yı¬kanmalıdır!
Çilek Fragaria vesca
Metabolizmanın normal çalışması için gerekli maddeler, organik asitler ve bol miktarda vitamin içeren çileğin mucizevi sıfatlara sahip olduğu tes¬pit edilmiştir. Çilekte, guatra, eski, iltihaplı ve hiçbir şeyle tedavi edileme¬yen egzamalara, alerjilere, mide-bağırsak yaralarına, basura, kabızlığa, is¬hale, enfeksiyonlu hastalıklara, böbrek, karaciğer, kalp ve damar hastalık¬larına şifa olan özellikler bulunur. Çilek kansızlığa karşı tesirli bir ilaçtır, id¬rar söktürür, ateş düşürür. Çilek hiçbir şeyle karıştırılmadan yenmelidir. Çi¬leğin şifasından faydalanmak için, çilek mevsiminde sabahtan öğleye kadar sadece çilek yemek (1 kg. kadar) gerekir. Öğleden sonra yemek yenebilir.

Çilekle aynı günde tatlı ve beyaz ekmek kesinlikle yenmemelidir. Haftanın iki gününü (mesela, Pazartesi ve Perşembe) sadece çilekle geçirmek yarar¬lıdır. Çilek alerjisinin tedavisi de yine çilekle mümkündür. Bunun için çile¬ği şekerle, kaymakla veya başka yemeklerle karıştırmadan yemek yeterlidir. Mevsimi geçinceye kadar hergün çilek yemek faydalıdır. Mevsiminde do¬ğal çilek yiyenler bütün sene hastalıklardan emin olur.
Dikkat: Sadece doğal olan ve yetişme mevsiminde toplanan çilek iyileş¬tirici özellik taşır.
Çörekotu Nipella sativa
Peygamberimiz (s.av.): 'Çörekotu'na devam edin. Zira Allah onda ölüm hariç her derde şifa halk etmiştir", buyurmuştur.
Çörekotunun bir defada kullanılma miktarı 1,5-2 gr. (1 kahve kaşığı), bir günde kullanılma miktarı ise (bir çorba kaşığı) 6-7 gr. kadardır. Çöre-kotu balla karıştırılır ve 1 tatlı kaşığı sabah-akşam aç karnına yutulur. Bü¬yüklere, küçüklere, hastalara ve sağlıklılara iyi gelir.
0 Her gün çiğneyerek yutulan 3-5 gr. çörek otu ağız kokusunu düzeltir.
v* 30 gr. öğütülmüş çörekotu, 200 gr. zeytinyağı ile karıştırılır. 7 gün beklettikten sonra süzülür ve hergün 20-30 gr. içilir veya yemek üze¬rine veya soslara katarak kullanılır. Bu yağla ağrıyan eklemlere masaj yapılır, cilt bozukluklarına ve problemli saçlara sürülür.
Baş ağrısını ve baş dönmesini kesmek için:
v* Çörekotu yağı saçlara ve kafa derisine sürülürse saçı çabuk bitirir ve beyazlaşmasını geciktirir, baş ağrısı, migren, baş dönmesini giderir. Çörekotu yağının kulağa.damlatılması kulağı temizler.
vğ Taze öğütülmüş çörekotu koklanırsa, baş ağrısını keser.
v1 Çörekotu ince, yeni öğütülmüş toz halinde buruna çekilirse, kafesli ke¬mik ve burun tıkanıklıklarını açar. Sara hastalığına:
V Sara hastalığında çörekotundan tütsü yapılır, taze öğütülmüş çöreotu buruna çekilir. Çörekotu yağı kafa derisine sürülür ve kulağa damlatı¬lır.

Sedef, vitiligo ve mantar hastalığına:
vj Sirkenin çörekotu ile macunu sedef hastalığına, mantar, sivilce ve si¬ğillere iyi gelir.
vJ İnce öğütülmüş çörekotu yaraya serpilirse yarayı iyileştirir,- yenirse ve basura serpilirse, basuru iyileştirir.
(ğ Çörekotu hamura karıştırılsa, ekmeğin hazmını kolaylaştırır,- yenirse, mide ve bağırsak gazlarını söker, bağırsak ve karaciğerdeki kurt ve ya¬bancı mikropları öldürür, ağız kokusunu güzelleştirir.
Yüz felcine:
v* Çörekotu akşam sirkede ıslatılır ve sabaha kadar bekletilir. Sonra iyi¬ce dövülürek buruna çekilir. Bu işlem günde 3-5 defa tekrarlanır. Baş ağrısını keser, yüz felcine iyi gelir.
v* Çörekotu yağı buruna çekilirse ve kafa derisine sürülürse, yüz felcine iyi gelir.
78 Hafızayı kuvvetlendirmek için:
V 1 bardak nane çayına 7-11 damla çörekotu yağı damlatılır ve bal ile tatlandırılır. Günde 2 defa içilir. Halsizliğe karşı:
vJ Çörekotu ve çemen aynı miktarda öğütülür, gerekli miktarda bal ile yoğrulur. Her sabah-akşam bir çorba kaşığı kadar alınır. Hormon dengesizliğine karşı:
v* Her sabah 1 tatlı kaşığı öğütülmüş çörekotu + 10-20 mg. arı sütü + 30-50 gr. bal karıştırılır ve ağızda eritilip yutulur. Buna bir ay devam edilir. Doğumu kolaylaştırmak ve kadın hastalıkları için:
CJ 1 çorba kaşığı papatya bir bardak su ile kısık ateşte 10-15 dakika kay¬natılır. Aynı şekilde çörekotu da kaynatılıp süzülür ve süzülmüş papat¬ya suyu ile karıştırılır. Biraz soğuduktan sonra 50 gr. bal katılarak eri¬tilir ve küçük bir pompayla (veya iğnesiz enjektörle) vajinaya sıkılır ve bekletilir. Aynı zamanda safran veya keten tohumundan yapılan içece¬ğe 7-11 damla çörekotu yağından damlatılır ve içilir. Bu işlem, doğu¬mu kolaylaştırmak için sancı başladıktan sonra ve kadın hastalıkları için bir-iki hafta süresince her akşam uygulanır.

Kandaki kolesterolü indirmek ve kolesterollü tıkanıklıkları eritmek için:
& Bir çorba kaşığı öğütülmüş çörekotu + bir çorba kaşığı öğütülmüş ci-vanperçemi + 1 çorba kaşığı bal karıştırılır, ikiye bölünür ve her sabah ve öğle vaktinde aç karnına yenir. Acıkınca yeşil çay, meyve suyu ve¬ya havuç suyu içilebilir, fakat öğlene kadar hiçbir şey yenmez. 1 hafta devam edilir.
Kısırlığa karşı:
ğ 1 bardak çörekotu + 1/2 bardak çemen + 1/2 bardak turp tohumu öğü¬tülür, 2 bardak bal ile karıştırılır ve sabah-akşam bir çorba kaşığı yenir. Bitene kadar devam edilir.
Prostat hastalıkları için:
0 6 hafta süresince her sabah 1 tatlı kaşığı öğütülmüş çörekotu + 1/3 çay kaşığı dövülmüş mürrüsafi, bal şurubu ile içilir. Bel, kasıklar ve testisle-rin alt kısımlarına her akşam çörekotu yağı sürülüp daire şeklinde iyice masaj yapılır (ovulur). 3 hafta devam edilir. Sonraki 3 hafta süresince çörekotu yağı yerine acı kavun suyu aynı şekilde kullanılır.
Diyabete karşı:
& Bir su bardağı öğütülmüş çörekotu + yarım bardak öğütülmüş tere to¬humu + bir bardak öğütülmüş nar çekirdeği + bir bardak kurutulmuş ve öğütülmüş beyaz lahana kökü + bir çorba kaşığı dövülmüş mürrü-safi karıştırılır ve karışım bitene kadar aç karnına günde 3 defa birer çorba kaşığı alınır.
Dalak hastalıklarına:
v Her akşam çörekotu öğütülür ve eski zeytinyağı ile (veya zeytinyağı¬nın tortusu ile) karıştırılıp sol kaburga kemiklerinin altına sürülerek üs¬tü kapatılır. Sabaha kadar bekletilir. Aynı zamanda 1 kahve kaşığı çe¬men otu, 1 su bardağı sıcak su ile karıştırılır ve bal ile tatlandırır. İçine 7-11 damla çörekotu yağı damlatılır ve içilir. İki hafta bu işlemlere de¬vam edilir.
Böbrek ve safra kesesi taşlarını eritmek için:
v Bir kahve fincanı taze öğütülmüş çörekotu + bir kahve fincanı doğal bal karıştırılır. 3 baş sarımsak dövülüp çörekotu-bal karışımıyla yoğru¬lur. Üçe bölünür ve günde 3 defa 50-100 gr. limon suyu ile birlikte alı¬nır. 7 gün boyunca her gün aynı işlem tekrarlanır.

Y Çörekotu bal ile karıştırılıp içilirse, böbrek ve mesanedeki taşlan eri¬tir, ağrı-sızıyı giderir, balgamı keser, nefes darlığına karşı iyi gelir. Safra kesesi dokularını düzeltmek için:
Y Bir çorba kaşığı öğütülmüş çörekotu + bir tatlı kaşığı ince öğütülmüş
mürrü safi + 200 gr. bal iyice karıştırılır, bitene kadar sabah-öğle-ak-
şam birer tatlı kaşığı yutulur.
Defne AğaCl Laurus nobilis
Ağacın tüm organları ilaç yapımında kullanılır.
Y Defne yaprakları öğütülür, kepekli buğday unu ile yarı yarıya karıştı¬rılır ve sirke ile hamur yapılır. Bu hamur ateşli şişliklere sarılır. İltihap¬lanmayı önler, ateşi düşürür, ağrıyı dindirir.
Y 20 gr. defne yaprağı 1 litre su ile 3 dakika kaynatıldıktan sonra 30 da¬kika demlenmeye bırakılır. Süzüldükten sonra 3 gün süresince yudum yudum içildiğinde eklemleri temizler. Bu ilacın kaplıcada kullanılması daha etkilidir.
Y 100 gr. defne yaprağı 3 dakika kaynatılır ve 30 dakika demlenmeye bı¬rakılır. Sıcağa yakın ılık su ile karıştırılır ve bu suyun içine oturulur. Bu, idrar yollarındaki yanmayı keser, idrar kesesi ve rahim hastalıklarına iyi gelir.
0 Defne ağacı kabukları ve meyvesi öğütülür, yarı yarıya karıştırılarak günde bir defa 4-6 gr. içilirse, böbrek taşlarını parçalar ve düşürür. Bu ilaç 3 gün arka arkaya kullanılır, bir haftalık aralarla 3-5 defa tekrarla¬nabilir. Fakat bunu hamile kadınlar kullanmamalıdır, bebeği düşürebi¬lir.
Y Defne meyvesi öğütülerek, bal ile yarı yarıya karıştırılır ve sabah-ak-
şam birer kahve kaşığı yenirse, kronik bile olsa baş ağrısını keser.
P Defne yağı şiş ve ağrıyan eklemlere sürülürse ağrıyı dindirir, kulağa damlatılırsa veya kafa derisine sürülürse kulak ve baş ağrısına iyi gelir.
Y Öğütülmüş defne yaprakları koklanınca, hapşırtarak beynin temizlen¬
mesini sağlar.

Defne yağı hazırlama: Taze defne yaprakları ve meyveleri 3 eşit gruba ayrılır. Birinci grup, tencereye sıkı sıkı yerleştirilir ve üzerini kapatacak ka¬dar zeytinyağı dökülür. Buharlaşması bitinceye kadar kısık ateşte kaynatı¬lır. Yağı süzülerek tekrar tencereye konur, ikinci grup defne aynı yağın içinde aynı şekilde kaynatılır. Üçüncü grup için de aynı yağın içinde aynı işlem yapıldıktan sonra yağ süzülerek cam kavanozlara konur, ağzı kapatı¬larak gerektiğinde kullanılır.
Elma Pirus maîus
Bol miktarda A, Bl, B2, C vitamini, sodyum, fosfor, organik asitler ve madeni tuz ihtiva eder. Yüksek antimikrobiyal ve antivirüs etkiye sahip ol¬duğundan mide ve bağırsağa, dizanteri enfeksiyonuna, tüm iltihaplı hasta¬lıklara ve gribe iyi gelir. Kalp ve böbrek hastalıklarına, kansızlığa, ayrıca diyabete çok iyidir.
Elma, kanı temizler, sertleşmiş damarları ve karaciğeri yumuşatır, kalp kaslarını ve diğer kasları kuvvetlendirir, vücutta biriken zararlı maddelerin, böbreklerdeki kum ve taşların atılmasına yardımcı olur. Elma veya elma su¬yu romatizmaya, öksürüğe, nefes darlığına, bronşit ve nezleye, ateşli has¬talıklara iyi gelir. Aşırı kilodan kurtulmaya çalışanlara yardımcı olur. Ye¬mekten evvel yenirse, kabızlığı önler. Yemekten sonra yenirse hazmı bo¬zar, mide ve bağırsaklarda gaz ve şişkinlik yapar.
Elma, kabuğu ve birkaç çekirdeği ile birlikte yenmelidir. Çekirdeğinde enerji ve direnç artırıcı özellik vardır. Kabuğu soyulmuş elmanın şifalı özel¬likleri azalır. Elma suyu taze içilmelidir, bekletilmiş ve rengi değişmiş elma suyu şifalı özelliğini kaybeder. Elmanın kabuğundan yapılan çay, böbrekler¬deki ve mesanedeki taşları eriterek düşürür, böbrek hastalıklarına iyi gelir.
Henüz olgunlaşmamış, ham elma yüksek miktarda demir içerdiği için mükemmel bir kan yapıcıdır. Çocuklar ve hamile kadınlar ham elmayı çok severler.
Her gün 1-3 tane elma yemek ve haftanın 1-2 gününü sadece elma ile geçirmek (günde 1 kg. ) sağlıklı kalmak için tavsiye edilir. Elma sadece ye¬tişme mevsiminde iyileştirici özellikler taşır. Dondurularak mevsimi dışın¬da tüketilen elma, kimyasal değişikliğe uğrar ve yarar yerine zarar verebi¬lir, bağırsaklarda mayalanarak, aşırı gaza neden olur.

GebreotU Kapparis spinoza
Gebreotunun çiçek tomurcuklarına kapari denir. Kapari, kurutulmuş, salamura veya doğal sirke içerisinde saklanmış olarak kullanılır. Tazesi li¬mon suyu (veya sirke), tuz ve zeytinyağı ile yenir. Kurutulmuş kapari iyice dövülüp su ile içilirse, basura iyi gelir.
Dalak hastalıklarına karşı gebreotundan daha iyi bitki yoktur. Bu tür hastalıklarda gebreotu kökünün kabuğu kaynatılarak içilir veya 1 çay kaşı¬ğı öğütülmüş gebreotu kabuğu her sabah ve akşam, suyla yutulur. Kurutul¬muş kök yerine tomurcukları (kapari) da kullanılabilir.
Kurutulmuş kökü öğütülüp, çavdar unu ile yoğurulduktan sonra, akşam dalak üzerine sarılır, yağlı kağıt ile üzeri kapatılır, sabaha kadar bu şekilde bırakılır.
Ancak dalak için gebreotunun en kıymetli yeri, kökün kabuğudur. Taze kabuk, kurutulmuş kabuktan daha kuvvetlidir.
Greyfurt Citrus prandis
Limonun tüm olumlu özelliklerine sahiptir, ayrıca iştahsızlığa ve uyku¬suzluğa iyi gelir, bağırsakları çalıştırır, karaciğeri temizler, felç ve iktidar¬sızlığa iyi gelir, ahlakı güzelleştirir. Limon yerine de kullanılır.Jğreyfurt alırken, çekirdekli olmasına dikkat etmek gerekir. Çekirdeksiz greyfurtlar genetiği değiştirilmiş olabilir.
HaVUÇ Daucus carota
A provitamininin en zengin kaynaklarından biridir. Yüksek miktarda C, D, E, K, Bl, B2 vitaminleri içerir. Bebekler için anne sütünden sonra en kıy¬metli besindir. Emziren kadınların sütünü çoğaltır ve zenginleştirir. Anne ve bebeğin dişlerini kuvvetlendirir, görme gücünü artırır. Yanıkları, dış ve iç yaraları iyileştirir. Kanseri önler, deri ve göz hastalıklarına, ayrıca kata¬rakta, astıma ve ses kısıklığına iyi gelir.
Havuç tohumları mide ve bağırsak gazlarını giderir, idrarı söktürür, böbrek ve mesane taşlarını düşürür, hidrofiz hastalığına (karında su toplan¬ması) iyi gelir. Havuç suyu, ıspanak, karalahana, pırasa, maydanoz, kereviz veya elma suyu ile birlikte içilebilir.

Hurma Phoenix dacîylifera
Hadisi Şerifte "Acve hurması cennettendir ve cinnete karşı şifadır" bu-
yurulmuştur.
İnsan besin olarak uzun süre sadece hurma tüketebilir. Hurma, kabuğu ile ve yıkamadan yenmelidir. Çekirdeğini günde 1-3-5 tane yutmakta da fayda vardır. Bağırsak tembelliğine ve basura iyi gelir. Hurmanın kabuğu üzerinde bulunan mikroplar sağlıklı insan bağırsağının içinde bulunan mik¬roplarla aynıdır. Hurmayı yıkamadan yemekle, bağırsağımıza gerekli mik¬ropları ekmiş oluruz. Hurma rahmin kaslarını temizleyerek güçlendirir, es¬neklik kazandırır ve doğumu kolaylaştırır. Hamile kadınlara tavsiye edilir. Kahvaltı veya akşam yemeği olarak su veya yeşil çay ile birlikte yenmeli¬dir. Peygamberimiz (s.a.v.) hurmayı, kavun, karpuzla veya kaymakla yerdi.
Hurma alırken parlak ve büyük olmamasına dikkat etmek gerekir. Acve hurmasının en küçüğü tercih edilmelidir.
Isirgan otu Utrika dioika, Utrika urens
Isırganotu demir kaynağıdır. Kuvvetli kan temizleyici ve kan yapıcı, il¬tihap giderici, şişlikleri dağıtıcı, savunma sistemini kuvvetlendirici, kan şe¬kerini düşürücü, alerjik tepkileri kontrol edici, tahrip olmuş dokuları (müm¬kün olduğu kadar) yeniden inşa edici ve tüm eksiklerini tamamlayıcı, vücu¬dun ihtiyarlamasını yavaşlatıcı sıfatlara sahiptir. Isırganotu eklem, romatiz-.ma ve gut hastalıklarına,- prostat, tiroid ve lenf bezlerinin büyümesine,- böb¬rek ve safra kesesi taşlarına,- her türlü iltihaplı hastalığa,- kansızlığa ve aler¬jik hastalıklara,- kanser, alzheimer ve multipl skleroza (MS) karşı kullanıla¬bilir. Kısaca, her hastalığa karşı şifadır.
™ Bir çay kaşığı taze öğütülmüş ısırganotu tohumu + bir çay kaşığı ısır¬ganotu suyu veya bir çay kaşığı acı kavun yağı ile yoğruldukten sonra ikiye bölünür ve her iki burun deliğine koyulur. Kafesli kemiğin tıka¬nıklıklarını açmada çok etkilidir, sinüsleri temizler, geniz etlerini dağı¬tır. Büyümüş lenf ve tiroid bezlerine uygulanırsa, şişlikleri indirir.
* Isırganotu arpa suyu ile pişirilip içilir. Akciğeri iltihap ve balgamdan arındırır. Aynı şekilde pişirilerek içilen ısırganotu tohumu astıma karşı çok kuvvetlidir.

v1 isırganotu yağının içilmesi kabızlığa iyi gelir.
& Mürrisafi ile pişirilmiş isırganotu adet kanamalarını söktürür.
vJ İsırganotu ve tohumu hamileliği ve doğumu kolaylaştırır.
ğJ isırganotu tohumu taze öğütülür ve zencefil suyu ile ıslatılıp yağlı ka¬ğıda sürülür. Kanser yaralarına ve her çeşit tümöre sarılır. Gazlı bez ile sabitleştirilip 10-12 saat bekletilir.
CJ isırganotu yakılarak, elde edilen külü, eritilmiş kaya tuzu ile yoğru¬lur, yağlı kağıda sürülür , kanser yaralarına ve tümörlere sarılır. Gazlı bez ile sabitleştirilip 10-12 saat bekletilir.
V Taze veya kuru isırganotu ezilir ve sirke ile yoğrulur. Sonra yağlı ka¬
ğıda sürülür ve iltihaplı eklem, egzama, sedef, varis, büyümüş dalak,
karaciğer ve her tür şişliğe (iltihaplı olanlar dahil) sarılıp sabitleştiri-
lir. 10-12 saat bekletilir. İltihabı akıtır, şişlikleri dağıtır.
] Kuru isırganotu çay olarak, taze ısırgan yemek veya salata olarak kul-
84 lanılır, ezilmiş kuru yaprakları yemeklere serpilir. Et ile pişirilen isır-
ganotu şifalı sıfatlarını kaybeder.
V Taze isırganotu ezmesi veya suyu sirke ile veya sirkesiz kafa derisine
sürülürse, sedef ve kepeği yok eder, yaraları kapatır, saçları güçlendi¬
rir, parlatır ve yoğunlaştırır.
İncir Ficus carda
Hadis-i Şerifte " Eğer cennetten gelme bir meyvayı zikretmem gerekse idi, incirdir derdim. Çünkü cennetlik meyvalann çekirdekleri yoktur. Hemoroid ve gut hastalıkları olanlar bu meyvalardan yesinler."
buyrul muştur.
İncir tüm meyvelerin faydalarını içinde toplamıştır. Kanın pıhtılaşması¬nı sağlar, koyu kanı sulandırır, balgam söktürür. Yaraları iyileştirir, bağır¬sakları açar ve boşaltır, tüm hastalıklara şifadır. Üzüm sirkesi içerisinde 8 -10 saat bekletilmiş 3 tane kuru inciri her sabah yiyen kişi ateşli hastalıklar¬dan korunur, safradan zarar görmez. Halis zeytinyağı içerisinde bir gece bırakılan 3 tane inciri her sabah yiyen karaciğer hastalığı görmez. İncir ka-

raciğer, dalak, böbrek, mesane tıkanıklıklarını açar. Bağırsakları çalıştırarak yabancı mikropları çıkartır, sağlıklı mikropları eker. Kanseri önler.
Taze inciri yıkamadan, kabuğunu soymadan, yemek yerine yemek ge¬rekir. Haftada 1-3 günü sadece incirle geçirmek çok faydalıdır. Fakat inci¬ri yıkamaya mecbur kalınırsa, yıkadıktan sonra 3-4 saat bekletilmeli ki üze¬rindeki faydalı mikroplar çoğalsın.
Karanfil Caryophillus aromalkus
Kalp, mide, karaciğer ve gözü kuvvetlendirir, basuru giderir. Koklanır-sa uyku getirir, çiğnenirse ağız ve vücudun kokusunu güzelleştirir, ağız ya¬ralarına, dişeti hastalıklarına ve iltihaba iyi gelir. Arzuya göre, yemek veya tatlılara (aşure, zerde, sütlaç v.s.) çay, kahve, şerbet ve reçellere katılarak kullanılır.
Karpuz Citruîhs vulÇaris
Hadisi Şeriflerde "Kavun, karpuzda on özellik vardır: Yemek, içmek, koku, meyve, çöğen, mesaneyi yıkar, karnı yıkar, iç hastalıklarına iyi gelir ve cildi temizler." buyrulmuştur.
'Yemekten önce kavun, karpuz yemek şifadır."
V Yemekten önce, yemekle beraber veya yemekten sonra yenebilir.
v* Yemekten ayrı yenirse, kanı temizler, idrarı çoğaltır, şişkinlikleri gide¬rir, bağırsakları çalıştırır, yaraları kapatır, cildi ve saçları parlatır.
0 Böbrek ve mesane taşlarını eritip düşürmek için karpuzun içi yenildik¬ten sonra, kabuğunun suyu sıkılarak içilir.
v* Karpuz her gün yenirse ve haftanın 2-3 günü sadece karpuz yenilerek geçirilirse, tüm hastalıklara karşı deva olur.
V Çekirdekleriyle beraber yendiğinde idrarı artırır, kemikleri geliştirir.
Karpuz mevsiminde bol karpuz yiyenler, büyük fayda gördüklerini söy¬lemişler ve diyabet hastalan için karpuzdan daha iyi besin olmadığı tespit edilmiştir.

Kavun Cucumis melo
Hadislerde "Meyve yediğinizde, kavun ve karpuz yiyin, çünkü o cennet meyvesidir ve bin nimet ve bin rahmet içerir. Onu yemek, her hastalığı gi¬derir" ve "Gebe olan ve taze kavun, karpuz yiyen kadınlan hiçbir şey iyi bir çocuk doğurmaktan alıkoyamaz" buyrulmuştur. Doğumdan önce yenmesi, doğumu kolaylaştırır.
Kavun çeşitli vitaminler, bol demir ve selüloz içerir. Bağırsakları temiz¬ler, kırmızı kanı düzeltir, karaciğeri yumuşatır, kireç ve taşlan eritir ve dü¬şürür, idrarı çoğaltır. Taze koparılmış kavun kan hastalıklarına, skleroza, basura, böbrek ve kalp hastalıklarına iyi gelir, kabızlığı yok eder. En şifalı kavun en yakın bostandan, taze koparılmış kavundur. Beklemiş kavunda za¬rarlı madde çoğalır.
Kavrulmamış, tuzlanmamış kavun çekirdekleri içteki ve dıştaki yaralara, cilde iyi gelir.
Kekik Tyhmus vulparis
İdrar yolları hastalıklarına karşı çok faydalıdır. Böbrek taşlarını parçalar ve düşürür. Hazmı kolaylaştırır, sindirim organlarını dezenfekte eder, hat¬ta H.Pylori ve Candida'dan korur, iltihabı kurutur, mideyi, gözü ve kalbi kuvvetlendirir. Kasık ağrılarını keser, iştahı açar. Yemeklerde devamlı ke¬kik kullanmak görme gücünü korur ve arttırır.
Çayı içilirse ter ve ağız kokusunu giderir, uykusuzluğa, fiziki ve ruhi bit¬kinliğe iyi gelir. Sara, anemi ve iktidarsızlığa karşı etkilidir. Bağırsak kurt¬larını düşürür.
Kekik yağı başa sürülürse baş ağrısına, karna sürülürse karın ağrılarına ve mide kramplarına, göğüs ve sırta sürülürse astım, bronşit, boğmaca ve öksürüğe iyi gelir.
& 30 gr. taze kekik ince ihce kıyılır, 200 gr. zeytinyağı ile karıştırılıp 7 gün bekletilir. Sonra yağı süzülüp sos, salata v.s. için kullanılır. Ağrı¬yan yerlere sürülür.
P Kekik tohumları kavrulur ve öğütülür ve bu toz, beze konulup şişmiş basur üzerine sarılırsa, basur küçülüp yok olur. Tohumu bulunamaz¬sa, yabanî kekik de aynı işlem için kullanılabilir. Yabanî kekik yetişti¬rilmiş kekikten daha etkilidir.

Keten tohumu Unum usitatissimum
Diş etlerindeki, yüzdeki, ses tellerindeki, göğüsteki ve herhangi bir uzuvdaki iç ve dış şişlikleri giderir, ses bozukluklarını yok eder. Böbrek ve mesane taşlarını düşürür. Meni ve idrarı çoğaltır, doğumu kolaylaştırır, mi¬deyi, bağırsağı ve saçları kuvvetlendirir, yaraları kapatır. Özellikle boğma¬ca, öksürük ve ülser için çok faydalıdır. Kanseri önler, başlayan kanseri dur¬durur.
¥ 1 çorba kaşığı keten tohumu öğütülüp, 1 çorba kaşığı bal ve 3-5 diş dövülmüş sarımsak ile karıştırılır ve yutulur, sonra kaliteli bir su içilir ( "Su" bölümüne bakınız.) Bu işlem ishali durdurur, kabızlığı önler.
v 1 çorba kaşığı keten tohumu sıcak su ile karıştırılıp, üzerine bez sarı¬lır ve 1-2 saat demlenmeye bırakılır. Veya 1 çorba kaşığı keten tohu¬mu 50 gr. soğuk su ile karıştırılır ve 5-6 saat bekletilir. Sonra çekir¬dekleri ile beraber günde 1 defa içilir.
T Taze öğütülmüş keten tohumu su ile karıştırılır eziklere ve şişliklere karşı uygulanır.
v Kaynatılmış keten tohumunun lapası yanıklara sürülür.
Y Keten tohumu ısırganotu ile kaynatılıp sade veya balla yendiğinde kansere iyi gelir.
r Ekmek hamuruna eklenirse, ekmeğin hazmını kolaylaştırır.
\r Taze kavrulmuş ve öğütülmüş keten tohumu zeytinyağı ile karıştırılıp kafa derisine sürülür. Bu, kelliği durdurur, saçların uzamasını ve ço¬ğalmasını sağlar.
Uyan: Öğütülmüş keten tohumu bekletilmez! içerisindeki omega asit¬leri şifalı etkisini kaybeder!
KırmızıPancar Beta vulğaris
0 Kırmızı pancarın suyu en güçlü kan düzelticilerden biridir.
v Havuç suyuyla yarı yarıya karıştırılan kırmızı pancar suyu, günde 400 gr. içildiğinde alyuvarların sayısını kısa zamanda yükseltir. Damarlar¬da toplanan mineral kalsiyumu en iyi eritebilen de yine pancar suyu-

88

dur. Mürrisafi, zerdeçal veya tarçınla pişirilmiş kırmızı pancar, karaci¬ğer ve dalaktaki tıkanıklıkları açar. Böbrek ve safra kesesini temizler.
v Pişirilmiş ve ezilmiş kırmızı pancar şişliklere sarılırsa, şişlikleri indirir.
P Kırmızı pancar suyu içmek, rahmin fibromlarını ve miyomları ile göz perdelerini eritir, yüksek kan şekerini ve tansiyonu indirir.
V Prostat, verem ve sinir hastalıklarında faydalıdır.
V Ilık pancar suyu kulağa damlatılırsa, ağrısı keser ve iltihaplanmayı dur¬durur.
Q Kafa derisine sürülürse kepeğe karşı çok iyi gelir.
P Maydanoz ve kereviz yaprakları kırmızı pancarın faydasını arttırır.
$ Kırmızı pancar suyu karalahana, ıspanak, havuç veya semizotu suyuy¬la kanştırılabilir.
(r Kırmızı pancar suyunu içerken 30-50 gr.'dan başlayarak 400 grama ka¬dar çıkmak mümkündür. İlk önce 50 gr. kırmızı pancar, 150 gr. havuç suyuyla karıştırılır, sonra 75 gr. kırmızı pancar, 125 gr. havuç suyu, sonra 100 gr. kırmızı pancar, 100 gr. havuç suyu, sonra da saf kırmızı pancar, su ile karıştırılarak içilir.
Kimyon Cuminum cyminum
İdrar zorluğunu ve ishali giderir, prostat ve diğer bezleri korur, yemek¬lerin hazmını ve gaz çıkmasını kolaylaştırır, böbrek ve mesaneyi hastalık¬lardan korur, taşları parçalayıp düşürür, bağırsak yaralarının kapanmasını sağlar, cildi güzelleştirir. Fazla kimyon kullanımı cildi sarartır. Kimyon pi¬lav ya da çorbaya tane halinde, başka yemeklerin üzerine ise öğütülmüş olarak kullanılabilir. Unutmayın, öğütülmüş kimyon çabuk bayatlar.
Birer ölçek kimyon, sinameki ve kekik veya kişniş öğütülür ve bu karı¬şımdan 1 çay kaşığı kadar yemek üzerine ekilir.
Kuru tane şeklindeki (veya öğütülmüş) kimyonu yemek veya çayını iç¬mek ishali durdurur. Taşları düşürmek için de aynı şekilde kullanılır.
Öğütülmüş kimyon, bal ve zeytinyağı ile karıştırılıp testisteki şişliklere sarılır ve 3-5 saat bekletilir

Bal şerbetine katıldığında anne sütünü arttırır. Aynı şerbet biraz sirke ile karıştırılıp içilirse idrar zorluğuna ve nefes darlığına iyi gelir.
Kına Cinchona
Hadisi Şeriflerde "ihtiyarlığınızı kına ile gideriniz. Zira bu yüzleriniz için güzellik, ağızlarınız için hoşluk, kadınlarınız için kuvvettir. Kına cen¬net ehlinin kokularının efendisidir ve kına küfürle imanı ayırır", denilmiştir.
Kına kaynatılarak içilirse, balgamı çözer,- öğütülmüş ve ıslatılmış kına ağrıyan ayaklara sarılırsa, ayak ağrısını geçirir, ateşli şişliklere pansuman yapılırsa, şişliği yumuşatıp iltihabı dışarı atar. Kına yağı, sinirleri ve tüm şiş¬likleri yumuşatır. Öğütülmüş ve ıslatılmış kına tırnak enfeksiyonunda, ya¬nıklarda ve saç bakımında kullanılır.
Lahana Brasska capiîaîa
Beyaz lahana E vitamini kaynağıdır. Yumurtalık hastalıklarına, şişmanlı- §9 ğa, hormon dengesizliğine, romatizmaya, tümörlere, dişeti hastalıklarına, dalak hastalıklarına, sivilcelere, cilt hastalıklarına karşı kuvvetli bir silahtır. Kabızlığı ve ona bağlı olan cilt hastalıklarını giderir, kan şekerini düşürür.
Beyaz lahananın suyu kısa bir zamanda mide ve onikiparmak bağırsağı¬nın yaralarını kapatır, bağırsağı temizler, anne sütünü arttırır. Eski yaralar üzerine taze lahana yaprakları ezilerek sarılırsa, yaraları temizleyerek kısa zamanda kapatır,- ağrıyan başa sarılırsa, baş ağrısını giderir,- şişmiş dalak üzerine sarılırsa, şişliği indirir.
Beyaz lahana yemeği veya içilen lahana suyu bağırsaklarda gaz yapıyor¬sa, bu, lahananın o kişinin tabiatına uygun olmadığını gösterir. Bu kişinin, beyaz lahana yerine kara lahana, brokoli, havuç veya kırmızı pancar kul¬lanması gerekir.
Limon Citrus limonum
1-3 limonun suyu sıkılıp, su ile karıştırılarak her sabah aç karnına içilir¬se şifadır. Kandaki PH dengesini sağlar, alerji, egzama ve mantara karşı çok iyidir. Yüksek tansiyonu, ateşi ve şekeri düşürür. İltihabı kuaıtur, balgamı

yumuşatarak akciğerlerden söker, hazmı ve kilo vermeyi kolaylaştırır. Özellikle kan grubu "A" olanlara limon ve limon suyu çok faydalıdır. Li¬mon, vücuttaki kireci eritir, idrarı çoğaltır, mesane ve böbrek taşlarını par¬çalayarak düşürür. Cilde sürülünce cildi güzelleştirir, sivilceleri geçirir. Li¬mon suyu baş ağrısına, boğaz enfeksiyonlarına ve bademcik şişmesine iyi gelir. Kusmayı önler, ishali durdurur. Sıcak su ile içildiğinde ter söktürür. Limon kabuğu çiğnendiğinde diş eti kanamasını, çekirdekleri çiğnendiğin¬de kabızlığı ve basuru önler. 2-3 gr. kurutulmuş ve öğütülmüş çekirdeği ve¬ya kabuğu içilirse her tür zehrin etkisini azaltır. Yılan sokması durumunda, limon kabuğunun suyunu su ile karıştırarak içmek ve ışınlan yere limon ka¬buğunu sarmak iyi gelir. 2-3 gün boyunca, günde 2-3 defa değiştirerek na¬sıra limon kabuğu sarılırsa, nasırı yok eder.
Şekerle birlikte yenirse zararlı olur, kan asidini yükseltir, kireçlenmeye, alerji ve mantara sebep olur. Sap tarafından sıkılan limon suyu ekşi değil, mayhoş olur.
Limonu sevmeyenler her sabah greyfurt suyunu su ile sulandırarak iç-meli veya greyfurt yemelidir. Limon kabuğu yün eşyaların arasına konulsa, güve çoğalmaz.
Dikkat edilmesi gereken bir nokta: Limon suyu 15-30 dakika bekledik¬ten sonra şifalı özelliğini kaybetmeye başlar.
Misvak Salvadora persica
Misvak balgamı keser, görme duyusunu kuvvetlendirir. Ağız tadını gü¬zelleştirir, diş etleri, mide, bağırsak, prostat, yumurtalıklar ve rahim sinirle¬rini güçlendirir, balgamı giderir, diş çürümesini ve dişeti hastalıklarını ön¬ler, diş taşlarını (tartarı) düşürür. Misvak kullanmak sünnettir.
Misvak dişlerden ziyade diş etleri için önemlidir. Çünkü her bir dişin dibinde farklı organlarla bağlantılı ikişer akupunktur noktası bulunur. Mis¬vak dişetleriyle bağlantılı organların işlevini denger. Misvak kaslarda ağrı¬yı azaltır, dişeti hastalıkları ve diş çürümelerini önler, ağızdaki zararlı mik¬ropları öldürür, akıl sağlığını ve hafıza kuvvetini son nefese kadar korur. Misvağın etkisi kullanıldıktan sonra 48 saat süreyle devam eder. Dişi olma¬yanlar veya takma dişli olanlar da diş etlerine misvak kullanmalıdır. Dişle¬rinde kaplama olanlar, dişetlerinde sürekli kan dolaşımı bozukluğu olduğu

için, misvak kullanmakta daha titiz davranmak zorundadır.
Misvağı tükürük ile ıslatıp ön dişler ile yumuşatmak gerekir. Bu hareket merkezi sinir sistemini, rahim, yumurtalık ve prostatı güçlendirmek açısın¬dan önemlidir. Misvağın bu şekilde kullanımı aynı zamanda dişlerin sallan¬masını önler, sallanan dişleri kuvvetlendirir. Hastalıkların tedavisi sırasında misvak, günde 3-5 defa ve en az 40 gün süresince aralıksız kullanılmalıdır. Hadisi Şerif: "Misvak olmadığında parmak, misvak yerine geçer". (İbni Ömer r.a.'dan)
$ Mesane ve böbrek taşlarını eriterek düşürmek için, işaret parmağı ka¬lınlığında ve 15 cm. uzunluğunda 5 tane misvak alınır. Her biri 15 par¬çaya bölünür, 6 litre su içinde, kısık ateşte karışımın seviyesi yarı yarı¬ya azalana kadar (yaklaşık 6 saat) kaynatılır. 3 gün boyunca, bitene ka¬dar yudum yudum içilir.
Nane Mentha pulegium, M, Sylveslris
Mideyi ısıtır ve kuvvetlendirir. Hazma yardımcıdır. Balgamı ve kusma¬yı önler, mide ve akciğer iltihabını kurutur, meniyi çoğaltır. Limonlu nane çayı öksürüğü giderir. Nane, besinlerin bozulmasına mani olur, yüz ve ağız kokusunu güzelleştirir. Sinamekiyle beraber kullanıldığında bağırsağı te¬mizler, kurtların ve zararlı mikropların atılmasını sağlar. Süte konursa, bo¬zulmayı önler. Taze nane yaprağı yemek terletir, baş ağrısı, baş dönmesi, regl ağrısı ve mide ekşimesini giderir, cinsi istekleri azaltır.
Ezilmiş nane biraz tuz, su ve sirke ile karıştırılıp içilirse, dalak hastalık¬larına şifadır. Nane, incir ile birlikte yendiğinde akciğerleri temizler, siroz ve sarılık hastalığına çok faydalıdır. Nane yemek ve yoğurt suyu içmek, fil hastalığına ve varise iyi gelir.
Nar Punica Çranalum
Hz. Ali (r.a.) "Allah'ın nuru, nar yiyenlerin kalbindedir" buyurmuştur. Biyolojik süreçleri hızlandırmada çok etkilidir. Sindirim sistemindeki bütün bozuklukları düzeltir, kanı temizler. Kalp zafiyeti, akciğer hastalık¬ları, iç yaralar, rahim akıntısı, safra rahatsızlığı, kusma, basur, sivilce ve uçuklarda kullanılır. Nar suyu, bal karışımı hazmı kuvvetlendirir. Kabuğu

yeşil olan idrarı artırır, ekşisi iltihaplı hastalıklara ve diyabete, tatlısı ise bo¬ğaz ve göğüs hastalıklarına ilaçtır. Nar, ateşli hastalıklara şifadır. Çekirdek¬leri ve iç kabuğu ile yenirse, kabızlığı önler, mideyi temizler. Mevsiminde içilen nar suyu cildi temizler ve parlatır. Çekirdeksiz nar ve saf nar suyu ka¬bızlık yapar. O yüzden nar suyunu içerken, günde 1-2 defa üzüm veya in¬cir yemeli ve buna 4-5 gün devam edilmelidir.
Nar kabukları ishal kesici ve kurt düşürücü ilaç olarak da kullanılır.
\r Narın dış kabuğu kurutulur ve öğütülür. Sabah ve akşam birer çay ka¬şığı su ile yutulur. Çocuklara ise 1/2 çay kaşığı verilir, bal ile karıştırı-labiîir. İshali durdurur, kurtları düşürür, sarkık mideyi toplar.
$ Nar, çekirdeği ile beraber 4-5 gün yemeye devam edilirse bağırsak kurtlarını düşürür, ishali durdurur ve bağırsaklardaki yaraları kapatır.
V 1 çorba kaşığı kavrulmuş ve öğütülmüş pirinç 400 gr. su ile karıştırılır,
1 çorba kaşığı ince kesilmiş nar kabuğu eklenerek kaynatılır ve her se¬
ferinde 100 gr. olmak üzere günde 4 defa içilir veya lavman için kulla-
92 nılır. İshali durdurur, mide ve bağırsak yaralarını kapatır.
P Nar çekirdekleri kurutulur ve öğütülür. Günde 2 defa, l'er çay kaşığı olmak üzere su ile yutulur. İshali durdurur, mide ve bağırsak yaralarını kapatır.
\r Ekşi narın suyu sivilcelere ve uçuklara sürülür.
Q Mide iltihabına karşı ve idrar söktürmek için, ekşi (bal ile olabilir) ve¬ya tatlı nar, çekirdekleri ile beraber yenir.
Reyhan Ocimum basilinim Cennet çiçeği
Deri, mide, bağırsak ve mesaneyi temizler. Koklanırsa, baş ağrısını, çiğ-nenirse susuzluğu giderir. Gözü parlatır, kalbi kuvvetlendirir. Migren, baş dönmesi, sara ve uykusuzluğa iyi gelir. Bağırsak kurtlarını döker. Pilava, ye¬meklere, çorbalara, yoğurt ve ayrana katılır, çay ile birlikte demlenebilir. Türkistanlı kadınların vazgeçemedikleri reyhanın kullanım alanları çok ge¬niştir: Reyhan çiğnerler, saçlarına, kulakları arkasına takarlar, koklarlar, be¬şiklere asarlar, tüm yemeklere ve içeceklere katarlar. Kum reyhanı elbise

dolaplarına ve evlere asarlar. Türkistan'da hemen hemen hiç reyhansız av¬lu bulunmaz. Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen reyhanın yararlarından sonuna kadar faydalanmak isterler.
Eskiden hıristiyanlar evlerine kuru reyhan asarlar, hatta ölülerini defne¬derken tabuta koyarlarmış.
Safran Crocus savims
İç organları kuvvetlendirir, kalbi ferahlatır, tıkanıklıkları açar, iştahı azaltır, yüz rengini güzelleştirir, doğumu kolaylaştırır, idrarı çoğaltır. Ke¬reviz suyu ile içilirse dalağa çok iyi gelir. Bal ile içilirse, kumu düşürür.
Yılancığa, rahim kanserine, karaciğer ve dalak hastalıklarına iyi gelir. Göz için çok iyidir. Kataraktı önler, gözleri kuvvetlendirir.
v* Safran ipçiklerinden 1 tutam, 200 gr. su ile karıştırılır ve bir gün bek¬letildikten sonra süzülür. Safran suyundan 1-2 çorba kaşığı alınır ve 50-100 gr. su eklenerek günde 2 defa içilir. (Suyla karıştırılan safran suyunun rengi portakal rengi olmalı.)
Sarımsak Aîîium sativum
Kanı temizler, akciğer, karaciğer, safra kesesi ve kalbi kuvvetlendirir. İl¬tihabı kurutur ve bütün hastalıkları yok eder. Atar damar kireçlenmesini, daralmasını ve tıkanmasını gidermesi için sarımsaktan daha iyi bir ilaç gös¬terilemez. Kurtları döker, tüberküloz bakterisi dahil zararlı mikropları, vi¬rüsleri ve parazitleri öldürür, tansiyonu ve ateşi düşürür, kanı sulandırır, iş¬tahı açar. Ateşli şişlikleri indirir, iltihaplı yarayı açarak iltihabın akmasına yardım eder. Yaradaki akıntıyı temizleyip yarayı kapatır,- kanı kolesterol¬den arındırır,- yüz rengini güzelleştirir,- salgı bezlerinin normal çalışmasını sağlar. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, gen mutasyonlarına karşı direnci arttırır.
İçme suyunu değiştirmeye mecbur kalan insan, sarımsak yemelidir. Bu şekilde yeni suya alışma sürecini kısaltmış ve kolaylaştırmış olur.
v* Hızlı çöküntülerden kendini korumak isteyen yaşlı insanlar hemen he¬men her gün sarımsak yutmalı veya dövülmüş 3 diş sarımsağı bal şer¬beti ile içmelidir.

ğ Bir baş sarımsak + 10 tane taze yeşil zeytin + 1 tane orta boy havuç, 500 gr. su ile pişirildikten sonra ezilip süzülür. Bu su içildiğinde adet kanamasını söktürür, doğumdan sonra eşin atılmasını sağlar, karında su toplanmasına çok iyi gelir.
W Çiğ sarımsak yemek krampları yok eder, gazı giderir, adet kanamasını uyarır ve doğum sonrası eşin kolay atılmasını sağlar.
v Pişmiş sarımsak yemek, sesi ve boğazı temizler, öksürüğü yumuşatır ve çoğaltır, göğüs ağrılarını dindirir.
™ Bir baş sarımsak ince dövülür ve 500 gr. bal şerbeti ile karıştırılıp lav¬man yapılırsa yapışkan balgamı ve safrayı söktürür,- siyatik ağrılarını hafifletir,- kurtları düşürür.
y İyice dövülmüş sarımsak ateşli şişliklere (furunkul, karbunkul, romatiz¬malı eklem, emziren kadının göğsüne) sarılır, 2-3 saat bekletilip değiş¬tirilir. Deriyi yarar ve iltihabı akıtır.
v Rendelenmiş sarımsak yara ve mantar üzerine sarıldığında iyileşmesi¬ni sağlar, kafa derisine sürülürse, saç dökülmesini önler veya durdurur, bitleri öldürür.
W Buruna damlatılan sarımsak suyu nezleyi giderir. Kulağa damlatılırsa, patlamış kulak zarını iyileştirir, birleştirir.
W Günde 3-7 diş sarımsak yutmak, bağırsakların sağlığına ve çalışmasına çok faydalıdır.
y Bir baş sarımsak kabukları soyulmadan buharda veya pilav içinde pişi¬rilerek yenirse kurtların düşmesine yardımcı olur.
r Ağır enfeksiyonlu hastalıklara (verem, AİDS v.s.) yakalananların her sabah üç baş sarımsak dövüp ballı su ile karıştırarak içmesi tavsiye edi¬lir.
vğ Bir baş sarımsak dövülür, bir tatlı kaşığı öğütülmüş çemen otu ve bal ile iyice karıştırılıp macun haline getirilir ve her akşam ağrıyan eklem¬lere sürülür. Üzerine yağlı kağıt konarak bantlanır ve sabaha kadar bekletilir. Böbrek ve safra kesesi taşlarım eritmek için:
v 100 gr. limon suyu + 100 gr. zeytinyağı + 3 baş ezilmiş sarımsak + 50 gr. maydanoz yapraklarının sıkılmış suyu karıştırılır ve her akşam bu karışımdan 50 gr. içilir.

Sarımsaklı zeytinyağı
$ Bir cam kap içinde 200 gr. zeytinyağı ile 1 baş dövülmüş sarımsak ka¬rıştırılır, kapağı kapatılır ve buzdolabına konur. 24 saat sonra süzülür ve günde 30-50 gr. sarımsaklı zeytinyağı aynı miktarda limon suyu ile karıştırılarak içilir. Mideyi, bağırsakları ve karaciğeri temizler. Yemek ve salata üzerine de kullanılabilir.
Uykusuzluğa karşı
W 24 tane limonun suyu + 350 gr. dövülmüş sarmısak, bir cam kap için¬de, üzeri 3 kat bezle kapatılarak, oda sıcaklığında 1 hafta bekletilir. Sonra süzülüp buzdolabına konur, karışım bitene kadar sabah akşam l'er yemek kaşığı içilir. Karışım mükemmel bir damar açıcı ve temiz¬leyicidir. (Limon suyu yerine doğal sirke de kullanılabilir. "Sirke" bö¬lümüne bakınız.)
Hadisi Şerifte: "Sarımsağı yiyin, onunla tedavi olun, zira o yetmiş der¬de devadır. Eğer bana melek gelmemiş olsaydı, ben de onu muhakkak yer¬dim" (Hazreti Ali r.a.'dan) buyrulmuştur.
Uyan: Sarımsağın fazlası t>aş ağrısı yapar, gözlere zararlıdır.
Semizotu Paslirnaca sativa
Semizotu her şekilde tüketilebilir fakat en etkili kullanım şekli özsuyu-nu içmektir. Semizotu özsuyu, bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, kronik rahim kanaması, basur kanaması ve akıntıları durdurur, bağırsak kurtlarını düşürür, böbrek, mesane, karaciğer ve dalak hastalıklarına çok iyi gelir.
Semizotu özsuyu siğillere sürülürse, siğilleri düşürür. Semizotu suyu içi¬lirse ve yılancığa pansuman yapılırsa, yılancığı yok eder. Ezilmiş semizotu ateşli şişliklere sarılırsa şişlikleri indirir. Semizotu suyu içilirse ve baş deri¬sine sürülürse, ateşi indirir ve baş ağrısını azaltır.
Semizotu haşlanır ve süzülmüş suyu ile lavman yapılırsa, bağırsak yara¬larını kapatır, kurtları düşürür. Yabani semizotu bahçe semizotundan daha kuvvetlidir. Böbrek hastalıklarına karşı yabani semizotundan daha etkili ilaç yoktur.

Sinameki Cassia akutifolla, Folium sennae
Cildi, saçları, gözleri parlatır, kanı temizler, mideyi ve kalbi kuvvetlen¬dirir, karaciğer tıkanıklıklarını açar, bağırsakları çalıştırır, idrarı çoğaltırır, ateşi düşürür, kireçlenmeyi önler.
Temel özelliği kalbi güçlendirmek olan sinameki, hekimler tarafından "muhteşem ilaç" olarak isimlendirilmiştir. Sinamekiyi çay olarak değil, yap¬raklarını öğütüp yutarak veya karışımlar halinde kullanmak gerekir. Mese¬la:
V 30 gr. sinameki + 15 gr. kekik öğütülür 15 gr. nane ile karıştırılarak, akşam yemeği üzerine yarım veya 1 çay kaşığı serpilir veya yemekten sonra su ile yutulur.
vğ Eşit miktarlarlarda sinameki, kişniş, kekik öğütülür ve akşam yemeği üzerine serpilir.
vJ Öğütülmüş sinameki balla karıştırılır ve yemekten sonra yarım veya 1 çay kaşığı yutulur.
v 1 çorba kaşığı öğütülmüş kimyon + 2 çorba kaşığı öğütülmüş çemen + 3 çorba kaşığı öğütülmüş sinameki + 3-4 limon suyu + 150-200 gr. zeytinyağı + 3 baş dövülmüş sarımsak iyice karıştırılır. Yemekle birlik¬te veya ekmek üzerine sürerek, günde 1 çorba kaşığı yenir. Bağırsakla¬rın düzenli çalışmasını sağlar.
& 1/3-1/2 çay kaşığı öğütülmüş sinameki yemekten sonra suyla yutulur veya aynı miktar sinameki yaprağı çiğnenerek yutulur.
Sinameki çayı da ara sıra kullanılabilir. Sinamekiyi sık kullanmak zorun¬da kalanlar onun çayını değil, öğütülmüş karışımlarını kullansalar daha iyi olur.
Miktarın ayarı kişinin bünyesine göre yapılır. Sinameki veya karışımla¬rını kullandıktan sonra, karın rahat olmalıdır. Sancı yaparsa veya bağırsak¬ları şiddetli çalıştırırsa dozunu azaltmak gerekir. Zaman zaman ara vererek ömür boyu kullanmak mümkündür.
Hazret-i Enes'ten (r.a.) nakledilen bir Hadis-i Şerifte "Bu üç şey her şe¬ye şifadır: sinameki, kimyon, çörekotu ..." deniliyor.
Sinameki müshil olarak kullanılacaksa yemekle birlikte veya yemekten sonra, genel tedavi için kullanılacaksa yemekten önce alınmalıdır.

Sirke
Elma, üzüm sirkesi
Sirke yapımı: Elmalar kabuklan ile yıkandıktan sonra doğranır, çekir¬dekleri atılır ve bir cam kavanozun yarısına kadar doldurulur. Sonra üzeri¬ni iki parmak geçecek kadar su koyulur. Maya olarak 1-3 kaşık elma sirke¬si konulur. Sirkenin keskin olması istenirse, 1 litre sirke karışımına 1 yemek kaşığı bal konulabilir. Ağzı sıkıca kapatılıp, güneş ışığı görmeyecek loş bir yere konulur ve bekletilir. Mayalı sirke yaklaşık 40 günde, mayasızı takri¬ben 1 ayda hazır olur. Sirke kokusu gelmeye başladığı zaman süzülerek, el¬maları atılır, sirke serin bir yerde saklanır. Sirkenin daha da keskin olması istenirse, her bir litre süzülmüş sirke için bir kaşık bal eklenip, ağzı sıkıca kapatılarak aynı yere konulur. İki-üç hafta sonra sirke hazırdır.
Çekirdekleri dışında elmaların tüm artıkları sirke için kullanılabilir. Ne kadar çok kabuk olursa, sirke için o kadar iyidir. Elma sirkesinin şifalı ol¬ması, sirkede bol miktarda bulunan potasyum ve elma asidine bağlıdır. Sir¬kenin tabiatı soğuktur. Sirke kaynatılarak soğukluğu azaltılır, aynı zaman- 97 da keskinliği artırılır. Metabolizmayı güçlendiren ve enerjiyi yükselten el¬ma sirkesi özellikle yaşlılar için faydalıdır.
Sirke hazma yardım eder, trombosit üretimini normalleştirir, koyu kanı inceltir, kansızlığı giderir, adetleri düzenler, damarları açar ve sinirleri ra¬hatlatır.
v Sirke başa sürülürse kepeğe, saç dökülmesine ve baş ağrısına iyi gelir.
W Egzama, uçuk, yılancık, sedefe sürülürse, iyileşmeyi sağlar.
vJ Sinameki ile birlikte kaynatılarak egzamaya ve yaralara sürülürse iyi¬leşmesini sağlar.
J Sirke içilirse, kananamaları durdurur, balgamı inceltir ve keser.
ğ Bir parça yün veya pamuk sirkeye batırılıp yeni oluşmuş eziğe koyu-lursa şişmesine mani olur,- eski yaraya koyulursa büyümesini durdurur,-morluklara pansuman yapılırsa morluğu geçirir, ateşle oluşan yanıkla¬ra koyulursa ağrıyı dindirir ve kısa zamanda iyileşmesini sağlar.
v Ateşli hastalıklarda zeytinyağı ile karıştırılarak başa sürülürse, baş ağ¬rısını dindirir, ateşli vücuda sürülürse, ateşi düşürür.

$ Şap. sirke içinde eritilip bununla ağız yıkansa, diş etlerini ve dişleri kuvvetlendirir, gargara yapılsa küçük dil şişliklerini alıp küçültür.
$ Evde sirke buharı ile buğu yapılsa, sinüsleri açar. Ilık olarak yudumla¬nırsa, kronik olan öksürüğü hafifletir, her tür zehirlenmeye iyi gelir. Suya katıldığında her tür suyu arındırır.
Elma ve üzüm sirkesi limon suyu yerine geçer.
Fakat sirkeyi devamlı içmek iyi değildir. 2-3 haftalık kürleri (her sabah 30-50 gr. sirke su ile içilir) 3-4 ay ara vererek yapmak gerekir.
Hz. Cabir'den rivayet edilen (r.a.) Hadis-i Şerifte: "Allah-ü Teala sirke yiyene iki melek memur eder. Yiyinceye kadar ona istiğfar ederler" buyrul-muştur.
Doğal elma ve üzüm sirkesi, sirke asidiyle karıştırılmamalıdır. Sirke asi¬di (sirke ruhu) ağır zehirdir, tüm organ ve sistemleri tahribata sürükler.
Soğan Aîîium cepa
Kuru soğan kuvvetli antiseptik maddeler içerdiği için, tüberküloz dahil bütün enfeksiyonlu hastalıklara iyi gelir. Sarılık hastalığını giderir, hayzı ve idrarı söker, safrayı açar, kan şekerini kontrol altına alır, kan dolaşımını ha¬reketlendirir, salgı bezlerinin normal çalışmasını sağlar, mideyi, bağışıklık sistemini ve bağırsakları kuvvetlendirir. Çiğ soğan doğal antimutajenlerin en kuvvetlisi olup, gen mutasyonlarına karşı direnci artırır.
Canı çiğ soğan yemek isteyenler onu mutlaka yemelidir. Bu, vücudun soğana ihtiyacı olduğunu gösterir. Sıhhatli kimse buna ihtiyaç duymaz. Sa¬rımsak ve soğanın kokusunu gidermek için karanfil, kakule, nane, maydo-noz ve anason çiğnenebilir, dişler misvaklanabilir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Bir yere giden oranın soğanından yesin, o yerin hastalıklarından emin olsun" buyurmuşlardır. Ancak soğan veya sa¬rımsak yiyerek camiye gitmek doğru değildir.
(? Buruna damlatılan soğan suyu nezleyi giderir, gribi durdurur, baş ağrı¬sını hafifletir.
Q Kulağa damlatılan soğan suyu kulak iltihabını kurutur, baş ve diş ağrı¬larına, kulak çınlamasına iyi gelir.

v1 Çiğ soğanı kaya tuzu ile veya tuzsuz yemek mideyi, tükürük bezi ve lenf bezlerini balgamdan temizler, mideyi kuvvetlendirir, iştahı açar, tükürüğü arttırır.
CJ Su veya et suyunda pişirilmiş soğanı yemek, sarılık hastalığına çok iyi gelir.
@ Kabuklanyla fırında veya közde pişirilerek lapa haline getirilen soğan yanıkların, donmayla oluşan yaraların, çıkıkların, burkulmaların üzeri¬ne sarıldığında tedavi eder, furunkul gibi iltihaplı şişliklere sarılırsa, il¬tihabı dışarı atar.
v* Hayvan veya insan ısırığına veya yaraya, taze sıkılmış soğan suyu + tuz karışımıyla pansuman yapılır. Bu, yarayı enfeksiyondan korur, kısa zamanda yaranın kapanmasını sağlar.
Öksürük ve nefes darlığına karşı:
vğ Bir soğan ince kıyılır, 100 gr. bal ile karıştırılıp, 3 saat bekletilir. Son¬ra süzülür ve günde 3-5 defa 1 çorba kaşığı içilir. Veya
ğSo ğan suyu ve doğal bal eşit miktarlarda karıştırılıp sabah-akşam 50 gr. içilir.
Atar damarların progresif daralmasını durdurmak için:
V Filizlenmiş soğanın sadece iç kısmı alınır, dış kısmı atılıp, suyu sıkılır, aynı miktarda su ile karıştırılarak içilirse, farklı sebeplerden dolayı da¬ralmış olan atar damarları açar.
Böbrek iltihabına karşı:
vğ Hurma çekirdekleri kavrulduktan sonra öğütülür ve soyulmamış bir so¬ğanın içi oyularak doldurulur. Fırında pişirilir ve her gün bir adet ye¬nir.
Egzama için:
ğ Soğan suyu ve kekik suyu eşit miktarlarda karıştırılır. Egzama olan böl¬gelere sürülür. Veya v Soğan suyu ve elma sirkesi eşit miktarlarda karıştırılır ve egzamalı böl-

gelere uygulanır. Sirke ne kadar kuvvetli olursa o kadar iyi olur. Yuka¬rıdaki karışımla dönüşümlü olarak kullanılır. Göz hastalıkları için:
*' Yeni sıkılmış soğan suyu günde 1 -2 defa göze damlatılırsa gözü temiz¬ler, kuvvetlendirir ve yeni oluşmaya başlayan kataraktı eritir. Veya
ğ Soğan suyu ve bal eşit miktarlarda karıştırılıp göze damlatılırsa iltiha¬bı kurutur, damar tıkanıklıklarını eritir, göz tansiyonunu indirir, ayrıca katarakta çok iyi gelir.
Eski, iltihaplı yaralar için:
; 200 gr. havuç suyuna 30-50 gr. soğan suyu katılır ve sabah akşam içi¬lir, buna 20 ila 40 gün devam edilir. Kanı ve cildi temizler, yüz rengi¬ni güzelleştirir, mide ve bağırsak yaralarını kapatır, "barut yanığı"nı ("Endometriozis" bölümüne bakınız.) dışarı atmaya yardımcı olur.



__________________
Radyo hidayetcagi dinlemek için tıklayın

Allah'a olan sevginizin ölçüsü, ne kadar zikrettiğinizle orantılıdır..Efendi Hz.      
[IMG]
Sayfa Başı Yazdırılabilir Sayfa Göster kars's Profil Diğer mesajlarını ara: kars
 
kars
Moderator
Simge

Moderator

Üyelik: 12 December 2006
Ulusal Bayrağı Turkey Turkey
Mesajlar: 4055
Gönderildi: 08 July 2008 - 04:54 | IP Kayıtlı Alıntı kars

J Bir soğan ince rendelenir veya dövülür. Sonra aynı miktar bal ile ka¬rıştırılıp, yaralara sürülür.
Hadis-i Şerifte: 'Yemeğe tuz ile başlayandan Allah üç yüz otuz çeşit hastalığı uzaklaştınr. Bu hastalıklar, delilik, cüzzam, bağırsak rahatsızlığı ve diş ağnsıdır. Kalanı Allahü Teala'nın yüce bilgisinde saklıdır", büyütülmüş¬tür.
Tuz derken, bugünkü rafine edilmiş sofra tuzu (NaCl, sodyum klorür) değil, doğal, işlenmemiş kaya tuzunu veya deniz tuzunu kastediyoruz. Bu tuzlar iyot, magnezyum, potasyum, çinko, silikat gibi insan sağlığı için ge¬rekli makro ve mikro elementleri içerir. Gri kaya tuzu (turşu tuzu), deniz tuzu (kalın olan), İngiliz tuzu, Hindistan tuzu doğal tuzlardandır. Bunlar ve benzeri tuzlar bağırsakları temizleyip ishali durdurur, kabızlığı ve çeşitli kokuları giderir, mide asidi üretimine yardımcı olur, donmuş maddeleri eri¬tir, diş taşlarını temizler, safrayı ve balgamı söker, yaralan temizler ve ku¬rutur, diş etlerini ve dalağı kuvvetlendirir, cilde güzellik verir. Zeytinyağı ile tuz ateşle oluşan yanıklara hemen konulsa, kabarcıkların oluşmasını ön¬ler. Yemeklere konan tuz, mide asidi üretimine yardımcı olur.

Vücudun tuz ihtiyacı günde 10-12 gramdır. Bu miktardaki tuz, bir por¬siyon ette, 3 tane zeytinde ve günlük ekmekte bulunur. Çiğ sebze ve sala¬taya tuz katmak doğru değildir. Çünkü tüm bitkiler suni gübreyle yetişti¬rildiği için, sebzeler, tahıllar, meyveler ve tohumlar zaten tuz içerir.
Rafine edilmiş tuz turşuların kalitesini, sıcak yemeklerin tadını bozar.
Tuz, sulu yemeklere pişirme sonunda, patatese pişirme başlangıcında, baklagillere yumuşadıktan sonra eklenir. Et, balık ve sebzeler (patates ha¬riç) kavrulmadan önce, patates ise kavrulma sonunda tuzlanır. Baharat kul¬lanıldığı zaman, tuzu azaltmak gerekir. Yemeklere tuz ile birlikte biraz şe¬ker de katılırsa yemeğin tadı daha lazzetli olur.
Rafine edilmiş katkılı sofra tuzu veya yapay tuz, bütün katkılı yiyecek¬ler gibi, sağlığa zararlıdır ve doğal tuzun yerini tutamaz.
Sofra tuzuna eklenen katkı maddeleri:
Sodyum Alüminyum Silikat (El 73): Renklendirici ve nem tutucu olarak kullanılan katkıdır. Zehirlidir ve katkı maddeleri dahil her tür maddeye karşı aşırı duyarlılığa neden olabilir. Dünyanın çoğu ülkesinde yasaklan¬mıştır.
Ve/veya Titanyumdioksit nanoparçacıkları nem tutucu ve beyazlatıcı¬dır. ("Katkı maddeleri" bölümüne bakınız.)
Bunlarla birlikte iyotlu tuza Potasyum iyodür katılır. Potasyum iyodü¬rün iyot stabilizörü Sodyum Tiyo sülfattır. Potasyum iyodür çok zararlı bir maddedir ve tek başına tiroid bezinin dengesizliğine sebep olabilir. (Sod¬yum tiyo sülfatın zararı için "Katkı maddeleri" konusunda "Stilfit-Sülfatlar" bölümüne bakınız.)
1 arçiîl Cumamon
Kataraktı ve göz kararmasını giderir, nezleyi, öksürüğü, saç dökülmesi¬ni durdurur. Yüzdeki siğillere, titremelere, baş ağrılarına çok faydalıdır. Ka¬raciğerdeki tıkanıklığa, rahim ve böbrek hastalıklarına iyi gelir. Vücut sis¬temlerinin çalışmasındaki düzensizliği giderir, atar damarları ve özellikle kalp damarlarını açar. Siyah çay ve kahvenin zararını azaltır. Yemeklerin üzerinde ve beyaz undan yapılmış hamur işlerinde kullanılabilir.
Tarçın günde 0,5-1 çay kaşığından fazla kullanılmamalıdır.

Üçüncü derecede ısıtıcı ve kurutucu olduğu için her gün kullanılmaz. 1 -3 haftalık kürler halinde ve haftada 1-2 defa çay, kahve ve yemeklerde kul¬lanılabilir.
Bugün tarçın yerine doğala özdeş tarçın aroması glikoz veya fruktoz ile karıştırılmakta, bu karışım hazır gıdalarda, pastahane ürünlerinde ve salep¬te kullanılmaktadır. Tarçın alırken kabuk tarçını tercih etmek gerekir.
Yeşil çay
Yeşil çay kolon, mide, karaciğer, akciğer, göğüs ve cilt kanserlerinden korur. Yüksek tansiyonu düşürür, düşük tansiyonu normale döndürür. Ka¬nı temizler, kalbi ve sinir sistemini rahatlatır. Konsantrasyon kabiliyetini olumlu yönde etkiler. Yemekten önce veya yemeğin dışında ayrı olarak, bal ile veya sade, demlenerek içilebilir. Ancak yeşil çayı 1 dakikadan fazla demlememek gerekir, aksi halde faydalı özellikleri azalır.
Uzüm Grape raisin
Hadis-i Şerifte "Kuru üzümü yemeye devam edin. Zira o safrayı açar, balgamı keser, sinirleri yatıştırır, yorgunluğu giderir, ahlakı güzelleştirir. Nefsi hoş eder, kaygıyı uzaklaştırır." buyrulmuştur.
Çeşitli mikro elementler, vitaminler ve organik asitlerin kaynağıdır, id¬rarı çoğaltır, bağırsakları yumuşatır ve rahatlatır, balgamı söker, kolestero¬lü düşürür. Bu özelliklerinden dolayı romatizmaya, böbrek, karaciğer, akci¬ğer ve eklem hastalıklarına karşı kullanılır. Yeşil üzüm (koruk) ishali durdu¬rur, bağırsaklardaki yaraları kapatır, sedef ve vitiligo hastalıklarına iyi gelir. Üzüm pekmezi kanı artırır. Sabah yenen üzüm yüze parlaklık ve güzellik verir. Taze üzüm bol glikoz, potasyum, B vitamini ve kalsiyum içerdiği için kalp ve sinir sistemini kuvvetlendirici olarak kullanılır. Saç kepeklenmesine çok iyi gelir. "Ekmekle kuru üzüm yiyen ömründe doktora muhtaç olmaz". Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in bu sözü halk arasında ünlüdür. Maalesef, şimdi asmalara, kurutulmuş üzümlere yapılan ilaçlamalar sağlık için tehlike oluşturmaktadır. Bugün ilaçlanmamış doğal üzüm bulmak ne kadar zorsa, doğal ekmek (doğal maya ile doğal buğday unundan yapılmış tandır veya saç ekmeği) bulmak da o kadar zordur.

Vişne Prunus cerasus
Kansızlığa, akciğer ve böbrek iltihabı dahil bütün iltihaplı hastalıklara, dizanteri enfeksiyonuna, hepatite, idrar tutamamaya, kabızlığa karşı çok etkilidir. Kalp çarpıntısına iyi gelir. Öksürüğü keser, idrar söktürür, ishali durdurur. Vişne mevsiminde göze, günde 1-2 defa vişne suyu damlatıldı¬ğında görme kuvvetini ve gözün parlaklığını artırır. Vişne mevsiminde sa¬bahtan öğleye kadar sadece vişne yemek (1-2 kg. kadar) çok faydalıdır. Öğleden sonra yemek yenebilir.
Zencefil Zenpiber officmale
Karaciğeri, mideyi ısıtıp kuvvetlendirir, hazmı kolaylaştırır, bağırsakla¬rı güçlendirir, kusmayı önler, midedeki balgamı parçalar ve iltihabı kurutur. Kan basıncını normalleştirir, kan dolaşımını uyarır, terletir ve ateşi düşürür. Cinsel arzuları tahrik eder. Devamlı zencefil kullananlarda kanseri önler. Bağırsak hastalığı olanlar, apandist ameliyatı geçirenler, toz zencefili çay, süt ve yemeklerle birlikte günde 2 gr. (1 çay kaşığı) kadar kullanmalıdır. Beyaz undan yapılmış tatlılara, ekmeğe ve hamur işlerine zencefil katılırsa, zararını azaltır, hazmını kolaylaştır. Taze zencefil rendelenerek bal ile ka¬rıştırılır ve hergün yemekten önce 1 -2 çorba kaşığı yutulur. Veya taze zen¬cefilin özsuyu günde 1-2 çorba kaşığı içilir. Yemekten önce veya hazmı kuvvetlendirmek için yemekten sonra da içmek mümkündür.
Mide ekşimesi ve mide yanmasını gidermek için ve hazımsızlığa karşı, yemekten önce veya sonra ısırarak taze zencefil yenebilir.
Zeytin AJaCl Oka europaea
Yaprağı çiğnendiğinde, ağız yaralarına iyi gelir.
Kaynatılmış yaprağının suyu ile gargara yapıldığında, diş etlerini kuv¬vetlendirir ve diş ağrılarını giderir. İçilirse, yüksek tansiyonu ve yüksek kan şekerini düşürür.
Zeytinyağı
Birer günlük aralarla saç diplerine sürülürse saç dökülmesini durdurur, saçları kuvvetlendirir, beyaz saçları döker, baş ağrısını hafifletir.

Eski zeytinyağı ağrıyan bel ve eklemlere sürülerek masaj yapılırsa, ek¬lemleri yumuşatır ve ağrıları azaltır. Yılancığa ve alerjik cilt döküntülerine sürülürse döküntü azalır, basur memelerine sürülürse, ağrıyı dindirir, iyileş¬mesini sağlar.
1 avuç kuru üzüm 1 litre su içinde kaynatılarak süzülür, bu su 200 gr. es¬ki zeytinyağı ile karıştırılıp lavman yapılırsa, kalın bağırsak yaralarına, ba¬sura, paraproktite adı verilen kalın bağırsaktaki fistüle çok iyi gelir.
Zeytinyağıyla masaj yapılan kaslar esneklik kazanır,- göze sürülse göz kuvvetlenir, kulağa damlatılsa kulak temizlenir, cilde uygulansa cildi parla¬tır, yumuşatır, güzelleştirir ve kırışıklıkları yok eder. Zeytinyağının içine kantaron, kekik koyarak, öğütülmüş çörekotu veya anasonla karıştırarak faydası artırılabilir. Cilt ve saç için kullanılan zeytinyağına bir damla me¬nekşe, gül ve benzeri kokulu yağlar eklenebilir.
Zeytinyağı içildiğinde, karaciğeri yumuşatır ve temizler, safrayı arttırır, karaciğer ağrılarını giderir, karaciğeri çalıştırır, sarılığı iyileştirir, bağırsak¬ları rahatlatır, mideyi kuvvetlendirir ve mide yaralarını kapatır, bağırsaklar¬daki kurt ve solucanları düşürür, basuru yok eder, damarları açar, koleste¬rolü ve kandaki şekeri düşürür, bağışıklığı artırır. Hem içilir ve hem de lav¬man yapılırsa, bağırsak tıkanıklığını geçirir.
Zeytinyağından maksimum fayda sağlamak için yemeği yağsız pişirdik¬ten sonra zeytinyağını üzerine gezdirmek gerekir.
Zeylin
Siyahlaştırma işlemi görmüş ve sirke ruhu veya sitrik asit ile hazırlanmış siyah zeytinin midede hazmı zordur. Böyle zeytinler dalak hastalıklarına, psikolojik dengesizliklere neden olur. Doğal salamura siyah zeytini ve sele zeytinini suyla yıkayıp yemek gerekir. Zeytin, iştah açar, mideyi kuvvet¬lendirir, yüksek tansiyonu ve kandaki şeker miktarını düşürür.
Yeşil zeytin çok besleyicidir ve hazmı siyah zeytinden daha kolaydır. Doğal hazırlanmış salamura yeşil zeytin karışık yemeklerin zararını azaltır. Sirke ruhu veya sitrik asit ile hazırlanmış yeşil zeytin ise zehirlidir, ondan sakınmak gerekir. ("Sirke" bölümüne bakınız.)

Hülasa
Her insan farklı bir mizaca sahip olduğu için kendi mizacına uygun ye¬mekleri ve davranışları seçer. Doğal yaşayan insan mutlaka doğru seçim ya¬par. Mizacı bozmamak için doğuştan itibaren doğal istekleri takip etmek gerekir. Normal doğumla dünyaya gelen, 2 yaşına kadar emzirilen çocuk¬ların istekleri doğaldır ve mizaçlarına zararlı yiyecekleri asla ağızlarına al¬mazlar, yüzlerini çevirirler. Ancak anne-baba ve çevredekiler çocukların is¬teklerini, sistematik olarak kendi isteklerine uydurmaya çalışarak, çocukla¬rı doğal davranış ve isteklerden uzaklaştırırlar. Doğal olmayan bütün hazır, katkılı yiyecekler, beslenme kurallarının ihlali, doğal olmayan oturma po¬zisyonları, ıslak mendil, pişik kremi ve hazır bez kullanımı doğal istekleri zararlı alışkanlıklara dönüştürür. Tüm bunlar insanı, mizaca uygun olmayan yemek seçimine, derin mizaç değişimlerine ve hastalıklara sürükler. Bu şart¬lar altında isteği takip etmek hastalık uçurumuna doğru gitmek demektir.
Böyle bir durumda insan mizacının özelliklerini açığa çıkartabilmek için, vücudu temizlemek ve açlık yapmak gerekir. Aç kalan insanın koku, jQg tat alma yeteneği, istekleri canlanır ve doğallaşır. Mizaç özellikleri yeniden ortaya çıkar. însan ilginç bir şekilde doğal zeytinyağı, soğan, sarımsak, ye¬şillik, meyve, kısacası sadece sağlığa faydalı ve mizacına uygun yemekleri istemeye, ancak katkılı yiyecekler, içecekler ve suni aramalardan iğrenme¬ye başlar. İşte o zaman insan yemek konusunda en doğru seçimi yapabilir. Yiyecekleri doğru seçebilen insanın fikirleri ve davranıştan da değişir.
Meyve, sebze, baharat ve bitki çeşitleri doğal olup, doğru seçildiğinde, onlar sadece yemek değil, aynı zamanda hastalıklara karşı birer ilaç hük¬mündedir. Yukarıda, en faydalı yiyeceklerin bir kısmının sunulduğu liste¬den mizaca uygun olanlar seçilebilir.
Büyük alimler bitki ve hayvanların zikrini işitir, hangi bitkinin zikri vü¬cuttaki hangi organın zikriyle uyuşuyorsa o bitkinin o organ için şifalı ol¬duğunu anlarlardı. Yani, bitkiler organların zikrini düzeltmede yardımcı olabilir. Bu konuda Peygamberimizin (s.a.v.) ilminin, gelmiş geçmiş ve ge¬lecek alimlerin ilminden daha üstün olduğunda zerre kadar şüphe yoktur. Peygamberimiz "Benim nazarımda, bal gibi şifa yoktur" buyurmuşsa, hasta¬lıklarda bal kullanmak en akıllıca seçim olacaktır. Ancak insana faydalı ola¬nın etrafına mutlaka bir tuzak kurulmuştur ve bu tuzak faydalıyı faydasız

veya zararlıya çevirmektedir. Mesela, bala hile karıştırmak, meyve, sebze, tahıl ve baklagillerin genetiğini değiştirmek, yağları hidrojenize etmek ve içine katkı maddeleri katmak bu tuzaklardan sadece bir kaçıdır. Bu tuzak¬lardan kendini koruyabilen, yani yiyeceğini kendisi üreten, doğal gıda üre¬timini teşvik eden ve yalnız bunları kullanan Allah'ın izniyle, sıhhat bulur.

f SAĞLIĞI KORUMA YOLLARI
"Her derdin aslı çok yemek ve her devanın esası açlıktır"
Hadis-i Şerif
Çok yemek, hastalık mayasıdır.
Feridüddin Attar
Yediğinizi hazmetmeden, tekrar yemekten çekininiz.
İbni Sina
Doğru beslenmek
Her yolculuk gibi sağlığa yapılan yolculuk da atılan ilk adımla başlar. Bu ilk adımın adı "doğru beslenmek'tir.
"Ey peygamberler! Temiz olan şeylerden yiyin ve salih ameller işleyin"
(Müminun suresi, 51). Dikkat edilirse ayette yemek, amelden önce gelmek¬tedir. Yemek yemeyi bilmeyen doğru ve yanlışı ayırt edemez, salih amel iş¬leyemez. Kendisine hayrı olmayan, başkalarına hiç faydalı olamaz.
Büyüklerimiz "Önce yemek yemeyi öğren, sonra marifetten bahset", derlerdi. Bugün doğru beslenmeyi unuttuğu halde herkes marifetten bah¬setmektedir.
Fatır Suresi 3. Ayeti Kerime'de "Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın,- Allah'tan başka size gökten ve yerden nzık verecek bir yaratıcı var mı? Ondan başka ilah yoktur. Nasıl oluyor da (tevhitten küfre) döndürülüyorsunuz?"

Maide Suresi 87-88. Ayet-i Kerimelerde "Ey iman edenler! Allah'ın Size helal kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah'ın koyduğu) sınırlan aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez. Allah'ın size nzık olarak verdiklerinden helal, iyi ve temiz olarak yiyin ve kendisine inanmakta olduğunuz Allah'a karşı gelmekten sakının.
Araf Suresi 31. Ayet-i Kerime'de 'Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez." buyuruluyor.
Öyleyse ölçüyü bulmak gerekir. Peygamberimiz (s.a.v.) "Gündüz be¬yazlığı ve gece karanlığında ikişer kere yemek ve içmek israf ve illettir." bu¬yurmuştur.
İlk nefesten son nefese kadar süren hayat yolculuğunda yemek ve sağ¬lık her zaman çok önemli olduğu için hataya düşmenin en kolay yolu ol¬muştur. Hazreti Adem'in cennetten kovulmasına sebep olan da yemektir. Kötü ahlakı ve davranışları ortaya çıkaran, tüm hastalıkların kaynağı olan, yaratılışı unutturan ve insanları mutsuzluğa sevkeden aşırı yemek hırsı ve doğru beslenmeye gereken önemin verilmemesidir.
Beslenme alışkanlıkları düzeltilmeden hastalıklardan kurtulmanın imka¬nı yoktur. Çünkü bu şekilde, hastalık, bir taraftan tedavi edilirken, diğer ta¬raftan beslenmektedir. Onun içindir ki, herhangi bir hastalığın tedavisi ön¬celikle beslenme alışkanlıklarının düzeltilmesinden başlar.-
Evvela zararlı yiyecekler yerine faydalı yiyeceklere, pişmiş yemek ağır¬lıklı beslenmek yerine çiğ yemeye alışmak gerekir. Normal olan, bir günde tüketilen gıdanın yüzde 40'ını pişmiş (ekmek dahil), yüzde 60'ını ise çiğ yi¬yeceklerin oluşturmasıdır.
ikinci basamak ise yiyecek ve içeceklerin miktarını azaltmaktır.
Yemek öğünleri günde iki defaya indirilmeli ve iki öğün arası 6-8 saat¬ten az olmamalıdır. Yemekte ilk önce su veya çay veya meyve suyu içilme¬li, sonra meyve veya tatlı, sonra yemek ve salata yenmelidir.
Mesela, sabah:
CJ Yeşil çay (veya su) 1-2 tatlı kaşığı bal;
$ 80-100 gr. ekmek 15-20 gr. tereyağı (tereyağı bal, zencefil veya tar¬çınla karıştırılabilir).

Veya
$ Karpuz (karpuz yerine havuç suyu, meyve suyu veya meyve olabilir).
C:" 40-50 gr. peynir (veya 1-2 tane yumurta), 5-7 tane zeytin, 100-150 gr. salata, 50 gr. ekmek Akşam:
V Meyve veya kavun veya karpuz,-
ğ Baharatlı sebze yemeği yanında yoğurt veya et, ekmek veya pilav. Veya
ğ Havuç suyu veya meyve suyu veya çorba,-
vğ Etli yemek (veya balık), salata.
vü Yemekten 1,5-3 saat sonra su içilebilir.
Kahvaltı için en uygun saat 7-8 arası, ikinci yemek için ise ikindi-akşam arasıdır.
Burada dikkat edilecek çok önemli bir nokta vardır: Sindirim organları- 109 nın günlük görevi saat 21.00'de sona erer. Bu saatta mideye gelen yemek midede sabaha kadar hazmedilmeden kalır ki bu durum tehlikelidir. Mide¬de hazmedilmeyen yemek bağırsaklardaki mukozaya hücum eder.
Yemeğin miktarı ve cinsi, insanın işine, hareketliliğine ve yaşına bağlı¬dır. Ancak 250-300 gramdan fazla yememek ve doymadan sofradan kalk¬mak gerekir. Öğlen bitkisel çay, doğal kahve, su içilebilir veya bir çeşit meyve yenebilir.
Su yemekten önce içilebilir. Fakat yukarıda anlattığımız gibi, bu durum¬da bir incelik vardır: Burnun, pişen yemeğin kokusunu algılamasıyla, ağız ve mide bezleri bu yemeğin hazmı için gereken enzimleri üretmeye başlar. Bu sırada içilen su, bu enzimleri silip atar, bağırsağa akıtır, böylece yemeği sindirmek zorlaşır. Onun için, yemekten önce sadece birkaç yudum su içi¬lebilir.
Yemekle birlikte içilen su ise, çiğneme sırasında tükürük enzimleriyle ağızda başlamış olan hazım işlemine zarar verir. Tükürük üretimini azaltır, tükürükte bulunan enzimlere karışarak onları zayıflatır ve ağızda bir dere¬ceye kadar gerçekleşmesi gereken hazmı engeller. Neticede mide, karaci¬ğer ve bağırsağın işi zorlaşır. Yemeğin akabinde meyve suyu içenlerin du-

rumu daha da vahimdir, çünkü meyve suyu yemeğe zıt karakterde olduğu için hazmı bozarak, midede mayalanmaya neden olur.
Yemek bittikten sonra içilen su mideden ayrılmaz, mideyi genişletir. Enzimlere karışarak onları zayıflatır, hazmı ağırlaştırır, hazım ile meşgul olan salgı bezlerine ve kalbe ağır yük yükler.
Yemekten sonra su istenirse, sadece bir kaç küçük yudum içilebilir. Meyve veya karpuz yemek, çay, su veya meyve suyu içmek isteniyorsa ye¬mekten 30 dk-1,5 saat önce yenilip içilmesi daha iyidir. Bunlar midede çok durmadan bağırsağa iner ve midenin genişlemesini önler. Yemekten 1 bu¬çuk-3 saat sonra midenin hazmı sona yaklaşıp yemek ikinci hazma hazır olunca, insanın susaması doğaldır. İşte bu zaman, su veya şekersiz nane, ke¬kik, zencefil, biberiye, mercanköşk çayı veya yeşil çay içmek, karpuz veya kavun yemek için en uygun zamandır. Ancak bayat, doğal olmayan veya karışık yiyenlerin ve hazmı zayıf olanların hazım işlemi daha uzun sürdü¬ğünden suyu daha geç içmesi gerekir.
Yemek yerken, lokmayı küçük alıp, en az 15 defa, en uygun şekliyle 30 110 defa çiğneyerek yutmak gerekir. Unutmamak gerekir ki süt, sıkılmış mey¬ve ve sebze suyu da yemek hükmündedir. Onlar da küçük yudumlarla ağ¬za alınır, ağızda ılıtılıp içilir. Mide, bağırsak ve dalağın bozulan fonksiyon¬larını düzeltebilmek için bazen sadece yemekleri düzelterek, çiğneme sayı¬sını artırmak yeterlidir.
Sağlığını korumak isteyenler tükettikleri gıda çeşidini azaltmalı, meyve, sebze ve yemeklerden birkaç çeşidini seçerek onlara devam etmelidir. Doğru seçilmiş yemekleri yedikten sonra insan kuvvet ve hafiflik hisseder, uykusu kısa olur, gaz oluşmaz, büyük abdest problemi olmaz. Yemekler yanlış seçilmişse, insana ağırlık çöker, uyku basar, gaz, kabızlık ve ağız ko¬kusu oluşur, uykuda horlama ortaya çıkar.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) meyvelerden hurma, üzüm, kavun ve kar¬puzu, sebzelerden salatalık, kabak, kerevizi, yiyeceklerden bal, kaymak ve

rilmiş et), koyun ve kuş etini severdi. "Eğer Rabbimden her gün bana et ye¬meyi nasip etmesini isteseydim, nasip ederdi", buyururdu. Ancak bunu is¬tememiş, hayatı boyunca genelliklesu ve hurma ile yetinmiştir.
Halk arasında "Ne kadar çok ve çeşitli yersem, o kadar faydalıdır. Çe¬şitli yemekte bol vitamin, gerekli maddeler var ve onlar hastalıklara karşı

vücuduma direnç kazandırır", düşüncesi sabittir. Öyle olsaydı, zengin in¬sanlar daima sağlıklı, fakirler ise hasta olurdu. Halbuki durum öyle değil¬dir, hatta tam tersidir. Farklı yemeklerin karışımı midede hazmolunmayıp, çürür. Çürümüş yemeklerin kalıntıları damarlarda birikir, kılcal damarları tıkar. Bu durumda dokular ihtiyacı olan besleyici madde ve vitaminlerden mahrum kalır. Sonuçta çeşitli yemekler yiyenler daima açlık hissederler. Gerçekten de onlar açtır. Toklar ise az yiyenlerdir. Az yiyen ve günde 2 defadan fazla yemeyenler yediklerini kolayca ve sonuna kadar hazmeder¬ler. Bu insanlarda vücuda gerekli olan besinler kana karışır, zararlılar dışarı atılır. Mide, bağırsaklar ve damarlar temiz, dirençli ve sağlıklı kalır. Sağlık¬lı bağırsaklarda normal mikroplar yaşar ve onlar vitaminleri ve gerekli be¬sin maddelerini, hatta proteinleri havadaki azotu kullanarak sentez ederler. Gerekli besin maddeleri kan ile dokulara gönderilir, hücreleri doyurur. Bü¬yüklerimiz "Açlık azalan doyurur, tokluk ise aç bırakır", buyurmuşlardır.
Ağır çalışanlar ve spor yapanlar daha fazla yemek yerler. Onlar kasla¬rını geliştirmek için, beslenme kurallarını bozmadan, 250 gr.'dan fazla piş¬miş yemek yemeden, proteinli yiyeceklere öncelik vermelidirler. Proteinli m yiyeceklerden en ivisi yeşil taze çiğ sebzedir (ıspanak, yeşil fasulye, may-danoz, dereotu, tere, kereviz yaprağı, semizotu vb.). Et, balık, yumurta ve peyniri de bol çiğ yeşil sebzeyle yemelidir. Az hareketli insanlar beslenme kurallarını bozmaz fakat gerekenden fazlasını tüketirlerse, ağır hastalıklara yakalanmazlar, sadece şişmanlarlarğ İlkbahar ve sonbaharda nezle, öksürük, aksırma, bazen ateşlenme, burun kanaması, kusma, kadınlarda adet uzama¬sı gibi tepkilerle yemek fazlalıklarını atarlar. Ancak, fazla yemek yiyenler, vücutlarını, yemeği hazmetmek, fazla besin maddelerini depolamak, zarar¬lı maddeleri dışarı atmak, fazla kiloların yükünü taşımak gibi büyük bir zah¬mete ve ihtiyarlığa sürüklerler.
Bize yerilen ömürle birlikte rızkımız da verilmiştir. Unuttuğumuz bu gerçeği aşağıdaki hikaye ile hatırlamaya çalışalım:
"Hak Teala bir Tavus Kuşu yaratmış ve ona dünya dolusu vadileri rızık olarak vermiş. Tavus Kuşu kendisine verilen rızkı bol görmüş ve hiç düşün¬meden yıllarca yemiş, sonunda sadece on tane vadi kalınca da, korkusun¬dan günde ancak on tane ekin yemeye başlamış. Sonra bir tek vadi kalınca kuş bir tane ile kanaat etmeye başlamış. Kendisine ayrılan rızık bitince, ku¬şun eceli gelmiş."

Bugün bilimadamları, kısıtlı miktarda yiyecek verilen hayvanların, fazla besin tüketenlere göre daha uzun yaşamasının sebebi olan geni tesbit et¬mişlerdir. Yaşam süresinin artmasını sağlayan bu gen, diğer genlerin işle¬mesini de düzenlemektedir. Bilim adamları, bir hayvana normalde tüketti¬ği besin miktarının yüzde 70'inin verilmesinin, hayvanın yaşam süresini yüzde 20-30 artırdığını belirtiyorlar.
Çağımızın insanı ise günde 4-5 kişinin yemeğini yemek suretiyle, çeşit¬li hastalıklara maruz kalmakta ve sağlığını kaybetmektedir. Böyle beslenen insanların sonlarının pek parlak olacağı söylenemez, hatta bu insanların hallerini "perişan" kelimesi daha doğru ifade eder. İmanlı ve az yiyen insan¬lar ise sağlığını kaybetmeden, ihtiyarlık zilletine düşmeden, ağır hastalıklar sonucu değil, rızkı tükendikten sonra yani eceli gelince sessiz, sedasız bu dünyadan ayrılırlar.
Mevsimler ve Saflık
İlkbahar
İlkbaharın güneş ışıkları, tabiatı uyandırır, yeni bir hayat için dünya yü¬zeyi temizlenir. Güneşin tesiriyle hayvanların bazısı yününü, bazısı boynu¬zunu, bazısı da derisini değiştirir. İnsan da tüm canlılar gibi ilkbahar güne¬şinin kuvvetli etkisi altında kalır. Kışın yağlı, peynirli ve etli yemeklerin ye¬tersiz sindirimi sonucu oluşan zararlı ve toksik kalıntılar ilkbaharda kusma, kanama, öksürük, aksırma, ateş, nezle, terleme, fazla miktarda idrara çık¬mayla dışarı atılır. Bu, bağışıklık sisteminin normal bir koruma mekanizma¬sıdır. Beden kendisi için gerekli olan maddeleri asla dışarı atmaz. Bedende böyle bir mekanizma yoktur.
Çiçekler açar, çiçek tozları havayı doldurur ve alerji hastalıklarında patla¬ma görülür. Çiçek tozu mükemmel bir temizleyicidir. Vücuttan tüm kalın¬tıları dışarı atmaya başlar ve bu işi o kadar güçlü ve hızlı yapar ki, vücut bu temizlemeyi idare etmekte zorlanır. Bu işin yapılmasında vücuda yardım etmek ve temizlemeyi kolaylaştırmak için, insan zararlı yiyecekleri tüket¬memeli, yediklerinin doğal, faydalı yiyecekler olmasına dikkat etmeli ve ilkbahar öncesi 3 günlük açlıklar yapmalıdır. Bu yapılırsa, açlıklarla kuvvet¬lenen vücut, çiçek tozuna karşı alerjik tepki vermeden, polenlerin etkisini kendi faydasına kullanır.

İlkbahar hastalıklarına hazırlık yapamayanlar da, ilk günlerden itibaren yemekleri azaltmalı, yeşil sezbe, bilhassa hindiba, ısırganotu, kuzukulağı, atkulağı, çobançantası, sinirliot, yabani soğan ve sarımsak gibi yeni çıkan yabani yeşillikler yemelidir. Bu günlerde oruçları çoğaltmalı, hacamat yap¬tırmalı, sülük kullanmalı, çimlenmiş yulaf veya arpa yemeli, limon, doğal sirke ya da greyfurt suyu içmeli, sinameki kullanmalı ve karaciğeri temizle¬melidir.
İnsan, hacamatla kılcal damarlarda kış boyunca toplanan yağlı atıklar ve tıkanıklıklardan, sülüklerle toplar damarlarda toplanan zararlı maddeler ve tıkanıklıklardan, karaciğer temizlemesiyle karaciğerde toplanan zehirler¬den ve tıkanıklıklardan kurtulur. İlkbahar, karaciğeri temizlemek, safra ke¬sesi, böbrek ve mesane taşlarını düşürmek için en uygun zamandır.
Mikroelementler, vitaminler, lifler, hafif ve canlı besin maddeleri içeren yeşil sebzeler, yabani otlar, çimlenmiş yulaf ve arpa bağırsaklara hareket verir. Sinir sistemini ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Sirke, limon ve greyfurt ise kanı temizleyip sulandırır.
Bütün bu işlemler kan üretimine yardımcı olur.
İlkbaharda tabiat müthiş bir faaliyet içerisine girerken, insanoğlu da boş durmamalı, yürüyüş, koşma, ata binme, kürek çekme gibi sporlar yapmalı¬dır.
Yaz
Yazın sabah 10:00-1 l:00'e kadar ve 17:00-18:00'den sonra insan güneş¬te kalabilir, ancak ll:00'den 17:00'ye kadar olan zaman diliminde güneş ışınları sağlığa zararlıdır. Bu sırada dışarıda kalmak da faydalıdır, ancak göl¬geye sığınmak daha doğrudur. Güneşten korunmak için güneş kremi kul¬lanmak kesinlikle doğru değildir. Güneş ışığı D vitamini ve cildin bronzlaş¬masını sağlayan melanin pigmenti oluşumunda aktif rol oynar. Melanin pigmenti cildi kansere karşı korur. Güneş kremi pigment oluşumunu engel¬lediğinden cilt kanserine yol açar. Dolayısılıyla, güneş kremi, mevcut olan tümörlerin büyümesine ve kanser hücrelerinin yayılmasına neden olur.
Güneşin etkisiyle terleme çoğalır ve yemeklere ihtiyaç azalır. Zararlı maddelerden terle kurtulma fırsatını kaybetmemek için, insan yazın müm¬kün olduğu kadar bol meyve, kavun, karpuz, çiğ sebze tüketmeli ve suyun

kalitesine dikkat etmelidir. Yalınayak yürüme, denizde, ormanda, dağlarda yürüyüşe çıkma fırsatı kaçırılmamalıdır. Deniz suyu vücuttan fazlalıkları çeker, bağışıklık sistemine, bütün uzuvlara ve sinirlere direnç kazandırır. Yüzmeyle kaslar kireçten temizlenir ve güçlenir. Deniz suyu, alerji, cilt, kas, kemik hastalıklarına ve romatizmaya şifa verir.
Sonbahar
Sonbaharda vücut kendini kışa hazırlamaya başlar: Öksürükle akciğer, aksırmakla beyin, nezleyle genizler, bademcik şişmesi ve ateşle kan, kus¬mayla mide ve safra kesesi, ishalle bağırsaklar ve karaciğer temizlenir. Bu tür rahatsızlıklarla karşılaştığında insan, ilaç almadan aç kalırsa, yemek ola¬rak çiğ meyve, sebze ve balı tercih ederse ve beslenme kurallarını bozmak¬tan vazgeçerse, kış hastalıklarından emin olur.
Bu mevsimde meyve ve sebzeye devam etmek ve sebzelerden balkaba¬ğı, kabak, kereviz, yeşillik, ıspanak, semizotu, kırmızı pancar, havuç,- mey¬velerden üzüm, nar, elma, kavun, karpuz ve hurmayı tercih etmek iyidir. İlkbaharda karaciğer temizlemesi, safra kesesi, böbrek ve mesane taşlarını düşürme işlemleri yapılmamış, sülük tedavisi uygulanmamışsa, sonbahar bu işlemler için ikinci uygun mevsimdir.
Kış
Kışın tüketilen gıdanın kuvvetli, yağlı ve haftada 3-5 defa et olması nor¬maldir. Bal ve baharat kullanmanın tam zamanıdır. Meyvelerden limon, greyfurt, portakal, kuru üzüm, hurma ve incir, kuru kayısı ve erik, kabuğun¬dan ayrılmamış ve kavrulmamış kuruyemiş, sebzelerden soğan, sarımsak, havuç, pancar, kereviz, turp, balkabağı, patates ve yeşil sebzeleri tercih et¬mek gerekir. Uzun süre saklanan ve bozulmaya başlayan meyve ve sebze¬leri veya sera sebzelerini kullanmamak gerekir. Pirinç, mercimek, kuru fa¬sulye ve nohut, kış için daha uygundur. Bu yiyecekler tüketilirken üzerleri¬ne detaylı olarak anlatılan sinameki karışımlarından birini serpmeyi unut¬mamak gerekir. Sinameki yerine keten tohumu, acı kavun kökü veya mag¬nezyum sülfat (ingiliz tuzu) da kullanılabilir.

Hareket
Her organ bir fonksiyonu yerine getirmek için yaratılmıştır. Kendi fonksiyonunu yerine getiremeyen organ zayıflar. Vücut, az çalışan organa tüm fazlalıkları ve zararlı maddeleri göndererek, onu çöplük olarak kullan¬maya başlar. Mesela, omurga, öne, arkaya, sola, sağa eğilmek ve vücuda gi¬den sinirleri tutmak için yaratılmıştır. Eğilme hareketlerini yeterli derecede yapamayan omurganın, omurlarının çevresinde derhal atıklar toplanır ve kan dolaşımı yavaşlar. Buna bağlı olarak sırt kasları zayıflar, sertleşir, esnek¬liğini kaybeder, omurgayı tutamaz hale gelir. Omurga çöker, deforme olur, fıtıklar oluşur, sinirler sıkışır. Sıkışmış olan sinirlere bağlı organlar tahriba¬ta uğrar.
Hareketli ve az yiyen insan daima sağlıklıdır ve kasları çocukların kas¬ları gibi hayat boyu esnek olur. Sıhhati korumak ve güç kazanmak için in¬san harekete ve spora muhtaçtır. Ata binme, kürek çekme, yüzme, koşma, bisiklete binme hareketleri doğal hareketlerdir ve tüm organ ve sistemlere en tesirli olanlardandır. Bu sporlar kan dolaşımına yardımcı olur, nefesi ko- 115 rur, vücudu kuvvetlendirir, kireç birikimine mani olur.
Düz tabanlı ve omurgası deforme olanlar kürek çekme, ata binme veya yüzme gibi sporlara hayat boyu muhtaçtırlar. Ancak yüzmenin denizlerde yapılması gerekir, havuz suları çok miktarda klor içerdiği için orada yüzme tavsiye edilmez.
Fakat aşırı hareket, kalp çarpıntısıyla ve nefes tıkanmasıyla, ölüme koş¬maya benzer. Kalp atışlarının hızlanmaması için her bir hareket, alıştırma ile yapılmalıdır. Kalp atışları hızlandıkça, ters orantıyla ömür kısalmaya başlar. Dünyadaki rızıklardan biri olan kalp atışlarının da sayılı olduğunu unutmayalım.
Abdest
Abdest sağlık açısından son derecede faydalıdır.
İnsan vücudu üzerinde yaklaşık 700 Biyolojik Aktif Nokta (BAN) var¬dır. Bunlardan 66 tanesi, "Agresi Noktaları" olarak adlandırılan ekstra aktif noktalardır. Agresi noktalarından 61 tanesi abdest uzuvlarında yer almak-

tadır. Abdestte azalar yıkanırken BAN faaliyete geçer, agresi noktaları den¬ge kazanır. Bu sebepten abdestteki düzeni, sırayı bozmamaya özen göster¬mek gerekir.
Yüz yıkanırken mide, bağırsaklar, safra kesesi, idrar yolları, sinir sistemi ve üreme organları,-
Kollar yıkanırken bağırsaklar, kalp, akciğerler, üreme organları, idrar yolları ve kan dolaşımı uyarılır.
Kulaklar, yaklaşık 100 BAN'den ibaret olan ve hemen hemen tüm or¬ganlarla bağlantılı olan bir komuta merkezidir. Kulaklar meshedilirken bü¬tün organlar uyarılmış olur.
Ayaklar yıkanırken hormon dengesini sağlayan, büyüme ve üremeyi kontrol altında tutan hipofiz, böbrekler ve hemen hemen tüm organların faaliyetini etkileyen BAN uyarılır.
Akupunktur noktalarının uyarılması sonucunda vücutta enerji ve kan j JQ dolaşımı kolaylaşır, vücudun direnci artar, bağışıklık sistemi güçlenir. Ateş yükseldiğinde soğuk su ile abdest alınırsa, ateş 1,5-2 derece kadar düşer.
Abdest yükselen tansiyonu düşürür, baş ağrısını hafifletir, uyuklamayı, yorgunluğu ve öfkeyi giderir. Soğuk su kullanmak, abdestin ve guslün fay¬dalarını arttırır. Ancak akciğer veya karaciğer hastası olanlar, ağır ameliyat geçirenler, yaşlılar, ishal halinde olanlar için ılık su kullanmak daha iyidir.
Peygamberimiz (s.a.v.) ashabına abdest için ılık su tavsiye ederdi. Bu tavsiye avam için değil, yüksek manevi mertebelere ulaşan ve düşük ruh mertebelerine ait yıkıcı ve kronik hastalıklardan kurtulanlar içindir. Tıpkı soğan ve sarımsağı yememe tavsiyesi gibi.
Misvak akupunktur noktaları vasıtasıyla, dişetlerine 28 sinirle bağlanan beynin, 5 duyu organı ve sinüslerin, kasların, iç organların ve ayrıca üreme organlarının işlevini dengeler. Misvak kaslardaki ağrıyı azaltır, diş eti has¬talıklarını ve diş çürümesini önler, ağızdaki zararlı mikropları öldürür. Dü¬zenli misvak kullanan insan akıl sağlığını ve hafıza kuvvetini son nefesine kadar korur. Misvağın etkisi kullanıldıktan sonra 48 saat boyunca devam eder.

Namaz
Namaz Vakti
24 saat içinde ardarda gelen, 5 tane büyük ve 50 tane küçük aktif bio-ritm periodu vardır. 5 büyük periodun herbirinin başlangıcındaki ilk 15 da¬kika biyolojik olarak en aktif zamandır. Bu vakitte akupunktur noktalan ta¬mamen açık durumdadır. 5 vakit namaz bu 5 büyük biyolojik perioda denk gelmektedir. 15 dakika sonra BAN yavaş yavaş kapanmaya başlar ve bu ka¬panma süreci 1,5-2 saat devam eder.
Allah'ın Resulü (s.a.v.) buyurmuştur:
"Namaz için vaktin evveli Allah'ın rızası, vaktin ortası Allah'ın rahmeti, vaktin sonu ise Allah'ın affıdır."
"İnsanlar eğer namazlara erken gelmenin sevabını bilselerdi, bunun için yarışırlardı." Namaz Hareketleri
Rüku, iç organlarıyla birlikte yumurtalık, rahim, prostat, böbrek, idrar yolları ve omurganın sağlığını korur. Mide, karın, sırt ve boyun kaslarını güçlendirir.
Secde, bedenin üst bölgelerine kan akışını artırır, beyinde sıvı ve kan dolaşımını düzenler ve korur, beyni temizler, hafızayı güçlendirir, anlayış ve düşünce kabiliyetini artırır, akciğer, kalp ve sinir sistemini arındırır.
Selam verirken omuzlara bakma hareketi, gözü kan dolaşımı bozukluk¬larından, göz kaslarını tembellikten, ense ve boyun kemiklerini kireçlen¬meden korur.
Secdeye giderken ve secdeden kalkarken yapılan hareketle vücudun tüm eklem ve kaslarının sağlığı muhafaza altına alınır.
Abdest ve namazın maddi faydaları saymakla bitmez. Burada örnek ola¬rak sadece birkaçı anlatılmış, manevi hikmetlerine ise hiç değinilmemiştir. Sağlığını koruması için insana, abdest alması, namazlarını kılması ve yeme¬ğini azaltması yeterlidir.

Uyku
"Uykusu çok olanın ruhu hasta, işi zordur".
Uykunun en iyisi 5 saati geçmeyendir. Yetişkin bir insan için 6 saat uyu¬mak normaldir. Çocuklar, ağır çalışanlar, hasta ve zayıflar 7-8 saat uyuya¬bilirler. Akşam yemekten 2-4 saat sonra, saat 22:00-23.OO'den 04.00-05:00'e kadar olan süre uyku için ideal bir zaman dilimidir. Hiç olmazsa, saat 24.00'e kadar yatılmalı ve güneş doğmadan kalkılmalıdır.
Hazreti Ömer (r.a.) "Sabahın erken vaktinde uyumaktan sakınınız! Zira ağız kokusu, ruhi dengesizlik ve tabiat (mizaç) bozukluğu meydana geti¬rir." Ayrıca "Uyku, kuşluk vaktinde uyuyana akıl noksanlığı, ikindide uyu¬yana ise delilik getirir" demiştir.
Güneş doğmadan kalkmak ve güneş batmadan uyumamak çok önemli¬dir, çünkü bu saatlerde bütün organları ve sistemleri faaliyete geçiren ha¬yati hormonlar üretilir. Uyku halinde tüm işlemler yavaşladığından hor¬monlar da yeterli derecede üretilemez. Böylece fazla uyku hormon denge¬sizliğine ve buna bağlı hastalıklara, ayrıca psişik rahatsızlıklara sebep olur. Sağlıklı insanlar uyurken nefes sayısı ve derinliği azalır, sağlıklı bebekler gi¬bi sessizce nefes alıp verirler. Sağlıklı olmayanlar ise uyku esnasında derin nefes alıp verirler. Saatlerce derin nefes alıp-verme ile vücudun oksijen-kar-bondioksit dengesi bozulur. Bu dengesizlik de bazı hastalıklarla birlikte as¬tım hastalığına yol açar.
Yatak sert, yastık yeteri kadar yüksek, yorgan veya battaniye yumuşak ve hafif, odanın havası taze ve serin olmalıdır. En iyi uyuma şekli sağ yana yatarak uyumaktır. Baş göğse doğru eğik, dizler karına doğru çekik, kollar göğse bitişik halde uyumak en iyi pozisyondur. Bu pozisyon kalbe, kan do¬laşımına, enerji dolaşımına ve hazmedilmiş yemeğin mideden bağırsağa in¬mesine kolaylık sağlar. Ayrıca, uyku esnasında vücuda bir zarar gelecek olursa, iç organlar bu pozisyonla muhafaza edilmiş olur.
Hazmı zayıf olanlar, önce sol, sonra da sağ yana yatma ihtiyacı duyar¬lar. Omurga problemi yaşayanlar, kas ve iç organları zayıf olanlar ve yaşlı insanlar ise sırtüstü yatarlar. Hasta ve yaşlılar, çene kasları zayıf olduğu için, genellikle ağzı açık uyurlar.
Alçak yastıkla sırtüstü yatarken geniz akıntıları kesilir, yüksek yastıkla sırtüstü yatarken akıntı burun yerine, boğaza, akciğere ve mideye akar. Ge-

niz akıntısı yakıcı ve zehirli olduğundan, dışarıya akamazsa, sinüslerde ilti¬haplanmaya ve baş ağrısına sebep olur. Boğaza akarsa, bademcikler ve ses telleri rahatsızlanır, boğaz ve yemek borusunda yanma ve yaralar meydana gelir. Mideye akarsa, mide bulantısına ve mide hastalıklarına,- akciğere akarsa, akciğer hastalıklarına yol açar.
Yüzüstü yatış pozisyonuna ise eski alimler "şeytan yatışı" derler,- bu po¬zisyonda yatmayı yasaklarlardı.
Yatmadan evvel bol ve karışık yemek yiyenin midesinde üretilen enzim¬lerden tükürük bezleri de etkilenir, tükürük çoğalarak uyku esnasında ağız¬dan akmaya başlar. Bağırsak kurtları da tükürük bezlerini aynı şekilde etki¬ler. Bağırsak kurtları için tavsiye edilen tedaviyi uygulayan, beslenme alış¬kanlıklarını düzelten ve az yiyen, yemekten en az 3-4 saat sonra uyuyan kimse tükürük akıntısından kurtulur.
Uykuda horlama, uykudan önce yeme alışkanlığından, hazımsızlıktan, kabızlık ve gazdan, kalın bağırsak bozukluğundan ve genişlemesinden, kü¬çük dil şişliğinden ve kalp zayıflığından kaynaklanır. Sirke içinde şap eriti¬lerek veya sirke içinde nar kabuğu kaynatarak gargara yapılırsa küçük dilin şişliğini alıp küçültür ve horlamayı azaltır.
Bağırsak tedavisi yapanlar ve yemeği azaltanlar şiddetli horlamadan kı¬sa zamanda kurtulabilirler, ancak hafif horlama devam eder. Arap alfabe -sindeki "ayn" ve "ğayn" harflerini doğru telaffuz ederek, Kur'an-ı Kerimi ne¬fes kontrolüyle okumaya çalışan kimse bu dertten de kurtulabilir. Ancak ta¬biata uygun olmayan, hazır yiyecekler ve sağlıksız gıdalar tüketenler, tıka basa yemek yiyenler, yemekten sonra meyve yiyenler, horlama problemin¬den kurtulamazlar.
Uyurken karabasan gelmesi ve kabus görülmesi, beyinde kan ve su do¬laşımının bozukluğunun işaretidir. Karaciğer, kan ve damar temizlemeleri¬ni yapmak, saunaya gitmek, hacamat yaptırmak, sülük tutturmak bu du¬rumdan kurtulmak için yeterli olabilir.
Uykuda dişleri gıcırdatan yetişkinler sara hastalığına yakalanma riski ta¬şırlar. Çocukların uykuda diş gıcırdatması ise yaş ilerledikçe geçer.
Kışın güneş ışığının azlığından, yemeklerin ağırlığından uyku çoğalır. Ancak beslenme kurallarına uyan ve oruç tutanların durumu kışın da değiş¬mez.

"Az ye, rahat uyul" (Atasözü).
Çok uyumaktan kurtulmak için yemeği azaltmak, saunaya gitmek, ana¬son, keten tohumu, kimyon ve sinameki kullanmak gerekir.
Uyuma zorluğu çekenlere ise hamama gitmek, uykuya yatmadan önce bal şurubu,, yulaf suyu veya arpa suyu içmek, veya çimlenmiş arpa yemek, kafa derisine zeytinyağı sürmek, reyhan ve kediotu koklamak ve hacamat yaptırmak iyi gelir.

T VÜCUDU TEMİZLEME
Vücudunuzu Temizlemeye ihtiyacınız Var mı?
• Her yediğiniz yemekten sonra büyük abdeste çıkıyor musunuz ve ye¬mek sonrası kendinizi rahat hissediyor musunuz?
• 4-5 saatlik uykudan sonra kendinizi dinç hissediyor musunuz?
• Uyandığınızda ağzınızdaki tat güzel mi?
• Vücudunuzun kokusu güzel mi?
• Vücudunuz esnek mi, ayak baş parmağınız ile alnınıza dokunabiliyor musunuz?
• Dizleriniz üzerinde veya bağdaş kurarak istediğiniz kadar oturabiliyor
musunuz?
• Bacağınızın birini yerden kaldırarak, tek bacak üzerinde 30-40 saniye kadar durabiliyor musunuz?
• Rüyalarınızda koku, tat, renk algılayabiliyor musunuz?
Tüm sorulara verdiğiniz cevap "Evet" ise, sağlığınız yerindedir ve temiz¬lenmeye muhtaç değilsinizdir.
Aksi durumda olanlar temizlenmeye ve tedaviye muhtaçtırlar.
Burada en sık rastlanan hastalıkların tedavisi ele alınmıştır, sizin hastalı¬ğınız bu saydıklarımızın arasında bulunmuyorsa üzülmeyin. Tüm hastalık¬ların sebebi aynı olduğu gibi, tedavisi de hemen hemen aynıdır.
Hangi hastalık olursa olsun sebebini anlamak için "hastalıklann başlan¬gıcı ve seyri" bölümünü ve aşağıda anlatılan bütün hastalıklann sebebini dikkatli okuyup iyi kavramak gerekir.
Kendi hastalığını bilmeyen de. üzülmesin, yukarıda "Hayır" diye cevap¬ladığı sorular üzerinde düşünsün ve okumaya devam etsin.
Vücut nasıl temizlenir?
1. Beslenme alışkanlıklarınızı kontrol ediniz. Zararlı alışkanlıkları bıra¬karak, faydalı olanlar ile değiştiriniz. Bu kitapta anlatılan beslenme kuralla-

rina göre yemeklerinizi değiştiriniz. ("Hastalık sebepleri" ve "Doğru bes¬lenme" bölümlerine bakınız.)
2. Tükettiğiniz suyun kalitesine dikkat ediniz. Vücutta toplanan zararlı kalıntıları sadece hafif su eritir ("Su" bölümüne bakınız.)
3. Taze sıkılmış meyve ve sebze suyu içiniz. Meyve ve sebze suyu orga¬nik asitler içirdiği ve sudan daha kuvvetli bir eritici olduğu için tercih edi¬niz. Tercih ettiğiniz meyve ve sebze sularını su ile karıştırarak içmeyi unut¬mayınız. ("Meyve ve sebze" ile "İlaçlar" bölümlerine bakınız.)
4. Bal, çiğ meyve ve sebzeyi tercih ediniz. Bunlar vücudunuzu temizle¬yip çalıştırır, vücuda direnç kazandırır.
5. Pişmiş yemekleri 1 öğüne indiriniz. Ağır hasta iseniz değil pişmiş ye¬mek, çiğ meyve ve sebzeden bile uzak durmak lehinizedir. Sadece günde 1 çorba kaşığından fazla olmamak şartıyla doğal bal yiyiniz ve meyve, sebze suyu içiniz. Yemeğin hazmı için vücut enerji harcar. Bal, meyve ve sebze suları ise vücuda enerji harcatmadan, ona kendi enerjisini verir.
122 6. Nefesinizi kontrol ediniz. Doğru nefes alıp vermiyorsanız onu dü-
zeltmelisiniz ("Nefes" bölümüne bakın).
7. Hacamat yaptırınız ve haftada 1 gün oruç tutunuz.
8. Mide-bağırsak tedavisi, karaciğer ve diğer gerekli temizlemeleri ya¬pınız.
9. Gerekli temizlemelerden sonra 3 günlük açlıklara geçiniz.

10. İyileşmeye başlayınca meyve, sebze sularını azaltıp, çiğ meyve ve sebzeyi artırınız. Gerekirse, 3 günlük açlıklardan sonra 10 günlük açlıklara geçiniz.
11. Yeme ve içmeyi 2 öğüne indiriniz. Sabah ilk önce meyve veya bal, akşam çiğ sebze ve yemek yiyiniz.
12. İyileştikten sonra, sağlığınızı korumak için, haftada 1 gün veya her ay (Hicrî 13, 14, 15. günler) 3 gün aç kalmaya gayret ediniz.
Dikkat! Kalp, karaciğer veya beyin ameliyatı ya da organ nakli gibi ameliyat geçirenler, dialize bağlı böbrek hastaları, iki yıldan fazla insülin kullanan diyabet hastaları, uzun tedavi sürecinden çıkanlar ve 60 yaşın üze¬rinde olan yaşlılar bu temizleme işlemini doktor tavsiyesi olmadan ve kon¬trolsüz yapmamalıdır!

Mide ve Bağırsakların Temizlenmesi
Karaciğer ve safra kesesi temizlemesine başlamadan önce hazım düzel¬tilmeli, bağırsakları çalıştırıp kabızlık giderilmelidir. Eğer ishal varsa, bağır¬sakları sağlamlaştırmak, mide ve bağırsaklarda yaralar varsa onları kapat¬mak gerekir. Yani sindirim sisteminin, karaciğerin ve safra kesesinin zarar¬lı maddeleri atabilme kuvvetine ulaşması gerekir.
Hazımsızlık
Hazımsızlık her hastalığın başıdır.
Hazımsızlık sonucunda oluşan atık maddeler karaciğere sel gibi akar,-karaciğer bu atıkları kısmen parçalar ve kan vasıtasıyla dışarı atar, kısmen depolar, kısmen de safra kesesine çamur olarak gönderir. Safra kesesi, bün¬yesine sürekli olarak gelen bu çamurdan taşlar oluşturmaya mecbur kalır. Karaciğerde depolanan atık maddeler çoğalınca, görevi karaciğerdeki atık¬ları temizlemek olan kurtlar, mikroplar ve virüsler karaciğerde yuvalanma¬ya başlar. Bu süreç hepatit, siroz veya kanser, veya aklınıza gelen her ağır hastalığın oluşumuna kadar uzayabilir. Devamlı hazımsızlık midede ilti¬haplanma (gastrit), reflü, fıtık ve ülsere neden olur. Bu hastalıklar ise haz¬mı daha da zorlaştırır.
Tedavi
Tedaviye kusmayla başlanır ("Kusma" bölümüne bakınız.)
1-2 hafta boyunca hazımsızlığın şiddetine bağlı olarak şu beslenme şek¬li uygulanır:
v Her sabah 1-3 limon suyu bir bardak su ile (kan grubu "A" ve "AB" olanlar) veya bal ile zencefil çayı, veya bal şurubu (kan grubu "O" ve "B" olanlar) içilir.
Y Acıkınca havuç suyu + elma suyu karışımı içmeye başlanır ve akşama kadar içmeye devam edilir.
v Akşam, uykudan önce 30-50 gr. sarımsaklı zeytinyağı 30-50 gr. limon suyu ile içilir. ("İlaçlar" bölümüne bakınız.)
Y Tedaviye başladıktan 3 gün sonra her öğlen 1 çorba kaşığı taze sıkıl-

mış zencefil suyu ilk önce küçük yudumlarla daha sonra büyük yudum¬larla içilir.
Bu 1 -2 hafta başka bir şey yenmez.
Bu tedavi bittikten sonra karaciğer temizlemesi yapılır. ("Karaciğer te¬mizlemesi" bölümüne bakınız.)
Kusma
Doğal beslenen sağlıklı insan fazla, mizacına uymayan, zararlı olan ve¬ya hazmedilemeyen yemeği kusar. Kusmak, zararlı yemekten kurtulmanın en kısa, en emniyetli ve en etkili yoludur. Sağlıklı insanın koruma sistemi kusma yeteneğini ömür boyu muhafaza eder. Ancak sistematik olarak do¬ğal yiyeceklerin yerine yiyecek endüstrisi ürünlerini kullananlar mizaç de¬ğişimi, kusma yeteneğinin kaybı ve ilk hazmın (ağız, mide ve bağırsaklar¬daki) bozulmasıyla karşı karşıya kalırlar. Hazım bozulmasının ardından ise ciddi hastalıklar baş gösterir.
Öyleyse bu durumda kusmaya yeniden alışmak gerekir. Midede ağırlık, hazımsızlık, geğirme veya ekşime varsa, en doğru hareket kusmaktır. Kus¬mak için 1 çorba kaşığı zeytinyağı + 200 gr. ılık su karışımını içmek yeter¬li olabilir. Ayda bir ya da iki defa kusmak ile mide kasları ve bezleri zinde kalır, safra kesesi, karaciğer, böbrekler temizlenir ve kuvvetlenir. Bilhassa kan grubu "A" ve "AB" olanların zayıf mideleri için bu işlem çok önemlidir! Ancak sık sık kusan kimsenin midesi zayıflar.
Kusmada zorlanan kan grubu "O" veya "B" olanlar, midenin üzerine ılık su torbası koyarak, iki parmağı boğazlarına sokarak kusma hissini uyandı¬rabilirler. Kusmayı başaramayanlar, 6 saat sonra müshil içmelidirler.
Kabızlık
Kabızlık, genel hazımsızlığın belirtisi ve tüm hastalıklara davetiye çı¬kartan bir rahatsızlıktır. Sağlıklı birinin, normal olarak, yediği her öğünden sonra büyük abdesti gelmelidir. Eğer gün boyunca yenen öğün sayısı bir¬den fazla ama büyük abdest günde bir defa ise bu, kişinin kabız olduğunu, büyük abdest iki günde bir ise, sağlığın tehlikede olduğunu gösterir. Bu du-

rumdan kurtulabilmek için, önce yeme alışkanlıkları değiştirilmelidir. Her yemekten 1 saat önce bir bardak su içilmelidir ("Su" bölümüne bakınız.) Su bağırsaklardaki kalıntıyı indirir ve bağırsağı harekete geçirir.
Sıhhatli olmak isteyen insan, yediği yemekten sonra büyük abdeste çık¬madan karpuz, incir, greyfurt, elma, üzüm gibi bağırsakları rahatlatıcı mey¬veler ve yeşil yapraklı sebzeler hariç ikinci bir öğünü yememelidir. Bu ka¬ideye ömür boyu riayet edilmelidir.
Sıhhat için en sağlıklı olan alaturka tuvaletleri kullanmak, yani çömele-rek oturmaktır. Klozet kullanmak ve sandalyede oturmak, kabızlığı tetikle-yen ve vazgeçilmesi gereken alışkanlıklardır.
Parkinson, MS gibi nörolojik hastalıklarda kabızlık sık görülür. Tranki-lizanlar, idrar söktürücüler, demir- kalsiyum içeren ilaçlar, antiasitler gibi bazı ilaçların kullanımı da kabızlığa yol açar.
Bağırsakları Çalıştırmak İçin
Her gün öğütülmüş sinameki veya sinameki karışımlarından biri ya da keten tohumu veya magnezyum sülfat kullanılmalı, bağırsakların çalışması 125 iyice düzene girene kadar devam edilmelidir. Bağırsaklar düzelince kulla¬nım haftada 1 defaya indirilmelidir. Ömür boyu gerektikçe, sinameki, ke¬ten tohumu ve magnezyum sülfat (ingiliz tuzu) kullanılabilir.
Bol miktarda çiğ meyve ve çiğ sebze yemek kabızlığı önler. Yemeğin yüzde altmışının çiğ ve diri olması gerekir. Sadece yüzde kırkı pişmiş ye¬mek ve ekmek olabilir. (Örneğin, günlük yemek 1000 gr. ise, onun 600 gramını meyve, sebze, meyve suyu ve bal oluşturmalıdır. 400 gramı da ye¬mek ve ekmek olabilir.)
Magnezyum sülfatın kullanımı:
Magnezyum sülfat derin tabakalardan toksin ve tuzları çekerek bağır¬saklar yoluyla dışarı atar. Ödemleri indirir, böbreklerin işlevini kolaylaştı¬rır. Bünyeye göre 1 tatlı kaşığından 1 çorba kaşığına kadar magnezyum sül¬fat (kaya tuzuna benzer bir tuz) bir bardak su ile karıştırılıp sabah içilirse, 1 -1 saat sonra büyük abdest gelir. Magnezyum sülfat, bağırsakların hızlı ça¬lışmasını sağladığından, akşam yemekten sonra değil, hazım bittikten son¬ra, sabah içilir. Hazmolunmamış yemek bağırsakları hızlı geçerek, bağır¬sakların kimyasal düzenini bozar.
Uyan-. Kan grubu "O" taşıyıcıları magnezyum sülfattan (ingiliz tuzu)

çok etkilenirler. Bu sebepten onu sadece bazı tedavi metodlarında veya 2 haftada bir defa kullanabilirler. "A", "B" ve "AB" taşıyıcıları ise, magnezyum sülfatı, gerektiğinde her gün veya haftada 2-3 defa ya da haftada bir defa devamlı kullanabilirler.
NOT: Düz bağırsağındaki bir özellikten dolayı 20 yıl boyunca her gün ingiliz tuzu kullanan bir yaşlı adamın kan grubu "AB" idi. Onun kanı, do¬kuları ve organları, bu kitapta anlatılan tedaviyi 3 yıl boyunca uygulayan¬lar kadar temizdi.
Keten tohumunun kullanımı:
1 çorba kaşığı keten tohumu taze öğütülür, biraz bal ile karıştırılıp yu¬tulur, üzerine bol su içilir. 1 tatlı kaşığı ısırganotu tohumu, 3-5 diş dövül¬müş sarımsak ve yarım çay kaşığı zencefil eklenirse, daha da etkili olur. Bu, bağırsakları çalıştırıp kabızlığı önler, şişkinlikleri indirir, kanı temizler, kansere karşı korur, yaraları kapatır.
Veya
126 1 çorba kaşığı keten tohumu 100 gr. sıcak veya soğuk su ile karıştırılır,
üzerine bez sarılıp, 1 -2 saat bekletilir. Sabah uyanınca veya akşam uykudan önce veya hem sabah hem akşam suyla yutulur.
Uyan: Öğütülmüş keten tohumu bekletilmez! İçerisindeki omega yağ asitleri şifalı etkisini kaybeder!
Keten tohumunu küçük, büyük, yaşlı, genç, herkes devamlı, ara verme¬den kullanabilir.
Keten tohumu mutlaka en az bir bardak su ile içilmelidir!
Sinameki karışımları:
y Kabızlık ve hazım zayıflığı için sinameki ve nanenin yarı yarıya karı¬şımı,-
V Kabızlık, gaz ve hazım zayıflığı için 30 gr. + sinameki, 20 gr. anason + 10 gr. kekik karışımı,-
@ Kabızlık ve karaciğer zayıflığı için eşit miktarlarda sinameki + hindi¬ba yaprağı + pelinotu karışımı,-
@ Kabızlık ve hazım zayıflığı için 30 gr. sinameki + 15 gr. kekik + 15 gr. nane karışımı,-

Bu karışımlar öğütülür ve yemek üzerine serpilerek günde yarım ila 2 çay kaşığı kadar kullanılır. Sadece nane öğütülerek değil de, ezilerek kulla¬nılır.
$ Öğütülen sinameki gerekli miktarda zeytinyağı ile karıştırılarak yutu¬lur. Büyük abdeste normal ve rahat çıkmada çok etkilidir.
V Yemekten sonra bir tutam sinameki yaprağı çiğnemek de hemen he¬men aynı sonucu verir.
Bu günlerde sık sık sinameki kullanmanın "zararları" gündeme gelmek¬tedir. Bilakis, sinameki, herkes için daima faydalı bir bitkidir. Önemli olan sinamekinin nasıl kullanılacağını bilmektir.
Sinameki kullanımı:
• Normalde yenen yemeğin kalıntıları 24-36 saat sonra bağırsaklardan atılır.
• Kabızlık sorunu varsa ya da hazmedilen besinin bağırsaklara geçişi ya¬vaşlamış ise, ancak o zaman sinameki kullanılmalıdır.
• Aç karna içilen sinamekinin müshil etkisi yoktur. Öğütülmüş sinameki
veya sinameki karışımları günün son yemeğinden sonra veya yemekle beraber kullanılmalıdır.
• Herkes, sinamekinin kendisi için en uygun miktarını belirlemelidir. Bu
miktar öyle ayarlanmalıdır ki henüz hazmolmamış besinin dışarı atıl¬masına sebep olmamalıdr. Bu miktar, normal hazım sürecini etkileme-meli, sadece bağırsaktaki atıkların normal hızında atılmasını sağlama¬lıdır. Sinameki dozu doğru ayarlandığı taktirde, sinameki aldıktan 24 saat sonra hiç problemsiz büyük abdeste çıkmak mümkün olur.
• Karışık ve normalden fazla yemek yedikten sonra yediklerini hızla dı-
şarı atmak için sinameki içenler, hazım kanunlarına aykırı hareket et¬miş,- hazım sistemini, henüz hazmolmamış yemeği atmaya zorlamış olur. Bağışıklık sistemi, yapılan bu büyük hataya tepki olarak mide bu¬lantısı, karın ağrısı, baş ağrısı, terleme ve hatta bayılma ile karşılık ve¬rebilir. Ayrıca hazmedilmemiş yemek bağırsakları hızla geçerek, onla¬rın kimyasal düzenini bozar ve bağırsaklarda yara oluşmasına sebep olur.
• Dört günden fazla süren kabızlığı geçirmek için sinameki kullanılmaz!

Önce lavman yapılır, sonra sinameki veya herhangi bir müshil ilacı kullanılabilir.
• Mide ve bağırsaklarda yaralar varsa, sinameki değil, keten tohumu kul¬lanılması gerekir. Yaralar kapanınca, sinamekiye geçilebilir.
Mide ve Bağırsaklarda Gaz
Karışık, iyi çiğnenmemiş, birbirine zıt yemekler, tabiata uygun olmayan veya bir önceki yemek hazmolmadan yenen yemekler, veya yemekten son¬ra yenen meyveler midede çürür, mayalanır, neticede gaz oluşur. Basit va¬kalarda gazı önlemek için, yenen öğünler arasında en az 6-8 saatlik aralar olmalıdır. Sabah aç karnına su, sebze veya meyve suyu içilmesi, meyve, sebze ve yemeklerden sadece gaz yapmayanların seçilerek tüketilmesi, ta¬biata (mizaca) uygun olmayan yiyeceklerin yenmemesi gerekir.
Aynı zamanda gazı ve büyük abdesti uzun süre tutmanın kabızlığa ve erken yaşlanmaya sebep olacağını da unutmamak gerekir. Gazı rahat çıkar¬tabilmek için çömelerek oturmak en iyi pozisyondur. Bu pozisyon büyük abdestin de sağlıklı atılmasını sağlar.
Çömelerek oturmak özellikle kızlar ve kadınlar için faydalıdır, kolay doğum yapmalarını sağlar. Eskiden kadınlar bütün işlerini çömelerek otu¬rup yaparlar ve doğumları da problemsiz geçerdi.
Dondurulmuş meyvelerde oluşan kimyasal değişimler meyveyi bozar ve bağırsaklarda aşırı gaza neden olur. Kavun taze değilse, o da aynı proble¬mi oluşturur.
Mevsim dışında yenen doğal kurutulmuş meyve, buzdolabında saklanan meyveden daha sağlıklıdır.
Gaz çıkaran ve £azı önleyen en $üçlü ilaçlar:
v Kimyon, anason tohumu ve otu, rezene tohumu ve otu, dereotu ve to¬humu, kakule, kekik ve zencefil. Bunlar öğütülüp, tek-tek veya karışım halinde, yemeklerin üzerine serpilir veya çay olarak kullanılabilir.
$ 2 hafta boyunca her sabah 5 gr. özerlik tohumu su ile yutulursa gaz oluşmasını önler.
@ 30 gr. havlıcan ve 30 gr. zencefil ince ince kesilir, 10 gr. karanfil ekle-

nir ve bir litre su ile 10 saat ıslatıldıktan sonra kısık ateşte 5 dakika kay¬natılır ve soğuduktan sonra süzülür. Her gün aç karnına 30-50 gr. ol¬mak üzere 2-3 defa içilir. Bal ile tatlandırılabilir. Buna 2 hafta devam edilir. Ancak, tabiatına uygun olmayan, karışık, hazır ve katkılı yemekleri tü¬ketenler, yemekten sonra meyve yiyenler ve öğünlerini kısa aralıklarla yi¬yenler asla gazdan kurtulamazlar.
İshal
Her ishalden korkmaya gerek yoktur ve acilen durdurmaya çalışmak doğru değildir.
Mide, bağırsak, karaciğer, dalak ve beyin hastalıklarından kaynaklandı¬ğı gibi, fazla veya bozuk yemek ve içeceklerden kaynaklanan ishal, vücu¬dun zararlı atıklardan temizlenmesidir.
İshal olanlar için banyo, uyku ve açlıktan daha iyi bir ilaç yoktur.
Yapılacak ilk iş 3 günlük açlığa niyet etmek ve banyo yapmaktır. Ban¬yodan sonra zeytinyağı (kekik yağı eklenebilir) ile genel bir masaj yaptır¬dıktan sonra yatmak ve bol bol uyumak gerekir.
Hasta için en iyi olan 3 günlük açlık sürecinde hiçbir şey içmemektir. Fakat çok susanırsa, ishali durdurma özelliğine sahip olan soğutulmuş yağ¬mur suyu veya zemzem suyuna, ya da dondurulup eritilmiş suya doğal sir¬ke veya limon suyu karıştırarak, küçük yudumlarla içilebilir. Suyun soğuk olmasına dikkat etmek gerekir! Çünkü sıcak ve ılık suyun ishali şiddetlen¬dirme ihtimali yüksektir.
Basit ishal vakalarında tamamen iyileşmek için sadece 2-3 gün aç kal¬mak, sonra da beslenmeyi düzeltmek yeterli olabilir. Ancak, ishal kronik hastalıklar veya akut enfeksyonlar ile bağlantılı ise, tedaviye devam etmek gerekir.
3 gün sonra:
Mevsime göre aşağıdaki meyve suyu ve karışımlarından hangisi müm¬künse su ile karıştırılır ve küçük yudumlarla istendiği kadar içilir. Bunlar, mide ve bağırsaklardan yabancı mikropları atarak, faydalı mikropların ço¬ğalmasını sağlar,- mide ve bağırsakları kuvvetlendirip yaraları kapatır.

9 Yeşil üzüm (koruk), koruk halindeki dut, mayhoş elma, vişne, limon
veya nar suyu, V Karpuzun çekirdekleriyle sıkılmış suyu, 9 Havuç + elma suyu karışımı, 9 Havuç + taze sıkılmış zencefil suyu karışımı, v- Maydanoz veya kereviz yaprağı suyu + ıspanak suyu karışımı, $ Maydanoz veya kereviz yaprağı suyu + semizotu suyu karışımı, 9 Kimyon ile kaynatılarak soğutulmuş yoğurt suyu içmeye başlanır. Q Her akşam sarımsaklı zeytinyağı, limon suyu ile karıştırılarak içilir. Buna 3 gün devam edilir.
Uyan: Zencefil, maydonoz ve kereviz yaprağı suyu günde sadece 1 çor¬ba kaşığı kullanılır.
3 gün sonra:
Q Sabah: Bal şurubu içilir. Bal şurubuna elma suyu veya arpa suyu ilave edilebilir. Ya da incir, üzüm veya karpuz yenir. Mevsim kış ise 1 -1 çor¬ba kaşığı taze kavrulup öğütülmüş keten tohumu + 1 tatlı kaşığı taze öğütülmüş ısırgan tohumu + yarım çay kaşığı öğütülmüş zencefil + 1 çorba kaşığı bal + istenirse, dövülmüş sarımsak karıştırılır ve yenir. Ye¬şil çay içilir.
Q Öğle: Yağsız kavrulmuş pirinç, kaya tuzu katılarak haşlanır, sonra yo¬ğurt suyu katılır ve biraz daha kaynatılır. Çorbaya nane, kimyon, zen¬cefil ve safran eklenir, soğuduktan sonra içilir.
Veya
Q Kavrulmuş pirinç, karanfil, zencefil ve kimyon ile paça çorbası pişiri¬lir. Soğuduktan sonra limon suyu eklenir ve içilir.
(? Ara öğün: Yukarıda belirtilenlerden herhangi bir meyve veya sebzenin suyu içilir ya da karpuz, incir veya üzüm yenir.
Q Akşam: Papatya, kekik veya biberiye çayı balla içilir.
Veya
(? 2 ölçü zencefil + 2 ölçü karanfil + 1 ölçü tarçın karıştırılır. Bu karışım¬dan 1 kahve kaşığı, 1 bardak kaynamış su ile 15 dakika demlendikten sonra içilir.

Q Uykudan önce sarımsaklı zeytinyağı + limon suyu içilir.
3 gün bu şekilde beslenmeye devam edilir. Hastanın iştahı yoksa "fay¬dalı olsun" diye yeme ve içmeye zorlanmamak, iştahına göre yiyip içmesi¬ne imkan verilmelidir.
4 gün sonra ishal hâlâ devam ediyorsa, o zaman:
9 1 tatlı kaşığı dövülmüş veya öğütülmüş nar kabuğu bir bardak su ile 5 dakika kaynatılır. 10-15 dakika demlenerek 2'ye bölünür ve bal karış¬tırarak öğleye kadar 2 defa içilir. Gerekirse öğleden sonra tekrarlanır.
İshale karşı nar kabuğu yerine yeni çıkmış ceviz yaprakları veya cevizin iç perdeleri de aynı şekilde kullanılabilir. Nar kabuğu ve ceviz perdeleri kuvvetli ishal durdurucudur. Bu yüzden ishal durduğunda, kabızlığa yol aç¬mamak için bunları hemen bırakmak gerekir.
Veya
V 1 çorba kaşığı kavrulup öğütülmüş pirinç ya da arpa 400 gr. su ile ka¬
rıştırılır , 1 çorba kaşığı öğütülmüş nar çekirdeği + 1 çorba kaşığı öğü¬
tülmüş nar kabuğu eklenerek kaynatılır. 4'e bölünür ve günde 4 defa
içilir veya bu karışım ile lavman yapılır. Bu ilaç ishali durdurur, mide
ve bağırsak yaralarını kapatır.
İshal durduktan sonra, hastanın her sabah bal şurubu, sebze veya mey¬ve suyu içmesi ve günde bir defadan fazla pişmiş yemek yememeye alışma¬sı gerekir.
Bu 9 günlük tedavi ile kanlı ishal dahil her türlü ishalle birlikte ishale se¬bep olan hastalık da iyileşir veya hafifler. Kanama yapıyor olsa bile, aynı tedavi ile mide ülseri ve bağırsak yaralan da kapanır.
Her tür ishali kısa zamanda durduran ilaçlar:
V Kaynatılarak koyulaştırılan yabani semizotu suyu, ham dutun suyu,
koruk suyu veya ayva suyu içmek,
(r Keçi sütü içmek,
v1 Kavrulup öğütülmüş anason, sinirliot tohumu veya semizotu tohumu¬nu su ile yutmak.
Ayrıca karın üzerine birkaç defa kupa kapatmak ve her defasında 15 da¬kika bekletmek de ishali durdurur.

Mide reflüsü
Mide reflüsü olarak bilinen hastalık, mide içeriğinin yemek borusuna geçişini engelleyen kapak mekanizmasının gevşemesinden dolayı, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasıdır. Eğer onikiparmak bağırsağın¬dan mideye doğru safra geri akımı varsa, mideden mide borusuna çıkan içe¬rik hem asit, hem de safra içerir. Safra da, mide asidi gibi, yemek borusu¬nun tahrişine neden olur. Bu durum genellikle mide fıtığıyla birlikte görü¬lür. Mide fıtığının belirtisi reflü belirtisine o kadar çok benzer ki, ayırt et¬mek zordur:
• Midede hazımsızlık, ekşime, yanma ve gaz,-
• Şişkinlik, geğirme ve ağız kokusu,-
• Su, gıda artıkları, veya safranın ya da bunların hepsinin birlikte birden-
bire ağza gelmesi,-
• Tok karna yatıldığında geceleri rahatsız eden şişkinlik, geğirme ve aşı-
rı miktarda gaz,-132
• Geceleri öksürük, uyanırken meydana gelen ses kısıklığı ve boğaza
doğru yayılan ağrı.
Bunlar sırtüstü yatma ve öne eğilmeyle daha da çoğalabilir.
Hazımsızlık durumu devam ederse:
• Şişkinliğin kalbe baskısı, kalp çarpıntısı ve kan dolaşımında bozukluk,-
• Devamlı mide içeriğinin yemek borusuna kaçması ile kronik farenjit, si-
nüzit ve alerjik astım,-
• Ses tellerinin tahrişi ve kalınlaşması, ses kısıklığı, kronik tahriş öksürü-
ğü ve diş çürümesi meydana getirir. Midenin aşırı dolmasından sonra oluşan hazımsızlık ve şişkinlik, sürekli öksürük, sık ve aşırı kusma, ağır egzersiz, ve tok karna cinsel ilişki karın içi basıncını artıran nedenler¬le birlikte diafram kasının gevşemesine (reflü) ve fıtıklaşmasına yol açar. Ayrıca, gebelikte karaciğerden mideye gönderilen ve kusarak dı¬şarı atılan toksinler, yemek borusunun altındaki kasları etkileyerek gevşemesine yol açar. Yaşlılarda reflü ve mide fıtığının oluşması doku¬ların gevşemesiyle ve elastikiyetini kaybetmesiyle ortaya çıkar.
Kısacası, reflü, midesini aşırı dolduran, karışık ve birbirine ters yiyecek¬ler yiyen ve sonunda hazımsızlığa yakalanan insanlarda ortaya çıkar. Fazla

doldurulan ve içinde besinlerin uzun süre beklemesi ve çürümesi sonucu gazla şişen mide mukozası iltihaplanmaya, mide kasları gevşemeye ve sark¬maya, kapak mekanizması da bozulmaya başlar. Diğer faktörler, tetikleyi-ci faktörlerdir. Erişkinlerin yaklaşık %25'inde mide reflüsü görülmektedir.
Mide ülseri
Mide ülseri reflü ve fıtık ile birlikte veya tek başına da görülebilir. Has¬talığın başlangıcında mide ekşimesi ve ağırlık hissi, ağıza ekşi su gelmesi, dil paslanması, karnın üst kısmına bastırılınca ağrı hissedilmesi, yemekler¬den 2-3 saat sonra sırta doğru, kürek kemikleri arasına yayılan şiddetli mi¬de ağrıları görülür. Kusma ile kan gelmesi veya büyük abdestin kahverengi olması, ülserin ilerlemiş olduğunu gösterir. Mide reflüsü, gastrit ve mide ül¬serinin sebebi aynı olduğu için tedavisi de aynıdır.
Tedavi
v* Bir hafta boyunca her sabah 30-50 gr. sarımsaklı zeytinyağı + 30-50 jgg gr. limon suyu karışımı içilir ("ilaçlar" bölümüne bakınız.)
V3 Gün boyunca acıktıkça sebze suyu karışımları istendiği kadar (5-8 de¬fa) içilir,-
vğ Her akşam uykudan önce bir çorba kaşığı yeni sıkılmış taze zencefil suyu küçük yudumlarla içilir. Sebze suyu karışımı mevsime göre seçilir:
V 50 gr. soğan suyu + 150 gr. taze sıkılmış ısırgan suyu + 50 gr. su karı¬şımı,
V 150 gr. havuç suyu + 1 çorba kaşığı maydonoz suyu + 1 çorba kaşığı kereviz yaprağı suyu + su karışımı,
" 100 gr. havuç suyu + 100 gr. elma suyu + 50 gr. su karışımı,
V 150 gr. ıspanak suyu + 50 gr. kırmızı pancar suyu + 1 çorba kaşığı
maydanoz suyu + 1 çorba kaşığı kereviz yaprağı suyu + su karışımı,
ğ 200 gr. semizotu suyu + 1 çorba kaşığı maydanoz suyu + su karışımı,
W 50 gr. soğan suyu + 150 gr. patates suyu + 1 çorba kaşığı maydanoz suyu + su karışımı.

V Mayıs papatyası, civanperçemi, biberiye, mercanköşk, kekik veya ku¬
ru zencefil ince ince kıyıldıktan sonra yarım tatlı kaşığı alınır, bir bar¬
dak kaynar suyla haşlanır ve 15 dakika demlendikten sonra süzülür.
Gün boyunca 3 defa, bu şekilde demlenen taze çay soğutulmadan içi¬
lir.
ğ Sıkıştırıcı-büzüştürücü etkiye sahip olan nar çekirdeği ve iç zarları in¬ce öğütülüp elekten geçirilir ve sabah-akşam suyla birlikte 1 tatlı kaşı¬ğı yutulur. Tarhana, yoğurt çorbası veya mercimek çorbası nar çekir¬deği ile pişirilerek içilir.
& Meşe kabuğu ve meşe kozalakları da reflü, fıtık ve mide büyümesine karşı kullanılır. Bir tatlı kaşığı ince kıyılmış veya öğütülmüş meşe ka¬buğu, bir bardak kaynar suyla karıştırılıp 15-20 dakika demlenir ve sü¬zülür. Gün boyunca 3 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan yu¬dumlanır. 1 kahve kaşığı ince öğütülmüş taze meşe kozalağı sabah-ak¬şam suyla yutulur.
Bu hafta bittikten sonra Mide ve Bağırsakların Genel Tedavisi yapılır.
Hastaların, gece yatarken gövdelerinin üst kısmını yüksekte tutmaları gerekir. Yatmadan önce 2-3 saat bir şey yeyip-içmemek ve saat 2 l'den son¬ra ağza hiçbirşey almamak gerekir.
Mide ve Bağırsakların Genel Tedavisi (2-4 haftalık kür)
Mide tedavisine hazırlanmak için ilk önce kusmak gerekir. ("Kusma" bölümüne bakınız.)
Yemek sırasında ve sonrasında su içme alışkanlığı terk edilmelidir. ("Su" bölümüne bakınız.)
Beslenme hataları düzeltilmeli, yemek iyice çiğnenerek yutulmalıdır. ("Hastalıkların esas sebepleri" bölümüne bakınız.)
Kusamayanlar için hazmı kolaylaştıran ilaçlar:
V Yarım çay kaşığı toz zencefil yemekten önce veya yemekten sonra yu¬
tulur. 1 çorba kaşığı taze sıkılmış zencefil suyu içmek veya rendelemiş
taze zencefil yemek daha da iyidir.
Veya
V Zencefil, kekik, mercanköşk veya biberiye çayı yemekten 1,5-2 saat
sonra şekersiz içilir.

Veya
ğ Yemekten sonra karpuz yenir ya da nane, taze biberiye, mercanköşk, tarhun, kekik gibi yeşil yapraklı otlar çiğnenir. İnatçı hazımsızlık için kullanılan ilaç:
ğ Tane kimyon sirke ile ıslatılır ve 7-9 saat sirke içinde bekletildikten sonra suyu süzülerek kurutulur. Sonra kavrulur ve aynı miktarda fülfül, beyaz biber, karabiber ve zencefil ile karıştırılarak öğütülür. Günde yarım çay kaşığı, yemekten önce veya yemekten sonra yutulur. İstenir¬se hem yemekten önce hem yemekten sonra yarım çay kaşığı alınabi¬lir. Mideyi kuvvetlendirir, hazmı kolaylaştırır, mide ve bağırsaklardaki gazı yok eder. Mide ve bağırsaklar için ilaçlar:
v* Keten tohumu, inatçı hazımsızlıkta kullanılır.
(Keten tohumu her defasında taze öğütülmüş olmalı! Kronik kolit için
öğütülmemiş keten tohumu kullanmak gerekir.) 135
vğ 1 çorba kaşığı halis bal, 1 bardak ılık su ile (40 dereceden daha düşük olmamalıdır) karıştırılarak her sabah aç karnına içilir. Sabah-akşam, yani günde 2 defa da içilebilir. Günde 2 yemek kaşığından fazla bal kullanmak, kilolu olanlar için ise 1 yemek kaşığından fazla kullanmak doğru değildir.
v* Bağırsaklarda yaşayan zararlı mikroplara karşı kuru soğan ve 3-9 diş sa¬rımsak yemeli veya yutulmalıdır.
V Kabukları soyulmadan havuç, semizotu veya ıspanak suyu sıkılır. Elde edilen 150 gr. sebze suyuna 50 gr. su karıştırılır, başka hiçbir şey ye¬meden öğleye kadar 2-3 bardak içilir. Sebze suyu yerine evde yapılmış yoğurt suyu da içilebilir. Sebze ve yoğurt suyu, 1 bardağa 1-2 çorba kaşığı maydanoz veya kereviz yaprağı suyu katılmak suretiyle zengin¬leştirilebilir. Kan grubu "B" ve "AB" olanlar, kendileri için çok faydalı olan, patatesi kabuklarını soymadan sıkarak suyunu içebilirler. Yalnız patatesin genetiği değiştirilmemiş olmasına dikkat etmek gerekir.
vğ İncir ile hurma kabukları soyulmadan ve yıkanmadan yenmelidir. Eğer yıkamaya mecbur kalınırsa, yıkadıktan sonra 1-2 saat bekletilir ki üze-

rindeki faydalı mikroplar çoğalsın. Bunlar bulunmadığı zaman karpuz tercih edilir.
& Çimlenmiş eski Türk buğdayı (yani 405-550 cinsi değil) ve çimlenmiş arpa, mükemmel ilaçlardır. Yıllar boyu devam eden mide, bağırsak hastalıklarını bile 40 gün içerisinde tedavi edebilir.
V 30-50 gr. sarımsaklı zeytinyağı aynı miktarda limon suyu ile karıştırı¬
larak içilir. Sarımsaklı zeytinyağı sindirim yollarını açar, iyileştirir ve
kuvvetlendirir. Karaciğeri temiz tutar, safra taşlarının parçalanmasına
ve düşürülmesine yardımcı olur. Yemek ve salata üzerine de kullanıla¬
bilir. Ancak, unutmamak gerekir, fazla zeytinyağı şişmanlatır!
Mide ve bakırsak hastalarının beslenmesi şu 2 tertipte olabilir:
1. Tertip
0 Sabah (saat 07:00-08:00 ) 1 bardak bal şurubu İçilir.
T 1-2 saat sonra havuç suyu, ıspanak suyu, semizotu suyu, greyfurt suyu, veya yoğurt suyu içmeye başlanır ve öğleye kadar (2-3 bardak) devam edilir. Bu arada 1-3 diş sarımsak yutulur.
fa öğlen (saat 13:00-14:00) salata, yoğurt veya yeşillik ile 1 çeşit yemek yenir. Yemekle beraber veya yemekten sonra 1-3 diş sarımsak yutulur. Sarımsak yerine çiğ soğan da yenebilir.
V Akşam (saat 19:00-20:00) 1-3 diş sarımsak yutulur ve tercihe göre ya
keten tohumu ya da 1-3 kaşık çimlenmiş buğday yıkanarak yenir (bal
ve sarımsak eklenebilir) veyahut incir, hurma veya karpuz yenir (hur¬
ma karpuzla birlikte yenebilir). Taze incir mevsimi değilse önceden su
ile ıslatıldıktan sonra zeytinyağında bir gün bekletilen kuru incir de
yenebilir.
Yemek olarak: Pırasa, semizotu, kereviz, taze fasulye veya kabak gibi sebzelerden biri arpa ekmeği, pirinç ekmeği veya pilavla yenebilir. Ya da yaprak sarması, yoğurt çorbası, limonlu paça çorbası veya pirinç pilavıyla yeşillik ya da sarımsaklı yoğurt yenebilir. Yağ olarak sadece rafine edilme¬miş zeytinyağını kızartmadan kullanmak gerekir. Zeytinyağına, tadını gü¬zelleştirmek için sarımsak, taze soğan, ince kesilmiş maydanoz, kereviz yaprağı, tere, fesleğen, kekik, nane gibi yeşil sebzelerden biri karıştırılabi-lir. Baharat olarak çemenotu, köri, kimyon, defne yaprağı kullanılabilir.

Kan grubu "O" olanlar için et kırmızı pul biber, defne yaprağı, kimyon, ke¬kik, bol soğan ile haşlanır, önce suyu içilir sonra bir miktar etinden yenir. Etin yanında ekmek veya pilav yenmez.
2. Tertip
V Sabah 1 çorba kaşığı bal ile hazırlanan bal şurubu içilir.
Q 1 saat sonra 1-3 çorba kaşığı çimlenmiş buğday veya arpa yıkanarak yenir. Mevsimine ve isteğe göre çimlenmiş buğday yerine taze incir veya limon ve sarımsaklı zeytinyağı katılmış yeşil salata ya da bol ye¬şillikle yapılmış cacık yenir. Cacığa sarımsak da katılabilir.
(r Acıkınca havuç suyu, ıspanak suyu, semizotu suyu veya yoğurt suyu içilir ve akşama kadar devam edilir (3-4 bardak). Aralarda 3 diş sarım¬sak yutulur.
v1 Akşam sarımsak ve bal ile birlikte keten tohumu sonra incir veya hur¬ma yenir (hurma karpuzla yenebilir). Taze incir yerine su ile ıslatılmış ve sarımsaklı zeytinyağında bir gün bekletilmiş 3 tane kuru incir de ye¬nebilir.
Herkesin, kendi bağırsaklarının durumunu anladığı oranda sağlığını kontrol etme imkanı vardır.
Bunun için:
V 1 tane kırmızı pancar (100-150 gr.) rendelenerek, limon suyu, sarım¬
sak ve zeytinyağı ile salata yapılır. Bu salata, küçük bir parça ekmekle
veya en iyisi ekmeksiz yemek olarak yenir. Kırmızı pancar salatası
yendikten 3 saat sonra idrar kontrolüne başlanır, 36 saate kadar kon¬
trol etmeye devam edilir. Bağırsak sağlıklı ise, kırmızı pancarın rengi
kana karışmaz ve idrara çıkmaz. İdrarın rengi normal olur. Bağırsak
hasta ise pancarın rengi kana karışır, idrar da kırmızı renk alır. Bu du¬
rumda pancar vücuttan tamamen çıkana kadar (24-36 saat) idrarın ren¬
gi kırmızı kalabilir. Bu bağırsakların bozuk olduğunun işaretidir. İdra¬
rın rengi ne kadar kırmızı ise, bağırsak da o kadar bozulmuştur. Eğer
renk hafif kırmızı ise bu durum normal sayılır. İdrar bir kaç saat boyun¬
ca kırmızı olup da ara ara temiz renk verirse, bağırsaklar bölge bölge
bozulmuş demektir. Bu durumda bağırsak tedavisi yapılmalıdır.

137

Mide ve bağırsaklan kuvvetlendirmek ve kan dolaşımını canlandırmak için aşağıdaki ilaçlardan biri kullanılır:
@ Günde 2 defa birer çorba kaşığı, kabuklarıyla beraber sıkılmış taze zencefil suyu aç karnına içilir.
V Taze zencefil, kabuğu ile beraber rendelenir ve hakiki bal ile karıştırı¬lır. Günde 1 çorba kaşığı yutulur.
v 50 gr. toz zencefil, 200 gr. bal ile karıştırılır ve günde iki defa birer çay kaşığı bu karışımdan yutulur.
Veya
$ Çörekotu ve çemen aynı miktarda öğütülür, dövülmüş sarımsak ekle¬nir ve bal ile karıştırılıp her sabah aç karnına veya her akşam uykudan önce bir çorba kaşığı alınır.
Kuvvetli bir sindirim sistemine sahibi olmak isteyen her insan bunu yıl¬da 2-3 defa 2 haftalık kürler halinde yapmalıdır.
Apandist ameliyatı geçirenler taze veya kuru zencefi kullanmayı hiç bı¬rakmamalı, zaman zaman 1- 2 aylık aralar vererek, kullanmaya devam et¬meliler. (Zencefil, çay olarak veya yemeklerde baharat olarak, veya rende¬lenip bal ile karıştırılarak da kullanılabilir).
Bağırsak tedavisi için yukarıda önermiş olduğumuz iki seçenekten biri uygulanırken, bir taraftan da verilen aralarda 3 günlük açlıklara, iyileşme gerçekleşene kadar devam edilmelidir. Burada 3 günlük orucun rolü büyük¬tür. Genişleyen mide ve bağırsaklar ancak bu orucun yardımıyla normal formuna kavuşur. Önceden oluşmuş cepler, genişlemeler ve iltihaplanma sebebiyle meydana gelen bağırsaklardaki kısmî kaynamalar bu tedaviyle yok olabilir.
Bağırsak tedavisi sırasında, incir, hurma, vişne, zencefil, keten tohumu, sarımsak ve bal tüketmek gerekir. Bağırsakların durumu ne kadar ağır olur¬sa olsun, kelleşmiş, yaralanmış, kısmen daralmış, genişlemiş, cepler oluştur¬muş dahi olsa iyileşebilir, yeter ki yukarıda belirtilen tedavi dikkatle uygu¬lansın.
Tedavinin amacı
• Bağırsaklara sinamekiyle hareket vermek,-
• Keten tohumu ile temizlemek ve şişkinlikleri yok etmek,

• Sarımsakla yabancı mikropları öldürmek,
• Semizotu, ıspanak, havuç suyu veya yoğurt suyuyla yaralan kapatmak,
• incir ve hurmayla gerekli mikropları bağırsakta çoğaltarak onu kuv¬vetlendirmek,
• Oruçla mide ve bağırsaklara formunu yeniden kazandırmaktır.
Mide ve bağırsaklar tedavi edilirken, tüm vücut tedavi görmüş olur. Çünkü, Allah'ın yarattığı mükemmel mekanizma böyle çalışır. Modern tıp metodlarıyla bir organın tedavisi sırasında, bütün vücudun harap edildiği¬ni her gün farklı örneklerle görüyoruz.
Karaciğer Temizlemesi
Ön Hazırlık
Karaciğer temizlemesi yapmak isteyenler, doktor farklı bir şey öner-mediyse, karaciğer temizlemesine hazırlık için genellikle mide ve bağırsak- 139 ların tedavisi ile başlamalıdır. Bu süreç 3-4 haftadır. Karaciğeri temizleme süresi ise 3 gündür. Toplam süre 24-31 gündür.
Kronik hastalar ve 50 yaşını geçmiş olanlar, hazırlık için, mide ve bağır¬sak tedavisini 4-5 hafta sürdürmelidirler.
Gençler ve sağlıklı olanlar 2 hafta boyunca aşağıda anlatıldığı gibi ha¬zırlık yapabilir:
vğ Sabahtan öğleye kadar meyve ve sebze yemeli veya tercihe göre mey¬ve ve sebze suları içilmelidir. (Limon suyu, greyfurt suyu, elma suyu, havuç suyu, ıspanak suyu + havuç suyu karışımı veya elma suyu + ha¬vuç suyu karışımı)
0 Öğlen: Salata veya yoğurtla bir çeşit sebze yemeği (pilav olabilir) ve¬ya sadece salata veya yoğurt. Yoğurdu ince doğranmış maydonoz, ta¬ze soğan veya sarımsakla karıştırmak gerekir.
vğ Akşam: Salata, meyve veya kavun-karpuz yenir veya zencefil çayı ya da yeşil çay bal ile içilir. (Bal çaya karıştırılmaz, çayın yanında yenir) J0,gr. sarımsaklı zeytinyağı ve 30 gr. limon suyu karıştırılır ve uykuya yatmadan önce içilir.

Sonra da karaciğer temizliği yapılır. ("Karaciğer temizleme, 1. gün" bö¬lümüne bakınız.)
Q Toplam süre 17 gündür.
Not: Hazırlığın devamında haftada 1-2 gün sadece meyve suyu veya havuç suyu karışımıyla geçirmek çok iyi olur. Kabızlık sorunu olanlar öğü¬tülmüş sinamekiyi yemeğin üzerine kullanmalıdır. Sinameki yerine yeni öğütülmüş veya ıslatılmış keten tohumu da kullanılabilir.
Sağlıklı gençler hazırlık sürecini daha kısa tutabilir:
Yukarıda anlatıldığı gibi 7 gün geçirilir. 8, 9 ve 10. günler aç kalınır ("3 günlük açlıklar" bölümüne bakınız.) Oruçtan sonra 11. gün saat 17:00'ye kadar elma suyu içilir, saat 17:00'de bir silme çorba kaşığı magnezyum sül¬fat bir bardak suda eritilip içilir ve akşam saat 19:00'da karaciğer temizle¬mesine başlanır. ("Karaciğer temizlemesi 3. gün" bölümüne bakınız.)
Toplam süre 11 gündür.
5-10 yaşındaki çocuklarda ise 1 veya 3 gün açlık yapılır. Açlık bittikten 140 sonra, karaciğer temizlemesi 1 günlük açlıkta, "karaciğer temizlemesi 1. gün"den başlayarak, 3 gün açlıkta, "karaciğer temizlemesi 3. gün"den baş¬layarak uygulanır.
Toplam süre 4 gündür.
Bu yaştaki çocuklarda kullanılan zeytinyağı miktarı 100 -150 gram,- sa¬at 17:00'de içilen magnezyum sülfat miktarı 1 tatlı kaşığı olmalıdır.
Bunlardan daha kısa bir hazırlık yapılamaz.
Dikkati Temizliğe hazırlık sürecinde 1 hafta et, süt, yumurta, peynir, şe¬ker, bayat, karışık ve birbirine ters yiyecekler yenmez. Hazır yiyecekler ve içecekler, ekmek, siyah çay, kahve ve çikolata kesinlikle tüketilmez.
İlk gün hazırlığa ve karaciğer temizliğine niyet edilir. Hazırlık bittikten sonra karaciğer temizlemesi niyeti tekrarlanır. Niyet çok önemlidir, çünkü karaciğer kendi çalışmasını sizin niyetinize göre planlayacaktır.
Karaciğer Temizlemesi
Çok önemli: Temizleme süresi 3 gündür. Temizlemeye başlamadan ön¬ceki akşam, tercihe göre magnezyum kalsini veya magnezyum sülfat ya da

öğütülmüş sinameki içilerek bağırsaklar boşaltılmalıdır. Ertesi sabah yani temizlemenin 1. günü en az 2-3 defa büyük abdeste çıkılmalı ki, bağırsak¬lar tamamen boşalsın. Aksi olursa, yani bağırsak tam anlamıyla boşalmaz-sa, lavman kullanılır. Gerektiği zaman kullanmak üzere evde lavman bulun¬durulur. Lavman seti içindeki jel ve ilaç, kimyasal madde içerdiği için kul¬lanılmaz. Yalnızca torba ve hortumu kullanılır. Lavman suyunun 35-36 de¬rece olması gerekir. Bir buçuk litre lavman suyuna 1 limon suyu katılabilir.
1. Gün:
Sabah ilk olarak bağırsaklar boşaltılmalıdır. Daha sonra meyve veya sebze suyu içmeye başlanır. Karaciğer temizlemesi için en iyisi ekşi elma suyu kullanmaktır. Ancak herhangi bir çeşit elma suyu veya greyfurt suyu, limon suyu, ıspanak suyu, havuç suyu ya da YPğurtjüyujda içilebilir.
Meyve ve sebze suları taze, bozulmamış meyve ve sebzeden yeni sıkıl¬mış olmalı ve bekletilmeden, her defasında içileceği anda sıkılarak içilme¬lidir. Meyve veya sebze suları, bardağın 1/4'ünü su oluşturacak şekilde suy¬la karıştırılır. En az 1,5 litre olmak şartı ile 3 litreye kadar içilebilir. Yağsız yoğurt suyu yarı-yarıya ıspanak suyu ile veya 1 çorba kaşığı maydanoz ve¬ya kereviz yaprağının suyu ile de karıştırılabilir. Dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri de mevsim meyve ve sebzelerinin kullanılması¬dır.
2. Gün:
Birinci gün gibi, meyve veya sebze suları içmeye devam edilir. Çalışan¬lar iş yerinde ilk 2 gün 2-3 elma veya limon ve greyfurt yiyebilirler. Mey¬ve yiyenler 2. günün akşamında, büyük abdesti gelmezse, magnezyum sül¬fat veya sinameki tozu içmeli ya da lavman yapmalıdırlar.
3. Gün:
Bütün gün meyve veya sebze suyu içmeye devam edilir. Akşam saat 17:00'de silme bir çorba kaşığı magnezyum sülfat bir bardak suda eritilir ve içilir. (Magnezyum sülfat bulunamazsa, yarım çay kaşığı öğütülmüş sina-meki içilmelidir).
17:00'den 19:00'a kadar hiçbir şey içilmez. Saat tam 19:00'da sağ tarafı¬na, karaciğer üzerine ılık su torbası koyularak yatılır.

 



__________________
Radyo hidayetcagi dinlemek için tıklayın

Allah'a olan sevginizin ölçüsü, ne kadar zikrettiğinizle orantılıdır..Efendi Hz.      
[IMG]
Sayfa Başı Yazdırılabilir Sayfa Göster kars's Profil Diğer mesajlarını ara: kars
 
kars
Moderator
Simge

Moderator

Üyelik: 12 December 2006
Ulusal Bayrağı Turkey Turkey
Mesajlar: 4055
Gönderildi: 08 July 2008 - 05:01 | IP Kayıtlı Alıntı kars

k50_ğL_sızma zeytinyağı (rafine olmamış) 50 gr. limon suyu ile karıştırılıp 15 dakikalık aralık: larla içilir.

Toplam içmeniz gereken zeytinyağı miktarı 250 gr., limon suyu miktarı 250 gr.'dır. Bu 250 gr. zeytinyağı ve 250 gr. limon suyu 50'şer grama bölünerek, yukarıda da belirttiğimiz gibi 15 dakikalık aralarla içilir.
• Orta boylu ve orta kilolu insanlar için miktarın tamamı 250 gr. zeytinyağı 250 gr. limon suyu = 500 gr. olmalıdır.
• Boylu ve kilolu insanlar için ise miktar, 300 gr. zeytinyağı + 300 gr. limon suyu = 600 gr. olmalıdır.
• Kısa boylu, genç ve zayıf olanlar ve 50 kilodan ağır olmayanlar için 200 gr. zeytinyağı + 200 gr. limon suyu = 400 gr. yeterlidir.
Limon suyu, her defasında içilirken, taze sıkılmalıdır. Eğer yağ içme esnasında mide bulanırsa, ağzı açarak derin nefes alıp vererek, yutmamak kaydıyla nane veya ayva çiğneyerek bulantı durdurulabilir.
Yağ içme araları daha uzun veya daha kısa tutulabilir ancak zaman öyle ayarlanmalıdır ki, zeytinyağı + limon suyu karışımı saat 21:00'e kadar muhakkak bitirilmiş olmalıdır.
Saat 19:00'dan 23:00'e kadar ılık torba karaciğerin üzerinde olacak şekilde yatmaya devam edilmeli ve büyük abdest ihtiyacı dışında yerinden kalkmamalıdır. Kalkılırsa, mide bulantısı sonucu kusulabilir. Elden geldiğince kusmamaya gayret etmek gerekir, çünkü zeytinyağı ile limon kusarak çıkartılırsa, temizleme işlemi gerçekleşmez. Saat 24:00'den sonra kusul-ması karaciğerin temizlenmeye hazır olmadığının veya karaciğerde çok miktarda ağır zehirlerin toplanmış olduğunun göstergesidir. Bu durum aşağıda anlatılmıştır. Gece saat 23:00-02:00 arasında 2-3 defa büyük abdeste çıkmak gerekir. Saat 02.00'ye kadar büyük abdest gelmezse, lavman yapılmalıdır. Lavman seti, yani bağırsakları boşaltma aleti eczanelerde bulunur. Büyük abdeste kendiliğinden de çıkılsa, lavmanla da çıkılsa, ertesi sabah 07:00'de tekrar lavman yapılır. Bağırsakların dışarı attıklarını daha detaylı gözlemleyebilmek için, mutlaka lazımlık (hatta süzgeç) kullanılmalıdır. _2-3 kaşık pirinç lapası yenir. Pirinç lapası karaciğerin kapanmasını sağlar.
Bu temizleme işleminden sonra ilk gelen büyük abdestle karaciğerdeki ve bağırsaktaki kurtlar, zehirler, safra kesesindeki taşlar, bağırsak ceplerinde toplanan dışkısal taşlar ve siyah, petrol renkli pislikler dışarı atılır.
Karaciğerde ve bağırsaklarda toplanan zehirlerin çokluğuna göre, dışarı atılan kurtlar ya ölü ya da canlı çıkar.

En son gelen büyük abdest yeşil veya yeşile yakın bir renkte veya san olmalıdır. Eğer renk yeşil değilse, temizleme tamamlanmamıştır. Çünkü karaciğer çok fazla miktarda toksin toplamış ve bir temizlemede onu atamamış demektir. Temizleme bittikten sonra, bir-iki gün boyunca dışkı renginin yeşil olup olmadığı kontrol edilmelidir. Bu iki gün boyunca büyük ab-destin rengi yeşile dönmezse, 4-5 hafta sonra temizlemeyi tekrarlamak gerekir.
Eğer temizleme sonucu karaciğer veya bağırsaktan kurtlar atılmış ise, bu durumda 1 hafta boyunca kurtlara karşı tedavi uygulanmalıdır.
Eğer safra kesesinde taş varsa ve temizlenme sonucu dışarı atılmamışsa, safra kesesinde muhtemelen yapışıklıklar oluşmuş,- safra kesesi şekil değişimine uğramış, daralmış veya uzamıştır. Taşların atılması için fiziki yol kapanmıştır ya da taşlar safrakesenin kanalına sığmayacak kadar büyük demektir.
Böyle bir durumda yapılabilecek tedavi:
V Bir çorba kaşığı öğütülmüş çörekotu + bir tatlı kaşığı öğütülmüş mür- 1*3 ri safi + 100 gr. bal iyice karıştırılıp sabah akşam birer tatlı kaşığı olmak üzere bitene kadar yenir.
Bundan sonra safra kesesi taşlarını eritmek için:
v* Her sabah orta boy bir kara turp rendelenir ve 1 yemek kaşığı balla karıştırılır. 1 saat bekletilir ve suyu sıkılıp içilir. Sıkılmadan posası ile de yenebilir. Buna 1 hafta boyunca devam edilir. Kara turp safra kesesi taşlarının eritilmesine yardımcı olur.
v 100 gr. Limon suyu + 100 gr. zeytinyağı + 3 baş ezilmiş sarımsak + 50 gr. sıkılmış maydanoz suyu karıştırılır ve her akşam bu karışımdan 50 gr. içilir.
Veya
30 gr. sarımsaklı zeytinyağı + 30 gr. limon suyu karıştırılır, her sabah veya akşam uykuya yatmadan önce içilir. Ancak zeytinyağı çok faydalı olmakla beraber, fazlasının şişmanlatacağını unutmamak gerekir.
İkinci karaciğer temizlemeye kadar buna devam edilir.
Bu zaman zarfında ısırganotu (taze veya kuru) her şekilde kullanılır: Çay

yapılır, yemek üzerine doğranır, salata ve yemeğe eklenir. Isırgan otu karaciğeri temiz tutar, safra kesesi taşlarının parçalanmasına ve düşürülmesine yardımcı olur.
Bu ilaçlar kullanıldıktan sonra on günlük açlık yapılır. ("Açlık" bölümüne bakınız.) ilaçlar ve on günlük açlık sonucunda safra kesesinde oluşan yapışıklıklar erir, daralmalar açılır ve safra kesesinin şekli normale döner.
Safra kesesi taşlarından muzdarip olanlar, genellikle, devamlı hazımsızlık çekenler, çok fazla deterjan kullananlar ve kimyasal maddelerle, bilhassa asitle uğraşanlardır.
Karaciğer Temizlemesinde Dikkat Edilmesi Gerekenler
• Akşam saat 19:00'da karaciğer temizlemesi için yatarken, sağ tarafa yatmak çok önemlidir.
• Saat 19:00'dan 21:00'e kadar zeytinyağı + limon suyu karışımı bağırsağa iner. 21:00'den 24:00'e kadar olan vakit dilimi biyolojik etkin saatlerdir. Bu saatlerde safra kesesine ve karaciğere yüksek enerji gelir ve sadece bu saatlerde temizleme tam olarak gerçekleşir.
• Karaciğer üzerine konulacak su torbası ılık olmalıdır. Su sıcak olursa, karaciğerdeki pislikleri hapsederek atılmasına mani olur.
• Önemli noktalardan biri de, eğer karışımı içtikten sonra, saat 24:00'e kadar büyük abdest kendiliğinden gelmezse, saat 02:00'ye kadar beklenmeli, eğer yine sonuç alınmazsa, mutlaka lavman yapılmalı. Eğer 02:00'de büyük abdest gelmemiş ve lavman yapılmamış ise, bunun sonucunda karaciğerden bağırsağa inmiş olan atıklar sebebiyle zehirlenme olabilir.
• Temizlemeden sonra sabah ilk olarak (sabah saat 07:00'de yapılan lavmandan sonra) 2-3 yemek kaşığı yağsız, tuzsuz pirinç lapası yenir. Bu lapa, temizlenen karaciğeri kapatır. Temizlemeden sonra 3 gün boyunca karaciğeri muhafaza amacıyla hafif yemekler ve meyve yenmeli, ağırlıklı olarak meyve suyu içilmelidir. Et, peynir, yumurta, siyah çay, kahve, şeker, tuz, konserveler, hazır veya bayat yemekler kullanılmamalıdır. Karaciğer temizlendikten sonra, ağrı, sancı, bulantı gibi rahatsızlıklar olursa, bu, taşların düşmeyi sürdürdüğüne delalettir. Bu durumda yukarıda anlatıldığı gibi sarımsakla zeytinyağı + limon suyu karışımı içilir. Meyve suyu, yoğurt suyu, havuç suyu veya kırmızı pancar suyu içmeye devam edilmelidir. İshal

olunursa, endişeye kapılmamalı, 2 gün sonra da kesilmezse ishal tedavisine başlanmalıdır. ("İshal" bölümüne bakîniz.)
• Karaciğer temizlemesinden sonra kanda kolesterol normal seviyeye kadar inebilir. Sonra yeniden yükselmeye başlar. Bu yükselişin sebebi şudur:
Temizlenmeden sonra karaciğer kuvvetlenir. Kuvvetlenen karaciğer, hazmolamayan ve deri altında, kaslar arasında depolanan ve yıllarca saklanan yağ kalıntılarını (margarin ve transgenik yağlar) kan vasıtasıyla, sivilce ve çıbanlarla dışarı atmaya çalışır. Bu sırada kolesterolün yükselmesi tehlikesizdir. Vücut kolesterolü kontrol altında tutar. Bu durumda yağ olarak sadece zeytinyağı kullanmak, sarımsak yutmak ve yemek, yeşil sebze yemek, limon suyu, greyfurt suyu, elma suyu ve biberiye çayına devam etmek gerekir.
Emziren kadınlar karaciğer temizlemesi yaptıktan sonra dikkat etmelidir
Emziren kadınlar, temizlemenin üçüncü günü (yani zeytinyağı karışımı içtiğiniz gün) saat 23:00'ten ertesi sabah 1 l:00'e kadar bebeğini emzirme-meli, sütünü sağarak atmalıdır. Eğer ertesi gün halsizlik veya mide bulantısı gibi rahatsızlıklar devam ederse, bu durum, temizleme işleminin hâlâ devam ettiğine ve vücudun, içindeki zehirleri atmayı sürdürdüğüne işarettir. Böyle bir durumda, anne iyileşene kadar bebeğini emzirmemelidir. Çünkü temizleme esnasında atılan zehirler süte karışabilir ve bebeğin sağlığına zarar verebilir. Ancak bu durum 24 saatten fazla sürmeyecektir. Bu süre içerisinde bebeğin de aç kalması faydalıdır, ancak bebeği aç bırakmak istemeyenler 100 gr. ılık suya 1 çay kaşığı doğal bal karıştırarak 4 saat arayla 2 defa verebilirler.
Safra kesesi ameliyatla alınanlar için
İlk önce mide ve bağırsakların tedavisi yapılır ve 3 hafta boyunca her sabah 30 gr. sarımsaklı zeytinyağı + 30 gr. limon suyu içilir ve yemekler için başka yağ kullanılmayıp, sarımsaklı zeytinyağı kullanılır yani yemek yağsız pişirilip üzerine sarımsaklı zeytinyağ gezdirilir.
Sonraki 3 hafta boyunca ise her sabah taze incir veya zeytinyağı içinde bekletilmiş 3 tane kuru incir yenir ve yemekler üzerine sadece sarımsaklı zeytinyağı kullanılır. Böylece günde 30-50 gr. sarımsaklı zeytinyağı tüketilir. Taze incir mevsiminde ise, her gün sabahtan başlayarak istenildiği ka-

dar incir veya kırmızı üzüm yenir ve akşama kadar başka hiçbir şey yenmez. Akşam bir öğün yemek yenir. Bunu her gün yapamayanlar, haftada 1 -2 gün yapabilirler.
Bağırsak tedavisi, ara verilmeden 6 haftada tamamlanır. Son 2 hafta içinde de 3 günlük aralarla 3 defa 3 günlük açlık yapılır, daha sonra 3 gün meyve suyu içilerek 3. gün akşam karaciğer temizlemesi yapılır.
Kireç Temizlemesi
Diş taşları, tırnaklardaki beyazlıklar ve kırıklar, vücutta esneklik kaybı, eklem hastalıkları, astım, bel ve boyun fıtığı vücudun kireçlendiğini gösterir.
Kireçlenmeden kurtulmak için önce mide-bağırsakların tedavisi ve karaciğer temizlemesi yapılır. Bundan sonraki 2 hafta boyunca:
1. gün 3 limon, 2. gün 5 limon, 3. gün 7 limon, 4. gün 9 limon, sonra 10 gün boyunca günde 10 limonun suyu, suyla karıştırılarak öğlene veya ikindiye kadar içilir. Yani, 1-2 limonun suyu 150-200 gr. su ile karıştırılır ve her 2 saatte bir, toplam 5-10 bardak içilir. Limon suyu içemeyenler 4-5 bardak greyfurt suyunu su ile karıştırarak her gün sabahtan ikindiye kadar içebilirler, ikindiden sonra incir, üzüm, elma, erik, vişne, kiraz ya da karpuz yenebilir. Akşama yakın soğan, sarımsak, yeşillik ve zeytinyağı ile yapılmış salata, bir çeşit yemek ile yenebilir.
2 hafta sonra sabahleyin 1 çorba kaşığı magnezyum sülfat (ingiliz tuzu)
suyla karıştırılarak içilir. Daha sonra 100 gr. limon suyu + 200 gr. portakal
suyu + 400 gr. greyfurt suyu + 1400 gr. su karıştırılır ve her saat başı birer
bardak içilir. Bu karışımdan akşama kadar istenilen miktarda içilebilir. Nor
mal olanı 2-3 litredir. 3 gün boyunca bu şekilde devam edilir.
Üç gün süresince eriyen kireçler ve zehirli maddeler şiddetli ishalle dışarı atılır. Burada ikinci defa karaciğer temizlemeye ihtiyacı olanlar üçüncü gün, akşam saat 19.00'dan itibaren karaciğer temizlemesi yapabilir. ("Karaciğer temizlemesi" bölümünün 3. gününe bakınız.)
3 gün sonra, meyve ve sebzeden başlayarak, normal beslenmeye geri
dönülür. Bu günlerde böbrek, mesane ve safra kesesinde toplanan kum ve
taşlar da dökülebilir. Bunu görmek için günlük idrarı bir cam kavanozda
toplamak, 2 gün bekletmek ve kontrol etmek gerekir.

Böbrek ve Mesanenin Temizlenmesi
Ağrı kesici, ateş düşürücü, aspirin ve diğer kimyasal ilaçları kullanmak, aşırı ve doğal olmayan yiyecekler yemek, karışık yemek, sık yemek, fazla peynir yemek ve süt içmek, taze mayalı ekmek, pişmiş ıspanak ve domates salçalı yemekleri sık yemek, yemekten sonra hazım tamamlanmadan meyve yemek,- durgun su, siyah çay, kahve ve hazır içecekleri içmek,- yemekten hemen sonra aşırı ve hızlı hareket etmek,- dar pantolon ve dar ayakkabı kullanmak, böbrek ve mesanede taş oluşmasına zemin hazırlayan alışkanlıklardır.
Böbrek ve mesanede taş oluşmasının sebepleri: Hazım bozuklukları, böbrek yapısındaki değişiklikler,- böbrek hastalıkları,- diyabet gibi metabolizma bozuklukları,- tümör veya kabızlık sebebiyle bağırsaklar, karaciğer, dalak, rahim ve yumurtalıklar gibi organların büyüyerek böbrekleri sıkıştırması.
Taşlan ve kumu çözerek idrarla atılmasını sağlayan ilaçlar: Böğürtlen kökü, defne kökünün kabuğu, defne meyvesi, maydanoz tohumu, turp tohumu, bilhassa kara turp tohumu, turp yapraklarının suyu, pelinotu, tarçın, enginar suyu ve kökü, havuç tohumu, kekik, kimyon, anason, misvak.
Taş oluşumunu önleyici, idrar arttırıcı ve kalıntıların idrarla atılmasına yardımcı olan ilaçlar: Temiz su, havuç suyu, kırmızı pancar suyu, ıspanak suyu, maydanoz suyu, kereviz ve yapraklarının suyu, limon ve greyfurt suyu, karpuz, karpuz çekirdeği, karpuz kabuğu, ısırganotu, kavun çekirdeği.
Burada pişirilmiş ıspanak ve durgun su taş oluşturucu, fakat çiğ ıspanak, ıspanak suyu ve temiz canlı su, taş eritici olarak gösterilmiştir.
Çiğ domates ve ıspanakta bulunan canlı oksalasit, aktif kireç eriticilerden biridir. Ancak domates ve ıspanağın pişirilmesiyle doğal yapısını kaybeden oksalasit, tam tersine, taş oluşturucu olur. Durgun su için "Su" bölümüne bakınız.
Böbrek ve mesaneyi temizlemeye hazırlık:
™ 3 çorba kaşığı öğütülmüş çörekotu 200 gr. bal ile karıştırılır, 3 baş dövülmüş sarımsak ile yoğrulur. Günde 3 defa 1 çorba kaşığı alınır.

(*J Bu ilacı içtikten sonra her defasında bir limon, kabuğuyla beraber yenir veya 1-3 limon suyunun 50-100 gr. suyla karışımı veya greyfurt suyu içilir. Buna 3-5 gün devam edilir.
Veya
& 100 gr. limon suyu + 100 gr. zeytinyağı + 3 baş dövülmüş sarımsak + 50 gr. sıkılmış maydonoz suyu karıştırılır ve sabah akşam bu karışımdan 50 gr. içilir.
v1 200 gr. tohumluk arpa 2 litre su içinde 3-4 saat ıslatıldıktan sonra aynı suyla 1,5 saat kısık ateşte kaynatılıp süzülür. 1 bardak arpa suyuna 1 tatlı kaşığı bal ekleyerek, günde 2-4 defa olmak üzere 3-5 gün boyunca içilir. Arpa yerine aynı şekilde tohumluk yulaf da kullanılabilir.
Bu 3-5 gün boyunca içecek olarak taze sıkılmış meyve, sebze suyu ve temiz su; yiyecek olarak ise çiğ yeşil salata ve meyvenin tercih edilmesi tavsiye edilir.
Böbrek ve mesanenin temizlenmesinde amaç, taşları parçalamak ve ufalamak, tıkanıklıkları ve kireci eriterek dışarı atmak, böbrekleri kuvvetlendirmek ve karaciğer temizlemesini tamamlamaktır.
Böbrek ve mesane temizlemesinde aşağıdaki 3 usûlden biri
uygulanabilir.
1. Usûl:
Mide ve bağırsakların tedavisi, karaciğer temizlemesi, kireç temizlemesi ile böbrek temizlemesine hazırlık işlemleri yapıldıktan sonra:
V Eşit miktarlarda defne meyvesi + yabani kekik + tane kimyon + gila-buru kabuğu + zencefil + tarçın öğütülür. 3 gün boyunca sabah, öğle ve akşam 2,5-3 gr. (1 çay kaşığı) olmak üzere ılık kekik çayı ile yutulur. Bu karışımda gilaburu kabuğu yerine anason kullanılabilir.
Bu 3 gün süresince yemek yerine meyve-sebze sulan içilir:
P 1 tane limon suyu yarım bardak ılık su ile karıştırılarak 4 defa içilir. Bu sayı taşların büyüklüğüne göre 7'ye kadar çıkarılabilir.
P Eşit miktarlarda havuç suyu + kırmızı pancar suyu + salatalık suyu + su karıştırılır ve günde 4 bardaktan 7 bardağa kadar içilir.

Toplam olarak günde 8-14 bardak alınması gereken yukarıdaki karışımlar şu şekilde tüketilir:
Önce 1 bardak limon suyu karışımı, acıkınca 1 bardak sebze suyu karışımı içilir. Limon suyu karışımından sonra 1 saat, sebze suyu karışımından sonra ise 2 saat ara vermek gerekir. 3 gün bu şekilde devam edilir. Bu süre içinde belirtildiği gibi hiçbir şey yenmez.
Not: Limon suyu içemeyenler onun yerine greyfurt suyu veya yukarıda anlatılan sebze suyu karışımını içerler.
Salatalık suyu yerine günde 2-3 defa maydanoz suyu + kereviz, hindiba veya ısırganotu suyu kullanmak daha etkilidir.
2. ÜSÜİ:
Sabah: 1. usulde anlatılan karışım aynı şekilde hazırlanır ve yutulur.
Acıkınca çekirdeğiyle ve kabuğuyla beraber sıkılan karpuz suyu istenildiği kadar içilebilir, içilecek miktar, normal olarak 2-3 litredir. Ya da 3 kilo karpuz çekirdekleriyle birlikte yenir ve günde 200 gr karpuz kabuğu suyu içilir.
Bu şekilde 3 gün devam edilir. Başka hiçbir şey yenmez.
3. Usûl:
1. usulde anlatılan karışım anlatıldığı gibi hazırlanır ve yutulur.
200 gr. kabuklu arpa veya yulaf 2 litre su ile 2-4 saat ıslatılır,- sonra 1,5-2 saat yavaş yavaş kaynatılır ve süzülerek günde 8-10 bardak içilir.
Ve yeşil yulaf bitkisi veya arpa samanı 20-30 dakika kaynatılarak (aşağıda anlatıldığı gibi) banyo için kullanılabilir. Aynı şekilde kekik de kullanılabilir. Taşları dökmeye yardımcı olur, sancıyı hafifletir.
Çok kuvvetli ilaçlar:
Büyük taşları, eski taşları ve diğer metodlarla erimeyen taşları eritmek için, böbrek ve mesane temizlemesinden sonra aşağıdaki kuvvetli ilaçları kullanmak ve yukarıda belirtilen meyve-sebze sularını içmek gerekir.
vğ Kuluçkadaki civciv yumurtadan yeni çıktığında yumurtanın kabukları alınır ve yıkamadan kurutulur. Sonra ince dövülür ve sabah akşam 1 çay kaşığı suyla yutulur.

Veya
$ 15 gr. karanfil + 30 gr. karpuz çekirdeği + 30 gr. nohut (en iyisi kara hint nohutu) fırında yakılır. Oluşan kül iyice ezilip karıştırılır ve sabah akşam birar kahve kaşığı yutulur. Arkasından 150 gr. semizotu suyu + 30 gr. kereviz yaprağı suyu + 50 gr. su karışımı veya yukarıda anlatılan sebze suyu karışımı içilir. Bu arada bol bol karpuz suyu içilir. Ayrıca 100 gr. kara turp suyu gün boyu yudumlanır. Üç gün bu şekilde devam edilir, hiçbir şey yenmez.
Akciğerlerin temizlenmesi
Peynir, süt ve süt ürünlerini aşırı yiyenler (kan grubu "A" ve bilhassa "O" olanlar), bunları diğer yemeklerle karıştırarak yiyenler, bisküvi, cips ve benzeri hazır yiyecekleri sevenler, temizlikte klorlu ve asitli deterjan kullananlar, saçları mat ve seyrek olanlar ve herhangi bir akciğer hastalığı geçirenler, akciğer temizlemesi yapmalıdırlar.
Akciğer temizlemesine hazırlık
Akciğer temizlemesinden önce akciğerleri yumuşatıcı ilaçlardan bir veya birkaçı seçilir ve 7 gün süresince kullanılır.
Örneğin:
0 Kabuklu arpa, kabuklarıyla beraber 3-4 saat ıslatıldıktan sonra aynı suda 1-1,5 saat kaynatılarak süzülür. Ilıklaştıktan sonra 1 bardak arpa suyuna 1 tatlı kaşığı bal ekleyerek, günde 2-3 defa içilir.
$ 1 tatlı kaşığı çam terebentini bir kap sıcak su içine dökülür ve kaba eğilerek buharı nefes yoluyla çekilir. Veya bu karışım uykudan önce yatağa yakın ılık bir yere (kalorifer üzerine olabilir) koyulur. Her gün uygulanır.
Veya
0 Tane kimyon ve defne yaprağı ile haşlanmış yeşil mercimeğe kekik, biraz kırmızı pul biber veya karabiber eklenir ve bir süre beklettikten sonra süzülerek elde edilen su günde 2 defa içilir.

V Nohut büyüklüğündeki propolis eriyinceye kadar ağızda tutulur veya
propolise bal mumu ve bal eklenerek, sakız gibi çiğnenir.
Aşağıda anlatılan ilaçlardan bu şekilde kombinasyonlar yapılabilir:
V 1 çorba kaşığı hakiki bal ılık su veya yeşil çay ile eritilir ve aç karnına
içilir. Her sabah bal şurubu içenlerin akciğeri temiz ve kuvvetli olur.
("Bal" bölümüne bakınız.)
@ Kuru bakla öğütülür ve sabah-akşam 1 tatlı kaşığı bakla unu, ılık kekik çayı ile veya ılık su ile yutulur.
@ 1 -2 çorba kaşığı keten tohumu kavrulup öğütülerek her akşam aç karnına ılık su veya bal şurubu ile yutulur. Öğütülmüş keten tohumuna 3 diş dövülmüş sarımsak ve yeterli miktarda bal eklenirse, ilaç daha da kuvvetlendirilmiş olur.
V 12 tane tatlı badem, 3 tane acı badem, 3 gr. kavun çekirdeği, 10 gr.
balkabağı çekirdeği tek tek veya birlikte öğütülerek yutulur veya öğü
tülmeden yenir.
™ 3-9 tane tatlı ve 3 tane acı badem hergün ara vermeden aylarca yenir.
Akciğerleri Temizleme
V Sabah: 1 çorba kaşığı kavrulmuş keten tohumu +12 tane tatlı badem +
3 tane acı badem + bir tatlı kaşığı ısırgan tohumu öğütülerek ikiye bö
lünür, ilk yarısı bal şurubu ile beraber sabah içilir. Diğer yarısı akşam
içilir. Bu ilacın balgam sökme özelliği vardır.
Bundan sonra öğleye kadar, her saat başında 1 tane limon sıkılarak yarım bardak ılığa yakın sıcak su ile karıştırılır ve içilir. Bu şekilde günde 3-4 tane limon tüketilir. Limon suyu içemeyenler 2-3 bardak greyfurt suyu içebilir.
P Öğleden sonra meyve veya salata yenir.
v 17:00-18:00 saatleri arasında yemek yenebilir.
™ Akşam uykudan önce tekrar yukarıdaki karışım içilir.
10 gün boyunca bu şekilde devam edilir.

Tedaviye paralel olarak 10-14 gün boyunca, 2 günde bir omuzlara, sırtın üst kısmına ve yanlarına kupa kapatılır. 10-12 tane 100 gramlık kupa kullanılabilir. Toplam olarak 5-7 defa kupa kapatılmış olacaktır. Bu işlem balgamın atılmasını kolaylaştırır ve çabuklaştırır. Bundan sonra 10 gün boyunca aşağıdaki karışımlara devam edilir:
ğ 1 çay kaşığı anason + 1 -2 çorba kaşığı keten tohumu + yarım veya 1 bardak kaynar su ile karıştırılır. Üzerine bez sarılarak 1,5-2 saat demlenmeye bırakılır. Her sabah taze olarak hazırlanır ve süzülmeden tohumu ile beraber içilir.
V 50 gr. soğan suyu, 1 çorba kaşığı bal ile karıştırılıp her akşam içilir.
Veya
vJ 1 kilo taze incir (taze incir yerine 250-300 gr. doğal bir şekilde kuru
tulmuş incir su ile ıslatılır ve bir gece bekletilerek kullanılır) + 300 gr.
su + 1 bardak şeker karıştırılır, 10-15 dakika kısık ateşte kaynatılarak,
5-6 saat bekletilir. Sonra yarım kilo bal, 2 çorba kaşığı toz zencefil ek-
152 lenerek, 2-3 dakika kısık ateşte kaynatılır ve ateş kapatılır. Sonra saf-
ran eklenir ve soğutularak süzüldükten sonra elde edilen şurup, 50 gr. nane veya kekik çayı ile günde 1-2 defa içilir.
Safran hazırlama
V Safran ipçiklerinden bir tutam alınır, 100-150 gr. sıcak su ile karıştırı
lır, bir gün bekletildikten sonra süzülür ve kullanılır. Safran, balgam
dan temizlenmiş akciğerleri kuvvetlendirir.
Bu şekilde, balgam tamamen bitene kadar, seçilen ilaçlara devam edilir. Bu tedavi sırasında balgam ve öksürük çoğalacaktır, bundan endişe edilmemelidir. Çünkü balgam sadece öksürükle atılır. Akciğerler de sadece öksürükle temizlenir.
BalÇam söktüren, akciğerleri temizleyen ve kuvvetlendiren
çok kuvvetli ilaçlar (r 10 gr. yabani kekik öğütülür. 10 gr. mürri safi havanda iyice dövülür. İkisi elekten geçirilir ve yeterli miktarda bal ile yoğrulur. Her gün sa-bah-akşam 1 çay kaşığı alınır ve üzerine ısırganotu çayı içilir.
Veya
ty 5 gr. mürri safi + 5 gr. biber, (kan grubu "O" ve "B" olanlar kırmızı pul biber, kan grubu "A" olanlar karabiber, "AB" olanlar bibersiz) + 20 gr.

hardal + 40 gr. ısırgan tohumu öğütülür. Sabah akşam 1 tatlı kaşığı bu ilaçtan alınır ve bal şurubu ile içilir.
Veya
@ 2 çorba kaşığı ısırganotu tohumu, 1 çorba kaşığı hardal tohumu ile öğütülür ve 200 gr. balla karıştırılır. 2 çorba kaşığı yeni sıkılmış ve süzülmüş acı kavun suyu veya 4 çorba kaşığı acı kavun yapraklarının suyu bal ve tohum karışımına eklenip iyice karıştırılır ve sabah akşam aç karnına 1 tatlı kaşığı alınır. Ek olarak kullanılan balgam söktürücüler
( Enfiye buruna çekilir ve hapşırılır. Hapşırmanın kuvvetiyle akciğerdeki balgam sökülür.
@ Hurma, ayva, kara turp, nar çekirdekleri yemek, yemeklerde kimyon kullanmak, mersin suyu ve karanfil çayı içmek, günde bir avuç fındığı bal ile yemek de balgamı söktürür.
Nuh (a.s.) verem hastalığına yakalandığı zaman, Cenab-ı Hak tarafından beyaz üzüm yemesi vahyolundu, o da yiyerek şifa buldu, denilmiştir, jgg Kan grubu "A", "B" ve "AB" olanlar için beyaz üzüm ne kadar şifalı ise, kan grubu "O" olanlar için siyah üzüm o kadar şifalıdır.
Kan ve Damarların Temizlenmesi
Yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, karaciğer hastalıkları, yüksek kolesterol gibi rahatsızlıkları olanların ve 40 yaş üzerindekilerin kan ve damarlarını temizlemesi gerekir.
3 hafta boyunca her gün sabahtan ikindiye kadar:
V Kiraz mevsiminde kiraz, vişne mevsiminde vişne, elma mevsiminde kabuğuyla ve çekirdekleriyle elma veya elma suyu, nar mevsiminde çe-kirdekleriyle birlikte nar yenir ya da suyu içilir.
Bununla birlikte:
$ İkindide yemek yenebilir.
vğ Akşam ise aşağıdaki "Kan temizleyici, damarları açıcı ve kolesterol düşürücü ilaçlar'dan biri içilir.
v Her haftanın 2 günü, sadece mevsimin meyve veya meyve suyu ile geçirilir.

V Kışın, kırmızı pancar suyu içmek ve soğanlı ilaç veya sarımsaklı zey
tinyağı kullanmak gerekir.
Kan temizleyici, damarları açıcı ve kolesterol düşürücü ilaçlar: Ballı sarımsaklı ilaç:
10 tane limonun suyu + tahta havanda dövülmüş 10 baş sarmısak + 1 kilo bal karıştırılarak cam kavanoza konur. Ağzı 3 kat pamuklu bezle kapatılır ve karanlık bir yerde 7 gün bekletilir. 7 gün sonra kavanozun kapağı kapatılarak buzdolabına konur. Uzun süre dayanır, hatta ne kadar uzun bek-letilse o kadar kuvvetlenir.
Hazırlanan karışımdan günde bir defa olmak üzere 4 çay kaşığı yutulur. Her defasında ağza en fazla 1 çay kaşığı alınır. Hemen yutmadan, ilacın ağızda dağılmasını sağlayacak şekilde dolandıra dolandıra eritmek gerekir. İlacın bu şekilde tüketilmesi önemlidir, çünkü ilacın midede değil, ağızda, kılcal damarlara emdirilmesi önemlidir, ilaç bitene kadar hergün belirli bir saatte aç karnına içilir. Bu mükemmel ilacın bu şekilde tüketilmesi kalp ve beyin damarlarını temizleyerek açar, kanı temizler. Ancak birden içerek tü-ketilirse, karaciğer hastalıklarına, mide ve onikiparmak bağırsağı ülserine, midedeki H. Pylori enfeksiyonuna son verir.
Bu ilaç, sağlıklı olanların hastalanmaması için, hasta olanların ise iyileşmesi için senede bir defa kullanılır. Ayrıca 40 yaşın üzerindekiler bu ilacı her türlü rahatsızlıkta kullanabilirler.
Soğanlı ilaç
V Soğan suyu sıkılır. 1 bardak soğan suyu + 1 bardak bal karıştırılır, bu
karışımdan 30-50 gr.'ı günde 2 defa aç karnına sarımsaklı zeytinyağı ile
dönüşümlü olarak içilir.
Sarımsaklı zeytinyağlı
$ 1 bardak rafine edilmemiş zeytinyağı + 1 baş dövülmüş sarımsak karıştırılır ve 1 gün buzdolabında bekletilerek süzülür. Günde 1 defa, sabah veya akşam, 30 gr. sarımsaklı zeytinyağı + 30 gr. limon suyu karıştırılarak içilir. Yemek ve salata üzerine de her zaman kullanılabilir.
Sırayla kullanılacak bu ilaçlar kalp ve diğer organlardaki spazmı çözücü, nefes darlığı çekenler için en iyi damar temizleyici ilaçlardır. Beyin, kalp damarlarını ve diğer tüm damarları genişletir, nefes alıp vermeyi rahat-

latır. 40 yaşından sonra herkes bu ilaçlara ihtiyaç hisseder, her yıl 1 -2 ay boyunca mutlaka kullanılmalıdır.
Unutmayalım: Günde 50 gramdan fazla zeytinyağı tüketmemek gerekir.
Biberiye, zencefil, sarımsak, soğan, kırmızı pancar, limon, greyfurt, yeşil çay, ısırganotu, maydonoz, kuşburnu, ev yapımı sirke, elma ve nar kanı ve damarları temizleyici özelliktedir.
Biberiydi sirke
P 3 çorba kaşığı biberiye kabaca öğütülür veya dövülür, 500 gr. evde yapılmış elma sirkesi ile karıştırılır ve kapağı kapatılarak 7 gün bekletilir. 14 gün boyunca hergün bu sirkenin 30 gramı su ile karıştırılarak günde 1-2 defa aç karnına içilir.
Hacamat
155
Bir kimse ayın onyedi, ondokuz ve yirmibirinde hacamat olursa
her dertten şifa bulur.
Hadis-i Şerif
Sıcağın şiddeti üzerine hacamatla istiane ediniz. Zira kan yoğunlaşır da adamı hasta eder, hatta öldürür.
Hadis-i Şerif
Herhangi bir hastalıktan dolayı veya sağlıklı kalmak maksadıyla belli bölgelerden kan alma işlemine hacamat denir.
Doğum yapan ve düzenli bir şekilde adet gören sağlıklı kadınların hacamata ihtiyacı yoktur. Eskiden, sürekli savaşmak ve avlanmak durumunda olan sağlıklı erkekler de hacamata muhtaç değildi. Çünkü çoğu zaman savaşlarda kan kaybeder ve sık sık aç kalırlardı. Bugün de, çok oruç tutan, az yiyen ve yeterli miktarda çiğ meyve ve sebze tüketen sağlıklı erkeklerin hacamata ihtiyacı yoktur.

Fakat zamanımızın kadın ve erkeklerinin çoğunluğu tatlı, tuzlu, bol yağlı ve katkılı hazır yemekleri karıştırarak, üstelik günde 3-4 öğün yedikleri için hacamata büyük ihtiyaç duyarlar.
Hacamatın faydalarını Peygamber Efendimiz (s.a.v.) o kadar geniş anlatmıştır ki, ona eklenecek hiçbir şey yoktur. Bu konudaki hadislerin bir kısmı şunlardır:
"Cennette bana, "Ya Muhammed (s.a.v. )i Ümmetine kan aldırmalarını emret. Kan aldırmada sizin için şifa vardır" demeyen meleğe rastlamadım.
Hacamat, bütün hastalıklara şifadır.
Tedavi olduğunuz şeylerin en hayırlısı hacamattır.
Kim hacamat yaptırırsa, herhangi bir tedavi görmemesinden, ona bir şey zarar vermez.
Boyundan ve kürek kemiği civarından hacamat olun.
Baştan hacamat (ona Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Can kurtaran" derdi) olmak, yedi derde şifadır: Cinnet, baş ağrısı, cüzzam, baras, uyuklama, diş ağrısı, baş dönmesi.
Aman hacamat olun! Cebrail aleyhisselam hacamatı o kadar tavsiye etti ki, mutlaka lüzumlu olduğunu düşündüm.
Aç karna hacamat aklı ve hafızayı ziyade eder. Tok karna hacamat olmak derttir.
Ayın (hicrî) 17, 19, 21. günlerinde, Perşembe, Pazartesi ve Salı, oruçlu İseniz de, hacamat olun. Cuma, Cumartesi, Pazar, Çarşamba günlerinden sakının. Kafa çukurundan hacamat unutkanlık getirir. Bundan sakının. Kim kan aldırırken Ayetel Kürsi'yi okursa, kan aldırmaktan fayda görür."
Aç karnına hacamat daha iyidir. Bunda şifa ve bereket vardır. Aklı ve hafızayı ziyade eder.
Perşembe günü Allah'ın bereketi üzerine hacamat olun. Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri hacamattan sakının. Pazartesi ve Salı hacamat olun. Çünkü bu günler Cenab-ı Hakk'ın Eyyub (a.s.)'a beladan afiyet verdiği günlerdir. Çarşamba'dan da sakının. Zira Eyyab'un hastalığı bugün geldi. Cüzzam ve baras hastalığı Çarşamba günü veya gecesi meydana çıkar."
Hacamat olmayanlar burun kanamasından, basur kanamasından, kadınlar ise aşırı adet kanamasından korkmamalıdır. Bunlar doğal hacamattır ve

kanı durdurmamak gerekir,- bilhassa yüksek tansiyon sebebiyle başlayan burun kanamasını durdurmak doğru değildir. Eski hekimler, bu gibi durumlarda, bayılma belirtisi görene kadar hiçbir müdahalede bulunmamışlardır. Kalp atışları ve kan dolaşımı yavaşladığı için, bayılmayla birlikte her tür kanama kendiliğinden durur.
Bugün hazır gıda tüketen çocuklar arasında burun kanaması sık görülüyor. Bu kanamalar, suni yemekler, az oruç tutmak, bağırsakların bozulması sebebiyle kandaki zararlı maddelerin artmasından muzdarip olan vücudun, kendini savunma yollarından biridir.
Vücut temiz kanı asla dışarı atmaz. Kanamayla atılan kan muhakkak zehir içeren kirli kandır. Genelde bu tür kanamalar hicrî ayın 13., 14., 15. (dolunay) günlerinde veya 29., 30., 1. (yeniay) günlerinde olur. Bu günlerde ayın tesiri ile dünya yüzeyi temizlenir: Yağmur yağar, şiddetli rüzgarlar hasta ve yaşlı ağaçları devirir, tıpkı insan vücudunun atıkları attığı gibi denizler çöpleri sahile atar. Bu günlerde hastalıklar şiddetlenir, kronik kanamalar çoğalır, kadınlar adet görür, vs...
Vücut, kronik olan rahim kanaması, basur ve burun kanamalarıyla kandaki zehir, fazlalık ve zararlı maddelerden kendini temizler, kan fazlalığından kurtulur. Bu kanamaları durdurmaya çalışmak sağlığa zarar verir. Kanamayla atılmayan fazlalıklar ve zehirli maddeler vücutta toplanır ve menenjit, orta kulak ve iç kulak iltihaplanması gibi iltihaplı hastalıklara, anjin, eklem ve kas romatizması, iltihaplı böbrek hastalıkları, paraproktit ve kalp hastalıkları,- hatta verem, sedef, vitiligo, kanser ve cüzzama sebep olabilir. Her ay 100-150 gr. hatta özel durumlarda 250-300 gr. kan kaybı zararlı değil, faydalıdır.
Hacamat, tıkanıklık ve en fazla zararlı maddenin toplandığı belli bölgelerdeki ince damar ve kılcal damarlardan kan alınmasıdır. Büyük damarlardan kan aldırmak da faydalıdır. Mesela, sağ dirseğin toplar damarından kan alınırsa, karaciğer, sol dirseğin toplar damarından alınırsa, dalak hastalıklarına çok iyi gelir. Ancak hastaya kan nakli veya kan bağışı, sanıldığı gibi tehlikesiz değildir. Süt kardeşliği kavramının ne kadar büyük önem taşıdığını hatırlayın. Bebeği emziren kadın, anne hükmünde, onun çocukları da kardeş hükmündedir. Yani kan bağında olduğu gibi süt kardeşleri arasında da mahremlik doğar, birbirlerine nikah düşmez. Aynı şekilde birbirinden kan alanların kan kardeşliği durumu da aynıdır, belki daha da önemlidir.

Burada unutulmaması gereken bir nokta da kanın haram olduğu ve hiçbir şekilde kullanmamak gerektiğidir. (Bakara 173, Maide 3, Enam 145)
Bir kimse haram kana dilinin ucu ile ortak olmuş olsa, kıyamet günü alnında "Bu adamın Allah'ın rahmetinden ümidi yoktur" diye yazılı olduğu halde gelir. İbn-i Abbas (r.a.)'dan Ramuz el Ehadis.
Peygamberimiz (s.a.v.) kan aldırdığı zaman, çıkan kanın toprağa gömülmesini emrederdi.
Burun, rahim ve basur kanaması, gibi kronik kanamalardan ve kansızlıktan kurtulmak isteyen, bağırsak tedavisi yapmalıdır. Ispanak, semizotu, kırmızı pancar, yeşillik, özellikle dereotu, hindiba, maydanoz, kereviz yaprağı, turp yaprağı gibi çiğ sebzeler, havuç suyu, kırmızı pancar suyu ve karpuz tüketmeye ağırlık vermelidir. Hazır gıdaları, zararlı yiyecek ve içecekleri tüketmeyi bırakmalıdır. Hazmı düzeltmeli, karaciğer temizlemesi yapmalı, orucu çoğaltmalı ve hacamat yaptırmalıdır. Kansızlığı ve kanamayı kan nakli veya fazla yemek değil, 3 günlük açlıklar, yeşil yapraklı sebzeler ve hacamat düzeltir. Hacamatın Faydaları
Hacamatla, kılcal damarlardaki tıkanıklıklar açılır. Kandaki ve dokulardaki gaz ve toksinlerin hacamatla atılması, hacamat yapılan bölgeye bağlı damarlardaki kan akımını canlandırır. Hacamat, dokuların beslenmesi ve oksijenlenmesini arttırır, sertlikleri ve ödemleri çözer.
Hacamat kan üretimiyle görevli organları (kemik iliği, karaciğer, dalak) uyarır, bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, vücuda direnç kazandırır, ağrıları giderir, hastalıkları önler.
Kansızlık, bel tutulması, eklem ağrıları, baş ağrıları, bel, boyun fıtığına ve kireçlenmesine bağlı ağrılar, dalak, karaciğer hastalıkları, enfeksiyonlar, sinirsel, psikolojik ve her tür hastalığın tedavisinde, iç kanamayı durdurmada büyük yardımcıdır.
Maalesef, ülkemizde hacamat, kupa çekme, ebelik ve sülük tedavisi yıllarca horlanmış, aşağılanmış, yasaklanmış,- sonunda bu meslekler yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Çok şükür, Amerika ve Avrupa'da bu sanatlar üzerine araştırmalar yapılmaktadır ve bu uygulamalar, "modern tıbbın yeni uygulamaları" olarak anavatanına geri dönmek üzeredir. İnşaallah, yabancı markalar altında sunulan kendi değerlerimize, hiç olmazsa bu yolla kavuşacağız.

Hacamatı yasaklamanın yüzeysel sebeplerinden biri "bulaşıcı hastalıkların çoğalması" korkusudur. Halbuki bu metod kusursuz ve mükemmel bir metoddur. Hastalığın bulaşmasına da imkan yoktur, çünkü kan dışarı sızarken, bulaşıcı mikroplar hiçbir şekilde içeri giremez. Neşter veya kavanozda bulaşıcı veya zehirleyici madde olsa ve vücuda girmeye çalışsa bile, kan onu dışarı atar. Hacamat bittikten sonra kesiklere dokunmadan, kanın durmasını ve kurumasını beklemek gerekir. Kanı silmeye, kesiklere antiseptik kullanmaya, merhem sürmeye veya bantlamaya gerek yoktur. Çünkü taze kesikler için kandan daha iyi yara temizleyici, kapatıcı, enfeksiyondan koruyucu ve iyileştirici bir şey yoktur. Kesikler üzerinde kandan oluşmuş kabukları kurcalayarak, enfeksiyona yol açmamak gerekir.
Hacamatın Zamanı
Acil durumlarda hacamat her Pazar, Pazartesi, Salı ve Perşembe günleri yapılabilir. Fakat hacamat için en uygun zaman dilimi hicrî ayların 17., 19., 21., 23. günleri ile Pazartesi ve Perşembe günleridir. Çünkü bu dönemde vücuttaki tüm hayati kuvvetler harekete geçtiği gibi, tüm zararlı maddeler de baş kaldırır. Saat olarak en iyi zaman ise güneşin doğuşundan sonraki 2. ve 3. saatlerdir. Hacamat aç karnına yapılır.
Hacamat Yapılan Bölgeler
• Kafa arkası (can kurtaran): Ruh hastalıklarına, psikolojik problemlere, kulak ağrısı ve çınlamasına, baş ağrısına ve dönmesine, yara, egzama, uçuk, sedef ve saç dökülmesine, göz ve göz kapakları, ağız, diş, diş etleri ve burun hastalıklarına iyi gelir. Yeni başlayan katarakt için çok faydalı, fakat eski katarakt için zararlıdır.
• Ense çukurunun altı (boyun): Göz ve göz kapağı hastalıklarına (arpacık, göz kapağı ağrıları ve ödemi), ağız kokusuna, diş ve diş eti hastalıklarına, tiroid ve lenf bezi hastalıklarına,-
• Kulak altı ve biraz arkası: Kulak, burun, boğaz ve göz hastalıklarına, ön
dişler ve köpek dişlerine, baş ağrılarına, karaciğer ve safra kesesi sancılarına, baş titremesine,-
• Omuzlar: Akciğer hastalıkları ve yüksek tansiyon, baş ağrısı ve baş
dönmesi, kepek, saç dökülmesi, boyun kireçlenmesi ve fıtığı, kol-
omuz ağrıları, hormon dengesizliğine,-

• Kürek kemikleri arası (tam ortaya değil, biraz yukarı): Akciğerler, kalp, pankreas ve safra kesesi hastalıklarına,-
• Kürek kemikleri altı: Bel ağrısına ve bel fıtığına, karın ağrısına, mide ve karaciğer hastalıklarına,-
• Bel: İdrar tutamama, bel ağrısı ve fıtık, böbrek ve kadın-erkek hastalıklarına,-
• Kuyruk sokumu: Prostat ve fil hastalığına, basura, adet düzensizliğine çok iyi gelir.
• Dizlerin üstü ve altı, iç ve dış kısımları: Diz ağrısı ve diz hastalıklarına, adet düzensizliğine, basur, varis, baldır ve ayak yaralarına, mide, karaciğer, safra kesesi ve böbrek rahatsızlıklarına,-
• Baldırlar (arka kısmı): Yüksek tansiyon, sedef, fil, idrar yolları ve böbrek hastalıklarına, baş ağrısına, baldır ve ayak ağrılarına ve buralardaki
yaralara,-160
• Ayak bileği dış kısmi: Siyatik ağrılarına, varis, gut ve fil hastalıklarına,-
• Ayak bileği iç kısmi: Adet düzensizliği ve basura çok iyi gelir.
Uyan: En iyi hacamat hastalanmadan önce yapılan hacamattır.
Akut hastalıklarda ise ya hastalığın başlangıcında veya şiddeti azalmaya ve ateş inmeye başladığı zaman hacamat yapılır. Kronik hazımsızlıktan şikayetçi olanlar önce hazmı düzeltir, sonra hacamat yaptırırlar.
Kişi ilk defa hacamat yaptıracaksa, banyodan hemen sonra yapılmaz, iki saat beklemek gerekir. Fakat kanı koyu ve yapışkan olanlara hacamat, banyodan hemen sonra yapılır.
İki çukurdan yani ense çukuru ve bıngıldaktan (kafa tepesi çukuru), hacamat yapılmaz. Yapılırsa, unutkanlığa hatta deliliğe sebep olabilir.
Kafa arkasından, ense çukurunun altından (boyun), kulak arkası bölgelerden sık hacamat yapılmaz. Görmenin zayıflamasına sebep olabilir. Bu durumda hacamat ilk 2-3 defa 1 hafta ara ile, sonra ayda bir yapılabilir.
• Eskiden oluşmuş katarakta ve göz ameliyatından sonra kafa arkasına, ense çukurunun altına ve kulak arkasına hacamat yapılmaz.

• Organ nakli geçirenlere, diyaliz ve hemofili hastalarına hacamat yapılmaz.
• Karnı tok ve abdestsiz olanlara hacamat yapılmaz.
• Hacamat, yanık, egzama, varis yarası ve diğer yaraların, benlerin, vi-tiligonun üzerine yapılmaz.
• Dinç ve kuvvetli olanlar hariç, 60 yaşın üzerinde olup da hayatında hiç hacamat yaptırmamış olanlara hacamat yapılmaz.
• Adetli kadınlara da hacamat yapılmaz. Sebebi: 1) Abdestsiz olduğu için 2) Hacamat adet kanamasını durdurur,- kanamayla atılamayan kan, rahimde tıkanıklıklar oluşturabilir.
Hamile kadınların ve 12 aylık olana kadar çocukların, özel durumlar dı
şında hacamat yaptırmaya ihtiyacı yoktur. Onlara sadece özel durumlarda
hacamat yapılır. Örneğin: suni sancı ve sezaryenle doğan çocuklara, beyin
yapısında ve fonksiyonunda bozukluk olan çocuklara, körlük ve şaşılık du
rumu olan çocuklara,- sezaryen veya herhangi bir ameliyat geçirmiş hamile
kadınlara. 161
Aslında, eskiden yeni doğan bebeğe kuyruk sokumdan hacamat yapılırdı. Hacamatla, doğumda oluşabilen beyin ödemlerini omurganın sıvı dolaşımına çekerek, beynin çalışmasına rahatlık sağlanırdı. Belki bu sebepten eski çocuklar, bugünkü çocuklara nazaran daha rahat uyurdu, uslu, saygılı ve akıllı olurlardı.
Hacamat bittikten sonra kesiklere dokunmamak ve kanı silmemek gerekir. Ancak kan durduktan ve kesikler üzerinde kabuklar oluştuktan sonra yaraları kuru gazlı bezle bantlamak mümkündür. Ayrıca, kesikler üzerinde oluşan kabuklar silinmez ve enfeksiyona yol açmamak için hacamattan sonra 24 saat duş ve banyo yapılmaz.
Hacamattan sonra 1-2 saat yemek yenmez ve uyunmaz.
Hacamat anında boş konuşulmaz, televizyona bakılmaz, şarkı dinlenmez.
Bu yasakların bazıları hacamat olanı, bazıları da hacamat yapanı korur ki hepsi de ciddi, önemli yasaklardır.
Hacamatın bazı sırları vardır ki herkese anlatılmaz. Bu sebepten hacamat sanatını işin ehlinden öğrenmek gerekir.

Çekme Küçük Hacamat
Kavanoz kapatma, bardak kapatma, şişe çekme
Hemen hemen hiç yan etkisi olmayan, hata riski taşımayan, kolay uygulanan, masrafsız, çabuk ve uzun süreli etki eden, binlerce yıldır kullanılan kupa çekme işlemini her isteyen uygulayabilir. Faydası ve yapılış şekli ile hacamata benzediği için, kupa çekmenin ikinci ismi "küçük hacamat"tır.
Yasaklanmış iki çukur, bıngıldak ve ense çukuru hariç, her yere kupa kapatılabilir.
Kupa çekmek için en uy£un yerler:
• Omuza, sırtın orta kısmına ve yanlara kapatılan kupalar (son kaburga kemiğine kadaromurganın iki tarafı) akciğer, karaciğer, safra kesesi, pankreas, mide hastalıkları ve ağrılarına, yüksek tansiyon, omurga kireçlenmesi ve boyun fıtığına çok iyi gelir.
• Sırtın alt kısmına (son kaburga kemiğinden başlayarak kuyruk sokumuna kadar omurganın iki tarafı) kapatılan kupa bel ağrısı, yüksek tansiyon, böbrekler, kadın-erkek hastalıklarına iyi gelir.
• Şakakların alt kısmına (kulaklar önüne) kapatılan kupa göz, burun, dudak, yanak, kulak, boğaz, boyun, diş ve diş eti hastalıklarına iyi gelir, beyni temizler, yüz cildini güzelleştirir.
• Kulak altı ve biraz arkasına kapatılan kupa kulak, burun, göz hastalıklarına, ön dişlere ve köpek dişlerine, baş ağrısına, karaciğer ve safra kesesi sancılarına, baş titremesine iyi gelir.
• Çene altına kapatılan kupa baş ve yüz organlarının hastalıklarına (çene, göz, burun, kulak, dudak, diş, diş etleri ve yanaklar), boyun organlarının hastalıklarına (ses telleri, tiroid bezi ve lenf bezi hastalıkları, boyun fıtığı, bademciklerin şişmesi) ve yüz güzelliğine iyi gelir.
a Göğüs üstü, altı ve göğüs uçlarına kapatılan kupalar meme tıkanıklarını dağıtır, anne sütünü çoğaltır.
• Makat ile cinsel organ arasına kapatılan kupa prostat hastalıklarına, ba-
sur ve fil hastalığına, adet düzensizliğine iyi gelir.

• Makata kapatılan kupa kafadan ve tüm vücuttan kanı aşağı çeker. Tüm organlara ve vücuda rahatlık verir. Bilhassa bağırsaklara, prostat hastalıklarına ve adet düzensizliklerine iyi gelir.
• Uylukların iç kısımlarına kapatılan kupalar kalça ve topuk ağrılarına, basur, karın ve kasık fıtığına, gut hastalığına iyi gelir.
• Uylukların ön kısmına kapatılan kupa erbezi ödemi, kalça ve baldır yaralarına iyi gelir.
• Uylukların arka kısmına kapatılan kupa yüksek tansiyonu indirir, baş ağrısını dindirir, uyluklardaki yara ve ağrıları giderir.
• Topuklara kapatılan kupa adet düzensizliklerine, siyatik ağrılarına, gut
hastalığına iyi gelir.
• Göbeğin üst kısmına kapatılan kupa yağları dağıtır, cildi güzelleştirir, kabızlığa, fıtığa, mide ve karın ağrısına iyi gelir.
• Göbek çukuruna yarım litrelik kavanoz kapatılırsa, bu karın ağrısını ve 1(33 adet ağrılarını giderir.
• Göbeğin alt kısmına kapatılan kupalar böbrekten idrar yoluna inen taşı mesaneye indirir, yumurtalıklar ve tüplerdeki tıkanıkları açar ve göbeğin üst kısmına kapatılan kupaların sağladığı faydayı sağlar.
• Kupa çekmek için 100 gr., 150 gr., 200 gr., 250 gr. veya 500 gramlık kupalar veya normal mutfak kavanozu, pamuk ve uzun çakmak kullanılır.
Kupanın dibine küçük, ama dip kısmı ince bir tabaka halinde kapatmasına yetecek pamuk parçası yerleştirilir ve çakmakla yakılıp hızlı bir şekilde belirtilen bölgeye yapıştırılır ve duruma göre 10-20 dakika (bazen 1-2 saate kadar) bekletilir. Sonra, kupa ağzına en yakın olan deriye parmakla bastırılıp, kupanın hava alması sağlanarak kupa alınır ve yerine hafifçe masaj yapılır.
Çocuklar, zayıflar ve yaşlılar için 100 gramlık kupalar kullanılır. İlk defa yapıldığında kupalar sadece 3-5 dakika bekletilir. Bekletme süresi daha sonra 15 dakikaya kadar uzatılabilir. Alıştıktan sonra, yaşlılara daha büyük, 150-200 gramlık kupalar kullanılabilir.

Yüz ve çene altı için de 100 gramlık kupalar alıştıra alıştıra uygulanır. Yüz ve çene altına ilk defa kapatılan kupaları bekletme süresi 1 dakikadan başlanarak 10 dakikaya kadar uzatılabilir.
Kupalar iki günde bir veya üç günde bir olmak üzere aynı bölgeye 5-7 defa kapatılabilir. Sonra farklı bir bölgeye geçilir, ihtiyaca göre 1-3 ay sonra aynı bölgeye tekrar uygulanır. Sırayla, bölge bölge tüm vücuda kapatılan kupaların hiçbir yan etkisi ve zararı yoktur.
Kupaların izi sağlıklı insanlarda düzgün, kırmızıya çalan pembe bir renk alır ve kısa zamanda dağılır. Kupa izi düzgün morluklar şeklinde olursa, kandaki toksik madde fazlalığını, düzgün olmayan benekli morluklar ise, ince damarlarda yeni oluşmuş tıkanıklıklar olduğunu gösterir.
Kapatılan kupalar hiçbir iz bırakmazsa, bölgede kan dolaşımının zor durumda olduğu anlaşılır. Yani eski, katı, yağlı veya balgamlı tıkanıklıklarla damarlar kapanmış ve bölgeye bağlı olan organlar besin ve oksijen yetmezli-ğiyle karşı karşıya kalmış demektir. Bu katı tıkanıklıkları hareketlendirmek ve çıkartabilmek için sık banyo yapmak, vücudu keselemek, banyodan son-164 ra çörekotu yağı veya terebentin yağı ile karışık zeytinyağı, veya sirke ya da acı kavun suyu ("ilaçlar" bölümüne bakınız.) ile vücuda masaj yapmak, kaplıcaya gitmek gerekir. Ancak bunları yaptıktan sonra, büyük yani güçlü kupalar kapatılır ve hacamat yapılır. Akut hastalıklarda yalnızca hastalığın şiddeti azalmaya ve ateş inmeye başladığı zaman kupa kapatılabilir.
Her zaman kupa kapatılabilir, ancak bu işlem için en etkili zaman "Hacamat zamanı" bölümünde anlatılan zamandır.
Uyan: Yüze ve boyna sık kapatılan kuvvetli kupalar görme zayıflığına sebep olabilir.
Ateş ile kupa kapatma işleminin tek tehlikesi hastanın yanan pamuk ile yanmasıdır. Aslında kupa içinde oluşan yanığın hiç zararı yoktur, tam tersine faydası vardır, iyileşme daha derin ve daha etkili olur. Eski tabipler omurga ve eklem hastalıkları için yakarak kupa kapatırlardı.
Kupa çekme işleminde iki usûl vardır:
• 1. Usûl (etkisi daha kuvvetli olan): Ateş kullanarak kupa çekmek.
A) Ateş kullanarak yanıksız kupa kapatmak.
B) Ateş kullanarak yakarak kupa kapatmak. Dağlama yapar gibi.
• 2. Usûl: Vakum aleti kullanarak kupa kapatmak.

Sülük Tedavisi
İlaçların hayırlısı burna çekilen ve ağızdan alınan ilaçlar, müshil, kan aldırmak ve sülük vurdurmaktır"
Hadis-i Şerif
Nehir, göl ve ırmaklarda yaşayan, Allah tarafından insan ve hayvanların toplar damarlarını temizlemek için görevlendirilen sülükler, eski çağlardan beri tedavi için kullanılır. Sülükler, insan ve hayvanları ısırarak, toplar damarlarda oluşan tıkanıklıkları eriten, birikmiş kanı sulandıran ve dağıtan 105 farklı enzim salgılarlar. Sonra da derin tabakalardan, vücudun en kirli kanını emerler.
Sülükler eski yaralarda, egzama, uyuz, sedef, vitiligo, mantar, yılancık gibi her türlü cilt hastalığında kullanılır. Ameliyat sonrası yara izlerine, çürüklere, morluklara ve çillere de konabilir.
Varis ve basur gibi, damarlardaki tıkanıklık ve dolaşım bozukluğundan kaynaklanan her durumda,- tiroid, hipofiz, yumurtalık, erbezi, prostat,- rahim, kalp, karaciğer, dalak, akciğer, göz ve kulak hastalıklarının,- MS, alz-heimer, parkinson,- fıtık, ateşli şişlikler, çıban, kangren gibi hastalıkların tedavisinde kullanılır. Yüz, kafa, boyun, sırt, bel, makat, rahim ağzı, kuyruk sokumuna ve her azaya uygulanabilir.
Göz travması sonrası göz tansiyonu, göz damarlarının kanaması, gözyaşı kanalı tıkanması, arpacık, katarakt başlangıcı için göze yakın bölgelere, örneğin gözün dış veya iç köşesine, alt veya üst kapakçığına, çene altı ve şakaklara,-
Beyinde damar tıkanıklığı ve dolaşım bozukluğu, Sara, MS, Alzheimer, Parkinson ve üst diş eti hastalıkları için üst diş etlerine, kafa arkasına, kafanın iki yanına, kulaklar arkasına, boyna ve çene altına,-
Sara hastalığı, ağız ve dil yaralan için ağız içine, dil altına ve dile,
Rahim, yumurtalık, testis ve prostat hastalıklarında alt diş etlerine, ka-

sıklara, makata, makat ile cinsel organ arasına, erbezine, hatta rahim ağzına,-
Karaciğer ve dalak hastalıklarında kürek kemikleri arasına, kürek kemikleri altına, göğüs altına, makata ve ayaklara sülük konur.
Bel ve boyun fıtığında fıtık yerine sülükler konur.
Sülükler düştükten sonra sülüklerin tuttuğu her noktaya birkaç defa kupa kapatılıp akıntı iyice vakumlanır.
Tiroid bezi hastalıklarında tiroid üzerine sülük konur. Sülükler düştükten sonra sülüklerin tuttuğu her noktaya birkaç defa kupa kapatılıp akıntılar iyice vakumlanır, nodul varsa, çıkarmaya çalışılır.
Sülük kullanımı için en iyi mevsim ilkbahar, ikincisi sonbahardır.
En iyi sülükler rengi mor, kahverengi, toprak rengi, ince, fare kuyruğuna benzeyen ve başı küçük olanlardır. Bunlar ise suyu temiz, yeşil yosun ile kaplı ve kurbağası bol olan göllerden toplanan veya havuzda yetiştirilen sü-166 lüklerdir. Yeşil, mavi, siyah, kıllı, büyük başlı, karnı kırmızı ve sırtı yeşil olan,- kokuşmuş, kurbağa yaşamayan sularda veya hızlı akan suda yaşayan sülükleri kullanmamak gerekir. Bu tip sülüklerin kullanımı aşırı kanamaya, yaralara ve şişmeye sebep olabilir.
Sülükler göllerden toplanacaksa, kullanımdan 1-2 gün önce toplanır, kuyruğundan baş aşağı tutarak kusturulur, sonra suya batırılarak yıkanır, yansına kadar suyla dolu bir cam kavanoza yerleştirilir ve kullanım vaktine kadar (2-3 gün) bekletilir. Sülük koymadan önce, gerekli vücut bölgeleri ılık su ile yıkanır ve kurutulduktan sonra kuru lif ile masaj yapılır. Sonra sülükler bir bez parçası ile alınır ve hazırlanmış bölgelere yerleştirilir. Sülükler kendi kendine en önemli noktaları bulurlar ve vücudun en kirli kanını emerler,- doyduktan sonra düşerler. Uzun süre düşmeyen sülükler üzerine biraz su, tuz veya kabartma tozu serpilir. Sülükler düştükten sonra, kanamayı bir müddet daha devam ettirerek daha çok atık madde çıkartmak ve yarayı temizlemek için ışınlan noktalar üzerine kupa kapatılır. Sümüksü akıntı, gaz veya tıkanıklık çok ise, bunlar tamamen bitene kadar kupayı birkaç defa kapatmak gerekir.
Kanamayı, şiddetine göre, 12-48 saat durdurmamak gerekir. Çünkü yal-

nız kirli kan dışarı atılır, vücutta temiz kanı dışarı atacak bir mekanizma yoktur.
Sonra kanamanın olduğu bölge, kuru temiz bir bez ile kapatılır. Kanama hâlâ devam ediyorsa ve gerekli ise, ceviz kabuğu yakılarak külü kanayan yere serpilir veya öğütülmüş nar kabuğunun tozu serpilir ve bantlanır. Fakat büyük tabiblere göre, en iyisi, esneme, mide bulantısı ve bayılma hissi gelene kadar beklemektir. Bu durum kan hacminin %20'dan fazlası kaybedilince görülür. Kan kaybında ilk tehlike kan hacminin % 30'dan fazlası kaybedilince oluşabilir (tahminen 1,5 litreden fazla). Ancak bağışıklık sisteminin devreye girmesiyle, bu tehlikeli noktaya gelmeden, doğal olarak hasta bayılır. Bayılınca, kalp atışları yavaşlar, tansiyon düşer, kanama otomatik olarak durur. Sülüklerden sonraki kanama sebebiyle bayılan bir kimse bugüne kadar görülmemiştir.
Sülükleri bekletirken hergün veya iki günde bir sularını değiştirmek, kullanılan sülükleri temiz bir akarsuya veya göle bırakmak gerekir. Sülükler 3-6 ayda bir defa beslenirler. Emdikleri kanı, içindeki mikroplarla birlikte tamamen hazmederler. Onun için mikrobik hastalık taşıma riskleri yoktur. Uyan:
• Kan sulandıran ilaç kullananlara sülük konmaz! Sülük koymadan 3 gün
önce ilaç kullanımını bırakmak gerekir.
• Kiraz, vişne ve limon kanı çok sulandırdığı için sülük koymadan 2 gün öncesinden itibaren ve sülük konulan gün bunları yememek gerekir.
• Hemofili hastalarına sülük konmaz!
• Ağrı kesici, ateş düşürücü, aspirin ve antibiyotik çok kullananların kan
üretimi baskılanmış olabilir. Bu sebeple onlar sülük koymaya 3 taneden başlamalı ve iki seans arası 3 haftadan daha sık olmamalıdır. Bu tür hastalar sülük tedavisini kan kontrolü ile yapmalıdır.
• Adetli kadınlara, tok karna ve abdestsiz olanlara sülük konmaz.
• Organ nakli geçirenlere ve diyalize bağlanan böbrek hastalarına sülük koymamak gerekir.

Açlık Tedavisi Oruçla Tedavi
Nefislerinizi aç bırakınız ki kalpleriniz Allah'ı (O'nun cemâlini)
müşahede edebilsin!"
Hz. Isa (a.s.)
"Açlık Allah'ın hazinelerindendir. Allah dilediği ve sevdiği kimselere verir"
Abu Süleyman Darani
Allahü Teala ilk orucu Adem Aleyhisselam'a, sonra sırasıyla diğer pey-gemberlere, onlar da ümmetlerine bildirdi. Musa Aleyhisselam ve Ilyas Aleyhisselam 40 gün, Isa Aleyhisselam 60 gün hiçbir şey yemeden oruç tu-jgg tardı. Abdülkadir Geylani hazretleri 40 günde bir iftar ederdi. Bunlar efsane değil, tesbit edilen, kitaplarda anlatılan gerçeklerdir. Davud Aleyhisselam ömür boyu bir gün yer, bir gün oruç tutardı. Bu oruca "Savm-ı Davud" denir. Savm-ı Davud, oruçların en ağırı, Peygamberimiz (s.a.v.)'in de en sevdiği oruçtur. Peygamber Efendimizin "Zemzemden başka yiyeceğim olmadığı halde Kabe'yle örtüsü arasında kırk gün kırk gece kaldım", buyurduğunu Ebu Zer (r.a.) Buhari ve Müslim'in sahihlerinde rivayet ediyor.
İnsana günde 250-500 gr. yemek yeterlidir. Bundan fazlası, vücutta kalıntı oluşturur ve hastalık yapar. Vücut hastalığa karşı devamlı direnç gösteremez. Çünkü sürekli yemeklerle uğraşmak, fazlalıkları ve toksinleri atmak, atılamayanları depolamak çok zor bir iştir. Oruç bu konuda en iyi yardımcıdır, insan oruç tutarken, yani aç kaldığında, vücut hazım işinden azad olur ve kendi kendini temizlemeye yönelir. Kalıntıları ve toksinleri, karaciğer ve bağırsaklardan dışkı ile,- akciğerlerden öksürük ve nefesle,- beyinden hapşırma, gözyaşı, kulak akıntısı ve geniz akıntısı ile,- böbreklerden idrar ile; kandan ter ile dışarı atmaya başlar. Bu ağır işin gerçekleşmesi esnasında çok enerji harcanır. Vücut bu enerjiyi bulabilmek için önce glikojen ve yağ depolarını kullanır. Neticede, açlığın ilk 3-4 gününde insan her gün 1-1,5 kg. verir.

3-4 gün sonra, temizlenen kan, damarların duvarlarında oluşan kolesterol, toksin ve kireç tabakasını eriterek, vücuttan çıkartmaya başlar. Bu günlerde insanın ağzı, nefesi ve teri ağır kokar,- tükürüğü çoğalır, koyu ve yapışkan olur. İdrar koyulaşır, rengi değişik, kokusu ağır olur,- ayrıca kum ve taşlar da dökülebilir. Titreme, tansiyon düşmesi veya yükselmesi gözlenebilir. Mide bulantısı, kusma, kaşıntı olabilir,- aft, uçuk, sivilce, hatta çıban ve yaralar çıkabilir. Ancak ibadetini yapan insanların orucu çok rahat geçer. Onlarda sadece hafif titreme olabilir veya nabız sayısı düşebilir.
Açlığın beşinci-yedinci günü ağızdan ve deriden şiddetli aseton kokusu gelmeye başlar. Bu koku vücudun iç beslenmeye geçtiğini bildirir ve o gün herkese ağır gelebilir. Çünkü açlığın tesiri o gün hücrelere iner ve fonksiyonu değişime uğramış hücreleri temizlemeye başlar. Temizlenmesi mümkün olmayan hücreleri tek-tek parçalayarak kendine gıda yapar, yani hastalıkları kökten yok etmeye başlar. Kireçleri ve depolanmış fazlalıkları eriterek kısmen kullanır, kısmen dışarı atar. 5.-7. günden sonra kahverengi, çok kokulu büyük abdest gelebilir. Kadınlarda koyu kırmızı, kahverengi veya yeşile dönük, içinde parçalar olan kokulu adet kanaması olabilir. Bu 169 normaldir, hatta iyidir. Bu günlerde oruçlu kişinin tükürüğü, iltihaplı yaraları iyileştirir,- virüs veya mantar enfeksiyonu bulunan kulaktaki mantarı kurutur, virüsü yok eder,- yeni oluşmuş kataraktı eritir,- akrebi bile öldürür.
Bu süreçte kilo kaybı azalır, günde 500-700 grama iner.
Yedinci günden itibaren kilo kaybı günde 300-360 grama, 21 gün sonra ise 120-150 grama iner. Kilolu olanlar daha çok kilo verebilirler. Eğer açlık zamanında su içilmezse, vücut su bulmak için daha çok hasta hücre kullanır ve hastalıklar daha kısa zamanda biter. Ancak canı su isteyenlerin içmesi gerekir. Su içme isteği, vücudun toksinleri eritmek için suya ihtiyacı olduğunu gösterir.
Hastalık biterse, yani vücut bütün hasta ve Allah'ı zikirden vazgeçen hücreleri yiyip bitirirse, oruçlu insanın iştahı hemen açılır. İştah açılmazsa oruca devam edilir.
Açlıkta niyet çok önemlidir. Açlığa niyet edildiği zaman vücut kendini bu niyete göre programlar. Açlığın her günü için belli miktarlarda fazlalığı atmayı ve harcamayı planlar. Vücudun programını bozmamak için niyeti bozmamak gerekir.

Açlıktan korkmak için sebep yoktur, açlıktan hiçbir zarar gelmez. Çünkü, Allahü Teala'yı zikreden hücreye kabirde kurt-böcek dokunamadığı gibi, açlık da vücuttaki zikreden hücrelere dokunmaz. Açlıkta beden de aç kalmaz, çünkü her bir hücrenin her zaman 40 günlük zahiresi, rızkı vardır. Bununla birlikte vücut, yıllarca toplanan olan fazlalıkları gıdaya dönüştürerek kullanabilir. Bunu idrak edebilen, açlığı rahat yapar.
Alimler: "Sıhhat için aç kalmak oruç sayılmaz", derler. Bunun için niyet ederken sırf Allah'ın rızası için sağlık kazanmak gözönünde bulundurularak niyet edilmesi doğru olur. Hayızlı ve nifaslı kadınlar da, oruç niyeti ile değil, sağlık niyeti ile açlık yapmalıdırlar.
Sağlıklı olabilmek için on günden fazla açlığa gerek yoktur.
1 Günlük açlık
Sünnet oruçları her pazartesi ve perşembe günü tutulur. Bu, şüphesiz, oruç için en hayırlı günlerdir, fakat haftanın herhangi bir gününde de oruç tutulabilir. 1 günlük, 36 saatlik açlık orucu bu şekilde yapılır:
Pazar akşamı saat 19:00'dan itibaren hiçbir şey yenmez. Uykudan önce sinameki ya da magnezyum kalsine gibi bir bağırsak boşaltıcı içilir. Pazartesi sahurda bir şey yemeden büyük abdestin gelmesi için 1 bardak su içilir ve oruca başlanır. Kabızlık sorunu olanlar lavman da yapabilir. Kabızlık sorunu yoksa 1 günlük ve 3 günlük oruçta lavman yapmaya veya sinameki içmeye gerek yoktur, iftarda bir şey yemeden, 1-3 yudum su ile oruç açılır. Fakat su içmek isteyenler istediği kadar içebilirler. Salı sabahı saat 07:00'de meyve suyu içilir veya meyve yenir ve bu şekilde 36 saatlik oruç tamamlanır. O gün, gün boyu yalnızca meyve suyu içilir, meyve veya salata yenir, akşama yakın yemek yenebilir. Oruç tatlı veya yemekle açılmaz. Oruç tatlı ile açılırsa, pankreasa tehlikeli bir biçimde yüklenilmiş olabilir. Yemek ile açılırsa bağırsağın burkulmasına yol açabilir.
1 günlük oruca devam etmek isteyenler, haftanın hep aynı gününü seçmeli, mesela her pazartesi ara vermeden devam etmelidirler. Çünkü vücut haftanın aynı günü tutulan oruca kolay alışır, oruç günü geldiğinde iştah kendiliğinden kesilir ve oruç rahat geçer. Farklı günlerde olursa, vücut şaşırır, iştah kesilmez ve oruç da kolay geçmez. Çocuk ve gençler oruca çok kolay alışır ve kısa zamanda tüm hastalıklardan arınır. Haftada 1 gün oruç

tutanlar ve yemek düzenini bozmayanlar hastalık yüzü görmezler. Hastalıklardan ömür boyu korunabilmek için akıllı insan, haftada 1 gün oruç tutmayı ihmal etmez.
Yaşlıların gençler kadar kolay sağlığına kavuşması mümkün değildir. Onlar bütün temizlemeleri yaptıktan sonra 1 günlük oruca devam etmelidirler.
3 Günlük açlık
Açlığın ilk günü, aynı 1 günlük açlıkta olduğu gibi, sahurda su içilir, sonra iftar ve sahurda bir şey yemeden 3 gün arka arkaya oruç tutulur. Hastalığı ağır olanların, 3 günlük orucu 7 gün arayla 7-14 defa yapmaları gerekir. 3 günlük orucun kanser dahil bütün hastalıklara büyük faydası vardır. Oruçların sonunda önce meyve suyu, sonra meyve, daha sonra salata yenir, yalnızca akşam sebze yemeği yenebilir.
10 Günlük açlık 171
Tümör, ağır kemik hastalıkları, ruhsal hastalıklar,- epilepsi ve MS gibi nörolojik hastalıklar, kalp-damar hastalıkları ve bütün ağır hastalıkların 10 gün aç kalmadan iyileşmesi zordur. Çünkü yukarıda anlatıldığı gibi açlık sadece 5.-7. günden sonra hücrelere iner ve değişmiş hücreleri iyileştirmeye veya yok etmeye başlar.
Oruca başlamadan önceki akşam öğütülmüş sinameki veya magnezyum kalsini alınır ve sahurda 1-2 bardak su içilir. Ya da akşam birşey içilmez, sahurda magnezyum sülfat içilir. Bağırsaklar boşaltılamazsa lavman yapılır çünkü oruç esnasında bağırsaklar temiz olmalıdır.
İlk 3 gün iftarda 1-3 yudum, çok istenirse, istenildiği kadar su içilebilir. 3 gün sonra iftar ve sahurda istenildiği kadar su içilebilir, içilen suyun kalitesi çok önemlidir ("Su" bölümüne bakınız.)
Günde 1-2 defa soğuğa yakın ılık su ile gusül abdesti alınır. Ne abdest, ne de içmek için sıcak su kullanılmamalıdır, çünkü açlıkta mide bezleri çalışmaz ve enzim üretmez, içilen veya gusülde kullanılan sıcak su mide bezlerini çalıştırabilir ve mide bezleri mide suyu üretmeye başlayabilir. O zaman insan orucu açmaya mecbur kalır.

Açlıkta organlarda değişik ağrılar, ateş, titreme, kusma, ishal olabilir, hepsi normaldir ve iyidir. Şeker ve tansiyon düşebilir. Bu, vücudun, kendi durumuna göre ihtiyacı olanı ayarlamasıdır, ona karışılmaz. Bunlardan herhangi biri veya birkaçı ile karşılaşıldığı zaman su lavmanı yapılır. Lavman ile atılanlar çok miktarda ise açlık boyunca iki günde bir lavman yapmaya devam edilir.
Bazen kusma bir kaç gün (3-4 gün) uzayabilir. Bu durumda nane, kereviz yaprağı, limon kabuğu, kediotu, ayva veya sirke koklamak, durmazsa, yeni öğütülmüş veya dövülmüş kara biberi koklamak, yine de durmazsa su içmek, gusül abdesti almak ve lavman yapmak gerekir. Kusma yine de durmazsa, elma çiğneyerek suyu emilir kalıntıları yutmadan atılır, ya da greyfurt veya limon emerek oruç bozulabilir. Bu şekilde bozulan orucun arkasından da meyve suyu içmeye devam edilir. Oruçtan asla zarar gelmediğine inanıp, kusmaya sabredebilen ve oruca devam edebilen insan büyük hastalıklardan kurtulabilir. Çünkü kusma, beyinde derin değişimler olduğuna, vücuttan ağır zehirlerin atıldığına veya karaciğer ve dalağın ağır hastalığı-172 na işarettir. Tabi ki 10 günlük orucu, konuyu bilen bir doktor kontrolünde yapmak daha kolaydır. Ancak orucun mahiyetini anlamayan doktorlardan uzak durmak gerekir.
10 günlük açlık bittikten sonraki on gün, açlıktan daha önemlidir.
Bu günlerde vücut, kaybedilen hasta hücrelerin yerini doldurmak için, sağlıklı hücreleri çoğaltarak, organları yeniden inşa etmeye başlar. Yani tamamlanan orucun neticesi direkt olarak bu on gün süresince yenen yemeklere bağlıdır. Tüketilen gıda meyve, taze çiğ sebze, rafine olmamış zeytinyağı, doğal bal olmalı,- suya dikkat edilmelidir! ("Su" bölümüne bakınız.)
10 Günlük açlık bittikten sonraki
l.gün:
Sabah suyla yarıyanya karıştırılmış taze sıkılmış, elma suyu, greyfurt suyu veya limon suyu ile oruç açılır. Sıkılacak meyvelerin mutlaka çürüksüz, beresiz olması gerekir. Akşama kadar tahminen 1-1,5 litre meyve suyu içilir. 10 gün oruçtan sonra hiç iştah yoksa, o zaman oruca devam etmek en doğru seçenek olur. Ancak oruca devam etme gücünü kendinde bulamayanlar, kendilerini zorlamadan, iştahları gelene kadar, meyve suyu içmeye devam ederler.

2. gün:
Sabahtan öğleye kadar 3/4'ü meyve suyu + 1/4 u su karışımı içilir. Öğleden akşama kadar her 3 saatte bir istenilen meyve başka bir meyveyle karıştırılmadan yenebilir.
3. gün:
Sabah meyve suyu, sonra meyve, sonra salata, sonra, akşama yakın yağsız ve tuzsuz, az su ile kısık ateşte pişirilmiş sebze yemeği veya sebze çorbası yenebilir. Bu ilk 3 günde kahverengi, siyah veya yeşilimsi renkli büyük abdest gelebilir. Gelmezse, 3. veya 4. gün sabah lavman yapılır.
4. gün:
Aynen 3. gün olduğu gibi, sadece akşam kabak, kereviz, pırasa, kara lahana, pazı gibi herhangi bir sebze yemeği ile 30 gr. ekmek veya aynı miktarda haşlanmış pirinç yenebilir. Yemeğe 1 çorba kaşığı sızma zeytinyağı, ince kesilmiş dere otu, maydanoz, taze soğan ve sarımsak eklenebilir.
5. gün:
Sabah bal şurubu içilebilir. Bal doğal ve 30 gr.'dan fazla olmamalıdır. Acıkınca meyve, karpuz veya kavun, 3 saat sonra da taze salata yenir. Akşama yakın zeytinyağı, sarımsak ve soğanla, kavrulmadan yapılmış sebze yemeği 50-60 gr. ekmekle yenebilir . Yanında yoğurt da olabilir.
6. gün:
5. gün olduğu gibi aynı yemekler (sebze yemeği, haşlanmış pirinç, yo
ğurt ve salata) yenebilir. Aynı gün içinde ekmek ve pirinç yenmez, ya pi
rinç ya da ekmek yenir.
7-8. gün:
6. günde olduğu gbi beslenilir. Ek olarak zeytinyağlı taze fasulye yeme
ği yenebilir.
9. gün:
Ek olarak balık yenebilir.
10. gün:
Et yenebilir.
Uyan: Oruçtan sonraki 10 gün boyunca sadece yukarıda yazılanlar yenmelidir. Peynir, süt, tuz, şeker, kahve, siyah çay, hazır yiyecekler ve içecekler kesinlikle kullanılmamalıdır. Bir gr. tuz dahi vücuttaki su-tuz dengesini derhal bozarak bedeni şişirir. Birinci yemek hazmedilmeden ikinci bir

yemek yemek tehlikelidir. Hazmın bozulmasına, bağırsaklarda gaz oluşmasına ve bağırsak burkulmasına sebep olabilir.
10 günlük açlıkta kusma olursa durdurmak için:
• Kafur koklanır ve mide bölgesine sürülürse, kusmayı durdurur.
• Karın bölgesi ve kürek kemikleri arasına kupa kapatmak, salıncakta sal-
lanmak kusmayı durdurur.
fnatçı kusmayı durdurmak için:
• Kekik ve nane demlenir, nar suyu eklenerek içilirse kusmayı durdurur. Veya
• Kaynatılmış ve demlenmiş karanfil suyunu yudum-yudum içmek, veya
limon suyu içmek, veya yutmadan ayva çiğnemek kusmayı durdurur.
On günlük orucu gençler hemen yapabilir. 40 yaş üzerindeki acil hastalar ve çok ihtiyacı olanlar Önce 10 gün sadece greyfurt, havuç ve elma suyu içtikten ve karaciğeri temizledikten sonra oruca başlayabilirler.
Oruçların sağlık için hiçbir zararı veya tehlikesi yoktur. Tersine, faydası çok büyüktür. Sadece doğru yapmak, kaidelerini bozmamak gereklidir. 10 günlük oruç herkese nasip olmaz.
Bir defa açlık zevkini tadan, tokluktan rahatsız olur ve hep açlığı arar. Birkaç 10 günlük oruçtan sonra insan kendini çok sağlıklı hisseder. Beslenme kanunlarını gözeten, haftada 36 saat veya ayda 3 gün, hicrî ayın 13, 14, 15.'i günleri aç kalan insanın vücudu sağlıklı olur. Ancak beden-ruh sağlığının dengesi yalnızca beş vakit namaz ile sağlanabilir. Isa aleyhisselam "Beni temizle" ricasında bulunan birisine, "Seni temizleyebilirim, ama sen evini (vücudunu) temiz tutmazsan, eski sahipleri (hastalıklar, günahlar) bu sefer arkadaşlarını da toplayarak, geri dönerler", cevabını vermiştir.
Açlık, beyinde yerleşen zararlı programları siler, düşünce, anlayış ve ezberleme kuvvetini, konsantrasyon yeteneğini, görme, işitme, tat alma duyularını geliştirir ve güçlendirir. İnsanın gördüğü rüyalar daha güzel, renkli ve canlı olur. Bu noktaya gelen insan için ilim öğrenme ve Kur'an-ı Ke-rim'i ezberleme zamanı gelmiştir. Zira, "Kur'anı Kerim'de şifa aramayan, şifa bulamaz". Kur'an-ı Kerim'in ve farz ibadetlerin koruması dışında kalan insan, bir tuzaktan kurtulur kurtulmaz diğer bir tuzağa düşer. Onun içindir ki, tedavilerin en mükemmeli Kuran ve açlık ile tedavidir. Çünkü Kur'an'da ve açlıkta beşer kanunları değil, ilahi kanunlar devreye girer. Tedaviyi ise

bu kanunlara tam uyan vücudun koruma mekanizması gerçekleştirir. Çok yemek, katkı maddeli yiyecekler tüketmek ve sentetik ilaç kullanmak sebebiyle vücutta toplanıp biriken maddeler açlıkla süpürülüp temizlenir. Kuran ayetleriyle de hücrelerin zikri düzeltilir. ("Hastalıkların başlaması ve seyri" bölümüne bakınız.)
Elbette uzun ve ağır hastalıklar sonucu tahribata uğrayan organların tamamen eski hallerine dönmesi mümkün olmayacaktır. Ancak bu organların sağlam kalan kısımları büyük oranda iyileşebilir. Bu iyileşen kısımlar, sağlıklı organın yapması gereken işlevleri bir derece kompanse edecektir. Mesela, sağlıklı bir kimse 3-5 kişilik yemeği tek başına bir oturuşta tüketirse, vücut zarar görmekle beraber, bununla bir şekilde baş edebilir. Ancak ağır hastalık sonucu organları zarar görmüş birisi için böyle bir deneme ağır sonuçlar doğurabilir.
Bu durumda olanların hayatı boyunca yapması gerekenler:
• Düzenli olarak meyve suyu, sülük ve hacamat ile kanı temizlemek.
• Su ve yiyecek kalitesine sürekli dikkat etmek. j 75
• Gıdaların her zaman taze, doğal ve ağırlıklı olarak sebze, meyve, bal, taze kuru yemiş gibi çiğ olanını tercih etmek. Miktar olarak az yemeli ki, organlar yediği bu miktarı hazımda ve dağıtımda zorlanmasın.
• Mide ve bağırsaklarda gaz yapan, mizaca uygun olmayan yiyeceklerden kaçınmak. Taze mayalı ekmek, bayatlamış ve bozulmuş meyveden, özellikle tatlı elma, muz, kavun ve armutun bozulmuşu) aynı şekilde sakınmak.
• Ağır fiziksel işlerden, ağır kimyasallarla çalışmaktan, kimyasal madde kullanmaktan kaçınmak.
• Doğru beslenme alışkanlığı edinerek, kuralların dışına çıkmamak ve rutin olarak bağırsakların işlevini kontrol etmek.
• Her yıl, burada anlatılan tedaviyi uygulamak ve her ay 3 gün veya haftada bir gün açlık yapmak. Yani hem sağlıklı insanın hem hastanın yapması gereken aynı şeydir
HASTALIKLAR VE TEDAVİSİ
"Hastalarınızı yeyip içmeye zorlamayın. Zira Allah Teala Hazretleri onlara yedirir içirir."
Hadis-i Şerif
"Hastalıklarınızın günahlarınız, şifanız da istiğfar olduğunu unutmayınız."
Hadis-i Şerif
Ademoğlu sabaha erişince azalarının hepsi hal lisanı ile ona şöyle der: "Bizim hakkımızda Allah'tan kork Zira biz sana aitiz. "
Hadis-i Şerif
Ameliyatlar
Bedenin X-ışınlarına tabi tutulması sonra da verilerin bilgisayara yüklenerek ayrıntılı görüntülere dönüştürülmesine bilgisayarlı tomografi veya CT denir. CT aracılığıyla hastalığın aşaması belirlenmekte ve bazılarına göre, sadece bir dakika süren tek bir CT taraması "yaşam kurtarabilmekte". Ancak çoğu zaman CT taraması "aldatıcı müspetlere", yani, gerçekte herhangi bir sorun yokken varmış gibi görünmesine yol açabilmektedir. Bu sonuçlar ise gereksiz yere zararlı tedavilere hatta ameliyatlara sebep oluşturmaktadır.
Daha da kötüsü, araştırmacılar bilgisayarlı tomografinin kansere yol açabileceğini ve mevcut olan urları tetikleyebileceğini belirtiyorlar. Bu durum bizzat, kansere yatkın olanlar, kan grubu "A" ve "AB" olanlar ve yaşları geçkin olanlar için tehlikeli olabilmektedir. Bütün bunlardan çıkan sonuca göre sağlıklı insana uygulanan CT taramasının vereceği zararlar sağlaya-

cağı yararlardan çok daha fazla olabilir. Ancak doktorlar hemen hemen her konuda CT, tomografi, röntgen, ultrason ve pahalı incelemeler istemektedir. Sonra da gereksiz yere ilaç tedavisi hatta ameliyatlar (bel fıtığı, kalp ameliyeden sezaryen ameliyeti gibi) yapılmaktadır. Burada istek sadece doktorlardan gelmiyor, hastalardan da görüntülü ve inandırıcı teşhisler için büyük talep oluyor. Kendisinden tahlil, MR gibi tetkikler istemeyen, ciddi teşhisler koymayan, ilaç tedavisi vermeyen doktorlara hastalar şüpheyle bakıyorlar.
Örneğin, İskandinav ülkelerinde yaşayan Türkler Türkiye'deki doktorları tercih ederler. Çünkü bu ülkelerdeki doktorlar talepten birkaç gün hatta birkaç hafta sonra randevu verirler, ilaç yazmazlar, hastaneye yatırmaz-lar, kolay kolay ameliyat etmezler, normal doğum gerçekleşene kadar doğum sancısına sabretmeyi teşvik ederler.
Burada anlattığımız tedavi metodu uygulandığı sürece hiç kimsenin kazalar hariç, ameliyat gibi bir müdaheleye ihtiyacı kalmayacaktır. Eğer ameliyat kaçınılmaz ise, ameliyattan sonra iştahı gelinceye kadar yemek yememek ve istemedikçe bir şey içmemek gerekir. İştah gelince, sadece canının istediği meyve ve sebzeleri yemeli, bu meyve ve sebzelerin suyunu içmeli-dir. İnsan "faydalı" diye, canının istemediği yiyeceği kesinlikle yememelidir.
Beyin fonksiyonunu ağır bir şekilde etkilediği için genel anesteziden sakınmak gerekir. Kesinlikle uzak durulması gereken diğer bir işlem de kan nakli olup gereksiz bir işlemdir, hatta alan için zararlıdır.
Ameliyatta genel anestezi uygulanmışsa, ameliyat sonrası beyinde meydana gelen tehlikeli durum için acilen tedavi uygulanmalıdır. ("Hiperaktif çocuklar" bölümüne bakınız.)
Burada bir gerçeği vurgulamak istiyoruz: Geniz eti, bademcik, apandist, safra kesesi, rahim gibi organların ameliyatla alınıp atılması çağdaş tıbbın bir cinayetidir. Çağdaş tıbbın hükmüne razı olan insanın ise emanet olarak verilmiş bedenine karşı işlediği daha büyük bir cinayettir. Değil bir organ, insan vücudundaki her bir hücre sağlık için büyük önem taşımaktadır.
Her bir organın hücrelerinin ürettiği enerji, vücudun tüm enerjisini bünyesinde toplayan tek bir enerji kanalına akar. Her organ, kendisiyle aynı zikri yapan gezegen veya gezegen grubuna enerji yoluyla bağlıdır. Tek

bir organın alınması dahi güneş sistemindeki gezegenlerden birinin yok olması kadar büyük bir faciadır.
Bu anlamda organ nakli daha trajik bir durumdur. Çünkü organ nakli iki kişiyi aynı anda bağlamaktadır. Organ bağışında bulunan kimsenin yaşıyor ya da ölmüş olması hiçbir önem taşımaz. Bizim ölümden sonraki hayatı bilmemiz imkansızdır, öğrendiğimizde ise çok geç olacaktır. Hazreti İsa "Eğer gözün seni günaha davet ediyorsa onu yerinden kopanp at gitsin. Gözünün ölmesi cehennemde tüm vücudunun yanmasından daha makbuldür", buyurmuştur. İnsanın kendi organı, kendisi için böylesine tehlikeli olabilirse, başka birinin gözünü, kalbini ya da böbreğini nasıl taşıyabilir?
Kan nakliyle ilgili bir örnek çok dikkat çekicidir: Ameliyat sırasında kana ihtiyacı olan bir kadına kan nakli yapıldı. Hasta uyandıktan sonra, hayatında hiç sigara içmediği halde, şiddetle 'Kısa Marlboro sigarası' içmek istedi. Araştırıldığında kendisine kan veren amcasının 'Kısa Marlboro' tiryakisi olduğu anlaşıldı. Kadın 15 yıldır bu istekle mücadele ediyor.
Bazan hastalar yalnızca çektikleri ağrıdan kurtulmak için ameliyata razı olurlar. Ancak kolu, bacağı, bademciği, rahmi veya safra kesesi ameliyatla alınan bazı hastaların hissettiği sancı, ağrı, kramp ve kaşıntılar ameliyattan sonra da yok olmaz. Çünkü beynin o organa ait merkezindeki kayıtlar silinmemiştir ve hasta organ atıldığı için, bu ağrıların tedavisi artık mümkün değildir.
"Hastalıkların esas sebepleri" bölümünde bedenin hastalanma mekanizması anlatılmıştır. Yaptığımız hatalar karşılığında "hastalanma mekanizması" yaratıldığına göre, "iyileşme mekanizması" da yaratılmıştır, iyileşme mucizesini sadece ve sadece vücudun kendi "iyileşme mekanizması" gerçekleştirir. Bizim yapmamız gereken, bu mekanizmayı canlandırmak ve çalıştırmak, sonra da bu çalışmaya engel olmamaktır.
Yukarıdaki Hadis-i Şerifte hastalıkların tedavisi için açlık önerilmiştir. Açlık, iyileşme mekanizmasını canlandırıp çalıştırır, iyileşme mekanizması da bütün hastalıkları kökten kaldırır. Açlık kadar radikal ve asla hata riski taşımayan, masrafsız, zararsız ve hızla sağlığa kavuşturan ikinci bir metod yoktur. Açlıktan önce hiçbir ilaç, hiçbir bitki veya gıda bedenin iyileşmesine doğrudan etki edemez,- onlar, sadece açlıkla birlikte kullanıldığında fayda verir.



__________________
Radyo hidayetcagi dinlemek için tıklayın

Allah'a olan sevginizin ölçüsü, ne kadar zikrettiğinizle orantılıdır..Efendi Hz.      
[IMG]
Sayfa Başı Yazdırılabilir Sayfa Göster kars's Profil Diğer mesajlarını ara: kars
 
kars
Moderator
Simge

Moderator

Üyelik: 12 December 2006
Ulusal Bayrağı Turkey Turkey
Mesajlar: 4055
Gönderildi: 08 July 2008 - 05:04 | IP Kayıtlı Alıntı kars

Açlık yapamayanlar bunun yerine açlık gününün 2 katı kadar günü meyve veya sebze suyu içerek, örneğin, 3 günlük açlık yerine 7 günü, 10 günlük açlık yerine 21 günü sadece meyve veya sebze suyu içerek geçirmelidir. Günde 1,5-2 litre meyve veya sebze suyu yeterli olabilir. Meyve ve sebze suyuna bir miktar su ilave etmeyi unutmamak gerekir. Meyve suyu seçerken hastalığınızı göz önünde bulundurarak "ilaçlar" bölümüne bakınız. Tek çeşit meyve suyu seçebileceğiniz gibi her öğün farklı meyve suları da içebilirsiniz. Mesela, 7 gün boyunca sadece elma suyu veya elma suyu + havuç suyu ya da kırmızı pancar suyu + havuç suyu karışımı da içebilirsiniz. Bu tip karışımların nasıl yapılacağını bu kitaptan öğrenebilirsiniz.
Mesela, sabah limon, greyfurt veya portakal suyu, öğlen nar, ikindide elma + havuç suyu karışımı, akşam ise havuç + kırmızı pancar suyu karışımı içilebilir. Sağlıklı insan için meyve suyundan çok meyvenin kendisi daha faydalıdır. Bu tedavinin uygulanması sırasında iyileşme krizi yaşanır. Nasıl ki insan hastalanırken ateşlenir, kusar, bademcikleri şişer, ağrı ve sancı duyarsa iyileşme sürecinde de bunları yaşar,- ancak hastalanma sürecinden çok daha hafif geçer. Başka bir iyileşme yolu olmadığından, sabret- 179 mekten ve sağlığı yeniden kazanmak ve devam ettirmek için sağlıklı yaşam kanunlarını gözetmekten başka bir seçeneğimiz de yoktur.
Sağlığı Korumak İçin Genci Tavsiyeler
{/> Sabah güneşin doğmasına 1-2 saat kala uykudan kalkmak ve akşam güneşin batmasına 1 -2 saat kala uyumamak gerekir. Bu saatlerde uyuyanların uyku, yorgunluk, tembellik ve hastalığı çoğalır. Çünkü bu saatlar-de vücut, sistemlerin dengeli olabilmesi için gerekli olan hormonları üretir. Uykuda ise bu süreç yavaşlar. Bu durum fiziksel, psikolojik ve ruhsal rahatsızlıklara yol açar.
Q Her hastalığın temelinde yetersiz hazım veya hazımsızlık olduğu için,
zencefil, kekik, kimyon, mercanköşk, hardal, zerdeçal, kakule, çemen ve biberiyeyi sırayla devamlı kullanmak gerekir. Bunlar sindirimi kolaylaştırır, mide ve bağırsakları kuvvetlendirir, bu organlardaki mikrof-lorayı normalleştirir, iltihaplanma sürecini durdurur, gastrite, hatta H. Pylori enfeksiyonuna son verir.

ğ Başağnsı, midede hazımsızlık, geğirme, ekşime varsa, tansiyon ve kan şekeri yükseliyorsa yapılacak en doğru şey kusmaktır. Kusmak için 1 çorba kaşığı zeytinyağı, 1 bardak ılık suyu karıştırarak içmek yeterli olabilir. Kusmada zorlananlar, midenin üzerine ılık su torbası koyarak, iki parmağı ağza sokarak kusma hissi uyandırabilirler. ("Kusma" bölümüne bakınız.)
Ayda bir ya da iki defa kusmak ile mide temizlenir ve kuvvetlenir.
ğ Hindibağ, sinirliot, ısırganotu ve yabani semizotunu, mide, bağırsak ve karaciğer enzimlerini artırmak için, hazmı ve kan üretimi süreci gibi bedenin bütün süreçlerini düzeltmek için, kısacası tüm hastalıklara karşı ilaç olarak kullanmak gerekir.
y Yeşil sebzeyi çoğaltmak gerekir. Roka, çiğ ıspanak, hindiba, kereviz, maydonoz, semizotu gibi her türlü yeşilliği, havuç, kırmızı pancar, soğan, limon suyu ve zeytinyağı katarak, salata şeklinde her gün yemek gerekir.
V Kabız olmamaya dikkat etmek gerekir. Sıhhatli olmak isteyen biri, büyük abdeste çıkmadan ikinci bir yemek yememelidir. Karpuz, incir, greyfurt, üzüm gibi meyveler, havuç ve yeşil yapraklı sebzeler bağırsakları rahatlattığı için büyük abdeste çıkılmadığı zaman yemek olarak yenebilir. Bu kaideye ömür boyu riayet edilmelidir. Müshil ilaçları:
• Magnezyum sülfat (ingiliz tuzu), hint yağı veya sinamekiyi haftada bir,-
• Sarısabırı her ilkbahar ve sonbaharda,-
• Acı kavun yaprağını yazın ayda bir defa kullanmak sindirim sistemini ve organların sağlığını korur. ("Acı kavun" ve "Mide ve Bağırsakların Tedavisi" bölümlerine bakınız.)
$ Sanmsak yutmaya alışmak gerekir. Sarımsak yutmaya 3 dişten başlanarak 21 dişe kadar çoğaltılabilir. Böylece yılda 1 defa 21 günlük sarımsak kürleri yapılır. İmkan varsa, bu 21 günlük kürler sırasında 10 gün boyunca her akşam bir baş sarımsak, 1 tatlı kaşığı çörekotu, 1 tatlı kaşığı ısırganotu tohumu dövülür, yarım çay kaşığı zencefil eklenir, bal ile karıştırılır ve aç karnına yenir. Fakat her akşam 1-3 diş sarım-

sak yutmaya ömür boyu devam edilir. Kuru soğan çiğ olarak yenir. Soğan ve sarımsak kansere, alerjiye, ağır enfeksiyonlara ve genetik mutasyonlara karşı vücudun direncini artırır. İdrar, balgam, safra ve hayzı söktürür, iltihabı kurutur, zararlı mikropları ve kurtları öldürür, bezleri ve kanı temizler, tansiyon, kolesterol ve kan şekerini kontrol altına alır.
0 Her sabah taze sıkılmış sebze veya meyve suyu içmek, hergün meyve ve yeşil sebze yemeye devam etmek, kanı ve organları temiz tutar, kalbi rahatlatır, huyu güzelleştirir, uyku ve yemeği azaltır, vücudun sağlığını, kuvvetini ve canlılığını korur.
v Karpuz mevsiminde karpuzu tüm hastalıklara karşı büyük nimet olarak görmek, onu çekirdekleri ile yemek ve kabuğunun suyunu sıkarak günde 1-2 çay bardağı içmek gerekir. Karpuz böbrek taşlarını düşürür,- karaciğeri ve böbrekleri kuvvetlendirir ve temiz tutar.
Uyan: Sebze ve meyvenin genetiğinin değiştirilmemiş olmasına dikkat edilmelidir.
V Halis zeytinyağının faydaları saymakla bitmez: Kan şekeri ve kolesterolü normalleştirir, bağırsak yaralarını ve basuru iyileştirir. Kanserden korunmada ve safra taşlarını eritmede etkilidir,- damar açıcı ve temizleyicidir. Zeytinyağından maksimum fayda sağlamak için çiğ olarak kullanmak gerekir.
V Haftada 1-3 defa yeşil sebze ile birlikte mizaca yani kan grubuna uygun olan bir et ve 1-2 defa balık yemek sindirimi rahatlatır, bağışıklık sistemini kuvvetlendirip, metabolizmayı normalleştirir. ("Et" bölümüne bakınız.)
V Yumurta sadece taze olarak 1-3 günlükken, en fazla 9-10 günlükken, yenebilir. 10 günlük veya daha bayat yumurta veya 5 dakikadan fazla kaynatılmış yumurta veya pastörize edilmiş yumurta zehirlidir ve aller-jendir. Bayat yumurta eskiden sadece çimento yapımında kullanılırdı.
v Kan dolaşımını düzeltmek ve muhafaza etmek için her ilkbaharda sülük kullanmak, yazın ve kışın da hacamat yaptırmak gerekir. ("Sülük Tedavisi" ve "Hacamat" bölümlerine bakınız.)

Hazmın bozulmaması, vücutta toksik kalıntı oluşmaması ve karaciğer hastalıklarına yakalanmamak için:
• Süt ürünlerini balıkla ve et ile birlikte yememek,
• Nohut, mercimek ve fasulyeyi yoğurt ile birlikte yememek,
• Mide ve bağırsaklarda gaz oluşturan yiyeceklerden,
• Hazır sosis, salam, sucuk gibi karışık et ürünlerinden,
• "Fast-food" yiyeceklerden,
• Dondurulmuş yarı hazır gıdalardan,
• Mikrodalgada hazırlanmış besinlerden,
• Ambalajlı ürünlerden ve konservelerden uzak durmak gerekir. Ayrıca

• Kavrulmuş ve beklemiş kuru yemişler,
• Margarin, ayçiçek yağı, fındık yağı ve mısırözü yağı gibi rafine edilmiş
katkılı yağlar kolesterolü yükseltir ve damarlarda katı tıkanıklıklar
182 oluşturur. ("Yağlar" bölümüne bakınız.)
• Boya, sitrik asit veya sirke ruhu ile hazırlanmış zeytinler,-
• Ketçap, soslar, hazır turşular, katkılı reçeller ve yapay ballar,-
• Uzun ömürlü süt, krem şanti, hazır çorba ve diğer uzun ömürlü ürünler,-
• Aspartam, aspasvit, aspamiks, glikoz, fruktoz gibi transgenik tatlandı-
rıcılar,
• Boya, tatlandırıcı, aroma ve karbondioksit İçeren gazoz, yapay hazır meyve suları ve kolalı içecekler,-
• Transgenik nişasta, glikoz, fruktoz, kıvam arttırıcı, aroma ve boya, süt
tozu, yumurta tozu, yağ ve koruyucu içeren hazır yiyecekler
sağlığa son derece zararlıdır uzak durmak gerekir.
Bunlar, böbrek, karaciğer, beyin ve üreme organlarının dokularını olumsuz etkiler, hafıza kaybına, konsantrasyon buzukluğuna, kısırlığa, şeker hastalığına, alerjilere ve bugüne kadar bilinmeyen hastalıklara sebep olur (MS gibi). ("Katkı Maddeleri" bölümüne bakınız.)
"Doğal" olduğu söylenen vitamin ve ilaçların hemen hemen tamamı genetiği değiştirilmiş ürünlerden elde edilir. ("GMO" bölümüne bakınız.)

Müslümanlar için uyan: İlaç firmalarının resmi açıklamasına göre kapsül, draje ve tablet yapımında sadece domuz jelatini kullanılmaktadır. Dana jelatini, deli dana salgınından bu yana üretimden kaldırılmıştır, ("ilaçlar" bölümüne bakınız.)
Temizlik maddeleri ve deterjanları kullanmaktan sakınmak gerekir. Yağ çözücüler, kireç çözücüler, lavabo açıcılar, klorlu detarjanlar, bulaşık detar-janları ve benzerleri beyin damarlarını, akciğerlerdeki bronşları ve alveol-leri eriterek şişirir ve yıpratır, kana karışarak alerjilere, kısırlığa, MS'e ve kansere yol açar. ("Aromalar" bölümüne bakınız.)
Karaciğer Hastalıkları
Karaciğerin fonksiyonlarından bazıları:
• Karaciğer, sindirim sistemi ile kana geçen tüm maddeler için bir süzgeç
görevi görür.
• Enerji kaynağı olan glikoz ve vitaminleri vücudun ihtiyacı olduğunda 183 kullanmak üzere depolar.
• Safra asitlerini sentezleyerek, besinler ile aldığı yağların ve yağda eriyen vitaminlerin emilimini kolaylaştırır.
• Hazım sisteminden gelen protein, karbonhidrat, yağ gibi besin parçalarını daha da ince parçalara ayırır ve bunlardan vücudun tabiatına uygun yağ, iyi huylu kolesterol, enzim, glikoz, protein, vitaminler gibi gerekli ana maddeleri üretir. Böylece 2. hazım tamamlanmış olur. Bu hazım sonucunda oluşan besin maddelerini kana gönderir, zararlı maddeleri ise nötralize eder.
• Kanın pıhtılaşmasını ve suyun damar içerisinde durmasını sağlayan
proteinler karaciğerde üretilir. Böylece, vücutta kanama ve ödemlerin
oluşmasını engeller.
Kronik Toksik Hepatiî
Karaciğer zararlı maddeleri vücuttan uzaklaştırır. Örneğin, vücudun çalışması sırasında oluşan veya sindirim yoluyla gelen pek çok zararlı maddenin ve alınan ilaçların kalıntılarını nötralize eder ve çıkartır. Ancak, karaci-

gere gelen zararlı madde miktarı, karaciğerin nötralize etme ve dışarı atma kapasitesini aşarsa, karaciğerin dokularında depolanır. Karaciğerdeki bu depolar dolunca da kanda birikmeye başlar. Atık ve toksik maddenin toplandığı dokularda iltihaplanma olur veya çöplükdeki çöpler gibi yanma başlar ve bu durum kronik toksik hepatite neden olur.
Tıpta "belirtisiz hepatit" veya "asemptomatik hepatit" denilen bir terim vardır. Aslında belirtisiz hepatit yoktur. Mantıklı düşünülürse, ilk bakışta karaciğerle alakası olmadığı zannedilen kalp damarlarında, beyin damarlarında veya herhangi bir damardaki tıkanma, böbrek hastalıkları, böbret taşları, safra kesesi taşlan, alerji, cilt hastalıkları gibi hastalıkların nedeninin kronik toksik hepatit olduğu anlaşılır. Katkılı gıda ve GM ürünlerinin çoğalmasıyla kronik toksik hepatit de çoğalmakta ve özellikle gençlerde çok sık görülmektedir. Bugün 5 yaşın altındaki çocukların çoğu, suni gıdalarla beslenenlerin hemen hepsi bu hastalığa yakalanmış durumdadır.
Kronik toksik hepatite zemin oluşturan kimyasallar: Antikonvülzanlar, antidepresanlar, hormonal ve anti romatizmal ilaçlar, antibiyotikler, anes-tezikler gibi bütün tıbbi ilaçlar,- kimyasal saç boyaları, gıda katkı maddeleri, tarım ilaçları, bütün detarjanlar, zehirli maddeler ve benzerleri.
Viral Hepatit
Viral hepatitler, A, B, C, Delta, E, G virüsleri veya Herpes benzeri virüsler nedeniyle oluşan iltihaplı reaksiyonlardır. Bütün viral hepatitler bulaşıcıdır: A ve E hepatitleri yiyecek-içeceklerle, B, C, Delta ve G hepatitle-ri kan ve vücut sıvıları vasıtasıyla veya yakın temasla geçebilir.
Bazı hastalar, kanında hepatit virüsü ve karaciğer fonksiyonunda bozukluk bulunduğu halde, hiçbir belirti vermeden ve sarılık olmadan hepatit geçirebilir. Bazı hastalarda ise halsizlik, iştahsızlık, bulantı, kusma, karın, sırt veya eklem ağrıları, kaşıntı, göz aklarında ve ciltte sararma, idrar renginde koyulaşma gibi belirtiler görülebilir. Kanında hepatit virüsü bulunduğu halde, karaciğer fonksiyonunda hiçbir hastalık belirtisi göstermeyen kişiler taşıyıcı olarak tanımlanırlar. Bulaşma konusunda onlar da hastalar kadar tehlikelidir.
Ancak, sağlıklı karaciğer, virüslerin yaşayabilmesi için müsait bir ortam değildir. Sağlıklı karaciğer dışarıdan gelen virüsü tekrar dışarı atar. Yalnız-

ca, zararlı yemeklere alışkın, kronik hazım yetmezliği çeken ve Kronik Toksik Hepatite zemin oluşturan kimyasalları kullanan bir insanın karaciğerinde toksik madde ve atıklar toplanır. Bu kişinin karaciğerinde virüsler çoğalarak, karaciğeri temizleme vazifelerini yerine getirmeye başlarlar. Virüsler karaciğerdeki toksinleri temizleyebildiği müddetçe hastalık belirti vermez. Ancak toksin miktarı virüslerin temizleme kapasitesini aşacak boyuta geldiğinde hepatit belirtileri görülmeye başlanır.
Kanında hepatit virüsü bulunduğu halde, karaciğer fonksiyonunda hiçbir değişim göstermeyen taşıyıcıların durumu buna delildir.
Viral hepatitin tedavisi kolaydır. Hasta ne kadar genç ve hastalık ne kadar yeni ise iyileşme de o kadar kısa sürede gerçekleşir.
Genç ve yeni hastalanmış hastanın tedavisi:
l.gün
T Tedaviye kusmayla başlanır ("Genel tavsiyeler" bölümüne bakınız.)
T Kustuktan 2-3 saat sonra 1 çorba kaşığı magnezyum sülfat (İngiliz tu- 185 zu, glaubren tuzu) 1 bardak su ile içilir.
V 2-3 saat sonra, yarım çay kaşığı öğütülmüş sinameki + 100 gr. turp yaprağı suyu + 100 gr. su + biraz safran karıştırılıp içilir. Turp yaprağı suyu yerine hindiba suyu veya demlenmiş papatya çayı veya demlenmiş pelinotu çayı kullanılabilir. Bir tatlı kaşığı papatya veya pelino-tu 150 gr. kaynar su ile 15 dakika demlenir ve süzülerek kullanılır.
Hiçbir şey yenmez.
y Bundan sonra, koltuk altından ölçülen ateşi 38 dereceden yüksek değilse, omuzdan başlayarak 12. kaburga altına kadar, ertesi gün ise sağ ve sol göğüs altından göbek deliği hizasına kadar 4'er kupa çekilir. Ateşi yüksek ise, ateş inmeye başlayınca kupa çekilir.
2. günden başlayarak 3 gün boyunca
y Elma, greyfurt, semizotu ya da havuç sularından biri suyla karıştırılarak günde 4-5 defa içilir. Günde 3 defa da pelinotu çayı içilir. Ancak hastanın canı içmek istemiyorsa, içmeye zorlamamalı, bu üç gün boyunca aç kalmalıdır.

Veya
vğ Sabahtan öğleye kadar havuç suyu + elma suyu karışımı, sonra ikindiye kadar greyfurt suyu, sonra akşama kadar semizotu suyu içilir. Meyve sularının arasında aynı şekilde pelinotu çayı içilir.
Elma ve greyfurt suları birbiriyle karıştırılmamalıdır. Ancak elma suyu, havuç suyu ile,- havuç suyu, semizotu suyu ile, havuç suyu ıspanak suyu ile karıştırılabilir. Greyfurt yerine limon suyu da içilebilir. Kışın semizotu suyu yerine, kırmızı pancar suyu, havuç suyu ile karıştırılarak içilebilir.
Bu 3 gün boyunca başka hiçbir şey yenmez.
C Birinci ve ikinci gün dizlerden hacamat yaptırılır. Hacamat yaptırmak yerine makata 17-21 tane sülük konabilir. Sülükler düştükten sonra makata kupa çekilir.
Bu 3 gün içinde karşılaşılan kusma, her tür hepatit için faydalıdır, iyileşmeyi çabuklaştırır. 1 kaşık zeytinyağını 1 bardak ılık su ile karıştırıp içmek, kendiliğinden kusamayanlara yardımcı olabilir.
Bu 3 gününün bitiminde
@ Hergün öğleye kadar yukarıda anlatılan karışımlar yukarıda anlatıldığı gibi içilir.
$ öğlen isteyen istediği kadar meyveyi birbiriyle karıştırmadan yiyebilir. İncir, üzüm, elma, greyfurt, erik, vişne veya karpuz olabilir.
v1 Akşam rendelenmiş havuç ve kırmızı pancar, ıspanak, pırasa, soğan, sarımsak, semizotu ve turp yaprağı ile yapılmış sebze salatası yenir. Salataya limon suyu ve zeytinyağı eklenir. Salata ile birlikte bir avuç kavrulmamış badem veya kavrulmamış antep fıstığı yenebilir.
$ Uykudan önce yağsız yoğurt suyuna bal ve biraz kaya tuzu eklenir ve içilir. 7 gün boyunca bu şekilde devam edilir. Ancak tedavinin 4. gününde hâlâ ateş veya sanlık varsa
@ 4. gün sabah ilk önce 70-100 gr. taze sıkılmış hindiba veya ısırganotu suyu + 50 gr. su + yarım çay kaşığı öğütülmüş sinameki + biraz safran karıştırılıp içilir. Isırganotu yerine 100 gr. turp yaprağı suyu, demlenmiş papatya çayı veya demlenmiş pelinotu çayı kullanılabilir.

Uyan: Bu tür acı karışımlar tatlandırmadan içilmelidir.
Q Sonra öğleye kadar anlatıldığı şekilde sebze suları içilir.
0 Öğleden sonra bir fincan yeşil mercimek + 1 çay kaşığı öğütülmemiş kimyon + 1 tatlı kaşığı kadın tuzluğu kuru meyvesi veya kabuğu + yarım çay kaşığı çemenotu kaynatılır, sonunda zencefil eklenir ve ateş kapatılır. Biraz soğuduktan sonra ezilmeden süzülür ve süzülen su ılık olarak yudum yudum içilir. Yeşil mercimek suyu yerine aynı şekilde hazırlanmış arpa suyu da kullanılabilir.
$ Uykudan önce yağsız yoğurt suyuna bal ve biraz kaya tuzu eklenir ve içilir. Ve böylece 7 gün tamamlanır.
P Bu 7 gün içinde 4. gün suyla yanyanya karıştırılmış acı kavun suyu avuç içine dökülür ve başı öne doğru eğerek, burundan genize kadar çekilir. 3-5 saniye tuttuktan sonra, sümkürmeden dışarı akmasına izin verilir. Bir defadan fazla çekmek doğru değildir. 2-3 saat sonra hapşırma ve burun akıntısı başlar. Akıntı 1 -2 gün sürebilir. Bu işlemden sonra gözlerdeki ve derideki sarılık hemen geçer. Ancak biraz baş ağrısı olabilir, bu doğaldır, ("ilaçlar" bölümü "Acı kavun" konusuna bakınız.)
Veya
T Burna aynı şekilde elma ya da üzüm sirkesi de çekilebilir. Fakat sirkeyi 7-10 saniye burunda tutmak ve günde 3-4 defa tekrarlamak gerekir.
Q 5. gün sabah kürek kemikleri üstü, arası ve sağ kürek altına,-
\> 6. gün ise sağ ve sol göğüs altına 6'şar sülük konur. Sülükler düştükten sonra ışınlan noktalara kupa çekilir.
Sülük mevsimi değilse, omuz, kürek kemikleri arası ve kürek kemikleri altına hacamat yaptırılır. 10 gün sonra bu işlem tekrarlanır.
Böylece karaciğeri temizleme hazırlığı tamamlanır.
V 7 gün tamamlandıktan sonra 1 gün boyunca suyla karıştırılmış elma suyu içilir ve saat 19:00'dan başlayarak karaciğer temizlemesi yapılır. ("Karaciğer temizlemesi" bölümüne bakınız.)
vğ Temizleme yapıldıktan sonra beslenmeye dikkat edilir ve bir hafta sonra 3 gün aç kalınır. Açlıktan bir hafta sonra sonucu görmek isteyenler kan tahlili yaptırabilir.

Tedavi başlangıcından itibaren, 1-3 ay boyunca virüs kanda dolaşabilir, fakat zarar vermez. Bir süre sonra da kendiliğinden kaybolur. Çünkü temizlenmiş karaciğer artık virüslerin yaşayabileceği uygun bir ortam değildir.
Sağlığı kazandıktan sonra kaybetmemek için haftada 1 defa 36 saatlik oruç tutmak, tıbbi ilaçları, katkılı hazır yiyecekleri ve içecekleri kullanmamak, karışık ve birbirine ters yiyecekleri birlikte yememek, zehirli maddelerle hiçbir şekilde temas etmemeye özen göstermek yeterlidir.
Y Emzirilen çocuk 2-3 gün aç bırakılmalıdır. Açlık bittikten sonra anne bebeği azar azar emzirmelidir. Çocuk açlık yaparken anne bu süreyi meyve suyu içerek geçirmeli, sütünü sağarak atmalı ve bağırsak tedavisine başlamalıdır.
Y Eğer hasta 2-5 yaşında çocuk ise bu durumda, çocuğu hemen 2-3 gün aç bırakmak, sonra 7 gün boyunca bal şurubu, greyfurt, elma, havuç suyu içirmek, meyve ve karpuz yedirmek gerekir.
Y Açlık bittikten sonra 2. gün kürek kemikleri altına hacamat yaptırılır veya sağ kürek kemiği altına 3 tane küçük sülük konur. Sülükler düştükten sonra kupa çekilir.
Bu 7 günlük tedaviden sonra, artık çocuğa, margarin ve rafine edilmiş sıvı yağlar ile hazırlanan yiyecekler, katkılı hazır yiyecekler ve içecekler, karışık yemekler, beyaz ekmek yedirilmemeli, süt içirilmemelidir. Yeni sıkılmış meyve ve sebze suyu, doğal üzüm pekmezi ve meyve vermeye devam edilmelidir. İstenirse, günde bir öğün yemek yedirilebilir.
P 5-10 yaşındaki çocuklara 150-200 gram zeytinyağıyla lavman yaptıktan sonra 3 gün açlık yaptırılır. Sonraki 3 gün elma suyu içirilir ve 3. gün saat 19:00'dan başlayarak karaciğer temizlemesi yaptırılır. ("Karaciğer temizleme" bölümüne bakınız.)
$ Hasta yaşlı ise "Kronik hepatit tedavisi" uygulanmalıdır. Kronik Hcpatiî Tedavisi
Kronik hepatitin tedavisine mide ve bağırsak tedavisiyle başlanır, sonra karaciğer temizlemesi yapılır ("Mide ve bağırsak tedavisi" ve "Karaciğer temizlemesi" bölümlerine bakınız.) Açlık günlerinde hacamat yaptırılır veya sülük konur.

Karaciğer temizlemesinden sonra, karaciğeri güçlendirmek için:
ğ Her sabah 20 mg. arı sütü, 1 tatlı kaşığı balla birlikte ağızda eritilerek yutulur. Balı sevmeyenler bir çay kaşığı balla yetinebilirler. Öğleye kadar meyve yenir veya meyve sıkılıp, suyu içilir. Karaciğer için en iyi meyveler incir, üzüm, karpuz, elma, greyfurt ve limondur.
ğ Öğleden sonra aç karnına 1 çay kaşığı polen, 1 tatlı kaşığı balla birlikte yenir. Baldan ve tatlı meyveden başka tatlı yenmez.
v* Günde bir defa yemek ile yanında yeşillik, sarımsak, kırmızı pancar, ıspanak, semizotu salatası yenir.
v* Haftada 2 defa yeşil mercimek öğütülmemiş kimyon ve çemenotu ile kaynatılır, zencefil eklenir ve ezilmeden süzülüp suyu içilir. Yeşil mercimek suyu yerine aynı şekilde hazırlanmış arpa suyu da kullanılabilir.
Böylece 1 ay devam edilir.
Arı sütü ve polen bulunamazsa yerine aşağıdaki karışım hazırlanır
vğ 30 gr. kuru zencefil + 15 gr. tarçın kabuğu + 300 gr. su karıştırılıp bir
gece bekletilir. Sabahleyin yumuşayan zencefil ince ince kesilir, aynı 189 suyun içinde tarçın kabuklarıyla beraber 10-15 dakika süreyle kısık ateşte kaynatılır. Sonra 1 kilo taze incir eklenir. Taze incir yerine 300 gr. doğal bir şekilde kurutulmuş incir bir gece suda bekletildikten sonra kullanılabilir. Kaynama derecesine geldikten sonra 1 bardak şeker eklenerek ateş kapatılır. 1-3 saat beklettikten sonra tekrar ocağa konarak, 10-15 dakika kısık ateşte kaynatılarak ateş kapatılır. Bu defa 5-6 saat bekletildikten sonra yarım kilo bal eklenerek, 3-5 dakika kısık ateşte kaynatılır. Ateşi kapattıktan hemen sonra aşağıda anlatılan şekilde önceden hazırlanmış safran eklenir ve 2-3 gün beklettikten sonra kullanmaya başlanır. Günde 1-2 defa, bu şuruptan 30-50 gramı, ılık su ile aç karnına içilir, meyvesi, tarçını ve zencefili de yenir. Safran hazırlama
Safran iplikçiklerinden bir tutam alınır, 100-150 gr. sıcak su ile karıştırılır ve bir gün bekletildikten sonra süzülerek kullanılır.
Yukarıdaki bir aylık tedaviden sonra:
V Her sabah 1 çorba kaşığı taze öğütülmüş veya dövülmüş çörekotu + 1 çorba kaşığı öğütülüp elekten geçirilmiş civanperçemi + 1 çorba kaşığı bal karıştırılır, ikiye bölünür ve öğlene kadar iki defada yeşil çay ile

yutulur. Acıkınca elma suyu, greyfurt suyu, havuç suyu içilebilir fakat öğlene kadar başka bir şey yenmez. Öğleden sonra istenilen yemek yenebilir. 3-5 gün bu şekilde devam edilir.
Bundan sonra:
@ Her akşam 1/2 çay kaşığı öğütülmüş sinameki + 70-100 gr. hindiba yaprağı suyu + 50 gr. su + biraz safran karıştırılıp içilir. Hindiba yaprağı suyu yerine ısırganotu suyu , 1 çorba kaşığı taze sıkılmış zencefil suyu, turp yaprağı suyu veya demlenmiş papatya çayı kullanılabilir.
Bu ilaca, kabızlık yoksa haftada iki-üç defa, kabızlık varsa, her akşam olmak üzere 1 hafta devam edilir. Sinameki, burada, kanı ve karaciğeri temizleme amacıyla kullanılır.
Bu 10-12 günlük kür, her 3-6 ayda bir tekrarlanır. 2-3 ay sonra iyileşmeyi görmek için doktor kontrolüne gidilebilir.
1 -2 yıl boyunca, haftada bir defa 36 saatlik oruca devam edilir. 7 defa 3 günlük açlık, sonra da 10 günlük açlık yapmak karaciğeri mükemmel duru-190 ma getirir.
Karaciğeri temizleme ve güçlendirme özelliğine sahip ısırganotu, kereviz, kereviz yaprağı ve suyu, maydanoz, kişniş, hindiba, çörekotu, safran ve zencefil zaman zaman ara vererek fakat daima kullanılmalıdır. Bunlar, yerine göre taze veya kuru olarak, çay olarak, yemek veya salataya katılarak kullanılabilir. Yılda bir defa yukarıda anlatılan tedaviyi tekrarlamak gerekir.
Siroz
Karaciğer sirozunun en önemli nedenleri, önceden geçirilen viral veya toksik hepatit, alkol bağımlılığı veya kronik kalp yetmezliğidir. Fakat bazı siroz vakalarında, hastanın hikayesinde alkol bağımlılığı, kalp yetmezliği ya da viral hepatite rastlanmaz. Bu insanların hastalığı tamamen kronik asemptomatik toksik hepatit ve zararlı yeme alışkanlığına bağlıdır. Yemekten sonra meyve yemek bu hastalığa yol açan en önemli sebeplerden biri olabilir. ("Birbirine Ters Yiyecekler" ve "Karışık Yemek" bölümlerine bakınız.)
Karaciğer sirozu bir nedene değil, birçok nedene bağlı olsa da, oluşum süreci değişmez. Karaciğer hücrelerine zarar veren herhangi bir etken kar-

şısında ölen hücrelerin yerini bağdokusu alır. Aşırı çoğalan bağdokusu daha sonra yakınındaki hücre ve damarları sıkıştırır. Böylece karaciğerde kan dolaşımı ve oksijen yetersizliği daha da artar. Sirozun aşırı bağdokusu üretimi kan dolaşımı bozukluğuna, kan dolaşımı bozukluğu devamlı zehirlenme ve iltihaplanmaya, devamlı zehirlenme ve iltihaplanma ise bağışıklık sisteminin tepkisine yol açar.
Siroz hastalığının tedavisi çok zor olmakla beraber, iyileşme, karaciğerdeki hastalığın evresine ve hastanın yaşına bağlıdır.
Hastalığın son evresinde karaciğer büyüyebilir ya da küçülebilir. Siroz Tedavisi
4 hafta boyunca Davud aleyhisselam orucu yapılır: 1 gün aç kalınır, 1 gün bitki çayı ve üzüm suyu, elma suyu, greyfurt suyu, limon suyu gibi meyve suyu içilir,- incir, karpuz yenir.
örneğin:
Q Birinci gün aç kalınacak, ikinci gün ise öğleye kadar meyve suları içilecek, öğleden sonra akşama kadar meyve, salata yenecek, zencefil ve- 191 ya kuşburnu çayı içilecek ve uykudan önce 30 gr. sarımsaklı zeytinyağı + 30 gr. limon suyu ile içilecek, ertesi gün tekrar aç kalınacak...
Bu arada tercihe göre, istenirse meyve suyu yerine sebze suyu içilir ve meyve yerine salata yenebilir.
Sebze suyu olarak
V Havuç suyu + kırmızı pancar suyu karışımı, Q Pancar suyu + semizotu suyu karışımı,
V Kırmızı pancar suyu + ıspanak suyu karışımı,
V Havuç suyu + elma suyu karışımı 1/4 oranında su karıştırarak kullanı
labilir.
İstenirse, ıspanak, semizotu, hindiba, maydanoz, kuru soğan, yeşillik, kabak, havuç, kırmızı pancar, kereviz, sarımsak ile salata yapılabilir. Salata üzerine 1 çorba kaşığı sarımsaklı zeytinyağı gezdirilir ve bol limon suyu eklenir. Başka hiçbir şey yenmez.
v1 1. hafta bittikten sonra, sülük mevsimi ise sülük tedavisine, mevsimi değilse hacamat yaptırmaya başlanır. ("Hacamat" ve "Sülük tedavisi" bölümlerine bakınız.)

192

y 4 hafta sonra karaciğer temizlemesi yapılır. ("Karaciğer temizlemesi" 1. gün bölümüne bakınız.) Karaciğer temizlendikten sonra
y Haftada 2 gün olmak üzere özellikle pazartesi ve perşembe günleri, 36 saatlik oruçlara devam edilir.
v Oruç tutulan günlerin dışındaki diğer 5 gün meyve suyu içilir, meyve ve sebze yenir, elma suyu + bal veya arı sütü + polen kullanılır
v Haftada 2 defa hafif yemek yenebilir. Yağ olarak sadece sarımsaklı zeytinyağı, yağsız pişirilen yemeğin üzerine gezdirerek veya salata ile kullanılır.
Oruç tutulmayan günler için örnek beslenme programı
vğ Greyfurt veya elma suyu içilir, (saat 07:00)
vğ 1 tatlı kaşığı bal, 20 mg arı sütü ile ağızda eritilerek yutulur, (saat
09:00)
v 100 gr. havuç suyu + 100 gr. elma suyu + 50 gr. su yudum yudum içilir, (saat 11:00)
vğ 150 gr. havuç suyu + 50 gr. kırmızı pancar suyu + 50 gr. su içilir, (saat 13:00)
v 1 tatlı kaşığı bal + 1 çay kaşığı polen yutulur, su veya zencefil çayı içilir, (saat 15:00)
v İncir, üzüm, hurma veya karpuz yenir, (saat 15:30)
v1 Havuç ve kırmızı pancar rendelenir, sarımsak veya soğan, semizotu, ıspanak, yeşillik ve limon suyu ile salata yapılır. Üzerine 1 çorba kaşığı sarımsaklı zeytinyağı gezdirilir. Ekmek yerine bir avuç badem ile 3 tane acı badem yenir, (saat 17:00)
v3 Haftada 2 defa bu saatte sebze yemeği, et veya balık salata ile yenebilir. "Et" bölümünden mizaca uygun olan et seçilir.
ğ Yemek yenmeyen 3 günde uykudan önce 30 gr. sarımsaklı zeytinyağı + 30 gr. limon suyu içilir, (saat 21-22:00)

An sütü ve polen bulunamazsa,-
ğ 1 kahve kaşığı kavun çekirdeği + 1 çay kaşığı turp tohumu + 1 kahve kaşığı yeşil mercimek öğütülür, 150 gr. semizotu suyu + 50 gr. su karışımıyla yutulur. Acıkınca meyve veya sebze suyu yukarıda anlatıldığı gibi içilir.
Haftada 2 defa salata yerine yenebilen yemekler
Kabak, kereviz, taze fasulye, balkabağı veya semizotu yemeği ya da üzüm yaprağı, pazı veya karalahana dolması. Yemeğin üzerine 1 çorba kaşığı sarımsaklı zeytinyağı gezdirilebilir. Yemekle birlikte 50-60 gr. saçta pişirilmiş kepekli ekmek veya haşlanmış pirinç yenebilir.
Bir öğünde yenilen yemek veya içilen sıvı miktarı 250 gramdan fazla olmamalıdır. Bu çok önemli bir husustur ve buna hayat boyu riayet etmek gerekir.
1 ay sonra karaciğer temizlemesi tekrarlanır. Karaciğer temizlemesinden bir hafta sonra kireç temizlemesi, bir sonraki hafta böbrek ve mesane temizlemesi, daha sonraki hafta kan temizlemesi yapılır. Bu temizlemelerin tamamı bittikten bir hafta sonra ise 3 günlük açlıklara başlanır, 7 gün arayla 7 defa yapılır. Son olarak da bir hafta sonra 10 günlük açlık yapılır. ("Açlıklar" bölümüne bakınız.)
Sonra:
Haftada 1 gün oruç tutmayı hiç bırakmadan, her hicrî ayın 13, 14, 15. günlerinde 3 günlük açlık yapılır ve 1 -3 ayda bir defa hacamat yaptırılır. Bu arada haftada 1 -2 defa mizaca uygun olan et, 1 defa balık, 2 tane çiğ veya 3 dakikadan fazla kaynatılmamış taze köy yumurtası, 1-5 defa yoğurt veya kefir yenebilir. Ancak besinlerin %60'ı yeşillik, sebze, zeytinyağı, bal, zencefil, taze meyve veya doğal yollarla kurutulmuş meyve, özellikle, üzüm, incir, hurma, elma kurusu olmalıdır. Taze veya kuru inciri zeytinyağına batırarak,- yoğurdu sarımsak veya yeşillik ile,- eti, yumurtayı ve balığı biraz tuz ve bol yeşil sebze ile,- balı zencefil, ceviz veya bademle,- zeytinyağını limon suyu, sarımsak ve yeşillikle yemek gerekir.
Uyan: 7 günlükten daha bayat olan yumurta kullanılmamalıdır.

Sarımsaklı zeytinyağı hazırlama:
1 baş sarımsak dövülür ve bir su bardağı zeytinyağı ile karıştırılıp ağzı kapalı bir kavanozda 24 saat bekletildikten sonra süzülerek buzdolabında saklanır.
Bu tedavinin sonunda hasta iyileşebilir ve kendini çok iyi hissedebilir. Fakat hastalığın karaciğerin bazı bölümlerinde yaptığı tahribatı düzeltmek imkansızdır. Karaciğerin hastalıktan kurtulan bölümlerinden sağlıklı organın göstereceği performans beklenemez. Bunun anlamı, hastanın, artık görevini tam yerine getirebilecek bir karaciğeri olmadığı ve ona yüklenmemesi gerektiğidir. Aksi takdirde eski haline dönmesi işten bile değildir. "Düzenli yemek" bölümündeki Tavus Kuşunun hikayesinden ibret almak gerekir.



__________________
Radyo hidayetcagi dinlemek için tıklayın

Allah'a olan sevginizin ölçüsü, ne kadar zikrettiğinizle orantılıdır..Efendi Hz.      
[IMG]
Sayfa Başı Yazdırılabilir Sayfa Göster kars's Profil Diğer mesajlarını ara: kars
 
kars
Moderator
Simge

Moderator

Üyelik: 12 December 2006
Ulusal Bayrağı Turkey Turkey
Mesajlar: 4055
Gönderildi: 08 July 2008 - 05:06 | IP Kayıtlı Alıntı kars

Sıhhatli insan kendisine kaç adet rızık vadisi kaldığını anlamayabilir, fakat siroz hastası anlamak zorundadır. Belki 2, belki 1 vadisi kalmıştır ve kararını da buna göre vermelidir.
194 Hastanın karnında su toplanmışsa (istiska), şu ilaçlar kullanılır:
v* Bir baş sarımsak + 10 tane taze yeşil zeytin + 1 havuç + 500 gr. su karışımı pişirilir, ezilip süzüldükten sonra içilir.
@ Kurutulmuş acı kavun kökü öğütülür ve günde 1 -3 defa 1/2 çay kaşığı aç karnına su ile alınır. İlaç, ilk önce günde bir defa 1/2 çay kaşığı, sonra günde iki defa, sonra da üç defa alınır. Bu şekilde karındaki sıvı atılımını en iyi sağlayan doz tespit edilir ve bu tespit edilen doza göre kullanılır. Kan grubu "O", "B" ve "AB" olanlar dozu yavaş yavaş yükselterek dikkatli almalıdır. Günde bir buçuk-iki çay kaşığından fazla iç-mememeli ve bir hafta içtikten sonra 1 -2 hafta ara vermelidir. Fakat kan grubu "A" olanlar 3 kaşığa kadar ve 3-4 hafta boyunca ara vermeden içebilirler.
Veya
$ 30 gr. kuru veya 100 gr. taze acı kavun kökü ince kesilir, 1 litre su ile 15 dakika düşük ateşte kaynatılır ve süzülür. Sonra kökün suyundan 100 gr. alınır, 200 gr. bal şerbeti ile karıştırılarak yudum yudum gün boyunca içilir ve böylece 3 gün devam edilir. Sonra 3 gün ara verilir ve bir defa daha 3 gün tekrarlanır. Siroz hastalığına çok iyi gelir.

Uyan: Acı kavun kullanırken ishal olunursa ishalin durması beklenir, ishal durduktan 3 gün sonra yeniden başlanır.
Dalak büyümesi
Dalak, insanın bedeni için olduğu kadar maneviyatı için de çok önemli bir organdır.
Çeşitli hastalıklar dalağın büyümesine neden olabilir. En sık karşılaşılan dalak büyümesi siroz, kan hastalıkları, çeşitli enfeksiyonlar ve bu hastalıkların kimyasal ve sentetik ilaçlarla tedavisine bağlı olandır.
Eski alimler dalağın hastalanmasını yetersiz çiğnemeye ve hazımsızlığa bağlar,- varis, uyuz, kanser, sedef, fil hastalığı, kronik sıtma, karaciğer, kan, sinir ve ruh hastalıklarını ise dalağın hastalanmasına bağlarlardı.
Dalak hastalıklarından hangisi olursa olsun, tedaviye, beslenme alışkanlığını düzelterek, bağırsakları çalıştırarak, hacamat yaptırarak ve karaciğeri temizleyerek başlanır ve yemeği iyi çiğnemeye dikkat edilir.
Karaciğer temizlemesiyle beraber, dalak da temizlenir. Bağırsaklar yoluyla atılan kahverengi veya petrol renkli dışkılar dalağın durumunun iyi olmadığını gösterir. Bunların çokluğuna göre, ikinci karaciğer temizlemesine karar verilir. Karaciğer temizlemesinden bir hafta sonra kan temizlemesi yapılır. Kan temizlemesinden 1 hafta sonra, gerekirse ikinci defa karaciğer temizlemesi yapılır.
Eskiden tabipler dalak hastalıkları için hazırladıkları ilacı hep sirke ile birlikte kullanırlardı. Dalak hastalıklarına, bilhassa enfeksiyonlara bağlı olan dalak büyümesine karşı ise semizotu ve defne yaprağının çok etkili olduğu tespit edilmiştir. Bu yüzden temizleme günlerinin arasında şu ilaçlanıl kullanılması tavsiye edilir:
V 4 gr. taze öğütülmüş semizotu tohumu + 30 gr. üzüm sirkesi, 3 gün süreyle günde 1 defa içilir.
Semizotu tohumu yerine turp tohumu veya balkabağının kurutulup öğütülmüş kabuğu aynı şekilde içilebilir.
v 10 gr. defne yaprağı + 400 gr. su, 3 dakika kaynatılır, 30 dakika demledikten sonra süzülür ve küçük yudumlar şeklinde gün boyu içilir. Bu-

na da 3 gün devam edilir. Semizotu tohumu kullanılarak hazırlanan ilaçla dönüşümlü olarak 3'er günlük kürler halinde 3 defa tekrarlanır.
$ Taze sıkılmış 150 gr. semizotu suyu + 50 gr. su karıştırılarak günde 2-3 bardak içilir.
Semizotu yemeye ve semizotu suyu içmeye ara verilmeden devam edilir. Daha şifalı olduğu için yabani semizotu kullanmaya gayret etmek gerekir. Ancak semizotu mevsimi değilse, yerine aşağıda belirtilen sebze veya meyve sularını kullanmak gerekir.
Defne yaprağı suyu yerine ceviz yaprağı suyu da aynı şekilde içilebilir.
Dalak hastalıklarına balkabağının kendisi de kabuğu da çok iyi gelir.
0 Balkabağının dış kabuğu ince soyulur ve kurutularak öğütülür. Günde 1 tatlı kaşığı içilir.
$ Balkabağı kabuğu ile pişirilir. Bal ve dövülmüş sarımsak ile karıştırılarak yenir.
Bu ilaçların içilmesine her Pazartesi günü ara verilerek 36 saatlik açlık 196 yapılır. Ayrıca hicrî ayların 13,14,15. günlerinde sahur ve iftarı sadece su ile yapmak şartıyla 3 gün açlık yapmak ve bunu uzunca bir zaman sürdürmek gerekir.
Semizotu yerine lahana veya kırmızı pancar suyu veya mevsimine göre nar suyu su ile karıştırılarak içilir. Bu sebzelerin suları dalağın mizacına uygun olduğundan dalak hastalıklarına ve dalak hastalıklığına neden olan başlıca hastalıklara çok iyi gelir. Ancak beyaz lahana bağırsaklarda gaz yapıyorsa, brokoli kullanmak daha doğru olur. İncir, üzüm, nar, vişne, yeşil yapraklı sebze, kabak, balkabağı, kırmızı pancar, brokoli, beyaz lahana, bilhassa lahana kökü, ıspanak, semizotu yemek olarak yenirken aynı zamanda ilaç yerine de geçer. Salatalara bol limon suyu, yemeklere de hardal ve zencefil kullanılır. Yemeği günde bir defadan fazîa yememek gerekir. Yemeklerin düzeni hakkında "Siroz" bölümüne bakınız.
0 Isırgan tohumu, bal ile yarı yarıya karıştırılarak günde 1 defa, aç karnına 1 çorba kaşığı yutulur. İki hafta devam edilir. Buna, kısa aralıklar vermek suretiyle 1 yıl boyunca çemen otu ile değiştirerek devam edilir.
$ 1 tatlı kaşığı çemen otu ılık su ile karıştırılır, bal ile tatlandırılıp içine yedi damla çörekotu yağı damiatılır ve içilir. İki hafta devam edilir.

™ Isırgan otunu çay olarak veya yemek üzerine serperek, ya da yemeğe katarak, zaman zaman kısa aralar vererek, devamlı kullanmak gerekir.
ğ Brokoli suyu veya beyaz lahana suyu, semizotu suyu veya kırmızı pancar suyu günde 1-2 defa olmak üzere birer bardak içilir. Ya da mevsimine göre, günde 1-2 bardak greyfurt veya nar suyu 1-2 yıl boyunca içilir.
ğ Dalak tıkanıklığını açma özelliğine sahip olan zencefil ve tarçın baharat olarak kullanılır.
ğ Acı badem, tıkanıklıkları, bilhassa karaciğer ve dalaktaki tıkanıklıkları açmada çok kuvvetli olduğu için, 3-4 tane acı bademi tatlı badem ile birlikte yemek de çok etkilidir.
Büyümüş ve sertleşmiş ateşli dalak için kompresler:
ğ Ezilmiş beyaz lahana yaprakları sirke ile karıştırılır ve yağlı kağıda sü
rülüp, dalak bölgesine sarılır.
Veya 197
ğ Kırmızı pancar sirkede kaynatılıp ezilir ve yağlı kağıda sürülerek dalak bölgesine sarılır, 3-4 saat bekletilir. Büyümüş ve sertleşmiş ateşsiz dalak için kompresler:
™ Yağlı kağıda bal sürülür. Balın üzerine öğütülmüş hardal tohumu serpilir ve dalak bölgesine sarılır. Sonra da 3-4 kat bez ile kapatılır ve mümkün olduğunca 15-30 dakika bekletilir.
Veya
™ Her akşam çörekotu öğütülür ve eski zeytinyağı ile veya zeytinyağının tortusu ile karıştırılıp dalak bölgesine konur. Sabaha kadar bekletilir. Bu kompres ateşli şişliklere de kullanılır.
Bu kompresler semizotu tohumu içilirken yapılırsa çok etkili olur.
™ Dalak hastalıklarına karşı gebreotundan daha iyi bitki yoktur. Geb-reotu veya tomurcukları kaynatılarak içilir veya kurutulmuş kökü veya kurutulmuş tomurcukları öğütülüp çavdar unu ile yoğurulduktan sonra dalak üzerine sarılır. Ancak dalak için gebreotunun en kıymetli kısmı kökünün kabuğudur. Taze kabuk kurutulmuş kabuktan daha kuvvetlidir.

Anemi Kansızlık
Kansızlıkın dış belirtileri:
• Cilt soluktur, dil düzleşmiştir ve pütürleri kaybolmuştur (vitamin eksik-
ligi).
• Dudak kenarlarında küçük çatlaklar (ince bağırsaklarda rahatsızlık ve
demir eksikliği).
• Cildin kuruması veya pul pul olması (tiroid hormonları eksikliği).
Kansızlıkın Sebepleri:
• Kan üretiminde rol oynayan "B" grubu vitaminleri sadece sağlıklı ba
ğırsaklarda üretilir. Vitamin ve daha pek çok zaruri madde üretimi ile meş
gul olan bir takım mikroplar da bağırsaklarda yaşar. Yanlış beslenme alış
kanlığı ve devamlı çekilen hazımsızlık sonunda midede çürüyen yemekle
rin zehirli kalıntıları bağırsaklara iner ve orada yaşayan doğal, faydalı mik
ropları öldürür. Böylece vitamin eksikliği, demir eksikliği ve kansızlık orta-
198 ya çıkar. Bu kademede süreç durdurulmazsa, yani yaşam tarzı değiştiril-mezse, hazımsızlık sonucu oluşan toksik ve atık maddeler karaciğer ve kanda birikmeye, organlarda tıkanıklıklar oluşturmaya ve dokuları olumsuz yönde etkilemeye başlar. ("Hastalıkların Başlaması ve Seyri" ve "Hepatit" bölümlerine bakınız.) Midenin hazmındaki yetersizlik ve karaciğerin toksin nötralize etme kapasitesindeki azalma tiroid bezinin dokularını etkiler. Etkilenen tiroid dokularının hormon üretimi azalır. Hormon üretimi aza-lınca metabolizma yavaşlar. Metabolizma yavaşlayınca, oksijen ihtiyacı azalır. Oksijen ihtiyacı azalınca, hemoglobin değeri düşer. Bu durumda hazım düzeltilmeden, bağırsakları ve karaciğeri tedavi etmeden demir yükleme tedavisi yapmak zararlıdır ve birtakım yeni hastalıklara yol açabilecek bir işlemdir.
• En'am suresi, 146. Ayette "Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram
kıldık. Onlara sığır ve davarın sırt, bağırsak ve kemik yağlan hariç, iç yağ
larını da haram kıldık", buyruluyor. Son araştırmalar gösteriyor ki, kan gru
bu "A" olanlar kırmızı eti hazmetmekte zorlanır veya tam olarak hazmede
mez. Onların midesi etin hazmını sağlayan asidi ve yağların hazmını sağ
layan enzimleri o kadar az üretir ki, kırmızı eti ve yağları parçalayamaz.
Kırmızı eti ve yağları hazmedecek nitelikte bir sindirim sistemine sahip ol-

mayan insanların, tiroid hormonu ve hemoglobin üretiminin de düşük olması hastalık değildir, onların fıtratındandır. Fıtratları böyle olduğu halde, yağlı, etli ve katkı maddeli yemekleri çok tüketen "A" gurubu taşıyıcılarının durumu gerçekten kötüdür; Onlar, hazım yetersizliği veya hazımsızlık, kılcal damarlarda, kalpte ve beyin damarlarında yaygın tıkanıklıklar, karaciğer, böbrek ve dalakta bozukluk, hipotiroidizm ve anemi tehlikesiyle karşı karşıyadır. "A" grubu olanların her ikisinden birinde anemi ve sayılan hastalıklardan ikisi, üçü veya hepsi birlikte görülür. ("Yağlar" ve "Hacamat" bölümlerine bakınız.)
Yahudi, Ermeni ve Türk nüfusunun büyük çoğunluğu "A" kan gurubu taşıdığı için, onlarda aneminin daha sık görülmesi, hastalığın önemli bir özelliğidir. İstatistiklere göre, Türkiye'de ve İsrail'de yaklaşık % 40'lara ulaşan, farklı derecelerde kansızlık vardır.
• Birçok ilaçta bulunan kimyasal etken madde, kemik iliği hücrelerinin genetik olarak kendini yenileme özelliğini yani ve RNA sentezini bozar. Çok hassas yapıda olan bu hücreler böyle bir etkiye karşı koyamazlar. Antibiyotikler, analjezik ve antienflamatuarlar gibi romatizmal ilaçlar, aspirin gibi kan sulandırıcı ilaçlar ve psikiyatride kullanılan ilaçlardaki kimyasallar, kanın temel maddesi olan alyuvarlar üzerinde yıkıcı etkide bulunur, alyuvarların hücre duvarlarını eriterek yıkımı başlatırlar. Hassas yapıdaki hücreler bu kimyasal yıkıma direnemezler. Daha ağır vakalarda ise, yeni alyuvar üretimi durur ve önüne geçilemeyen bir anemi ortaya çıkar. Bunun sebebi, kan üretiminden sorumlu enzimlerin, oluşan reaksiyonlar sonucu yok olmasıdır. Görüldüğü gibi sentetik tıbbi ilaç kullanarak, hücrelerin kendini yenilemesinin engellenmesi biyolojik devamlılık ve canlılık için büyük bir tehlikedir.
Türkiye'de en sık rastlanan anemi sebebi aspirin ve antibiyotiklerin aşırı kullanılmasıdır.
Ayrıca
• Antibiyotikler bağırsaklardaki gerekli maddeleri ve kan üretiminde rol
oynayan "B" grubu vitaminlerini sentez eden mikropları yok ederek de kan üretiminin azalmasına neden olurlar.
• Kortizon kullanımı, tümör, yaralar veya basur gibi herhangi bir sebep-
ten dolayı mide ve bağırsakta meydana gelen kanamaları artırabilir.

• Aspirin, antiromatizmal ilaçlar, antidepresan ve deterjanların sık kulla-
nımı sonucu meydana gelen böbrek, mide ve bağırsak gibi organlardaki damar çatlamaları nedeniyle oluşan gizli kanamalar,-
• Gizli tümörler nedeniyle oluşan kanamalar
• Endometriozis nedeniyle oluşan gizli kanamalar kansızlığın nedenleri arasında yer alırlar.
Herhangi bir sebeple oluşan kansızlık demir eksikliğine,- bu da Akdeniz Anemisi taşıyıcılığına veya Akdeniz Anemisi'ne sebep olabilir.
Tedavisi çok kolaydır:
• Aspirin, antiromatizmal ilaç, antibiyotik, hazır gıda ve detarjan kulla-
nımını kesmek,-
• Beslenme alışkanlıklarını ve hazmı düzeltmek,-
• Karaciğeri, böbrekleri ve kanı temizlemek,-
• Tiroid bezini ve üreme organlarını tedavi etmek,-
• Damarlardaki tıkanıklıkları hacamatla, sülükle ve damar açıcı ilaçlarla eritmek ve çıkartmak, böylece kan dolaşımını düzeltmek gerekir.
("Genel tavsiyeler", "Mide ve bağırsaklarin tedavisi", "Karaciğer temizlemesi", "Böbrek temizlemesi", "Hacamat", "Sülük Tedavisi" bölümlerine bakınız.) Aneminin tedavisi "Kalp hastalıkları" bölümünde anlatılan tedavi gibidir.
Kansızlığa iyi gelenler:
Kırmızı pancar salatası yemek ve kırmızı pancar suyu içmek, elma yemek ve suyunu içmek, ısırganotu yemek ve suyunu içmek,- taze veya doğal kurutulmuş kırmızı üzüm yemek,- üzüm, kara dut ve keçiboynuzundan yapılmış doğal pekmez içmek (bilhassa kan gurubu "A" taşıyıcıları için),- bol yeşillik ve zeytinyağı yemek,- demir yönünden zengin olan kaplıca sularında yıkanmak ve kaplıca suyu içmek,- sabah güneşi altında, bilhassa ormanlık bölgelerde ve deniz kenarında çok yürümek, denizde yüzmek, iyi huylu Ve neşeli olmak.
Ayrıca, kan gurubu "O", "B" ve "AB" olanlar için kırmızı eti yeşillikle birlikte yemek kansızlığa iyi gelir. Zararlı olanlar:
Margarin, hidrojenize sıvı yağlar, kızartma yağları, katkılı hazır yiyecek

ve içecekler, az çiğnemek,- hareketsizlik, çok yemek, çok üzülmek, haset ve gıybet etmek.
Ayrıca, kan gurubu "A" olanlar için kırmızı et yemek ve süt içmek,- kan gurubu "O" olanlar için ise süt içmek, mısır ve buğday ürünleri yemek zararlıdır.
İç Salgı Bezi Sistemi ve Hastalıkları
Bedenin iç salgı bezleri, ürettiği hormonları doğrudan kana karıştırır. Böylece hormonlar en kısa zamanda bedenin tüm hücrelerine ulaşabilirler. Bedenin ruhsal ve fiziksel fonksiyonlarının kontrol altında tutulması, sistemler ve organlar arası dengenin korunması, hücre işlevlerinin kontrol edilmesi, dokuların beslenmesi ve yenilenmesi, atıkların vücuttan atılması ve bütün bu işlemlerin düzenli bir şekilde sürdürülmesi hormonlar vasıtasıyla yapılır.
Sağlıklı olabilmek için kusursuz işleyen ve birbiriyle uyumlu bir iç salgı sistemine sahip olmak gerekir. Bir tek salgı bezinin işleyişindeki bozulma, bütün bezlerin ve bedendeki tüm işlemlerin dengesini etkiler. Tek bir salgı bezinin tedavisiyle uğraşmak boşuna zaman geçirmektir. Dolayısıyla böyle bir tedavi mümkün değildir.
Diyabet Şeker hastalımı
Diyabet, dünya nüfusunun % 2.5'ini olumsuz etkilemektedir. Her yaşta ortaya çıkabilen ve yaşam boyu süren şeker,- aşırı su içme ve yemek yeme, sık acıkma, sık idrara çıkma, yorgunluk ve halsizlik gibi belirtilerle kendini gösterir. İstatistiklere göre, en yüksek ölüm nedeni olarak görülen hastalıkların hazırlayıcısı olan diyabet, iyi tedavi edilmediğinde yaşamsal organlarda ciddi ve kalıcı hasarlara yol açar. 40 yaş altında kalp krizi geçiren kişilerin yüzde 51 'inin kan şekerinin yüksek olduğu tesbit edilmiştir.
Vücudumuz yediğimiz gıdaların çoğunu karaciğerde şekere yani glikoza dönüştürür. Üretilen şeker kısmen karaciğerde depolanır, kısmen kana karışır. Pankreas tarafından üretilen insülin hormonu da kana karışır. Kandaki şeker insülin ile birleştiğinde karbonhidratların 3. hazmı tamamlanmış olur. insülin, şekeri bütün vücut hücrelerine taşır. Hücrelere sinyal göndererek kandaki şekerin hücrelere girmesine izin vermesini ister. Hücreler ka-

pıları açar ve şekeri içine alır. Hücrelere giren şeker, hücrelerdeki enerji santrallerine gönderilir. Bu enerji santrallerinde şekerden, vücudun yapması gereken işler için enerji üretilir. Böylece karbonhidratların 4. hazmı da tamamlanmış olur.
Öyleyse şeker hastalığı karbonhidratların 3. hazmının yetersizliği veya hiç olmaması ile bağlantılı olmalıdır.
Diyabet hastaları iki grupta toplanır:
1. Tip Diyabet insüline bakımlı olan diyabettir.
Bu tip diyabet, her 10 diyabet hastasının birinde görülür, genç yaşta başlar ve derin pankreas bozukluklarından kaynaklanır. Bu hastalarda pankreas çok az insülin üretir ya da hiç üretmez. Modern tıptaki tedavisi insü-linle başlar. Bu tip diyabetin belirtileri: Sık ve çok acıkma, çok su içme, sık ve çok miktarda idrara çıkma, hızlı kilo kaybı. Bu belirtiler genellikle aniden başlar.
1. Tip Diyabetin Tedavisi:
İki yıldan az insülin kullanan, az miktarda da olsa da, vücudu insülin üretebilen 1. tip diyabet hastaları sağlıklarına kavuşabilirler. Ancak yıllarca insülin tedavisine bağlı kalan hastalar için durum aynı değildir. Bu durumda karşımıza hastalıktan önce vücudun yıllarca kullandığı insüline bağımlılık sorunu çıkmaktadır.
İnsülini azaltmak veya insülinden kurtulabilmek için, önce yemek düzeni yoluna koyulmalıdır. Pişmiş yemekler yerine çiğ sebze, karpuz ve meyve tercih edilmeli, doğal karpuz, kara üzüm, kırmızı üzüm veya incir yemek olarak, hiçbir şeyle karıştırılmadan yenmelidir. Bu şekilde beslenenler daha az miktarda insüline ihtiyaç duyarlar. ("Hastalıkların sebepleri" ve "Yiyecekler ve içecekler" bölümlerine bakınız.)
Genç hastalar karaciğer, kan ve böbrek temizlemesi gibi gerekli temizlemeleri yaptıktan sonra, kendini açlığa alıştırmalı ve insülin dozunu azaltmalıdırlar. Açlık yapmaya 12 saatten başlayarak, önce 24 saat, sonra 36, 48, 60, 72 saate kadar uzatılmalıdır. Daha sonra da her hafta 1 günlük ve her hicrî ayın 13, 14, 15. günleri 3 günlük olmak üzere en az 2-3 yıl açlığa devam edilmelidir. Açlık yapamayanlar belirlenen açlık günlerini yemek yemeden, meyve ve sebze suları ile geçirmelidirler.

Yukarıda belirtilen ilaçlar aynı zamanda gıdadırlar. O yüzden haftanın 3-4 günü mevsimine göre sadece onları gıda olarak kullanmakta büyük fayda vardır.
Bu tip hastaların, böbrek tahribatından ve vücut kireçlenmesinden korunmak için, aslında ömür boyu haftada iki gün olmak üzere devamlı 36 saatlik açlık yapmaları gerekir. Bunu yapamazlarsa, haftada bir gün yapmalı, bunu da yapamazlarsa, haftanın iki gününü sadece meyve ve sebze suyu içerek geçirmeleri gerekir Meyve ve sebze sularının listesi aşağıda verilmiştir.
2. Tip Diyabet insüline bakımlı olmayan diyabettir.
Bu tip diyabet, genellikle erişkin yaşta, kilolu veya obez olan kimselerde ve 10 diyabetli hastadan 9'unda görülen ve insüline bağımlı olmayan diyabettir. Ancak sonradan bu tip diyabet de insüline bağımlı diyabete dönüşebilir.
Bu diyabette pankreas insülin üretir, ancak miktarı yeterli değildir ya da yeterli derecede kullanılmaz. Belirtileri: Sık hastalanma, ciltteki kesik ya da £03 yaraların zor iyileşmesi, sık idrara çıkma, idrarın renksiz ve köpüklü olması, iştahın çoğalması, sık susama, bulanık görme ve yorgunluktur.
Kadınların, hamilelik sırasında kan şekerlerinin yükselmesi, dört kilonun üzerinde çocuk dünyaya getirmeleri 2. tip diyabete yatkınlıklarını gösterir.
İleri yaşlarda başlayan ikinci tip diyabet de kendi içinde iki gruba ayrılır.
Birincisi şeker dengesizliğinden başka birşey değildir ve hastaların büyük çoğunluğu bu gruba girer. Karışık yiyenler, katkılı yiyecekleri tüketenler, hidrojenize yağlan kullananlar, yemekten sonra meyve yiyenler ve su içenler, yemeği az çiğneyenler, sık yiyenler, çok kahve İçenler, ilk önce devamlı olarak hazımsızlık çekerler, sonra da şeker dengesizliği ile karşı karşıya kalırlar. Çünkü karışık yemeklerin parçalanabilmek için ihtiyaç duyduğu enzimler birbirine zıttır. Bu zıt enzimler birbirini yok ederek insülin ihtiyacını kat kat artırır. Bu durumda kanda şekerin çoğalması insülin azlığı ile değil insülin ihtiyacının çoğalmasıyla bağlantılıdır. Bazen sadece yemek alışkanlıklarını değiştirmek bile şeker dengesini sağlamak için yeterli olmaktadır. Bu tür hastalar beslenme alışkanlıklarını düzeltirlerse, bağırsak tedavisini ve karaciğer temizlemesini yaparlarsa, kimyasal ilaçların kullanı-

mini bırakırlarsa, hacamatları yaptırırlarsa, bir daha şekerleri yükselmez. Hastalığın çabuk ve emniyetli bir şekilde geçmesi için tedavinin kurallarına sıkıca uymak gerekir.
2. tip diyabet hastalarının ikinci grubunda ise pankreas, doğal insülini normal sınırlar içinde üretmeye devam eder. insülin kandaki şekeri hücrelere gönderir, şekeri tanıtarak girişine izin vermelerini ister. Hücreler bazen kapıları açar ve şekeri içeri alır, ancak çoğunlukla "hayır" cevabı vererek kapıları açmazlar. Bu durumda şekerin hücrelere girişi azalır ve sonuçta şeker kanda birikip çoğalmaya başlar. Bu tip diyabet genellikle 40 yaş üzeri yetişkinlerde görülmekle beraber gençler arasında da gittikçe yaygınlaşmaktadır. Yapay tatlandırıcı içeren hazır katkılı yiyecek yiyenler ve hazır içecek içenler, genetiği değiştirilmiş mısır, pirinç ve buğday ürünlerini kullananlar, genellikle bu tip diyabete yakalanırlar. Bu yiyecek ve içeceklerin şekeri doğal şeker olmadığı için, hücreler onu tanımazlar veya düşman olarak görürler. Daha önce kullanılan doğal hayvani insülinin kuvveti de bu suni şekeri hücrelere sokmaya yetmez. Modern tıp bu diyabeti "insüline di-204 renç" olarak tanımlar ve bu tür hastalara yapay insülin kullandırır. Yapay insülin kapıları kırar, yapay şekeri hücreleri sokar ve hücreleri işgal eder. Bu durumda yapay insülin kullanarak hücreleri tehlikeli yabancıları içeri almaya zorlamak, metabolizmanın ve bağışıklık sisteminin kanunlarını çiğnemek zulümden ibarettir ("GMO" bölümüne bakınız.)
Dünyada, insüline direnç gösteren hastalar şu insanlar arasında çoğunluktadır:
• Kan grubu "B" olduğu için GM mısır ürünlerini hazmedemeyen ancak bol miktarda mısır ürünü tüketen Afrika kökenli Amerikalılar,-
• Avrupa ve Amerika'ya göç eden ve genelde kan grubu "B" olan Asyalı-
lar,-
• Çok GM ürünü kullanan Amerikalılar.
• Yapay tatlandırıc içeren hazır yiyecek ve içecekleri çok kullanan genç-
ler.
Dünya standartlarına göre yüz kilo şekerin içerisine 2 kilogram tatlandırıcı katılabilir. Ancak Türkiye'de bu oran şu anda yüz kilograma 15 kilogram gibi korkunç bir rakamdır. Amerika'dan getirdiği GM mısırlardan tatlandırıcı üreten şirket, Türkiye'deki bu oranı da yeterli bulmamakta ve 15

kilogramdan 45 kilograma çıkarılmasını istemektedir. Şu anda Türkiye'de 486 bin ton yapay şeker üretilmektedir. Türkiye'de şekere katılan tatlandı-cı oranı % 15 iken diyabet bu kadar yaygın ise, % 45'e çıktığında ne kadar artacağını tahmin etmek zor değil.
İnsüline dirençli olan diyabetliler katkılı yiyecek ve içeceklerden, GMO bazlı ürünlerden kesinlikle vazgeçmeli, ilaçları hemen bırakmalı ve aşağıdaki tedaviyi uygulamalıdır. Tedavi çok kolaydır ve başlar başlamaz kan şekeri düşmektedir. 2. Tip Diyabetin Tedavisi
P Sabah, saat 06-07'de bir bardak limon veya greyfurt suyu, suyla karıştırılarak içilir. 1-3 diş sarımsak yutulur.
P Acıkınca 50 gr. kırmızı pancar suyu + 150 gr. ıspanak suyu karışımı, ya da 150 gr. semizotu suyu +50 gr. kuru soğan suyu karışımı veya 150 gr. ıspanak suyu + 50 gr. kuru soğan suyu karışımı içmeye başlanır ve öğle yemeğine kadar 2-4 bardak içilir. Her seferinde 1-3 diş sarımsak yutulur.
P Öğlen yemeğinden yarım veya 1 saat önce 3 tane acı badem, 3 tane tatlı badem ile yenir.
P öğlen yemeği (saat 15.00 -16.00) Et, balık veya taze köy yumurtası, salata veya sebze yemeği ile yenir. Yemekle beraber ya da yemekten sonra 1-5 diş sarımsak yutulur. Sarımsak yerine çiğ soğan da yenebilir.
P Akşam (saat 21.00-22.00) 1-5 diş sarımsak yutulur ve 30-50 gr. halis zeytinyağı + 30-50 gr. limon suyu içilir.
P 1 kahve kaşığı ısırgan tohumuna veya ısırganotuna, aynı miktarda çö-rekotu ve 1/2 çay kaşığı öğütülmüş zencefil eklenir ve her sabah veya akşam su ile yutulur.
4 hafta boyunca bu beslenme şekline devam edilir. 4 hafta sonra ısırgan tohumu ve sebze suyu yerine yazın vişne, erik, taze incir, üzüm veya karpuzdan biri seçilerek yenir.
Bu 4 hafta içinde her pazartesi ve her perşembe 1 günlük açlık yapılır. Her açlık günü de hacamat yaptırılır.

Hacamatlar şu sırayla yapılır:
• Kürek kemiklerinin iki yanının üst kısımları, omurgaya yakın bir şekilde ve kürek kemikleri arası,-
• Kafa,-
• Bel ve kuyruk sokumu,-
• Dizler,-
• Ayak bilekleri,-
• Tekrar kafa,-
• Omuzlar,-
• Tekrar iki kürek kemikleri üstü ve kürek kemikleri arası,-
• Tekrar bel ve kuyruk sokumu.
Bu ikinci 4 haftanın bitiminde
Y 3 günlük açlıktan sonra 4. gün meyve suyu içerek karaciğer temizlemesi yapılır ("Karaciğer temizleme" bölümüne bakınız.)
Y Karaciğer temizlemesinden bir hafta sonra böbrek temizlemesi yapılır ve hemen sonra 3 günlük oruçlar 7 gün ara ile 7 defa tekrarlanır. 3 haftada bir aşağıda belirtilen bölgelere sırayla sülük konur:
• Kulaklar arkası ve kafanın tepesinden burun köküne doğru
• Kürek kemikleri üstüne ve kürek kemikleri arasına
• Makata
• Ayaklara
Sülükler düştükten sonra mutlaka her kesik üzerine bir kaç defa kavanoz kapatarak tıkanıklıkları vakumlamak gerekir.
ğ Beşinci 3 günlük oruçtan sonra tekrar karaciğer temizlemesi yapılır.
Bundan sonra, ömür boyu beslenme kurallarına aykırı davranmaktan kaçınmak gerekir ve her Pazartesi 36 saatlik açlık yapmaya devam edilir.
Diyabet tedavisi için devamlı kullanılacak ilaçlar:
Y Her sabah 1 -3 tane limon suyu içilir veya kabuklarıyla birlikte yenir. Limon yerine greyfurt da olabilir.
Y Bilhassa kış aylarında olmak üzere aylarca, her gün 3-5 tane acı badem + 3-9 tatlı badem ara vermeden kullanılır. Bunun yerine, 2-4 haf-

ta süresince günde bir-iki defa, bir çay kaşığı yeni öğütülmüş kara hardal tohumunu aç karnına suyla yutmak da bilhassa kan grubu "A" ve AB" olanlar için çok iyi sonuç verebilir.
Y 3-9 diş sarımsak yutulur veya yemekle birlikte devamlı kullanılır.
$ Yılda 1-2 defa, 40 günlük kürler halinde, her sabah 1-2 çorba kaşığı çimlenmiş arpa yenir. Taze fasulye mevsiminde
$ Her sabah 100 gram taze sıkılmış fasulye suyu, 100 gr. suyla karıştırılır ve fasulye mevsimi bitene kadar aç karnına içmeye devam edilir. Veya
Y Taze fasulye doğranarak başka yeşil sebzelerle, limon suyu, sarımsak
veya soğan ve zeytinyağı ile karıştırılarak salata da yapılabilir. Bu sala
ta ekmeksiz yenir.
Veya
v3 Eşit miktarlarda taze fasulye, brokoli, salatalık ve havuç suları karıştı- 207 rılarak, 50 gr. su ilave edilir ve günde 2-3 defa içilir.
Aşağıdaki meyve ve sebzeler mevsiminde kullanılırsa pankreasa destek olur:
Y Kırmızı pancar suyu günde 30 gramdan başlanarak 300-400 grama
kadar yükseltilir. 30 günlük kürler halinde ve kürler arasında kısa ara
lar vererek günde 3 defa 100-150 gram içmeye devam edilir. Kırmızı
pancar suyu içemeyenler, 'Açlık yapamayanlar için meyve ve sebze su
yu listesi"nden birini içebilirler.
vğ Ekşi nar suyu içilir veya çekirdekleriyle beraber narın kendisi yenir.
Y Mayhoş elma, mevsimi bitene kadar, kabukları ve çekirdekleriyle ye
nir veya suyu içilir.
vğ Mevsiminde mürdüm eriği yemek de çok iyi gelir.
Y Karpuz mevsiminde bol karpuz yiyenler, büyük fayda gördüklerini ve
diyabet hastaları için karpuzdan daha iyi bir besin olmadığını tespit et
mişlerdir. Ancak karpuzu çekirdekleriyle beraber yemeyi unutmamak
ve karpuzun genetiğinin değiştirilmemiş olmasına dikkat etmek gere
kir.

Bunlar kanı temizlemek, pankreası kuvvetlendirmek ve kan şekerini normale döndürmekle beraber böbrek ve mesanede kireç ve taş oluşumunu engeller.
Soğan suyu (taze sıkılmış)
ğ Her akşam orta boy bir soğanın suyu sıkılır ve aç karnına insülin yerine içilir. Taze veya kuru soğan yemeklerle birlikte çiğ olarak yenir.
Veya
v Orta boy bir soğanın suyu, 150-200 gr. beyaz lahana, brokoli veya karalahana kökü suyu ile karıştırılıp yudum yudum içilir.
Veya
V Orta boy bir soğanın suyu, 150-200 gr. kırmızı pancar suyu ile karış
tırılıp içilir.
Kandaki şeker oranım kontrol eden bitki çayları:
V Bir miktar taze zeytin yaprağı katı meyve sıkacağı yardımıyla ezilir.
Bu yaprak ezmesi su ile karıştırılıp 15 dakika bekletildikten sonra sü
zülür ve yudum yudum içilir.
v* 1 çorba kaşığı ceviz yaprağı bir bardak kaynar suda 20-30 dakika demlenerek süzülür ve bir gün içinde tüketilir.
V 40 tane cevizin iç kısımlarında bulunan perdeler 1 bardak kaynar su
ile karıştırılarak 15 dakika demlendikten sonra 2 saat bekletilir ve sü
zülür. Günde 3 defa birer çorba kaşığı içilir. Kışın ısırganotu ile dönü
şümlü olarak kullanılır.
T Böğürtlen yaprağı demlenerek çay yerine içilir veya günde 2-3 defa birer kahve kaşığı, ezilmiş böğürtlen yaprağı yutulur.
V Taze sıkılmış ısırganotu suyunu günde 100-150 gr. içmek, ısırganotu-
nu yemek veya salata olarak yemek, günde 1 tatlı kaşığı ısıganotu to
humu yutmak, ısırganotu çayı içmek, ezilmiş kuru yapraklarını yemek
lere ve salataya serpip yemek, her mevsimde hiç bırakmadan kullan
mak veya sinirliotu sıkarak suyunu içmek, ve tohumunu yutmak kanı
temizler, bağışıklık sistemi ve pankreası kuvvetlendirir, kan şekerini
normalleştirir.



__________________
Radyo hidayetcagi dinlemek için tıklayın

Allah'a olan sevginizin ölçüsü, ne kadar zikrettiğinizle orantılıdır..Efendi Hz.      
[IMG]
Sayfa Başı Yazdırılabilir Sayfa Göster kars's Profil Diğer mesajlarını ara: kars
 
kars
Moderator
Simge

Moderator

Üyelik: 12 December 2006
Ulusal Bayrağı Turkey Turkey
Mesajlar: 4055
Gönderildi: 08 July 2008 - 05:07 | IP Kayıtlı Alıntı kars

Diyabet için çok kuvvetli ilaçlar:
vJ 1 su bardağı çörekotu + yarım bardak tere tohumu + bir bardak nar çekirdeği + bir bardak kurutulmuş beyaz lahana kökü öğütülür, bir çorba kaşığı ince dövülmüş mürri safi karıştırılır ve karışım bitene kadar aç karnına günde 2 defa 1 çorba kaşığı alınır. Her 6 ayda bir defa tekrarlanır.
v* 10 gr, sinameki + 5 gr. hardal tohumu + 5 gr. kimyon + 5 gr. anason + 5 gr. kişniş tohumu + 15 gr. muşmula veya zeytin yaprağı + 10 gr. çörekotu + 20 gr. karabaş otu karıştırılarak öğütülür, elekten geçirilir ve karışım bitene kadar sabah-akşam 1 tatlı kaşığı yeşil çay veya su ile yutulur. 3-4 ayda bir defa tekrarlanır.
V Her sabah-akşam 1 tatlı kaşığı taze öğütülmüş çörekotu + 20 mg. arı
sütü + biraz doğal bal karıştırılır ve aç karnına ağızda eritilip içilir. 1 -
2 ay devam edilir. Bu işlem bezleri temizleyip dengeli çalışmasını sağ
lar.
ğ Isırgan tohumu, böğürtlen yaprağı, ökse otu ayrı ayrı ve taze öğütülerek elekten geçirilir. Sonra 1 kahve kaşığı ısırgan tohumu + 1 çay kaşığı böğürtlen yaprağı + yarım çay kaşığı ökse otu karıştırılır ve sabah akşam suyla yutulur. 4 hafta devam edilir.
Açlık yapamayanlar için meyve ve sebze suyu listesi:
Her biri kendi mevsiminde kullanılmak üzere
W 100 gr. soğan suyu + 150 gr. lahana kökü suyu + 50 gr. su karışımı,
vğ 100 gr. soğan suyu + 150 gr. taze sıkılmış ısırgan suyu + 50 gr. su karışımı,
V 150 gr. havuç suyu + 50 gr. kırmızı pancar suyu + 1 çorba kaşığı may-
donoz suyu + 1 çorba kaşığı kereviz yaprağı suyu + su karışımı,
™ 150 gr. ıspanak suyu + 50 gr. kırmızı pancar suyu + 1 çorba kaşığı maydanoz suyu + 1 çorba kaşığı kereviz yaprağı suyu + su karışımı,
ğ 100 gr. ıspanak suyu + 100 gr. kırmızı pancar suyu + 1 çorba kaşığı maydanoz suyu + su karışımı,
v 100 gr. pırasa suyu + 100 gr. kırmızı pancar suyu + 1 çorba kaşığı maydanoz suyu + su karışımı,

9 200 gr. semizotu suyu + 1 çorba kaşığı maydanoz yaprağı suyu + su karışımı,
v Karpuz suyu (çekirdeği ve biraz kabuğu ile beraber),
T Limon suyu + greyfurt suyu + elma suyu + su karışımı.
Bu karışımlardan biri veya her seferinde farklı biri günde 1,5-3 litre olmak üzere güboyunca acıktıkça içilir.
Kavrulmamış antep fıstığı ince bağırsakta glikoz emilimini azalttığı, kan şekerinin yükselmesini önlediği için hergün bir avuç yemekte fayda vardır.
Her yaz ve kış, ayda bir veya 3 ayda bir sırayla omuzlar, kürek kemikleri arası, bel ve kuyruk sokumu hacamatlarını yaptırmak,- her kış omurgaya acı kavun yağı ile kompres yapmak,- her ilkbahar ve sonbahar makada, 2 hafta sonra da ense çukuru altından başlayarak kuyruk sokumuna kadar omurga hattı boyunca 11-21 tane sülük koymak çok iyi gelir.
210 Tiroid bezi hastalıkları
Guatr
Tiroid bezinin normalden büyük oluşuna guatr denir. Tiroid büyümesi difüz, tek nodüllü veya birden fazla nodüllü olabilir. Guatrın difüz büyümesi mutlaka fonksiyon bozukluğunun olduğunu göstermez, tersine, guatr büyümelerinin çoğunda fonksiyon bozukluğu yoktur.
Tiroid bezinin çok çalışması (Hiperîiroidizm)
Bu durumda tiroid bezi gerekenden daha fazla hormon salgılar. İştah artar, korku, gerginlik, sinirlilik, ruhi dengesizlik, kalp çarpıntısı, kilo kaybı görülür. Hipertiroidizmin sebebi maddi olmaktan çok manevidir. Tedaviye ilk önce namazları düzelterek, teşbih çekmeyi ve Kur'an-ı Kerim okumayı artırarak başlanır. Pazartesi ve Perşembe günleri olmak üzere haftada iki gün, devamlı 36 saatlik açlık yapmak ve beslenmedeki zararlı alışkanlıkları terk etmek gerekir. Bu oruca 4 hafta boyunca devam ettikten sonra 3 günlük açlıklara başlanır. 3 günlük açlıklar 7 gün ara ile 7 defa tekrarlanır. 1. açlıktan sonra karaciğer temizlemesi yapılır. ("Karaciğer temizlemesi 3. günden itibaren" bölümüne bakınız.) . Sonra da tam iyileşene kadar dolunay günlerinde yani hicrî ayın 13,14,15. günlerinde 3 günlük açlığa devam etmek gerekir.

Bazı dua ve ayetlerin de bazı hastalıklar üzerinde mucizevi etkisi vardır. Bu hastalıklardan biri de nodüllü guatrdır. Duası da şudur: "Sübhanellahi vel-hamdülillahi vela ilahe illallahü vallahü ekber vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyirazim". Bu duanın daimi teşbihi sonucunda, başka hiçbir tedavi olmadan, bir hafta içinde nodüllü guatrın yok olduğu görülmüştür.
Sülük kullanımı da çok başarılı olabilir: Bazen ilk sülük tedavisinden sonra ışınlan noktalara uygulanacak vakumlama ile nodul çıkartılabilir. Ancak iyileşmenin stabil olması için mutlaka genel tedavinin yapılması gerekir. Tiroid bezinin az çalışması (Hipoîiroidizm)
Tiroid bezinin az çalışmasında ise umursamazlık, yorgunluk, şuur uyuşukluğu, hareketsizlik, kilo artışı, saç dökülmesi, depresyon gibi haller görülür. Kan grubu "A" olanlarda tiroid bezinin, diğer kan grubu taşıyıcılarına göre daha az çalışması doğaldır ve mizaca bağlı bir durumdur. Bu, Kan grubu "A" olanlarda mide asidinin az üretilmesi ve metabolizmanın daha yavaş çalışmasıyla bağlantılıdır. Hipotiroidizme, bütün rahatsız edici belirtileriyle, en çok kan grubu "A" olanlar yakalanır.
Tecrübemize göre sebebi şudur: Yağlan ve kırmızı eti hazmedemediği için, kan grubu "A" olanların damarlarında katı tıkanıklıklar kolay oluşur. Tiroid bezindeki damarların tıkanmasıyla, kan dolaşımı bozulur ve bu durum normal miktarda enzim üretimini engeller.
Tedaviye, beslenme listesinden, zeytinyağı hariç bütün yağların çıkartılmasıyla ve 3 günlük açlıkların 7 gün arayla 7 defa yapılmasıyla başlanır.
5. açlıktan sonra karaciğer temizlemesi ve 7. açlıktan sonra böbrek temizlemesi yapılır ("Karaciğer temizlemesi" 3. günden itibaren bölümüne bakınız.) 3 ay sonra 10 günlük açlık yapılır. Ancak bu 3 ay boyunca ve tamamen iyileşinceye kadar, dolunay günlerinde, yani hicrî ayın 13,14,15. günlerinde 3 günlük açlığa hiç bırakmadan devam etmek gerekir.
İlaç olarak bu acı bitkilerden birisi devamlı kullanılır:
v3 Pelinotu ve sinameki öğütülüp, yarıyarıya karıştırılarak 3 hafta boyunca günde 1 defa bu karışımdan yarım çay kaşığı, 1 bardak suyla yutulur.

Veya
$ 3-5 tane acı badem, 5-7 tane tatlı badem ile birlikte 3-5 ay boyunca hiç ara vermeden yemekten önce yenir. Veya
(J Bir avuç orman sarmaşığının taze yaprakları rondo ile ezilir veya havanda dövülür. 200 gr. su eklenerek 15-20 dakika bekletilir. Sonra süzülür ve gün boyu yudum yudum içilir. Aynı karışım hergün taze hazırlanarak 5-7 gün boyunca kullanılır.
Veya
Q Her seferinde 1 tatlı kaşığı kurutulmuş orman sarmaşığı yaprağı 15 dakika demlenir ve günde 3 defa aç karnına içilir. Aynı şekilde hazırlanmış sarı kantaron çayı ile dönüşümlü olarak 2-3 hafta boyunca kullanılır.
Q Yağlı kağıda bal sürülür, üzerine öğütülmüş hardal tohumu serpilir ve tiroid bölgesine sarılır. Sonra da 3-4 kat bezle kapatılır ve 20-30 dakika bekletilir.
Veya
$ Her akşam çörekotu öğütülür ve eski zeytinyağı veya zeytinyağının tortusu ile karıştırılıp tiroid bölgesine konur. Yağlı kağıtla ve bezle sa-bitleştirilerek sabaha kadar bekletilir.
Veya
Q Bir miktar taze orman sarmaşığı yaprağı veya taze ısırganotu, ya da acı kavun yaprağı ezilir, yağlı kağıt üzerine konarak tiroid bölgesine sarılır. 3-4 kat bez ile kapatılır ve sabaha kadar bekletilir.
Q Her yıl, ilkbahardan itibaren mevsim sonuna kadar taze hindibayı salata için kullanmak, mevsim bittikten sonra ise kuru yapraklarını ezerek salatalara ve yemeklere serpmek veya suyla her gün 1 tatlı kaşığı yutmak ya da 1 kahve kaşığı öğütülmüş kuru hindiba kökünü her gün suyla yutmak çok faydalıdır.
$ 1 tatlı kaşığı deniz yosununu su ile ıslatarak, yemekten önce yutmak veya salataya eklemek suretiyle devamlı kullanmak tiroid bezini uyarır.

Tiroid bezinin £enei tedavisi
• Boynun ön kısmına, guatra en yakın bölgelere 7-9 tane,- 1-2 hafta sonra doğrudan tiroid bezine 11-21 tane sülük konur. Sülükler düştükten sonra ışınlan noktalara vakum yapılır.
• 2 hafta sonra kulakların arkasına, şakaklara ve ense çukurunun altına toplam 21 tane sülük konur.
• Sülük tedavisiyle birlikte başlanarak 14 gün boyunca, bir gün yanakların kulaklara en yakın bölgesine, ertesi gün çene altına olamak üzere kupa çekilir. Her 3 ayda bir defa tekrarlanır.
• Sülük tedavisi bittikten 3 hafta sonra aşağıdaki sıraya göre l'er hafta arayla hacamat yaptırılır. Sonra aynı hacamatlar aynı sırayla ayda bir defa olacak şekilde yaptırılır,- sonra da ihtiyaca göre hacamatlara devam edilir:
1. Omuzlar, 2. Boyun, 3. Kafa, 4. Kürek kemikleri arası, 5. Bel ve kuy
ruk sokumu, 6. Dizler, 7. Tekrar kafa hacamatı. 213
Bu işlemlerdeki amaç, hacamatla tiroid bezi damarlarında bulunan katı tıkanıklıkları açmak, sülüklerin enzimi ile, eriyebilen tıkanıklıkları eritmek, kupalarla, bu bölgede biriken maddeyi dağıtarak tiroidde kan dolaşımını düzeltmektir.
s Açlıkların arasındaki günlerde her sabah ve akşam 1 tatlı kaşığı taze öğütülmüş çörekotu + 20 mg. arı sütü + biraz bal karıştırılır ve ağızda eritilerek yutulur.
Yarım veya bir saat sonra başlayarak tercihe ve mevsime göre, aşağıdaki karışımlardan biri öğleye kadar 3 defa içilir:
vğ Kırmızı pancar suyu + aynı miktarda ıspanak suyu + 30 gr. kereviz yaprağı suyu,-
™ Havuç suyu + aynı miktarda kırmızı pancar suyu + 20 gr. maydanoz suyu + 20 gr. kereviz yaprağı suyu,-
vğ Havuç suyu + aynı miktarda brokoli suyu + 30 gr. kereviz yaprağı suyu veya 50 gr. patates suyu + 150 gr. havuç suyu + 30 gr. kereviz yaprağı suyu,-

P 150 gr. beyaz lahana suyu + 50 gr. kırmızı pancar suyu + 30 gr. maydanoz suyu + 50 gr. su
2-3 ay devam edilir. Bu karışımlar tiroid beziyle birlikte tüm bezlerin mükemmel bir şekilde temizlenip dengeli çalışmasını sağlar.
Uyan: Sebze suyu karışımlarından biri bağırsaklarda gaz yaparsa, gaz yapmayan birine geçmek gerekir.
Ayrıca tere tohumunu balla yemek, bilhassa olgunlaşmamış ve yeni toplanmış tohum, guatr hastalığına çok iyi gelir. Çilek mevsiminde her gün yemek yerine 1-1,5 kg. çilek yemek ve haftanın 2 gününü sadece çilekle geçirmek guatr için çok iyidir. Çilekte, tüm bezlerle birlikte tiroid bezinin de dengesini sağlama özelliği vardır.
Büyümüş tiroid bezine uygulanacak kompresler:
v Yabani semizotu, sinirliot, ısırganotu veya asmanın yeni filizleri ve
yaprakları veya orman sarmaşığı ya da yeni çıkan ceviz yaprakları ezi
lerek yağlı kağıt üzerine yerleştirilir ve tiroide sarılır. Bez ile sabitleş-
214 tirilip 5-7 saat bekletilir.
Veya
T Isırganotu yakılır, külü yeni öğütülmüş ısırgan tohumu ile karıştırılır. Akşam guatr üzerine konup sarılır ve sabaha kadar bekletilir.
Ceviz ağacının tamamı guatr için şifadır.
9 Bir ay boyunca hergün, yeni çıkmaya başlayan cevizlerin vişne çekirdeği büyüklüğünde olanlarından 3-4 tane, fındık içi büyüklüğüne erişenlerden ise günde 2 tane yutulur.
T Ceviz ağacının taze yaprakları kurutulur, çayı demlenerek kışın günde 1 çay bardağı içilir.
P Cevizin iç kısımlarını oluşturan perdeler, açık çay rengi alana kadar kaynatılarak, günde 1 çay bardağı içilir. Bu çay ve ceviz yaprağından yapılan çay kabızlık yapabilir. Bu nedenle 2 hafta boyunca içtikten sonra 3-4 hafta ara vermek gerekir.
v Kabuklaşmamış taze cevizi bölerek, dudaklara değdirmeden, dişlere ve dişetlerine masaj yapmak dişleri beyazlaştırır, dişleri ve dişetlerini kuvvetlendirir, tartarı düşürür, siyah lekeleri yok eder, guatrı önler. Bu işlem çocuklara da yapılabilir.

Şişmanlık Obezite
Obezite, tüm dünyada çağımızın en önemli hastalıklarından biridir ve hasta sayısı hızla artmaktadır. Hatta salgına dönüştüğü bile söylenebilir. Obezite, kronik toksik hepatit, karaciğer yağlanması, safra kesesi taşı, diyabet, kalp damar tıkanmaları, yüksek tansiyon, kısırlık, kanser, sırt ağrıları, depresyon gibi ciddi sağlık sorunlarına ve daha pek çok hastalığın ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Obezlerin, taşıdıkları yükün artması nedeniyle, iskeletlerinin deforme olduğu ve hayat sürelerinin kısaldığı da bir gerçektir. Hastalığın artmasının en önemli nedeni, katkılı hazır yiyecek ve içeceklerle beslenme ve hareketsiz bir yaşam tarzından kaynaklanan hormon dengesizliğidir.
• Şişman insan, zayıflamak için öncelikle tükettiği yiyeceklerin genetiği-
nin değiştirilmemiş olmasına dikkat etmelidir. ("GMO" bölümüne bakınız.)
• Su tüketimini günde 1,5-2 litreye kadar çıkarmalıdır. Su iştahı bastırır, vücudun fazlalıklarını eriterek çıkartmaya başlar. Vücut, bu işlem için çok miktarda enerji harcadığından yağları yakmaya mecbur kalır. Tüketilen suyun kalitesi de büyük önem taşır. Hafif olmayan su, kilo verme işlemini çok zorlaştırır, vücudu yıpratır. ("Su" bölümüne bakınız.)
• Zayıflamak ve sağlıklı olmak isteyenlerin rafine edilmiş katkılı tuz, şeker, domates salçası, kavrulmuş kuruyemiş, beyaz ekmek, rafine ve hidrojenize edilmiş yağlar ile katkılı hazır yiyecek ve içeceklerden vazgeçmesi gerekir.
• Önce yemeğin miktarını azaltmadan, pişmiş yemeğe oranla çiğ meyve ve sebze miktarı artırılmalıdır. Pişmiş yemek miktarını bir öğüne ve en fazla iki çeşide indirmelidir.
• Mide ve bağırsakların durumu kontrol edilerek tedavisi yapılmalıdır. ("Mide ve bağırsakların tedavisi" bölümüne bakınız.)
• İkinci adım olarak karaciğer temizlemesi yapılarak, yenen yemeğin miktarı azaltılarak, oruç çoğaltılmalıdır. İlk önce her pazartesi 36 saatlik açlık yapılmalı,- alışınca 14 defa 3 günlük açlık yapılmalı, sonra da her hicrî ayın 13,14,15. günleri oruca devam edilmelidir. ("Açlık

Tedavisi" bölümüne bakınız.) Obeziteden kurtulmak için orucun devamlılığı çok önemlidir.
• Gece yatarken sırt üstü ve sert yerde yatmak, sert çamaşır, doğal sert kumaştan dikilmiş giysi giymek tavsiye edilir. Giysilerin kumaşında birkaç sentetik iplik dahi olsa vücuttaki enerji akımını karıştırarak zayıflamayı zorlaştırır.
• Çok yememek için, yemeği iyice çiğnemek ve karıştırmadan tek çeşit yemek tüketmek gereklidir. ("Karışık yemek" ve "Az çiğnemek" bölümlerine bakınız.)
• Gıdalardan, mizaca uygun olan et ("Et" bölümüne bakınız.), balık, kabuklu yeşil mercimek, kuru fasulye, barbunya, kuru kepekli ekmek veya arpa ekmeği, esmer pirinç, yulaf ve eski peynirin tercih edilmesi gerekir.
• Günlük beslenmenin ekseriyetini çiğ sebze, özellikle beyaz lahana, havuç, salatalık, kırmızı pancar, ıspanak, semizotu, turp ve maydanoz oluşturmalıdır. Meyvelerden limon, greyfurt, elma, vişne, erik, nar yenmeli ve çay olarak biberiye, anason, kekik, zencefil çayı ve yeşil çay içilmelidir.
• Üreme organlarının ve tiroid bezinin tedavisi yapılmalı, misvak kullanılmalı, hareket çoğaltılmalı ve kuru hamama yani saunaya devam edilmelidir. Hacamatlara hemen başlanmalı, bel ve diz hacamatlarına özel önem verilmelidir ("Hacamat" bölümüne bakınız.)
İstatistiklerde, ABD'de 60 milyon "obez" bulunduğu ve bu hastalığın son on yıl içinde dört kat arttığı vurgulanmaktadır. İlk transgenik ürünler Amerikan marketlerinde 1993 yılında görüldü ve son 10 yıl içinde dört kat arttı. Bu iki verinin birbiriyle ilişkisi çok düşündürücü bir faktördür.
Türkiye'de son 13 yıldır genetiği değiştirilmiş ürünler çok hızlı bir şekilde yayılmıştır: Transgenik sebze ve tahıllar tarlaları, transgenik meyveler bahçeleri ve transgenik ürünler sahte koku ve renkleriyle rafları doldurmuştur. Buna paralel olarak son 13 yıldır obezite de yaygınlaşmaktadır. ("GMO" bölümüne bakınız.)

Böbrek, İdrar Yolları
ve Üreme Organları Hastalıkları
Kronik böbrek yetmezliği
İltihablı böbrek hastalığına nefrit, glomerüllerde iltihap olmasına glo-merülonefrit denir.
Türkiye'de kronik böbrek yetmezliğinin birinci nedeni glomerülonefrit-tir. Kronik glomerülonefrit uzun süreli bir hastalıktır ve hızla ilerleyebilir. Bu durumda, kısa süre içinde böbrek yetmezliği meydana gelir ve hasta diyaliz tedavisine mecbur kalır.
Bugün dünyada kronik böbrek yetmezliğinin en sık rastlanan nedenlerinden birinin aspirin, ağrı kesiciler ve antibiyotikler olduğu tespit edilmiştir. Bunun anlamı, bugünkü kronik diyaliz hastalarının büyük çoğunluğunu, ağrı kesici ve diğer kimyasal ilaçları genç yaşlardan itibaren ve yoğun bir şekilde kullananların oluşturduğudur.
Diğer sebepler içinde en önemli olan ise böbreklerin çalışma kapasite- 217 sinin düşük olmasıdır. Anne sütü emmeyen ve suni mamalarla beslenen bebeklerin böbrekleri suni besinden olumsuz etkilenir. Böbreklerin gelişimi yavaşlar ve çalışma kapasitesi azalır. Hastanın böbreklerinin durumuna bakarak, anne sütü emip emmediği, ek gıdaya ne zaman ve neyle başlandığını tahmin etmek mümkündür.
Bazı hastalarda, kapasitesi düşük olan böbreklerin görevi deriye yüklenir: Vücut böbrek yoluyla atamadığı maddeleri vitiligo, sedef, kronik kuru egzama ile atmaya çalışır. Bu cilt hastalıkları aslında böbrekleri koruyucu birer faktör olarak ortaya çıkar. Bu durumda cilt hastalıkları için kullanılan ağır ilaçlar cilt hastalıklarının inadını artırır ve böbreklerin durumunu daha da zorlaştırır. Bu tip hastalarda böbreğin tuz atma kapasitesi de düşük olabilir. Gereğinden fazla tuz tüketilmesi veya yapay ya da katkılı tuz kullanılması hipertansiyon ve böbrek hastalığı belirtilerinin ortaya çıkmasına yol açabilir. Öyleyse yapay tuz, katkılı tuz, antihipertansif ve herhangi bir kimyasal veya sentetik ilaç kullanmak börekler için çok tehlikelidir.
Kronik böbrek yetmezliğinin en sık rastlanan nedenlerinden biri de kir çözücü, kireç çözücü, lavabo açıcı gibi asitli,- yüzey temizleyiciler, çamaşır suları, bulaşık deterjanları gibi naniyonik aktif madde içeren detarjan kul-

lanımı, kolalı içecekler, hazır meyve suları gibi asitli yiyecek ve içeceklerin tüketimidir. Bunları kullanma neticesinde kronik toksik hepatit oluşur ve karaciğer, toksik maddeleri nötrolize etmeden böbrek vasıtasıyla vücuttan uzaklaştırmaya çalışır. Bu da toksik maddelerin, böbrek dokularını bilhassa glomerüllerdeki dokuların bozulmasına ve iltihaplanmaya yol açar. Kimyasal boya ile saç boyamak da doğrudan böbrekleri etkiler. Böbrek rahatsızlığı için saydığımız sebeplerin tamamı Türk kadınlarında görülmektedir.
İdrar yolları enerji akımı her iki ayağın küçük parmağından başlar, ayakların arkasından makata gelir, makadı dolaşarak omurganın iki tarafından ense çukuruna kadar çıkar,- oradan kafanın tepesine yükselir ve gözlerin iç ucuna, burun köküne kadar iner. Bu çizgi üzerindeki ayak, baldır, bel, ense kökü ve burun köküne inen ağrıların çaresi idrar yollarının ve böbreklerin tedavisindedir.
Glomerülonefritin belirtileri: Çay rengi idrar, yüksek tansiyon, idrarda protein ve kan, baş ağrısı, görmede bulanıklık, yaygın ağrılar ve sancılar, el, ayak ve göz kapaklarında şişme.
Tedavi
V Şişlik ve sıvı tutulması varsa, kreatin ya da üre değeri yükselmişse, su,
tuz ve proteini dengeleyen diyet gerekir. Bu durumda en iyi diyet
meyve suyu ve yeşil sebze suyu diyetidir.
T 4 hafta boyunca Davud Aleyhisselam orucu tutulur yani \ gün aç kalınır, 1 gün meyve suyu, sebze suyu ve bitkisel çay içilir, (üzüm suyu, elma suyu, greyfurt suyu, limon suyu, semizotu suyu, ısırganotu suyu, kuru soğan suyu, maydonoz ve kereviz yaprağı suyu, karpuz kabuğu suyu), karpuz yenir.
örnek:
Y Birinci gün aç kalınacak, her ikinci günün sabahı limon veya greyfurt suyu içilerek açlık bitirilecek.
Sonra akşama kadar,-
V 150 gr. semizotu suyu + 50 gr. kuru soğan, ısırgan, maydonoz veya ke
reviz yaprağı suyu + 50 gr. su yudum yudum içilir, acıkınca üzüm ye
nir veya suyu içilir.
v Acıkınca 150 gr. semizotu suyu + 50 gr. ısırgan (veya maydonoz + kereviz yaprağı) suyu içilir,

vğ Acıkınca karpuz yenir,-
Y Akşam ise zencefil veya kekik çayı doğal bal ile içilir.
$ Uykudan önce 30-50 gr. sarımsaklı zeytinyağı + 30-50 gr. limon suyu içilir, ertesi gün tekrar aç kalınır.
Mevsim semizotu mevsimi değilse, aşağıdaki meyve-sebze suyu karışımlarından biri seçilerek kullanılabilir:
Y Havuç suyu + kırmızı pancar suyu karışımı,
Y Kırmızı pancar suyu + soğan suyu karışımı,
Y Kırmızı pancar suyu + ıspanak suyu karışımı,
Y Havuç şüyu + elma suyu karışımı.
4 hafta sonra
Y 3 günlük açlık yapılır, 4. gün meyve suyu içilir ve aynı gün akşam karaciğer temizlemesi yapılır. ("Karaciğer temizlemesi" bölümüne bakınız.)
Y Karaciğer temizlendikten sonra, 4 hafta boyunca her Pazartesi ve Perşembe 36 saatlik oruçlara devam edilir. Oruç tutulan günlerin dışında kalan haftanın diğer 5 günü meyve suyu içilir, meyve ve sebze yenir, elma suyu + bal veya arı sütü + polen kullanılır. Haftada 3 defa hafif yemek yenebilir.
V Yağ olarak sadece sarımsaklı zeytinyağı, yağsız pişirilen yemeğin üzerine gezdirilerek veya salata ile kullanılır.
V* Ispanak, semizotu, hindiba, maydanoz, kuru soğan, yeşillik, kabak, havuç, kırmızı pancar, kereviz, sarımsak çiğ olarak yenir. İstenirse, bu sebzelerden salata yapılabilir. Salata üzerine sarımsaklı zeytinyağı gezdirilir ve bol limon suyu eklenir. Başka hiçbir şey yenmez.
4 hafta sonra
$ Bir gün akşama kadar meyve suyu içilerek karaciğer temizlemesi tekrarlanır. İki hafta sonra 3 günlük oruçlar 7 gün ara ile 10 defa tekrarlanır. Açlıklar arasındaki her güne meyve veya sebze suyuyla başlanır. Acıkınca 30 gr. zeytinyağı + 30 gr, limon suyu karışımı içilir. Acıkınca yemek yenebilir, ancak açlıktan sonraki 4. gün yemek yenmez.

Haftada 2-3 defa et, 3-5 defa ekmek yenebilir. ("Et" ve "Ekmek" bölümlerine bakınız.)
Böbreküstü bezieri-şeker dengesizlimi ilişkisi
Her bir böbreğin üst kısmında yer alan böbreküstü bezleri, kortikoste-roidler olarak adlandırılan hormonların üç tipini üretir: Androjenler ve Ostrojenler, glukokortikoid hormonları ve mineralokortikoid hormonları. Androjen ve Ostrojenler, cinsi gelişme ve üremeyi etkiler. Kortizon gibi glukokortikoid hormonlar glikoz regülasyonunu korur, vücuda dışarıdan gelen olumsuz etkilere karşı bağışıklık sisteminin tepki vermesini sağlar ve bağışıklık sisteminin aşırı tepkilerini baskılar. Aldesteron gibi mineralokortikoid hormonlar vücuttaki sodyum-potasyum dengesini düzenler.
Böbreküstü bezleri-şeker dengesizliğinin belirtileri: Bitkinlik, kas güçsüzlüğü, mide bulantısı, deride rengi koyulaşmış lekeler, yüksek kan basıncı, yüzde ve avuçlarda anormal terleme, baş ağrısı, uyku bozukluğu. Tedavisi kronik glomerülonefrit tedavisiyle aynıdır. Hastalık yeni ise, iyileşmek mümkündür. Fakat kronikleşmişse ve doku bozukluğu oluşmuşsa, o zaman ancak hastalığın ilerlemesi durdurulabilir.
Böbrekleri korumak için ilaçlar:
Y 10'ar gr. havlıcan ve zencefil öğütülür,- 10 gr. günlük, 30 gr. çam fıstığı iyice dövülür. Bunlar 200 gr. bal ile iyice yoğrulur. İlaç bitene kadar sabah akşam birer tatlı kaşığı yutulur. Yılda bir defa veya ihtiyaca göre 2-3 defa tekrarlanır. Bu karışım böbrekleri kuvvetlendirir, bel ağrısını giderir.
Y 1 çorba kaşığı keten tohumu + 1 tatlı kaşığı ısırgan tohumu + 100 gr. sıcak su karıştırılarak, üzerine bez sarılır 1,5-2 saat demlenmeye bırakılır. Sonra da yarım çay kaşığı öğütülmüş zencefil eklenerek her sabah veya akşam yenir. 1 tatlı kaşığı bal ve 3 diş dövülmüş sarımsak eklenirse daha da kuvvetli olur. Keten tohumunu öğütmeden veya ezmeden kullanmak gerekir.
Y Kekik, kimyon, zencefil, defne yaprağı, nane ve safranı baharat olarak yemeklere katmak,- ısırganotu, kuşburnu, yeşil çay, biberiye ve papatyayı ise çay olarak kullanmak iyidir.
$ Limon suyu ve greyfurt suyu, greyfurt, vişne, armut, ayva, erik, karpuz

ve çekirdekleri, kavun ve çekirdekleri, maydonoz kökü ve yaprakları, kereviz ve yaprakları, soğan ve sarımsağı devamlı tüketmek gerekir.
$ Sabah ilk olarak su, meyve suyu veya sebze suyu içilir.
P Su konusunda çok titiz davranılmalı, sadece hafif sular içilmelidir ("Su" bölümüne bakınız.)
& Midenin, bağırsakların ve karaciğerin iyi çalışması çok önemlidir. Eğer bu organlar iyi çalışmazsa, kan kirlenir, böbreğin işi çoğalır. Kabızlık ve bağırsaklardaki gaz mekanik olarak böbreklerde kan ve sıvı dolaşımını zorlaştırır, böbreklerin taş üretmesine neden olur. ("Mide, bağırsak tedavisi" ve "Karaciğer temizlemesi" bölümlerine bakınız.)
Cğ Hayat boyunca süt, peynir, et, tuz, yumurta ve ekmeğe çok dikkat etmelidir. Bayat yumurta ve yumurta tozu, süt ve süt tozu içeren yiyecekler, beyaz ekmek, rafine ve hidrojenize olmuş sıvı yağlar, margarin, tuzlu yiyecekler, turşu, katkı maddesi içeren konserve, hazır yiyecek ve içeceklerden kaçınmalıdır. Deterjan, ağrı kesici, ateş düşürücü, aspirin, vitamin ve diğer kimyasal veya "doğal bitkisel ilaç" adı altında pazarlanan ilaçlar, yapay tuz, iyotlu tuz, rafine edilmiş tuz kesinlikle kullanmamalıdır. Sadece doğal, katkısız kaya tuzu veya deniz tuzu tüketilmelidir.
T Devamlı olarak haftada 1 gün 36 saatlik açlık veya ayda bir defa 3 günlük açlık yaparak su ile iftar edilmelidir.
Böbrekler için zararlılar: Hazır katkılı yiyecekler, süt tozu ve yumurta tozu içeren yiyecekler, karışık ve bayat yemekler, hazır içecekler ve durgun su, yüksek topuklu veya dar ayakkabı kullanmak, dar pantolon ve çorap giymek, sıkı kemer bağlamak, kimyasal boya ile saç boyamak, saçları taramayı terk etmek, sandalyede oturmak, ayakta idrar yapmak, uzun süre idrarı tutmak, soğuk taş ve ıslak toprak üzerine oturmak, hazır bez ve hij-. yenik ped kullanmak.
Böbrekler.için faydalılar: Badem, ceviz, hurma, ayva, kiraz, vişne, erik, kişniş, nar, zeytinyağı, fasulye,- taze sıkılmış ekşi meyve suları, arpa suyu, taze sağılmış koyun ve deve sütü, bozkırlarda otlayan koyunların eti ve kuyruk yağı (kan grubu "A" olanlar için 2 haftada bir). Ayrıca defne yağı, acı kavun yağı ve acı badem yağını bele yedirerek sürmek veya bu yağlar ile zeytinyağını karıştırarak lavman yapmak,- bele papatya ve keten tohumu

ile kompres yapmak,- bele kupa çekmek; ayaklara, makata, bele ve kuyruk sokumuna sülük koymak,- hacamat yaptırmak,- sabah güneşi altında yürümek, kuru ve sıcak toprakta veya kumda oturmak ve vücudu meme hizasına kadar kuru ve sıcak deniz kumuna gömmek.
Gül M. Yaş 39, İstanbul, kimya mühendisi.
Çocukken çok sık hastalanan, ateşlenen, antibiyotik kullanan biriy-mişim. Alfasilin baktrim gibi ilaçları kullanıyordum. Bunlar da böbreklerime çok zarar vermiş. Böbreklerimin yeterince çalışmaması sonucu tansiyon problemim ortaya çıktı. 2000 yılının Haziran ayında henüz 33 yaşındayken yüksek tansiyon teşhisi ile oldukça ağır ilaçlar kullanmaya başladım. Belirli zamanlarda yaşadığım kuvvetli baş ağrıları, kusma, ishal şikayetlerim vardı. Bu şikayetler özellikle temizlik yaptığım zamanlara denk geliyordu. Kendi kendime herhalde kullandığım deterjanlar beni zehirliyor diye düşünüyordum. Bu nedenle doktora gitmiyordum. Daha sonraları baş ağrısı, kusma, ishal, buz gibi terleme şikayetlerim artmaya başlamıştı. Baş ağrılarım artık yüzümde uyuşma ve konuşma güçlüğüne sebep oluyordu. Bunların sonucunda ellerimde, ayaklarımda ve göz kapaklarımda şişmeler de başlamıştı. Ne zaman bu hale gelsem Acil Ser-vis'e kaldırılıp serum ve ilaçlarla kendime gelebiliyordum. Yapılan tahliller ve tetkikler sonucunda Yüksek tansiyon teşhisi konuldu. Pek çok tansiyon ilacı denendi. Yaşım daha genç olduğu için ilaçlara verdiğim tepkiler çok yoğun oluyordu. En sonunda bünyeme uygun ilaçlar bulundu. Cibadrex (12,5) ve Coozar (50) isimli ilaçlarda karar kılındı. Bu ilaçları 2003 yılının Eylül ayma kadar kullandım. Üre ve kreatin değerlerim çok yüksekti. Doktorların dediğine göre hızla diyalize doğru gidiyordum.
2003 Eylüî'de Doktor Aydın Salih'in tedavisine başladım. Kontrollü olarak ilaçları bıraktırdı. Bağırsak ve Karaciğer Temizlemelerini yaptırdı. Daha sonra beni 3 günlük oruçlara başlattı. 3 gün ara ile bu açlıkları 3 kez yaptım. Kan grubuma uygun beslenme ve hacamatı önerdi. Belirli zamanlarda 3 günlük açlıklara devam ediyordum. Sonra 7 gün ara ile 7 defa yaptım. Daha sonra W günlük orucu 1 kez yaptım. Şimdi 2007 yılındayız ve şu anda çok iyiyim.

Ara-sıra tansiyonum yükseliyor ama Dr. Aydın Hanımın yöntemleriyle ilaçsız bir şekilde tansiyonumu kontrol altına alabiliyorum. Bu oruçları yaparken şiddetli kusmalar, ishaller ve ateş yükselmesi yaşıyordum.
Doktor Hanım bu rahatsızlığın benim kullandığım ilaçlar ve deterjanlarla, kimya fakültesinde okumuş olmamla ilgili olduğunu söyledi. Kimya Bölümü mezunuyum. 4 yıl boyunca çeşitli kimyasallarla temas halindeydim. Zamanımın çoğu laboratuvarda geçiyordu. Bu kimyasallara maruz kalmamın sonucunda onların kokuları ve tozları benim kan dolaşımımı etkilemiş,- bu nedenle kanım çok koyulaşmış, neredeyse katılaşmıştı. Bunu, hacamat yaptırdığımda gördüm. Hacamatta gelen kan eskimiş bir kablo gibiydi, akmıyordu bile, ko-puyordu.
Yaptırdığım hacamatlar ve tuttuğum oruçlar sonucunda şimdi çok iyiyim ve hiçbir ilaca bağımlı değilim, ilaçsız bir şekilde hayatımı sürdürüyorum. Bedenen ve ruhen çok rahatım.
7 Haziran 2007
Prostat hastalıkları
Prostat hastalıkları üç sınıftır:
• Enfeksiyonlu veya enfeksiyonsuz prostat iltihaplanması (prostatit),
• İyi huylu prostat büyümesi
• Prostat kanseri
Ancak, son 3-4 yılda ergenlik çağına ulaşmamış erkek çocukların hemen hemen üçte birinin prostat dokularındaki gelişimin farklı derecelerde gerilediğini; genç erkeklerde ise aynı sıklıkta değişime uğradığını görmekteyiz. Demek ki, yeni ve ciddi bir problemle karşı karşıya bulunuyoruz, ancak farkında değiliz. ("GMO" bölümüne bakınız.)
Akut enfeksiyonlu prostatit, honokoklara bağlı olabilir (bel soğukluğu) ancak genellikle basit bir enfeksiyona bağlıdır. Her yaşta olabilen, fakat daha çok genç erkeklerde görülen bir hastalıktır. Bu hastalıkta sık idrara gitme, her 10 dakikada bir olabilir, idrar yollarında yanma ve çok ağrılı idrara çıkma en sık görülen belirtilerdir. Akut enfeksiyonlu prostatitin tedavisi iyi yapılmazsa hastalığın tekrarlamasına, kronikleşmesine ve prostat büyümesine yol açabilir.

Kronik prostaîit
Akut prostatitten sonra ya da genetiği değiştirilmiş ve kimyasal katkı maddeleri ve katkılı vücut bakım ürünleri kullanımı sonucunda oluşur. Kronik prostatitte bel üşümesi, bel ağrısı, meni azalması ve koyulaşması, spermlerin sayısında ve hareketinde azalma, spermlerin sakatlanması, idrar yollarında gıdıklanma ve yanma hissi, idrar yollarındaki yapışıklıktan kaynaklanan idrar yapmada zorluk, idrarla iltihap gelmesi ve baş ağrısı gibi belirtilerden birkaçını veya hepsini görmek mümkündür.
Prostat büyümesi
Belirtileri geceleri sık idrara çıkma, idrar yaparken zorlanma, idrarı tam boşaltamama hissi, idrar kaçırma veya idrar damlamasıdır. Genç yaşlarda da başlayabilen prostat büyümesi, 50 yaş sonrası her iki erkekten birinde görülür. Ancak, büyümüş prostat her erkekte şikayetlere sebep olmayabilir. Ancak prostat idrar yolunu tıkamış, hasta idrar yapamaz hale gelmiş ve böbreklerde genişleme başlamışsa ameliyata başvurulmaktadır. Dünyada 224 prostat ameliyatları %90 kapalı, %10 açık ameliyat şeklinde yapılır. Bu iki yöntemde de aynı sorunla karşılaşma ihtimali büyüktür: Cinsel ilişkide, meni dışarı çıkmaz, mesaneye gelir; Ancak idrarla dışarı atılabilir. Bu problemle karşılaşma oranı kapalı ameliyatlarda %50, açık ameliyatlarda ise %80'e kadar çıkabilir.
Son yıllarda kullanılan diğer bir ameliyat yöntemi de greenlight lazer yöntemidir. Greenlight lazer sistemi, uyguladığı yüksek enerji ile büyümüş prostat dokusunu buharlaştırır.
Ahmet S., yaş 64, İstanbul, işadamı
Ben 1999'da bir sene prostat tedavisi gördüm, ancak şifa bulamadım. Aydın Hanım'm beslenme tavsiyelerine uyarak ve açlıkla şifa buldum, sağlığıma kavuştum.
Prostat kanseri
Prostat büyümesi kanser riski taşır ve prostat kanseri gittikçe yaygınlaşmaktadır. Prostat büyümesi de, prostat büyümesi nedeniyle geçirilecek bir ameliyat da, kanser riskini azaltmaz. Günümüzde talep olduğu taktirde

kanseri önlemek için, kısırlaştırma yöntemiyle yani erbezleri alınarak erkeklik hormonu tamamen ortadan kaldırılmaktadır. O zaman prostat büyümesi de, prostat kanseri de olmaz. Ancak dinimizde değil insanı, hayvanı dahi kısırlaştırmak yasaktır ve kısırlaştırma kesinlikle bir tedavi yöntemi değildir.
Kadın ve erkek üreme organları kimyasal madde içeren ürünler sebebiyle 30 yıldır, GMO ürünler ve GMO katkı maddeleri sebebiyle 13 yıldır ciddi bir değişime maruz kalmaktadır.
Örneğin, diş macunu, şampuan, krem, traş malzemesi, saç jölesi gibi ürünlerde parabenler, dioksin ve ftalatlar, ürünlerin dayanıklığını sağlayan katkı maddeleri kullanılmaktadır. Bu katkı maddeleri östrojen hormonunu taklit eder. Erkek vücudunda depolanan bu katkı maddeleri bir kadın hastalığı olan endometriozise benzeyen duruma, spermlerin ölmesine, kısırlığa, eşcinselliğe ve prostat kanserine yol açar. ("GMO", "Endometriozis" ve "Katkı maddeleri" bölümlerine bakınız.)
Oregon Üniversitesinde eşcinsel erkek koyunların beynine elektrotlar yerleştirilerek eşcinsellik sebebi araştırılmış ve bu koyunlarda hormonal dengenin bozuk olduğu tespit edilmiştir. Beyne enjekte edilen hormonlar sonrasında ise daha önce eşcinsel olan erkek koyunlar tekrar dişilerle çiftleşmeye başlamıştır. Uzmanlar, aynı durumun insanlar için de geçerli olabileceğini ve çocukların eşcinsel olmasının rahatlıkla engellenebileceğini söylemektedir. ("Ekolojik Kıyamet" bölümüne bakınız.)
Bu konudan söz etmemiz yalnızca araştırma sonuçlarını görmek içindir. Hormonal dengenin yeniden kurulması dışarıdan hormon takviyesi ile değil ancak doğal yollarla sağlanabilir. İnsanlarda da hayvanlarda da hastalıkların sebebi suni beslenme olduğuna göre tedavi de beslenmenin düzeltilmesiyle yapılabilir. Beslenmeden, hormonal ve ruhi dengeyi bozan katkı maddeleri çıkarılıp doğal beslenmeye geçilmelidir.
Erkeklerde Kısırlık
Bilim adamları, günde 3 fincan kahve kullanan erkeklerin, yaş sınırı olmaksızın, üreme hücrelerinin DNA'sında belirgin genetik bozukluklara rastlamıştır. Bu bozukluk embriyo ölümlerine veya genetik hastalığı olan bebeklerin doğmasına neden olabilir.
Bize göre, kafein tek başına bu kadar hasar yapamaz. Kahvede bulunan

katkı maddelerinin kafein ile sinerjizm etkileşimi, yani birlikte, tek başına yaptığı etkiden kat kat daha fazla etkilemesi bu tahribatın sebebidir. Kahve etiketinde içerdiği katkı maddeleri çok kısa bir şekilde belirtilmektedir: Koruyucular, tat vericiler ve aromalar. Koruyucu, tat verici ve aramaların binlerce çeşidinden hangilerinin kullanıldığını yazmaya nedense zahmet edilmez. Ancak tüm aromalar gen teknolojisi ve nanoteknoloji yöntemiyle üretilir,- hormonal sistemi ve ruh dengesini doğrudan etkiler. Onun için, kahvede katkı maddesi olarak sadece aromalar bile kullanılsa, tek başına kısırlık ya da eşcinselliğe sebep olabilir. Koruyucular ise doğrudan kısırlık yapabilir. ("Aromalar" ve "Katkı Maddeleri" bölümlerine bakınız.)
Aynı şekilde bilgisayar ve cep telefonunun uzun kullanımı da bu etkiyi yaratır. Erkeklerin üreme organlarında ısının yükselmesi dölleme yeteneğini kayba uğratır. Örneğin, erkeklerin dar kot pantolon giymesi, sıcak banyo yapması, iş yerinde sürekli oturarak çalışması, laptop bilgisayarları dizlerinde tutması... Ancak üreme hücrelerini tahrip etmede en büyük kuşkuyu vücut bakım ürünlerinde ve gıdalarda bulunan, cinsler arasındaki farkı 226 ortadan kaldıran aromalar, PHD, dioksin, fenol ve ftalatlar gibi katkı maddeleri ve antidepresanların üzerine çekiyor. ("Endometriozis" bölümüne bakınız.)
Araştırmacı Dr. Gregor Domes ve ekibi kadınlarda doğal olarak bulunan oksitosin hormonunu taklit eden sentetik hormonun burna spreyle verilmesi ile erkeklerin kadınlar gibi hissedebildiğini keşfetmiştir. Bu hormonu alanlarda empati duygusu gelişmekte, erkekler kadınların duygularını, babalar da gençlerin nasıl hissettiğini anlayabilmektedir. Bunun için Dr. Domes kadınların erkeklere, gençlerin de babalarına oksitosin spreyi hediye etmesini tavsiye ediyor. Bu durum şaka gibi görünmektedir ancak bu şakanın altında derin bir tehlike gizlidir. Dr. Domes farkında olmasa da onu yönlendirenin amacı, gençleri kısırlaştırmak, erkekleri ise kadınlaştırmaktır yani erkeklerin DNA'sında derin bir değişime yol açmaktır.
Tedavi
V Bu durumdaki hastalar önce beslenme alışkanlıklarını düzeltmeli ve mide-bağırsak tedavisini uygulamalıdır. Hacamatlarını yaptırmalı ve hacamatlar arasında karaciğer ve böbrek temizlemelerini yapmalıdır. Daha sonra 3 günlük açlıkları 7 günlük aralarla 14 defa yapmaları gerekir ("Açlıkla Tedavi" bölümüne bakınız.)

Açlıklar arasındaki yedi gün boyunca öğleye kadar,-
@ 150 gr. kırmızı pancar suyu + 50 gr. soğan suyu + 50 gr. su karışımı veya
$ Eşit miktarlarda havuç suyu + kırmızı pancar suyu + soğan suyu + su karışımı içenler mükemmel sonuç alırlar.
Sebze suyu karışımını içerken kan gurubu "O" ve "B" olanlar ekmek, makarna, börek, çörek gibi buğday ürünlerini hiç yememeli; bütün kan grupları ise tıbbi ilaçlardan, hazır yiyecek ve içeceklerden kesinlikle uzak durmalıdır.
Hacamatlar:
• Kürek kemikleri arası ve altı
• Kafa arkası
• Bel ve kuyruk sokumu
• Dizler
Yapılan hacamatlar iyileşmeyi hızlandırır. İlk iki hacamat 3 gün, sonra- 227 ki iki hacamat 1 hafta ara ile, sonra da ihtiyaca göre gerektikçe yapılır.
Sülük tedavisi
Hacamatlar bittikten bir ay sonra yapılır:
• Kasıklar, testisler ve göbeğe (göbek çukuru hizasına kadar),-
• Cinsel organ-makat arasına ve makata,-
• Bel ve kuyruk sokumuna,-
• Ayaklara (ayak parmakları ve ayak bileklerine, topukların iç ve dış kısımlarına).
Bu sırayla, toplam 4 defa, 14-20 gün ara ile, ayaklara 21, diğer bölgelere 1 l'er tane sülük konur. Sülükler düştükten sonra sülüklerin tuttuğu noktalara mutlaka kupa çekilir. ("Hacamat", "Kupa çekme", "Sülük Tedavisi" bölümlerine bakınız.)
İlaçlar:
vğ 4 hafta boyunca her sabah 1 tatlı kaşığı yeni öğütülmüş çörekotu + 1/3 çay kaşığı dövülmüş mürri safi, bal şurubu ile içilir.
ğ 3 ay boyunca kısa aralıklarla, her akşam bele, kasıklara ve erbezinin alt

kısımlarına çörekotu yağı veya acı kavun yağı ile daire şeklinde iyice masaj yapılır. Acı kavun mevsiminde aynı işlem acı kavun suyu ile yapılır.
P Çekirdekleriyle beraber yeni öğütülmüş 100 gr. keçi boynuzu + 3 baş dövülmüş sarımsak, yeterli miktarda balla yoğrulur ve her akşam 1 çorba kaşığı alınır. Çörekotu ilacı bittikten sonra başlanır ve kısa aralıklarla 3 ay devam edilir.
VJ 1 çorba kaşığı anason, 1 bardak kaynar su ile 15 dakika demlenir ve süzülüp ikiye bölünür. Günde 2 defa olmak üzere yarımşar bardak içilir.
9 İlkbaharda yeni fındık yaprakları toplanarak kurutulur. 1 çorba kaşığı ezilmiş yaprak 1 bardak kaynar su ile demlenerek, gün boyu aç karnına 2-3 defada bitirilir. 2 hafta fındık yaprağı çayı, 2 hafta anason çayı olacak şekilde dönüşümlü olarak içilir.
Q 1 çorba kaşığı keten tohumu sıcak veya soğuk su ile karıştırılıp, üzerine bez sarılır ve 1-2 saat bekletildikten sonra günde 1 defa tohumlarla beraber içilir. Buna 1 -2 ay devam etmek prostat şişliğini indirir.
Uyan: Keten tohumu öğütülmeden veya her seferinde taze öğütülerek kullanılır! Öğütülmüş keten tohumunun bol su ile yutulması gerekir!
CJ Hergün 3 tane acı badem, 3-5 tane tatlı bademle birlikte yenir. Her ilaca zaman zaman ara verilir fakat acı badem aylarca, ara vermeden kullanılabilir.
Q Çiğ soğan yemeklerle, domates ise yemek olarak tek başına çiğ yenir. Soğanın tüm kanser çeşitlerini önleme, domatesin ise özellikle prostat kanserini önleme özelliği vardır. Ancak sera domatesi veya transjenik domates değil doğal domates şifalıdır.
0 Baharatlardan kimyon, çemen, kekik, safran ve zencefil kullanılır.
CJ Yerde oturmalı, hiç sandalye kullanmamalı, iş yerinde ise mümkün olabildiğince sandalye kullanmaktan kaçınmalıdır.
Q Prostat hastaları misvak kullanmalıdır. Misvağın ucu suyla değil, tükürükle ıslatılır ve ön dişler yardımıyla yumuşatılıp, fırça haline getirilir. Günde 5 defa 1.5-2 dakikalık sürelerle dişetleri ve dişler misvaklanır. Buna en az 40 gün devam etmek gerekir.

Ön alt dişler ve dişetlerinin durumu prostatın durumunu gösterir. Bu dişleri ve dişetlerini misvaklamak, prostatta enerji dolaşımını kolaylaştırır. Dişetleri düzeldiğinde prostat da düzelmiş demektir.
y Genç erkekler karaciğer temizlemesi yaptıktan hemen sonra 10 günlük açlık yapmalıdır. 10 günlük açlık bu hastalıktan tamamen kurtulmanın, sperm sayısını artırmanın en emniyetli yoludur.
Prostat Kanseri için "Kanser" bölümüne bakınız.
Teslislerde varikos ve şişlikler:
ğ Bir hafta boyunca her akşam öğütülmüş bakla unu, zeytinyağı ile yoğrulur ve testislere sarılır. Yağlı kağıt ve bez ile sabitleştirilip sabaha kadar bekletilir.
y Her sabah acı kavun suyu ile testislere pansuman veya masaj yapılır.
y Husyelere ve kasıklara 11 tane sülük konur. 14 gün sonra makada 11-21 tane sülük konur.
y Bunlarla beraber 3 günlük açlıklar 7 gün ara ile 3 defa yapılır ve sülük işlemi 3 haftalık aralarla 2-5 defa tekrarlanır. Sülükler düştükten sonra kesiklere mutlaka kupa çekilir (husyeler hariç).
Yumurtalık ve Rahim Hastalıkları
Hazır ve katkılı yiyecekleri yemek,- karışık ve çok yemek, yemekten sonra tatlı ve meyve yemek,- hazır ve katkılı içecekler içmek,- deterjanları aşırı ve dikkatsiz kullanmak,- doğum kontrolü için hormon bazlı ilaçlar kullanmak,- hareketsizlik, çok uyuma ve bilhassa güneş doğmadan ve batmadan önce uyuma neticesinde insan ağırlaşır, tembelleşir. Hormon dengesizliği, cinsel istekte zayıflama, kadın ve erkek hastalıkları ve kısırlaşma ortaya çıkar. Bu çarpık yaşam tarzı ve beslenme düzeni genç yaşlarda başlarsa durum daha da tehlikelidir.
Kadın hastalıklarının tedavisi de prostat tedavisi gibidir. Hasta beslenmesini düzelterek, sülük tutturmalı, hacamat yaptırmalı, bağırsak tedavisi ve karaciğer temizlemesi yapmalıdır. 7 gün ara ile 14 defa 3 günlük açlık yapılmalıdır. Açlıkta kan, organlar, kaslar, bezler temizlenir, vücut gençle-şir ve sağlıklı istekler canlanır. Uç gün aç kalmadan kadınlar kadınlığını ve anneliğini, erkekler de erkekliğini ve babalığını anlayamazlar.

Kadınlara da misvak kullanımı önerilir. Misvağı ön dişlerle ısırarak yumuşatmak dişleri, rahimi ve yumurtalıkları güçlendirmek açısından çok önemlidir. Misvak yoksa, meşe, çam, incir, vişne veya ceviz ağaçlarından kesilen ince dallar misvak gibi kullanılabilir. Bunlar da bulunamazsa sağ elin işaret parmağı zencefile batırılarak misvak yerine kullanılabilir. Fakat dişetlerine en uygun olanı misvaktır ve yerini hiçbir şey dolduramaz. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Asıl amaç, dişleri fırçalamak değil, dişetlerinde bulunan akupunktur noktalarına masaj yaparak bağlı oldukları organları uyarmaktır.
Sıhhatli kadının adeti ay başında yani hicrî ayın son bir-iki günü, yeni ayın ilk bir-iki günü hiç belirtisiz başlar ve 3-5 gün sürer. Türkistan ve Anadolu kadınları bu hal için "adet" değil, "ay gördüm" tabirini kullanırlar. Bu konu anlatırken genelde hep aynı soru ile karşılaşılır: "Demek, tüm kadınlar aynı gün adet görmeli, öyle mi?" Evet, öyledir. Nasıl denizler ayın ilk günlerinde aynı anda kabarıyorsa, kadınlar da aynı gün adet görmelidirler. Çünkü denizlerin kabarması da, kadınların "ay görmesi" de ayın tesiri ile 230 olur. Adet, hicrî takvimin 13, 14, 15, 16'sında da olabilir (dolunay). Bu kadının yapısına (mizaca) bağlıdır ve normaldir.
Ayın başka günlerinde adet görenler, karın ağrısı çekenler, ön alt dişleri ve diş etleri bozuk olanlar, saçları kırık, çatallaşmış olanlar sağlıklı değildir. Sıhhatli kadının adet kanı rahat yıkanabilir olmalı, çamaşırdan sabunsuz soğuk su ile çıkabilmelidir. Kadın hasta ise ne su, ne de sabunla leke çıkmaz. Bu belirtilerden herhangi birini kendisinde tesbit eden kadın kadınlığını kurtarmaya çalışmalıdır.
Ayrılı adet kanamaları (Dismoncre)
Kadınlarda adet öncesi görülen gerginlik, huzursuzluk, vücutta sıvı birikmesi, karın, bel, ayak ve göğüslerde ağrı genel sağlığın normal olmadığını gösterir.
Ağrılı adet kanamalarının son yıllarda en sık görülen sebebi "Endomet-riozis"tir.
Rahim içerisini döşeyen, özel dokuya "endometrium" denir. Endometri-um her ay, gebelik ihtimali ile kalınlaşır. Yumurta döllenmişse, endometrium içinde yerleşir ve gebelik başlar. Gebelik oluşmadığı zaman, kalınlaşan endometrium adet kanaması olarak atılır.

Karın içerisindeki organlar endometrium hücrelerine benzeyen ancak görevi tamamen farklı bir hücre tabakası ile kaplanmıştır. Bu tabakaya pe-ritonium veya karın iç zarı denir. Hazır ürünlerde ve deterjanlarda bulunan ve östrojen hormonuna benzeyen kimyasal madde ve toksinler, bu dokularda depolanır. Bu toksik maddeler, östrojene benzeyen maddelerle birlikte, dokulardaki hücrelerin yapısal değişime yani mutasyona uğramasına ve onların rahim iç tabakası gibi davranmasına neden olur. Rahim dışında, vücudun başka bir bölgesinde endometrium dokularına benzeyen dokuların oluşması "endometriozis" hastalığı olarak adlandırılır. Endometriozis en sık olarak yumurtalıklarda, rahim arkası boşlukta, bağırsakların yüzeyinde, tüplerin üzerinde veya çevresinde, rahmi tutan bağların ve mesanenin üzerinde veya karın zarı yüzeyinde, daha nadir olarak da burun zarı ve beyin zarı gibi zarlarda görülür.
Rahim dışında bulunan, fakat endometriuma benzemeye başlayan ve endometrium gibi davranan dokularda adetten önce kalınlaşma oluşur ve kanamayla bu dokular da atılmaya çalışılır. Endometriozis hastalığının yerleştiği dokular dışarıya kapalı olduğu için, kanama karın boşluğunda veya yumurtalık dokusu içinde ya da yapısal değişime uğramış dokuların herhangi bir bölgesinde gerçekleşir. Her ay oluşan bu iç kanamalar, endomet-rioma veya çikolata kisti adı verilen kistlere ve şiddetli ağrılara neden olur. Yine her ay oluşan bu iç kanamalar yumurtalığın içine yerleşerek çikolata kistleri oluşturur. Bu da yumurtalığın yapısının bozulmasına, yumurtaların sıkışmasına, dejenere olmasına ve sayısının azalmasına neden olur. Bir önceki paragrafta anlatılan kanamanın olduğu yerlerdeki iltihaplanma ve yanma nedeniyle, iç organlar arasında yapışıklık oluşabilir. Karın içindeki yapışıklıklar, dokularda toplanmış toksik maddeler ve karın iç zarı üzerindeki barut yanığına benzeyen maddeler yumurtlamayı olumsuz etkiler ve yumurtlama gerçekleşemez.
Yumurtlama gerçekleşse döllenmeyi engeller. Döllenme oluşsa, iltihaplanma ve yanmalar oluşmuş zigotun endometriumda yerleşmesini engeller. Zigot endometriuma yerleşse gelişmesini engeller, gelişmesini engellemese doğumu olumsuz etkiler,- doğumu etkilemese süt üretimini veya kalitesini etkiler. Gördüğünüz gibi endometriozis, üreme sürecinin herhangi bir kademesinde mutlaka olumsuz etkide bulunur.

Endometriozis hastalarında adetler aşırı derecede ağrılı olur ve ağrının şiddetinde giderek artış izlenir. Yapışıklık ve kistler oluştuktan sonra, ağrı daha da çoğalır ve artık iki adet arasında da rahatsız etmeye başlar. Rahim içi dokularının, karın içi, iç genital organlar, beyin zarı gibi, yerleştiği yerlere göre, çok farklı rahatsızlıklar başgösterir: Ağrılı ve sancılı adet görme, yaygın ağrılar ve sancılar, cinsel ilişkide ağrı hissetme,- bulantı-kusma, makata vuran ağrı, kanlı dışkı, makatta kanama, bağırsak spazmı, kabızlık, bağırsak tıkanması ya da ishal,- baş, sırt ve bel ağrısı, kuyruk sokumuna doğru ağrı,- sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma, idrarda kan,- uzun adet kanamaları, adet kanamasıyla aynı zamanda burun kanamaları ya da vücudun çeşitli yerlerinde kanama ve morarmalar.
Endometriozis, suni beslenen ve vücut bakım ürünleri kullanan her yaştaki insanda, 4-5 yaşındaki çocukta bile başlayabilir. Hastalık östrojene duyarlı olduğu için, ağrılar ergenlikte başlayarak menapoza kadar aktif olabilir. Bununla beraber, endometriozis menopozdaki kadınlarda, hatta erke-232 lerde de görülebilir.
Endometriozis'in sebepleri:
• Katkı maddesi içeren hazır yiyecek ve içecekleri, bebek maması, bisküvi, çikolata, kek ve benzeri her tür ambalajlı yiyecekler ile hazır meyve suları ve kolalı içecekleri tüketmek,-
• Ostrojen hormonuna benzeyen kimyasal madde içeren detarjanları, parfüm ve vücut bakım ürünlerini kullanmak,-
• Tıbbi kimyasal, GMO bazlı ve nanoteknoloji ürünü ilaçları tüketmek,-
• Geç gebe kalmak;
• Sezaryenle doğum yapmak.
Tedavi
Genç kızlarda, endometriozis belirtilerini tümüyle ortadan kaldırmak için, sadece bir defa 3 günlük açlık yaptıktan sonra 4. gün meyve suyu içerek aynı gün akşam karaciğer temizlemesi yapmak,- katkılı yiyecek ve içecekleri bırakmak,- deterjan ve tıbbi ilaçları kullanmamak,- misvak kullanmak,-evlenmek, fakat evlenmeden önce rahim temizlemesi yapmak,- gebe kalmak ve normal doğum yapmak yeterli olabilir.

Gebe kalamayan endometriozis hastasının yapması gerekenler:
• 7 gün ara ile 14 defa 3 günlük açlık yapılır,
• 2. açlıktan sonra rahim ağzına 5-7 tane sülük konur,
• 3. açlıktan sonra karaciğer temizlemesi yapılır,
• 4. açlıktan sonra acı kavun suyu ile rahim temizlemesi yapılır ve 2 gün sonra üst diş etlerine 3-5 tane, alt diş etlerine 3-5 tane sülük konur,
• 6. açlıktan sonra makata 11 tane sülük konur, sülük düştükten sonra vakum yapılır,
• 7. açlıktan sonra karaciğer temizlemesi tekrarlanır,
• 9., 10., 11., 12. açlıklardan sonra hacamat yaptırılır. Hacamat yaptırılacak noktalar:

1. Omuzlar,
2. Kürek kemikleri arası ve altı,
3. Bel ve kuyruk sokumu, 233
4. Dizler. Rahim temizlemesi
Rahim temizlemesi adet kanamasınden önce veya hemen sonra yapılır. Olgun, sarı acı kavunlar toplanır, suyu sıkılır ve süzülür. 2 çorba kaşığı taze süzülmüş acı kavun suyu 1 çorba kaşığı su ile karıştırılır. Temiz su ile yıkanmış ve ütülenmiş 40 x 10 cm büyüklüğündeki pamuklu bir bez bu karışıma batırılır ve vajinada rahim ağzına en yakın yere koyulur. Bu işlem adet kanamasından önce yapılırsa 3 saat, adet kanamasından sonra yapılırsa 30 dakika sonra bez geri çıkarılır. Kan grubu "A" olan kadınlar aynı işlemi acı kavun suyuna su karıştırmadan yapar.
Uyan: Rahim temizlemesi yaptıktan sonra sonucu görmek için 2 gün beklemek gerekir.
3 günlük açlıkları ve karaciğer temizlemesini yapan hastaların alt dişleri, el ve ayak tırnakları barut yanığı gibi simsiyah olabilir. Hiç korkmadan tedaviye devam etmek gerekir. Barut yanığına benzeyen madde dışarı atıldıktan 1-3 ay sonra, dişler beyazlaşır ve tırnaklar pembeleşir.

Kadınlarda Kısırlık
İki yıl düzenli evlilik hayatı yaşayan bir kadın hamile kalamadıysa kısırlıktan o zaman sözedilebilir. Kısırlığa sebep olan bazı etkenler şunlardır:
• Son araştırmalara göre, ağır metallerle ve özellikle civayla zehirlenme kısırlık tehlikesi taşır. Diş dolgusu olarak amalgam kullanılan hastalar kronik civa zehirlenmesine maruz kalmakta, buna bağlı olarak hormon bozukluğu ve kısırlık ortaya çıkmaktadır.
• Kurşun ve kadmium da hormon bozukluğuna, anormal yumurtalara ve
düşüklere yol açmaktadır. Aynı ağır metaller erkeklerde de anormal spermlere ve kısırlığa neden olmaktadır.
• Ziraatta kullanılan hormonlar,- hastalıklara ve parazitlere karşı kullanı-
lan ilaçlar,- tuvalet-banyo temizlik malzemeleri, bulaşık deterjanları, vücut bakımında ve makyajda kullanılan malzemeler östrojen hormonuna benzeyen madde içerdiği için, kadınlarda hormon dengesizliğine ve kısırlığa neden olabilir.
• Hazır yiyecek ve içeceklerde kullanılan GMO bazlı katkı maddeleri, cinsler arasındaki farkı ortadan kaldıran PHD, dioksin, ftalatlar ve aro-malar gibi katkı maddeleri kadın ve erkek üreme organlarınğın hastalıklarına ve kısırlığa yol açabilir. Bu tehlike çocuklarda fevkalade yüksektir.
• Genel olarak kısır kadınların yaklaşık %60'ında farklı düzeylerde endo-
metriozis bulunmaktadır. ('Ağrılı adet kanamaları" bölümüne bakınız.)
• İlk hamileliğinde kürtaj geçiren kadınların çoğunda, rahmi kaplayan endometriumdaki damar bozukluğu ve tıkanıklıklar kısırlığa yol açmaktadır.
• Fazla kilolu kadınların vajina, rahim ağzı ve tüplerindeki yağ, spermle-
re fiziki yolu kapatabilmektedir.
• Aşırı akıntı, bilhassa yakıcı akıntı spermlerin hareketini yavaşlatır ve
spermayı dışarı akıtır. Bu durum da hamileliğe engel olabilir.
Hamileliği engelleyen sebeplerin belirtileri:
• Gözler bulanıksa, göz kapakları şişmişse ve baldırların arka kısmında ağrılar varsa, idrar yollarında,-
• Alt çenede, alt dudağın tam altında devamlı kırmızı leke veya sivilce varsa, rahmin pozisyonunda,-

• Ön alt dişetlerinin ortadaki dört tanesinde bozulma ve çekilme varsa,
rahim ve yumurtalıklarda hamileliği engelleyen çeşitli sebepler var de
mektir.
Kürtaj sonucu veya başka bir sebeple rahmi kaplayan endometriumda damar bozukluğu veya tıkanıklık ya da kısırlığa sebep olacak derecede en-dometriozis olup olmadığını tespit etmek için vajinaya, hafif ezilmiş bir diş sarımsak koyulur. Kadın, sarımsağın tadını ağzında ve kokusunu burnunda hissederse, problem rahimde değil demektir. Hissetmezse, rahimde sarımsağın tadını ve kokusunu değiştiren zehirli bir madde olduğunu,- rahim damarlarında tıkanıklıklar oluştuğunu ve rahimdeki kan dolaşımının bozulduğunu gösterir.
Yukarıda kısırlığa sebep olarak gösterilen bütün problemler burada anlatılan tedaviyle çözülebilir. Gerçek kısırlık ise yaratılıştandır, o kimsenin kaderidir ve "aşılama" ve "tüp bebek" gibi herhangi bir yöntemle müdahale edilmesi doğru olmaz.
"Israrla isteyene Allah (c.c.) kahırla verir." Hadisi Şerif
Kısırlığın tedavisi
• Hazır yiyecek ve içecekleri çok tüketenler, bütün ambalajlı yiyecekler-
den hemen vazgeçmelidir ve beslenme alışkanlıklarını düzeltmelidir. Pişmiş yemek yerine çiğ sebze, karpuz, taze meyve, özellikle üzüm, hurma ve incir yemeye alışmalıdırlar.
• Fazla kilolu iseler, ilk önce kilo vermelidirler ("Şişmanlık" bölümüne bakınız.)
• Aşırı akıntısı olanlar, akıntıyı kesmek için hijyenik ped yerine deterjan-
sız yıkanmış pamuklu bez kullanmalıdırlar. Ayrıca, yeşil soğan, hindi-bağ, nane, ısırgan, ıspanak, semizotu, roka gibi yeşil sebzelerden birinin veya bir kaçının suyunu sıkarak yatar pozisyonda, iğnesiz enjektör veya lastik pompa ile vajinaya sıkmak ve 20-30 dakika bekletmek gerekir. Bu işlem bir hafta boyunca her gün 1-2 defa tekrarlanmalıdır.
• "Yumurtalık ve Rahim Hastalıkları", "Prostat Hastalıkları" "Endometrio-
zis" bölümlerinde anlatılan genel tedaviyi muhakkak eşleri ile birlikte yapmalıdırlar.

• İdrar yollarında problemi olanlar, "Böbrek ve Mesane Temizlemesi"ne bakmalıdırlar.
• "Adet Söktürmek için Kullanılan İlaçlar" bölümünde anlatılan ilaçları kullanmalıdırlar. Bu ilaçlar tıkanıklıkları eritir veya söküp atar.
Her genç kız, rahat hamile kalmak, hamilelik dönemini rahat geçirmek, sağlıklı bebek doğurmak ve süt problemi yaşamamak için evlenmeden önce sağlığını düzeltmelidir. Ancak sağlığını düzeltmeden evlenen ve düşük problemi yaşayan kadınlar, bilmelidirler ki rahim, sakat çocuğu tutmaz,- dışarı atar. Tekrarlayan düşüklerden sonra modern tedavi yöntemleriyle doğan çocuklarda ağır hastalık, hatta lösemi riski vardır. Düşme tehlikesi geçirdikten sonra canlı doğan bebekler de aynı riski taşıdığından hamileliği kurtarmaya çalışmak doğru değildir. ("Hamilelik ve Bebek Bakımı" bölümüne bakınız.)
Fatma S., yaş 28, İstanbul, ev hanımı
iki sene önce boynumda fıtık vardı ve ellerim eşyaları tutamaz hale gelmişti. Omurgamda eğrilme, böbreklerimde iltihap, burnumda kemik ve midemde sinirsel gastrit vardı. Böbrek iltihabı için verilen antibiyotikler böbreklerimi daha çok hasta etti. Boynum ve omurgamdaki rahatsızlık için kullandığım ilaçlar mideme çok dokundu ve hiç faydasını görmedim. Astımım vardı. 2 türlü fıs fıs kullanıyordum. Geçici olarak nefesimi rahatlatıyordu, sonra tekrar nefes darlığı çekiyordum. Rahimde güçsüzlük vardı ve bebeğim olmuyordu.
Aydın Hanımın söylemiş olduğu tedaviyi uyguladım, şifa buldum ve hastalıklarımı unuttum.. O kadar unutmuşum ki bunları yazarken bile hatırlamak güç oldu. Ben diyet tedavisi, 7 defa 3 günlük açlık, karaciğer temizlemesi ve 3 defa W günlük açlık yaptım. Üçüncü defa yaptığım 10 günlük açlık üzerine hamile kaldım. Şimdi sağlıklı bir bebeğim var.
2 yıl önce sağ elimdeki güç kaybı ve şiddetli ağrıdan dolayı doktora gittiğimde "karpal tünel" teşhisi konmuştu. Tek çaresinin ameliyat olduğu, fakat çok genç olduğum için ameliyat olamayacağım söylenmişti. Bu elimi kullanmamam, bez bile sıkmamam tavsiye edilmişti.

Bir kaç ay önce sağ elim kırılan bir camla bileğime kadar kesildi, avucuma cam battı. Komşumun yardımıyla elime sülük koyduk. Sülükler düştükten sonra hem elimdeki cam parçası çıktı, hem de çak fazla köpük ve çok kokulu iltihap aktı. Daha sonra "karpal tünel" teşhisi koyan doktora kontrole gittiğimde elimde hiçbirşey kalmadığın söyledi. Gerçekten elim çok rahatlamıştı,. Güç kaybı ve ağrılardan bu şekilde kurtuldum.
Düzensiz Kanamalar
Kadınlar, her ay normal adet görerek veya hamilelikle ve emzirme ile vücutlarında biriken zararlı maddelerden sürekli olarak temizlenirler, bu şekilde ağır hastalıklardan ve ayrıca kanserden korunurlar.
Düzensiz kanama hasta kadın için aslında kurtarıcı bir faktördür. Düzensiz kanama, vücutta sağlığa zararlı fazlalıkların toplandığını ve hastalık derecesinde çoğaldığını gösterir. Kadın, rahim kanaması ile vücudundaki bu zararlı maddelerden ve toksinlerden kurtulur. Fakat ne yazık ki kadınlar bu kanayan rahmin kıymetini ancak onu ameliyatla aldırdıktan sonra anlayabilirler.
Resulullah (s.a.v.) bir Hadis-i Kudsi'de şöyle buyuruyor: "Allahü Teala bütün mahlukatı yaratıp tamamladıktan sonra rahim kalkıp Rahman'ın eteğinden tuttu. Allahü Teala ona "vazgeç" buyurdu. Rahim "Bu kalkışım koparılmaktan sana sığmanın kalkışıdır. Allahü Teala ona "Seni gözeteni gözetmem, seninle bağını koparandan bağımı koparmam seni hoşnud etmez mi?" buyurdu. Rahim "Evet ey Rabbim, razı eder" dedi. Allahü Teala "Bu hak sana verilmiştir." buyurdu." Buhari, c. 6, s. 134 Rahim neden kalkıp Allah'a sığınmış olabilir?
• Daha önce kadınlar bebek düşürmek için rahimlerine şiş batırırlardı. Bebeği korumakla görevli, bir anne kadar şefkatli rahim, gözbebeği gibi koruduğu bebeğin sökülüp atılmasını, bu işlem sırasında bazan kendisinin de delinmesini görmüş olabilir.
• Kürtajda rahim içi kazınır bebek parça parça alınır, kazıma işlemi "rahim ağlaması"na kadar (uterin cry) devam eder. Bebeğine ve kendisine kürtajla yapılan zulmü görmüş olabilir.

• Sezaryen, genellikle normal doğum zamanı beklenmeden yapılır. Rahim, ne bebek ne de kendisi daha doğuma hazırlanmadan kesildiğini, bebeğin yerinden sökülüp alındığını görmüş olabilir.
• Rahmindeki en ufak bir rahatsızlıkta, kadınların rahmi ameliyatla alınmaktadır. Rahim vücuttaki vazifesi zorla sona erdirilerek kesilip atıldığını, çöplükte çürüdüğünü görmüş olabilir.
Peygamber Efendimiz bir diğer Hadis-i Kudsi'de şöyle buyuruyor: "Allahü Teala "Allah benim, Rahman benim, Rahmi ben yarattım ve onu Rahman ismimin bir parçası kıldım. Kim onu gözetirse ben de onu gözetirim, kim onunla bağını keserse ben de onunla bağımı keserim buyurdu." Tirmizi, c. 6, s. 164 Kanamalı hastaların tedavisi:
v3 3 günlük açlıklara başlaması ve hacamatları yaptırması gerekir. Açlığın ilk gününde bel ve kuyruk sokumundan hacamat yaptırıldığında kanama hemen durur.
238 ğ Oruçtan sonra her sabah suyla karıştırılmış 30 gr. tarçınlı elma sirkesi içilir.
V1 Sonra öğleye kadar mevsimine göre kırmızı pancar suyu karışımı ("Prostat" bölümüne bakınız.), nar suyu, elma suyu, greyfurt suyu veya limon suyundan herhangi biri suyla karıştırılarak her seferinde 1 bardak olmak üzere 3-4 defa içilir. Daha sonra taze incir, hurma, elma veya başka bir meyve yenir. Akşama yakın yemek yenebilir. Çay olarak ise ısırganotu, anason, keten tohumu çayı içilir ve 7 gün bu şekilde devam edilir.
V Sonra bir defa daha 3 günlük açlık yapılır. Açlığın ilk gününde kürek kemikleri arası ve kürek kemikleri altından hacamat yaptırılır. Bu ikinci 3 günlük açlıktan sonra da 3 gün elma suyu içilir ve üçüncü gün saat 19:00'dan itibaren karaciğer temizlemesi yapılır. ("Karaciğer Temizlemesi" 3. gün bölümüne bakınız.)
$ Gücü yeten genç kadınlar bir hafta sonra, hemen 7 günlük veya 10 günlük oruç tutmalıdır ("Oruç" bölümüne bakınız.) ya da 3 günlük oruçları 7 defa yapmalıdır.

Kanamayı durduran ilaçlar:
V 5 tane limon dilimlenir, bir litre su ile kısık ateşte suyun yarısı buhar-laşıncaya kadar kaynatılır ve süzülerek yudum yudum içilir.
V Kökü, tohumu, yaprakları ve çiçekleriyle beraber nane nar kabuğuyla birlikte kaynatılır ve ılık banyo suyuna karıştırılır. Bu suyun içinde 30-50 dakika oturulur. Bu banyo kanamayı durdurur.
Veya
v1 Sinirliotun suyunu sıkarak sirke ile veya sade içmek ve ezilmiş.sinirlio-tu vajinaya koymak, kanamayı durdurur. Sıcak suyla içilen taze öğütülmüş keten tohumu da aynı etkiyi gösterir.
v1 Yarım litre elma sirkesi 1 çorba kaşığı öğütülmüş tarçınla karıştırılarak 10 dakika kısık ateşte kaynatılıp süzülür. 1 hafta boyunca, açlık günleri hariç, her sabah aç karnına 30 gr. alınır.
Veya
vğ 2 çorba kaşığı biberiye, yarım litre elma sirkesi ile karıştırılır, 8 -10 saat bekletilir. Sonra 10 dakika kısık ateşte kaynatılır, soğuduktan sonra 239 süzülür ve 2-3 hafta süresince açlık günleri hariç her sabah 30 gr. aç karnına suyla alınır.
Veya
v Kurutulmuş arslanpençesi veya sarı kantaron yapraklan incecik ezilir ve elekten geçirilir. Sabah-akşam günde 1 çay kaşığı, papatya çayı veya suyla yutulur.
Veya
V Günde bir tatlı kaşığı ezilmiş gilaburu ağacı kabuğu kaynar suyla dem
lenir. Gün içinde iki defada içilir. Veya hergün 200 gr. gilaburu mey
vesinin suyu içilir. Adet kanamaları öncesi görülen ağrıları giderir, aşı
rı adet kanamalarını durdurur.
Bu ilaçlarla kanama çok kısa sürede kesilir, adet düzene girer. Doğum yapmak, sağlığa kavuşmanın en kısa yolu olduğu için, kanamalar durduktan sonra hastaya hamile kalması tavsiye edilir.
Hamile kadınların doğumdan önce tüm temizlemeleri yapması çok iyi olur. Bebeğin de sağlıklı olması için ilk 3-5 ay boyunca 3 günlük açlıklar yapılmalı veya hiç olmazsa, haftada 1 gün oruç tutmaya ve düzgün beslenmeye devam edilmelidir.

Ancak kanamaların sebebini teşhis etmek önemlidir. Ameliyatla müda-hele ancak çok büyük iyi huylu tümörler ve kistler için onaylanabilir. Eğer ameliyat kaçınılmaz ise, bu durumda, bağırsak tedavisinden ve karaciğer temizlemesinden sonra, 7 defa 3 günlük açlık, bir ay sonra da 10 günlük açlık yapılır. Bu tedavi süresince tümör keskin bir sınır oluşturur, kolayca alınabilir hale gelir ve böylece rahmin tümör ve kistlerle birlikte alınmasına gerek kalmaz. ("Ameliyatlar" bölümüne bakınız.)
Not: 7 günlük orucun 7'nci gününün sonunda, 10 günlük orucun 10'un-cu gününün sonunda karaciğer temizlemesi tekrarlanır. ("Karaciğer temizlemesi" 3. gün bölümüne bakınız.) Yalnız, burada kullanılacak olan zeytinyağı miktarı 250 gr. değil, 100-150 gr. olacaktır.
Gtiîümser G., 50 yaş. İstanbul ev hanımı.
38 yaşındaydım. Rahmimde portakal büyüklüğünde miyom ve
şiddetli kanamam vardı. Beş sene boyunca gittiğim doktorlar rah-
240 mimin alınması gerektiğini söylüyordu. Üzerimde bir çok ilaç de-
nenmiş, hiçbir fayda görmemiştim. Durum daha da kötüye gidiyordu, yani kansere çok yaklaşmıştım. Çok çaresizdim. Son yapılan tahlilde kanser olduğumu biliyordum, durum çok ciddi idi. Bunun yanında şiddetli baş ağrılarım, romatizmam ve varislerim vardı.
Ameliyattan bir gün önce bu kitabın yazarı olan doktorla tanıştım, Bana: ''Sen bu hastalıkların yükünü 5 yıldan daha fazla bir süredir taşıyorsun, üç ay daha sabret, benim tavsiye edeceğim tedaviyi uygula. İnşallah ameliyata hiç ihtiyacın kalmayacak ve doğum yapacaksın" dedi. Doktorun tedavisini titizlikle uyguladım, kansere dönüşen rahim hastalığım ve diğer anlattığım hastalıklarım iyileşti. Sıhhatli ve dinamik oldum, devamlı ağrıyan başımın ağrısı da kesildi. Hamile kaldım ve hamile kadınlar için verdiği tavsiyeleri uyguladım. Hamileliğim çok rahat ve kilo almadan, tam tersine kilo vererek geçti. 40 yaşında normal ve genç kadınlardan daha rahat bir doğum yaptım. Oğlum şimdi W yaşında. Bugüne kadar hiç hasta olmadı diyebilirim ve hiçbir ilaç kullanmadı. Hastalıklarımdan da eser kalmadı.

Adeti ertelemek için:
$ Ceviz kabuğu kaynatılır ve yudum yudum içilir.
Veya
P Ceviz kabuğunun yakılmasıyla elde edilen kül, biraz zeytinyağı ile karıştırılıp, küçük bir bez parçası içine alınarak, vajinaya, rahim ağzına en yakın yere konur.
Adet görmeme ve erken menopoz
Kız çocukları 11-12 yaşından itibaren her ay 3-5 gün, dolunayda veya en ideali yeni ay göründüğünde adet görür. Adet görmek, çocukluk döneminin bittiği, ergenlik çağının başladığını gösterir. Gençlik döneminde de devam eden adet sadece hamilelik ve emzirme döneminde ara verir. Yaş ilerleyip kadının yumurtalıklarında yumurtalar bittikçe, kadın kanamadan kesilir. Bu, gençlik çağının bittiğini ve yaşlanma çağının başladığını bildirir.
Bugün, genç kızların adet görme yaşının 17-18'e kadar yükselmesine ve kadınlarda erken menopoza sıkça rastlanmaktadır. Bunun anlamı, günümüz 041 kadınlarının doğurganlık yeteneklerinin hızla düşmekte olduğudur. Aynı zamanda geç başlayan adet görme ve erken menopoz kadınlara 10-15 yıl kaybettirmektedir.
Günümüzde pek çok genç kız ve kadın ancak hormon takviyesiyle adet görebilmektedir. Bu demektir ki, kadın ergenlik çağından direk yaşlanma çağına geçiş yapmakta,- aradaki gençlik çağı kaybolmaktadır. Yetişmekte olan kızların çoğu ise daha kötü durumdadır. Sentetik giysiler, sentetik ilaçlar, sentetik aromalar, sentetik yiyecek ve içecekler, kısaca sentetik yaşam tarzı, muhtemelen, her üç kızdan ikisini doğurganlık yeteneğinden yoksun hale getirmekte ve fıtratını tamamen değiştirmektedir.
Adetten kesilmeye "menopoz" denir. 20-30 yıl önce kadınların adetten kesilme yaşı 50-55 idi. 45 yaşında adetten kesilen kadın erken kesilmiş sayılırdı ve bu nadir görülen bir olaydı. Çağımızda, bu yaş sınırı 40-45'e kadar inmiş durumdadır ve normal sayılmaktadır. Daha da vahimi, bu sınır bazı ülkelerde 35-37 yaşa dayanmıştır.
Tedavi
"Yumurtalık ve Rahim Hastalıkları" bölümünde anlatıldığı gibi genel tedavi yapılır ve aynı zamanda adet söktürmek için ilaçlar kullanılır.

Hiç adet görmeyen kızlar ve kadınlar ilk 3 günlük açlıktan sonra adet görmeye başlayabilirler. Fakat devamlılık için açlıkları muhakkak tamamlamak gerekir.
Âcleî söklürmek için:
Bir baş sarımsak + 10 tane taze yeşil zeytin + 1 adet havuç, 500 gr. suyla pişirilir,- ezilip süzülür. Hergün taze hazırlanan bu ilaç 3-5 gün boyunca içilir.
v 1 çay kaşığı öğütülmüş çörekotu veya ısırganotu tohumu + 2 çay kaşığı taze sıkılmış acı kavun suyu + 1 çay kaşığı bal karıştırılır, küçük bir bez parçasına sarılır, uyumadan önce vajinaya, rahim ağzına yakın olacak şekilde koyulur ve sabaha kadar bekletilir.
Veya
'"' Zeytin ağacının eritilmiş reçinesi, öğütülmüş kara ardıç tohumu, yabani kekik, pelinotu, kuşburnu suyu, papatya yağı, ısırganotu yağı, ısırganotu, ısırganotu tohumu tek tek veya aşağıdaki karışımlar halinde daha önce anlatılğı gibi vajinaya konur:
* Zeytin zamkı + kuşburnu suyu + yabani kekik,-
* Papatya yağı + kara ardıç tohumu + yabani kekik;
* Kara ardıç tohumu + pelinotu suyu + papatya yağı,-
* Isırganotu tohumu + ısırganotu Veya
ğ Kara ardıç tohumu ya da yaprakları, yabani kekik ve pelinotu kaynatılarak süzülür ve küvetteki suya eklenerek bu suda 20-30 dakika yatılır. Veya
ğ 1 litre su + 1 çorba kaşığı bal + 1 çorba kaşığı taze sıkılmış acı kavun suyu + 1 çorba kaşığı taze sıkılmış zencefil + 2 çorba kaşığı taze sıkılmış kereviz yaprağı suyu karıştırılır. Gün boyunca yudum yudum içilir. Bu işlemler idrarı çoğaltır, böbrek, karaciğer ve rahimi temizler, adet kanamalarını söktürür, rahim damarlarını açar, hamileliği ve doğumu kolaylaştırır.
Uyan: Doğum sancısı başlamadan önce hamilelere bu işlem uygulanmaz!

• Vajina ağzı ile makat arasına, uylukların iç kısımlarına, baldırların arka kısımlarına sırayla kupa çekilir,-
• Bel ve kuyruk sokumuna, diz ve ayak bileklerine 3-7 gün arayla hacamat yaptırılır,-
• Önce makata ve vajina ağzına, bir hafta sonra da direk rahim ağzına sülük konur.
Bu işlemler de adet kanamasını söktürür, hamileliği kolaylaştırır.
Doğum Kontrolü
Gebeliği engellemek için kullanılan doğum kontrol haplarında sentetik östrojen ve sentetik progesteron bulunur. Bu hapların yan etkilerine bakıldığında "Hazımsızlık, memelerde rahatsızlık, cinsel isteksizlik, kilo alma, yüzde lekelenme ve depresyon, vb." görülür. Bu ilaçlar bedenin bütün sistemlerinde, iç salgı bezlerinin dengeli çalışmasında ve ruh-beden dengesinde büyük problemler yarattığı için bunları tavsiye edenler ve kullananlar büyük vebal altındadırlar.
Bu ilaçların prospektüsünde şunlar yazmaktadır: "Damar tıkanıklığı geçirmiş olanlar, beyin ya da kalp damarlarında tıkanıklık olanlar, meme ya da rahim kanseri olanlar ve gebeler kesinlikle kullanamazlar. Yüksek tansiyon, migren, diyabet, rahim urları, kanda yüksek kolesterol ve karaciğer hastalıklarında ve sigara kullanan hanımlarda kullanılması tavsiye edil-
II
mez .
Yanlış beslenmeden dolayı bugün 2 yaşındaki çocuklarda bile damar tıkanıklığı bulunduğuna göre, Türkiye'deki kadınların her biri hap kullanımını yasaklayan en az 3 sebebe sahiptir. Ancak, hemen hemen her kadın bu hapları kullanmaktadır veya bir dönem kullanmıştır.
Doğum kontrol hapı kullanmayı bırakıp, genel tedaviyi uygulayıp, aşağıda anlatıldığı şekilde doğum kontrolü yapanlar, bedenin doğal işlevini yeniden düzenleyebilirler.
Doğaî Doşftım Kontrol Yöntemleri: (r Nar kabuğu ve iç zarları kurutulup ince öğütülür ve elekten geçirilir. İlişkiden önce temiz bir bez parçası ıslatılarak nar tozuna batırılır ve vajinaya, mümkün olduğunca derine koyulur, 5-15 dakika beklettikten

sonra çıkartılır. Aynı şekilde şap da kullanılabilir. Nar kabuğu tozu ve
şap rahim ağzını büzüştürerek spermlerin yolunu kapatır.
y Kadın, ilişkiden hemen sonra, 7-9 defa arkaya doğru zıplarsa, sperm vajinadan dışarıya akar, bu durum hamileliği engeller. Zıplamadan sonra hemen yıkanmak gerekir. Hapşırma da zıplamayla aynı etkiyi gösterir. Hapşırmak için enfiye kullanılabilir.
P İlişkiden sonra 7-9 defa arkaya doğru zıplanır ve yıkanılır. Yıkandıktan hemen sonra vajinaya ezilmiş beyaz lahana yaprağı koyulur. Ya da bir bez parçası, lahana suyu veya yarı-yarıya suyla karıştırılmış acı kavun suyu, acı kavun yaprağı suyu, acı kavun yağı veya acı biber suyu ile ıslatılarak vajinaya koyulur. Bu ilaçlar derinlerden sıvıyı çekerek, rahim ve vajinadaki sıvıyı çoğaltır. Vajinadaki sıvı da spermi dışarı akıtarak hamileliği engeller.
V Acı biber su ile ıslatılır ve süzülerek kullanılır. Menopoz
Sıhhatli bir kadının bir dönemden değerine geçişi rahat olur. Hormon sistemindeki değişimlere bağlı olarak oluşan huzursuzluk, terleme, hafif kalp çarpıntısı ve benzeri belirtilerin, hamileliğin ilk haftaları ve ergenlik çağının başlangıcındaki belirtiler gibi, kısa bir süre olması normaldir.
Menopoz dönemine ait hiçbir özel hastalık yoktur ve olması da mümkün değildir. Bu fıtrata aykırıdır. Ancak daha önceki hastalıklar bu dönemde şiddetlenebilir ve derinleşebilir. Mesela, en çok rastlanan rahatsızlıklardan biri kemik erimesidir. Bu durumu oluşturan ciddi sebeplerden biri, vücudun, her ay 150-250 gr. kan atmaktan mahrum kalmasıdır. Vücut, adet kanaması ile her ay belli miktarda atık ve zararlı maddeyi atarak kurtulurken vücudun bu temizleme yolu menopoz nedeniyle kapanır.
Atıkları dışarı atamayan vücut onları damarların, kasların, eklemlerin ve kemiklerin etrafında biriktirmeye başlar. ("Hacamat" ve "Kemik erimesi" bölümlerini okuyunuz). Bu durumda kadınların zararlı olan alışkanlıklarını frenlemekten başka çareleri kalmamaktadır.
Son zamanlarda jinekolojide, azalmaya yüz tutan hormonların azalmasını durdurmak ve sentetik hormon takviyesi yapmak gibi zararlı bir uygu-

lama başlamıştır. Kadın vücudu, yıllarca tüm bezleri ve sistemleri menopoza hazırlar ve hormon değişimine alıştırır. Fiziksel ve manevi olarak derin değişimler oluşturur. Bu muazzam çalışmayı sentetik bir hormon takviyesi ile bozmak büyük bir cürettir.
Çocuğun ergenliğe, ergenin gençliğe geçmesini engellemeye çalışmak ne kadar anlamsız, zararlı ve garip bir davranış ise, menopozu uzaklaştırmak ve yaşlanma dönemini durdurmak amacıyla hormon takviyesi yapmak da o kadar zararlı ve garip bir uygulamadır.
Erken menopoza engel olmak için bu noktaya gelmeden önce hastalıklardan kurtulmak ve yaşam tarzını düzeltmek gerekir. Menopoz rahatsızlıklarının tedavisi
Menopoz dönemine ait hiçbir özel hastalık olmadığı için, önceden varolan hastalıklar tedavi edilir:
• Tedavi, daha önce anlatılan hastalıklarda olduğu gibi yapılır ve tabi ki
mide-bağırsak tedavisinden başlanır.
• Hacamat artık daha sık yapılmaya başlanır. İlk önce her hafta, sonra her ay, sonra da her 3 ayda bir.
• Her yıl karaciğer temizlemesi yapılır.
• Vücudun tabii sıcaklığı azalmaya başladığından, hafif, doğal, tatlı ve kolay hazmedilen yemekler tercih edilmelidir.
• Bağırsakları boşaltmak için öğütülmüş sinameki veya sinameki karışımı
ve ara-sıra magnezyum sülfat kullanılır. ("Kabızlık" bölümüne bakınız.)
• Orucu çoğaltmak, yılda en az 3 ay oruçlu olmak ve haftada 1 gün aç-
lık yapmak tavsiye edilir. Bunları yapanlar, ibadetlerini de çoğaltırlarsa, sıhhatleri mükemmel duruma gelir.
• Bu yaştan sonra nem, yani hücrelerdeki su kaybı hızlanır ve ihtiyarlık
çabuklaşır. O yüzden su kalitesine dikkat etmek, durgun su ve ağır su
lardan kaçınmak ve sadece hafif suları kullanmak gerekir. Kaliteli su
bulunamazsa su yerine meyve, sebze, karpuz yemek, meyve-sebze su
yu ve taze yoğurt suyu tüketmek gerekir. Vücudun doğal nem kaybını
artıran, su-tuz dengesini bozan yapay tuzdan, katkılı tuzdan ve bütün
katkılı yiyeceklerden uzak durmak gerekir.

Kas ve Kemik Hastalıkları
Romatizmal hastalıklar
Romatizma tek bir hastalık değildir. 200'e yakın hastalık bu sınıfa girer:
• Eklem romatizmaları, osteoartrit (eklem kireçlenmesi), romatoid artrit
(eklem iltihaplanması),-
• Omurga romatizmaları,-
• Gut;
• Behçet hastalığı,-
• Yumuşak doku romatizmaları (fibromiyalji, boyun ağrısı, bel ağrısı gi-
bi);
• Damar romatizmaları (vaskulit);
• Akdeniz ateşi vb.
Bunların arasında en sık görülen kemik erimesidir (osteoporoz). Roma-tizmal hastalıklar genelde eklemlerde başlar, sonra akciğer, kalp, karaciğer, böbrek, beyin gibi iç organlarına geçer. Bu organlarda ilk önce damar romatizması (vaskulit) oluşur. Vaskulit ise kalp yetmezliği, solunum yetmezliği ve böbrek yetmezliğine neden olur. Günümüzde romatizmal hastalıkların tıbbi bir tedavisi yoktur ve kullanılan tıbbi ilaçların ciddi derecede yan etkileri vardır.
Romatizmal hastalıkların sebebi de, bütün diğer hastalıklarda olduğu gibi, mizaca uygun olmayan yiyecekler, çok ve karışık yemek, hazır, katkılı yiyecek ve içecekler, tıbbi ilaçlar, kimyasal maddeler ve hareketsizliktir.
Kan grubu "0" olanlar iki sebepten dolayı romatizmal hastalıklara diğerlerine göre daha sık yakalanırlar: Buğday ve süt ürünleri. Çünkü kan grubu "0" olanlar buğdayı ve süt ürünlerini hazmedemezler. "O" grubunun sıcak safrası süt ve süt ürünlerini yakarak kirece dönüştürür, depolanmak üzere damarlara, organlara ve dokulara gönderir. Eklemlerde kireçlenmeye ve damar romatizmasına zemin hazırlar.
Hazmedilemeyen buğday ürünlerinin kalıntıları yumuşak doku romatizması, eklem iltihaplanması ve her çeşit ağrı-sızıya neden olabilir. Kullanılan katkı maddeli yiyecekler, kimyasallar ve tıbbi ilaçlar hastalığın seyri-

ni hızlandırır ve şiddetlendirir. Kan grubu "B" olanların idrar yollan ve böbrek kapasitesi yapısal olarak düşük olduğu için tuzları ve toksinleri vücuttan yeterli ölçüde atamaz ve bu şekilde romatizmal hastalıklara zemin oluşur. Kan grubu "A" olanların durumu ise "Cilt hastalıkları" bölümünde anlatılmıştır.
Romatizma! Hastalıkların Genel Tedavisi: Q Sabahleyin defne yaprağının suyu yudum-yudum içmeye başlanır. 3 gün süresince devam edilir. 30 gr. kırmızı pancar suyu + 170 gr. ıspanak suyu + 50 gr. su karışımı defne yaprağının suyu ile dönüşümlü olarak saat 16:00'ya kadar 3-4 defa içilir. (Ispanak suyu yerine semizotu suyu ve havuç suyu da kullanılabilir).
9 Kırmızı pancar suyuna günde 30 gramla başlanıp her 3 günde bir 10'ar
gr. arttırılır: 40 gr., 50 gr., 60 gr Günlük 100 grama çıkıldığında
100 gr. kırmızı pancar suyu + 100 gr. ıspanak suyu + 50 gr. su karışımı içmeye devam edilir. (Ispanak suyu yerine mevsimine göre aşağıda verilen sebzelerden birinin suyu kullanılabilir).
(? öğlen yemeği (16:00): Salata ile sebze yemeği yenir. Sebze yemeği yerine haftada 1 -2 defa et ve 1 -2 defa balık salatayla birlikte yenebilir.
Q Akşam: Meyve veya rendelenmiş kırmızı pancar, rendelenmiş havuç, ıspanak, semizotu, roka, maydanoz, hindiba, sarımsak, soğan, limon suyu ve zeytinyağı ile yapılan salata yenir.
0 Her Pazartesi 36 saatlik açlık yapılır.
Q Her Perşembe saat 19:00'a kadar istenilen miktarda kırmızı pancar suyu karışımı, greyfurt suyu veya limon suyu ile dönüşümlü olarak içilir. Örneğin: Sabah saat 07:00'de kırmızı pancar suyu karışımı, saat 09:00'da greyfurt suyu, saat ll:00'de kırmızı pancar suyu karışımı... şeklinde akşama kadar devam edilir. Hiçbir şey yenmez.
Q Meyve ve sebze sularını suyla karıştırmayı unutmamak, sebze suyu hazırlarken mutlaka mevsim sebzesini seçmeye dikkat etmek gerekir.
V Saat 19:00'da sağ yana yatılır, karaciğer üzerine ılık (sıcak değil, ılık!) su torbası koyulur. 30 gr. ingiliz tuzu (magnezyum sülfat) 1 bardak suyla karıştırılır ve içilir. Bu şekilde 1,5 saat kalkamadan yatılır.

V Böylece 4 hafta tamamlandıktan sonra 3 gün açlıktan sonra 4. gün meyve suyu içilirerek akşam karaciğer temizlemesi yapılır. ("Karaciğer temizlemesi 3. gün" bölümüne bakınız.)
Bütün sağlık sorunlarında olduğu gibi romatizmal hastalıklarda da en kesin tedavi için karaciğer temizlendikten sonra kireç temizlemesi, kan temizlemesi, böbrek ve mesane temizlemesi 10 günlük aralarla yapılmalıdır. İki temizleme günü arasındaki her Pazartesi günü 36 saatlik açlık yapmaya devam edilmelidir. İlk açlıktan başlayarak, her açlık günü hacamat yaptırarak tarama hacamatları tamamlamalıdır.
Hacamat yaptırılacak bölgeler:
• Kürek kemikleri arası ve altı,-
• Kafa,-
• Omuzlar,-
• Bel ve kuyruk sokumu,-
• Dizlerin üstü ve altı,-248 • Ayak bilekleri,-
• El bilekleri.
Her ilkbahar ve sonbaharda aşağıdaki bölgelere sülük konur:
• Ayak parmaklarına, ayak bileklerine ve dizlere toplam 11-21 tane,
• 2 hafta sonra el parmaklarına, bileklere ve dirseklere toplam 21 tane,

• 2-3 hafta sonra ense çukurunun altından başlayarak kuyruk sokumana kadar omurga hattı üzerine 21 tane,
• 3 hafta sonra makata 21 tane.
Sülükler düştükten sonra kesiklere mutlaka kupa çekilir.
Temizlemeleri yaptıkça hasta kendini mükemmel sağlıklı hissedecektir. Hatta "ben iyileştim" diye de düşünebilir. Bu yanıltıcı bir duygudur. Temizlemeler bittikten hemen sonra 3 günlük açlıklar 7 gün arayla 7 defaya tamamlanır.
Romatizma gibi ciddi bir rahatsızlıktan kurtulmak için uygulanacak tedavi süresi en az 1-2 senedir. Bu süreçte her hafta 1 gün veya ayda 3 gün, hicrî 13, 14 ve 15. günler açlık yapılır. Zararlı yiyeceklerden kesinlikle kaçınılır. ("Genel tavsiyeler" bölümüne bakınız.) Ömür boyu doğru beslenmeye dikkat edilir.

Haftada 1 -2 defa tuzlu suda banyo yapılır:
Küvetin içinde 1 kg kaya tuzu eritilir. Önce ılık küvete oturulur sonra su sıcaklığı biraz arttırılır. Suyun ısısı yavaş yavaş artırılarak dayanma noktasına kadar yükseltilir. Küvete oturduğunuzda su, kalbi dışarıda bırakacak şekilde göğüs hizasına kadar gelmelidir.
Huş ağacı, okaliptüs, defne veya meşe ağacının dallan toplanarak, süpürge şekline getirilir. Bu süpürgeyi sıcak su içerisinde 15 dakika beklettikten sonra kollar, omuzlar, sırt, omurga ve iki yanı, göğüs ve karın bölgesi, ayaklar ve özellikle eklemlere kızarana kadar iyice vurulmalıdır. Bu işlem kan dolaşımını hızlandırarak, vücutta toplanan kireç ve toksik maddeleri eritmeye, bu maddeleri deri vasıtasıyla dışarıya atmaya yardımcı olur. Bu işlemi kaplıcada, saunada veya denizde yapmak daha da faydalıdır. Banyoda iken limon, greyfurt, karpuz veya arpa suyunu küçük yudumlarla içmek bunun faydasını artırır.
Taze ısırganotundan yapılmış süpürge de bu şekilde kullanılabilir. Ancak ısırgan süpürgesi banyoda değil ayrıca uygulanır. Isırgan süpürgesi önce bölgesel olarak kullanıldıktan sonra tüm vücutta kullanılabilir. Örneğin, birinci gün kollar ve omuzlar,- bir gün sonra sırt, omurga ve iki yanı,- ertesi gün göğüs ve karın bölgesi,- ertesi gün karın, bel ve ayaklar,- bir gün sonra tüm vücut için kullanılır. Sonra da 3'er gün ara verilerek ihtiyaç duyulduğu sürece kullanmaya devam edilir.
Romatizma ve tüm eklem hastalıklarını tamamen yok eden yiyecekler:
Romatizmal hastalıklarda çiğ yeşil sebze yemek çok iyi sonuç verir. Isırgan otu, ıspanak, roka, semizotu, dereotu, tere, maydanoz, kişniş, kıvırcık, göbek salata, marul, lahana, pırasa, kereviz, kırmızı pancar, havuç, yeşil ve kuru soğan, sarmısak, turp çeşitleri, çimlenmiş arpa romatizmal hastalıkların ilacıdır.
Meyvelerden,- kiraz, vişne, elma, üzüm, incir, erik, greyfurt, limon, nar, portakal, karpuz yenmeli ve suları içilmelidir. Yemeklerde tüm sebzeler, kabuklu bakla, nohut ve pirinç kullanılabilir. Ancak patatesin sadece fırında kabuklarıyla pişmişi, ekmeğin de tam buğday unundan, mayasız veya doğal maya ile yapılmış olanı yenmelidir. Haftada 1-3 defa olmak üzere tabiata uygun olan bir et yenebilir. ("Et" bölümüne bakınız.) 1-3 defa balık,

1-2 defa taze yumurta ve 1-3 defa koyun peyniri, keçi peyniri, beyaz peynir, tulum peyniri veya eski kaşar tüketilebilir. Ancak peynir, yumurta, balık ve et sadece çiğ yeşil sebzelerle yenebilir.
Romatizma hastalarına yasak oîan yiyecek ve içecekler:
Siyah çay, kahve, hazır yiyecek ve içecekler, çikolata, buğday (tip 405-550) ürünleri, her çeşit konserve, süt, eritme peynir, taze kaşar.
Genel tedavi sürecinde kullanılan sebze suyu karışımları:
Q 140 gr. havuç suyu + 30 gr. kereviz yaprağı veya maydanoz suyu + 30 gr. hindiba suyu + 50 gr. su karışımı.
v1 200 gr. semizotu suyu + 30 gr. maydanoz suyu + 50 gr. su karışımı.
vJ 100 gr. ıspanak suyu + 100 gr. havuç suyu + 50 gr. ısırganotu suyu + 50 gr. su karışımı.
V Eşit miktarlarda havuç ve kırmızı pancar suyu + 30 gr. maydonoz yaprağı veya hindiba suyu + 50 gr. su karışımı.
250 Yazm:
0* 1 litre su + 1 çorba kaşığı bal + 1 çorba taze sıkılmış acı kavun suyu (kan grubu "A" olanlar için 2 çorba kaşığı) + 1 çorba kaşığı taze sıkılmış zencefil + 2 çorba kaşığı taze sıkılmış kereviz yaprağı suyu karışımı gün boyunca yudum yudum içilir. 1 hafta ara ile 3 defa tekrarlanır. Bu karışım romatizmal hastalıklara iyi geldiği gibi, kanı ve organları temizler, idrarı ve adet kanamasını çoğaltır, balgamı söktürür.
Kışın:
9 20 gr. defne yaprağı 1 litre suyla 3-5 dakika kaynatılır. 20-30 dakika demlenip süzülür. 3 gün boyunca yudum yudum içilir. Bu çay da tüm eklemleri temizler.
Bölgesel tedavi için kullanılan İlaçlar:
& Kurutulmuş acı kavun meyvesi veya kökünden 100 gr. alınır 500 gr. suyla kısık ateşte 15 dakika kaynatılır ve biraz soğutularak süzülür. 500 gr su yerine 200 gr. su + 300 gr. doğal sirke karışımı daha etkili olur. Bu suda ıslatılan pamuklu bir bez, ağrıyan eklemlere sarılır ve kuruyun-caya kadar bekletilir.

Veya
$ Ağrıyan yerlere 1 -2 hafta boyunca acı kavun suyu yedirilerek sürülür. Ağrı hemen azalır ve yok olur. Günde 6-10 adet acı kavunun suyu kullanılabilir.
Veya
Q Acı kavunun taze yaprakları, dalları ve olgun meyveleri ezilir, yağlı kağıda sürülür, iltihablı ekleme, iltihaplı şişliğe veya ağrıyan yere sarılıp sabitleştirilir. 4-5 saat bekletilir. Uyan: Acı kavunun çekirdekleri ve olgunlaşmamış olanları kullanılmaz, zehirlidir.
V Uzun bir bez, 70 gr. acı kavun yağıyla veya 50 gr. acı kavun suyu + 20
gr. defne yağı karışımıyla ıslatılır ve omurga hattı üzerine koyulur.
Yağlı kağıt ile kapatılarak bantlanır ve çarşaf ile sabitleştirilir. Akşam
dan sabaha kadar (kan grubu "A" olanlar için 10-11 saat, diğerleri için
8-9 saat) bekletilir. Her tür romatizmal hastalıkta kullanılan ve 3 ayda
bir tekrarlanabilen bu kompres, toksik maddeleri derin tabakalardan 251 çeker,- kusma, idrar, ishal ve terleme ile dışarı atar.
Veya
v1 Bir miktar defne yaprağı öğütülür, sirke ve kepekli buğday unu ile hamur yapılır. Bu hamur şişliklere ve ağrıyan eklemlere sarılıp sabitleşti-rilerek bir gece bekletilir. Veya defneyağı ile kompres yapılır. Bu işlemler iltihaplanmayı önler, ağrıyı dindirir.
Veya
vğ 100 gr. çörekotu yağı içine bir kesme şekeri kadar kafuru konur, eriyinceye kadar bekletilir ve ağrıyan yerlere ovularak yedirilir.
Veya
V Birkaç tane at kestanesi kabuklarından temizlenir ve ince öğütülüp es
ki zeytinyağı veya çörekotu yağı ile karıştırılıp merhem kıvamına ge
tirilir. Romatizmalı bölgelere ve ağrıyan eklemlere yedirilerek sürülür.
Veya
V Taze veya kuru ısırganotu ezilerek sirkeyle yoğrulur. Yağlı kağıda sü
rülerek iltihablı ekleme veya iltihaplı şişliğe sarılıp sabitleştirilir. 10-12
saat bekletilir. Bu işlem iltihabın dışarı akmasını sağlar.

v Her akşam bir baş sarımsak dövülür, bir tatlı kaşığı öğütülmüş çemen otu ve bal ile iyice karıştırılıp macun haline getirilir, iltihaplı ve ağrıyan eklemlere sürülüp, üzerine yağlı kağıt konur ve bantlanır. Sabaha kadar bekletilir.
Defne yağı ve acı kavun yağı aynı şekilde hazırlanır. ("İlaçlar" bölümü acı kavun konusuna bakınız.)
Romatizma ve özellikle eklem ağrısı için faydalı olanlar: Denizde yüzmek, kaplıcalara gitmek, sıcak havada yalın ayak çok yürümek, tüm vücudu sıcak deniz kumuna gömmek, yün çorap kullanmak, incir, ısırganotu, hindiba yemek, acı kavun, magnezyum sülfat, sinameki gibi ishal yapıcı ilaçlar kullanmak, ara sıra kusmak, kupa çekmek, hacamat yaptırmak, sülük koymak.
Osman Ş., 52 yaşında, işadamı
ilk olarak 1987 haziran ayında sağ dizimde şişme ve sağ el bileğim-
252 de yanma ve şişme ağrılı şekilde başladı. O sıralarda kamyon şoför-
lüğü yaptığımdan ayağımdaki durumun vehametini tam anlamıya-rak yürüyor ve çalışıyordum. Haseki Hastanesi'ne gidip gelmeye başladım fakat ne ilaç aldımsa iyileşmiyor daha kötüye gidiyordu. Dizimdeki şişme öyle bir hal aldı ki içerisi görülecek gibiydi. Daha sonra sol dizimde de rahatsızlık, ayrıca sol ayak bileğimde şişme ve ağrı başladı. 1989da Çapa Tıp Fakültesi ortapedi servisinde tedaviye başladık. Her hafta veya ayda bir dizimden su alıyorlardı. Daha sonra dizimin arkasından "beykur kisti" diye isimlendirilen iki adet kist alındı, biri yumurta kadar diğeri ceviz kadardı. 1990 yılı sonlarında sağ dizimden "artroskopi"yapıldı fakat hiçbir teşhis konamadı. Ortopediye bu şekilde gidip gelirken "behçet hastalığı" teşhisi kondu. O zamandan beri "romatoloji"de tedavi görmekteydim, ilk zamanlar ağır bir kortizonlu tedaviye başlandı, büyük bir rahatlama hissettim.
Tedavim devam ederken yine arada bir kramp şeklinde tutulmalar oluyordu. Daha sonraları vücudumun bir cok yerine daha sirayet etti. Ağrılı yerlerin bazı kısımlarında alevlenme olduğunda buz tedavisi uy gülüyordum. Kortizon olarak "delta cortril"i günlük 5 mg.,

alevlenme olunca 20-30 mg kadar alıyordum. Alevlenme geçince dozajı, aşamalı olarak normal seviyesine indiriyordum. Bu hususta neredeyse uzman olmuştum. Böyle "kör topal" tedaviye devam ederken 28 şubat 2007'de Dr. Aydın Hanımla tanıştım ve 20 yıllık tedavimi ona inanarak ve Allah'a sığınarak bıraktım. Şu anda tedavime devam etmekteyim, neredeyse şifa buldum. Aydın Hanımla karşılaştığımda, kullanmakta olduğum şu ilaçları bıraktırdı:
1 = delta kortril 5 mg 2/î 2=colchicum dispert 3/1 3=voltaren 75 mg 2/1 4=aprazol kapsül 1/1 5=salazorine en tablet 2/2 6=calde vite eff tablet 1/1 7=delix 5 mg tablet 1/1 8=vasacard 10 mg 1/1
7günlük aralarla 14 defa 3 günlük açlık yapmamı, 3 ay ara verdik- 253
ten sonra bir daha tekrarlamamı söyledi. Şu anda ilk 14 açlığın 12. sini yapıyorum.
Tedaviye başladığımda ilaçları aniden bıraktığım için dizlerimde ağrılar, sıtımda kasılmalar, elimde ve bileğimde alevlenmeler ile müthiş bir şekilde sarsıldım. Dizlerime sülük taktım ve ağrılara sabrettim. 15-20 günden sonra ağrılarım azalmaya başladı,- ondan sonra gün-gün iyileşmeye başladım.
En son Doktor Hanıma 19 haziran 2007'de kontrole gittiğimde başkaları gibi o da beni tanıyamadı. Tedavi cok iyi sonuç vermiş, vücudum bile gençleşmiş ve dinçleşmişti. Halbuki bana "hastalarımın içinde en ağırlarından biriydin" demişti. Allahıma sonsuz şükürler olsun.
Bel ve boyun fıtığı
Omurgada her bir omurun arasında, omurganın hareketliliğini sağlayan ve kıkırdaktan oluşan esnek bir doku parçası bulunur ki buna disk denir. Bağırsak, böbrek ve üreme organlarındaki hastalıklar, kireçlenme, düz taban, uygun sırt pozisyonuna sahip olmamak gibi bir nedenle disklerden biri es-

nekliğini yitirebilir ve küçülüp büzülebilir. Değişime uğramış bu disk, omurga hattının dışına taşabilir. Bu duruma "bel fıtığı"," bel kayması" ya da "disk kayması" gibi adlar verilir. Aynı durum boyun omurlarından birinde meydana gelirse, "boyun fıtığı" denir. Bu bozularak yer değiştirme, disk yakınında bulunan, ayağa ya da kola giden siniri sıkıştırarak ya da ezerek ağrıya neden olur.
Tedavi
• Tedaviye yatıp istirahat ederek başlanır.
• Kürek kemiklerinden kuyruk sokumuna kadar olan bölgede, omurganın iki yanına ikişer sıra halinde 1 gün ara ile kupa kapatılır. Sonra bu bölgeye hindyağı, acı kavun yağı, düğün çiçeği yağı, papatya yağı, sarımsak yağı veya zakkum yağından herhangi biri sürülür.
Uyan: Kupa ağrıyan yere kapatılmaz, ağrıyan yerin çevresine kapatılır.
• Mevsim ilkbahar veya sonbahar ise, bele 11-21 tane sülük konur. Sü
lükler düştükten sonra ışınlan yerlerin üzerine muhakkak birkaç defa kupa
254 çekilir. Kupa çekmek bazen fıtıkların çıkmasını sağlar. Sülük mevsimi değilse, bel ve kuyruk sokumundan hacamat yaptırılır.
Bunlarla bel ağrısı azalıp yok olabilir. Fakat belin tamamen ve sürekli sağlıklı olması için genel tedaviyi tamamlamak gerekir.
ilaçlar
Genel tedavi ile birlikte kullanılması gerekir.
v3 10'ar gr. günlük, havlıcan ve zencefil öğütülür. 30 gr. dövülmüş çam fıstığı eklenir ve 200 gr. bal ile iyice yoğrulur. Bitene kadar sabah-ak-şam l'er tatlı kaşığı yutulur. Çam fıstığının ilaçlanmamış olmasına dikkat edilmelidir.
v 30-50 gr. hindyağına aynı miktar kereviz yaprağı suyu karıştırılıp uykudan önce içilir.
Veya
V 21 gr. sinameki + 24 gr. damla sakızı + 15 gr. günlük + 24 gr. şeker öğütülür ve bu karışımdan bir kahve kaşığı her akşam suyla yutulur.
@ Zakkum ağacının yapraklan ezilerek ağrıyan bölgeye koyulur. Üzerine yağlı kağıt kapatılıp bantlanarak sabaha kadar bekletilir. Uç günde bir olmak üzere üç defa tekrarlanır, (toplam 9 gün).

Bu uygulama bel ağrısını giderir, böbrekleri kuvvetlendirir.
Ameliyata ancak, bozulan ve yer değiştiren disk komşu sinirler üzerinde geri dönülmez bir tahribat oluşturuyorsa ya da omurilik üzerinde doğrudan ezici bir etkisi varsa başvurulabilir. Oysa bazı cerrahların basit bir bel ağrısına bile bel fıtığı teşhisi koyarak bel fıtığı tedavisi uyguladığı, hatta fıtık ameliyatı yaptığı vakalar vardır.
Kemik erimesi Osteoporoz
Vücut kemiklerinin yoğunluğunda belirgin bir azalma olmasına "osteoporoz" denir.
Kemik dokusu, diğer bütün dokular gibi, sürekli olarak, bir yandan yapılıp bir yandan yıkılan bir dokudur. Gençlikte yapım hızı yıkım hızından fazladır. Kan dolaşımı bozulunca, kemiklerdeki yıkım hızı yapım hızının üzerine çıkar.
Dişlerin ve dişetlerinin bozulması kemik erimesi başlangıcının belirtilerinden sadece biridir. Bu da beslenme düzeninin yanlış, yemeklerin karışık olduğunu,- bağırsak fonksiyonunun bozulması sonunda kanın asitli hale geldiğini ve kanda canlı kalsiyumun azaldığını gösterir. O zaman vücutta ölü kalsiyum, kireç şeklinde çoğalır. Vücut bu kalsiyumu kullanamaz ve kalsiyum yetersizliğini, diş ve yüz kemikleri gibi kemiklerden kalsiyum elde ederek gidermeye çalışır. Kireç ise kemiklerin çevresinde toplanarak onları sıkıştırır, kemiklerin çevresinde adeta bir kalkan oluşturarak kanın ve kanla gelen besin maddelerinin kemiğe ulaşmasını kısmen engeller. Beslenme yetersizliği ile karşı karşıya kalan kemikler zayıflar ve böyle devam ettiği sürece kemiklerde yıkım hızı yapım hızından daha fazla olur. Omurgada fıtıklar bu şekilde oluşmaya başlar.
Kemik erimesi şikayetiyle doktora gidene bol bol süt içmesi ve peynir yemesi tavsiye edilir. Hasta bu tavsiyeleri harfiyen yerine getirdiğinde kemik erimesi ve kireçlenme daha da şiddetlenir. Ne kadar çok süt tüketilir-se ilerleme de o kadar vahim olur. Bu doğaldır çünkü peynir ve sütü hazmedebilmek için öncelikle bağırsak tedavisinin yapılması ve beslenme düzeninin değiştirilmesi gerekir. ("Süt" ve "Düzenli Beslenme" bölümlerine bakınız.)

Britanya adalarında yapılan paleopatolojik kemik incelemesinde tarım dönemine geçilmesi ve süt tüketiminin başlaması ile birlikte osteoporozun arttığı tespit edilmiştir. Britanya tarihinde en çok süt tüketilen ve en çok osteoporoz görülen dönem 20 ve 21. yüzyıllardır. Bu normaldir çünkü Britanya nüfusunun çoğunluğu sütü hazmedemeyen "A" ve "0" kan grubu taşıyıcılarıdır.
Kemik erimesinden korunmak veya kurtulmak için bol kalsiyum almak değil, vücudun sindirebileceği yemekleri yemek ve bağırsakların sağlıklı olması önemlidir. Beslenme alışkanlığı doğru, bağırsaklar sağlıklı olursa, yemek ile alınan kalsiyum az da olsa, bu miktar vücuda yetecektir. Çünkü sağlıklı mide ve bağırsaklar, doğal yiyeceklerin kalsiyumunu canlı formda kana karıştırarak hücrelere kolay ulaşmasını sağlar. Mide ve bağırsaklar sağlıklı değilse ve yemeklerin sindirimi tam olarak gerçekleşmezse, o zaman kan asitli olur, kalsiyumu bağlayarak kireç oluşturur. Bu durumda kalsiyum içeren yiyecekler ne kadar tüketilirse tüketilsin, sonuçta sadece vücuttaki kireç miktarı artmış ve kemik erimesi şiddetlenmiş olur.
256 Kemik erimesi tedavisi:
Mide ve bağırsakların tedavisinden başlanarak, sırayla tüm temizlemeler yapılır. Mide ve bağırsakların tedavisi ile beraber hacamatlara başlanır. Tam sıhhatli olana kadar süt içilmez. Daha sonra da süt ürünlerinden sadece yoğurt, kefir ve haftada 1-3 defa doğal beyaz peynir veya eski peynir tüketilebilir. ("Süt" bölümüne bakınız.) Fakat "O" kan grubu taşıyıcıları, hazımlarını düzeltmeden yoğurt bile yememelidir.
$ 2-3 sene boyunca hergün 200 gr. greyfurt suyu, suyla birlikte içilir. İsteyenler limon suyu, kan grubu "B" olanlar portakal suyu içebilir.
Q Çiğ yeşil sebzeler, özellikle turp yaprağı, ıspanak, dereotu, ısırganotu, hindiba, kereviz yaprağı, maydonoz ve semizotu ekmek yerine yenmelidir.
P Yemeklerde ise doğal kalsiyum kaynağı olan çiğ sebzeler, salatalık, domates, turp, kabak, kara lahana, brokoli, yeşil yapraklılar, havuç, taze fasulye tercih edilmelidir.
Q Yoğurdu sadece sarımsak ve yeşillikle birlikte yemek gerekir.
V 3 günlük açlıkların 7 defa yapılması kemik erimesini durdurur. 10 günlük açlık ise, kemik erimesi nedeniyle oluşan deformasyonları mümkün olduğu kadar düzeltir.

$ İlk açlıktan sonra propolis kullanılırsa, kemik rehabilitasyonu daha hızlı olur. Ppropolis bütün balcılarda bulunur. ("Bal" bölümünde "Propolis" konusuna bakınız.)
$ "Bel ağrısı" bölümünde anlatılan tedavi de uygulanırsa, iyileşme hızlanır.
Kemik erimesinin başladığını gösteren paradontoz ve sinüzit gibi rahatsızlıklar ise, 1 günlük ve 3 günlük açlıklarla kısa zamanda düzelebilir. İlerlemiş kemik erimesinde ve omurgada oluşmuş fıtıklarda çözüme yalnız 10 günlük açlıklarla ulaşılabilir. Çünkü tahribata uğrayan dokular ancak açlığın yedinci gününden itibaren kendisini yenilemeye başlar. Bazen bir defa yapılan 10 günlük açlıkla iyileşme sağlanır, bazen de 10 günlük açlığın 2 defa tekrarı gerekebilir. Fakat osteoporoz hangi derecede olursa olsun bu uygulamanın faydası görülür ve mümkün olan düzelme gerçekleşir. Fakat yaşlıların ve ileri düzeyde kireçlenme ve kemik erimesi olanların kireç eritme işlemlerinin doktor kontrolü altında yapılması gerekir. Çünkü kireç eri-tilebilir, fakat eriyen kirecin yerinde oluşan boşlukları sadece genç vücut doldurabilir. Bunu telafi etmenin yolunu ancak işin ehli bilir.
Siyatik ayrısı
Siyatik ağrısı karaciğer ve safra kesesiyle bağlantılıdır.
Y Tedaviye kusma ile başlanır. Kusmak için 1 kaşık zeytinyağını, bir bardak ılık suya karıştırarak içmek yeterli olabilir. Kusmada zorlananlar, mide üzerine ılık su torbası koyup, iki parmağı boğaza sokarak kusabilirler.
Y Kustuktan sonra kekik çayı veya zencefil çayı içilir.
v Bir-iki saat sonra bir çorba kaşığı magnezyum sülfat suda eritilerek içilir veya 50 gr. hindyağı + 50 gr. kereviz suyu karışımı içilir. v1 Uylukların arkasına kupa çekilir (3-4 kupa).
Y 2-3 saat sonra ince öğütülmüş karahardal ılık suyla karıştırılarak ağrıyan bölgeye sürülür. Üzerine yağlı kağıt konarak bantlanır ve 15-20 dakika bekletilir.
$ 3 günlük açlıklara başlanır.
Y İlk 3 günlük açlığın birinci günü kürek kemikleri arasına,- açlık bittik
ten sonraki 3. gün bel ve kuyruk sokumuna,- 6. gün dizlere hacamat
yaptırılır.

v 8. günden başlayarak 3 günlük açlık tekrarlanır,
™ Bu açlıktan sonra 1 gün boyunca meyve suyu içilir ve "Karaciğer Temizlemesi" bölümünde anlatıldığı şekilde karaciğer temizlemesi yapılır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) siyatik ağrıları için, bozkırda otlayan koyunun kuyruk yağını üç parçaya bölüp, hergün bir parçasını eriterek aç karnına içmeyi tavsiye ederdi:
Çölde yetişen koyunun kuyruk yağında toplanan acı bitkilerin şifalı sıfatları içenin karaciğer ve safra kesesini etkiler. Karaciğer ve safra kesesi, aynen "Karaciğer Temizlemesi" bölümünde anlatıldığı gibi temizlenir. Karaciğer ve safra kesesinden kaynaklanan siyatik ağrıları bu tedavi sonucunda kaybolur.
İlaçlar:
vğ 6 ölçü defne yaprağı, 1 ölçü ardıç kozalağı ile incecik öğütülür ve elekten geçirilir. 12 ölçü tereyağı ile karıştırılır ve ağrıyan bölgeye yedirilerek sürülür.
Veya
@ Eşit miktarlarda pelinotu, yabani kekik, kükürt, çam sakızı ve defne ağacının meyvesi öğütülür,- acı kavun suyu veya acı kavun yağı ile karıştırılıp, merhem kıvamına getirilir. Akşam ağrıyan bölgeye sürülür. Üzerine yağlı kağıt konarak bantlanır ve sabaha kadar bekletilir.
Q 1 hafta boyunca sabah-akşam bir tatlı kaşığı üzerlik tohumunu suyla yutmak siyatik ağrılarına çok iyi gelir.
$ Tere tohumunu sirke ile kaynatıp, buna batırılan bir bez ağrıyan yere konursa ağrıyı dindirir.
Kübra K., serbest meslek
Ben 40 yaşın üstünde 3 çocuk annesi, yoğun tempoda çalışan bir hanımım.
İkinci bebeğimden bu yana sık sık tekrarlayan bel ağrıları çekiyordum. Hatta belimde kilitlenmeler oluyor, yürüyemez hale geliyordum. O sırada gittiğim bir ortopedi profesörü hemen hemen

bütün eklemlerimin filmini istedi ve "eklem tüberkülozu" teşhisi koydu. Bir başka profesöre gittim. O, bu teşhisin yanlış olduğunu söyleyerek, "sacro ileyid" teşhisi koydu. Bu olay bana her doktorun teşhisine güvenilmeyeceğini öğretti.
İkinci bebeğim yalnızca 6 ay anne sütü aldı, ne kadar zorladımsa
da emziremedim. Şimdi bunun sebebini anlıyorum. Bel ağrılarım
için verilen ilaçlar sütümü bozmuştu, bebeğim onun için emmek
istemiyordu.
Daha sonra boynumda ağrılar başladı. Sonra da neredeyse bütün
kemiklerim sırayla ağrır hale geldi.
2 defa böbrek taşı düşürdüm. Böbreklerim sürekli ağrıyordu, bir
çok gece veya sabahları böbrek ağrısıyla uyanıyordum.
Halsizlik ve yorgunluk, yazın sıcaklarda kâbus gibi gelen baygınlık hissi ayrılmaz parçam olmuştu. Yataktan zoraki kalkıyor, "insan hergün de hasta olmaz ki" diyerek ve adeta sürüklenerek günlük hayatımı sürdürüyordum. Sık sık depresif bir ruh hali yaşıyor, bir müslümanın böyle hissetmesini kendime yakıştıramıyordum.
Midem, çocukluğumdan beri rahatsızdı. Zaman zaman midemde ağrı, yanma, kazınma ve ekşime oluyordu.
Çok şükür ilaç kullanmayı sevmedim, her zaman uzak durdum. Ancak kendimi mecbur hissettiğim zamanlarda, sonradan pişman olurum korkusuyla kullandım. Tabii bir de doğumlardan sonra.
4 yıl önce rahimden 7 cm çapında bir miyom alındı.
Bu arada başağrılarım, başımda yanma ve uyuşma başlamıştı. Çalışırken bir süre sonra çalışamaz oluyor, başımı tutamaz hale geliyordum. Bir süre yatıp istirahat etmeden kendime gelemiyordum.
Özellikle sabahları olmak üzere vücudumu sarsan kalp çarpıntılarım vardı. Çok sık grip olur, daha sonra uzun süren öksürüklere yakalanırdım. Boğazımdaki faranjit yüzünden bir sayfa yazıyı sesli okuyamazdım.
3 yıl önce yine bel ağrısı için doktora gittiğimde, trombosit sayı
sının çok yüksek olduğu görüldü. Kemik iliği alınarak "sebebi bi
linemeyen trombosit yüksekliği" teşhisi kondu. Bu hastalığın çift
taraflı tehlikesi olduğu söylendi: hem çok fazla üretildiği için

trombositkrin kalitesi düşüyor ve vazifesini yapamıyor, hem de kanda çok yoğun oldukları için pıhtı atma riski taşıyordu.
Trombosit sayısını düşürmek amacıyla "hydrea" isimli bir ilaç verildi. Bu ilacın dozu ayarlanmaya çalışılırken diğer kan değerlerim düşmeye başladı ve bu beni daha çok rahatsız etti. Bir başka ünlü hematoloji profesörü, yurtdışından, yalnız trombosit sayısını düşüreceğini söylediği çok pahalı bir ilaç (tromboreductin, bir kutusu 600 Euro) getirtmemizi tavsiye etti. 3 ay kadar onu da kullandım fakat ne şikayetlerim sona erdi, ne de trombosit sayısında düşüş oldu. "Allahım, ben senden gelene razıyım." diyerek ilaçları bıraktım.
Aradan kısa bir süre geçince bir arkadaşım kimyasal ilaç kullandırmadan tedavi eden bir doktordan bahsetti. Doktor Hanımın Kuran ve sünnete dayalı tedavisini ve sağlıklı olmak konusunda anlattıklarını saplantılardan kurtularak dinlediğinizde ne kadar mantıklı bilgiler aktardığını görüyordunuz. Ancak aç kalmadan, bunları anlamak çok zor.
Açlıklardan önce 3 hafta hazırlık sürecinden sonra karaciğer temizlemesi yaptım. Bu 3 haftada kendimi çok hafiflemiş hissettim, ayrıca 4-5 kilo verdim.
3 günlük açlıkları yaparken gördüm ki 3 gün aç kalmakla insan hiç de güçsüz kalmıyor. Üstelik açlık da hissetmiyor.
ilk 3 günlük açlıkta 2. gün akşamdan başlayarak sırtımda ve belimden aşağı bütün kemiklerimde dayanılmaz ağrılar oldu. Bunların olacağını, o bölgelerde vücudun kendi kendini tedavi ettiğini biliyordum. 3. gün kendimi ameliyattan yeni çıkmış gibi hissediyordum. Gözlerim dumanlı görüyor, hafif bir uyuşma hali yaşıyordum. 4. gün sabah meyve suyu içmeye başlayınca bunlar sona erdi.
Daha sonraki açlıklarda o kadar fazla ağrım olmadı. Zaman zaman ateşim yükseldi, çarpıntılarım oldu. Bu tedaviden önce ne kadar hasta olsam ateşimin yükselmediğini hatırlıyorum.

Açlıklarla birlikte tarama hacamatları yaptırdım. Özellikle kafa hacamatından sonra çok rahatladım, sanki dünyanın rengi açıldı, üzerinde sis vardı da dağıldı.
Şu anda verilen tedaviyi bitirmiş olarak yukarıda anlattığım şikayetlerin hiçbirini yaşamıyorum, çok şükür. Hiç bir özel gayret sar-fetmeden 12-13 kilo verdim. Bu kadar kısa zamanda, bütün şikayetlerin biteceğini önceden söyleselerdi inanmazdım. Vücudumun genel duruşu bile değişti.
Hem bedenen hem ruhen kendimi çok güçlü, adeta 20-25 yaş gençleşmiş hissediyorum. Aslında 20 yaşımda bile bu kadar sağlıklı ve güçlü değildim.
Bu arada, bir gün apartmanda merdivenlerden düştüm. Bel-kuyruk sokumu arasında çok şiddetli ağrım vardı. Çevremdekiler hemen doktora götürmeyi, MR çektirmeyi teklif ettiler fakat kabul etmedim. Hiç bir ilaç kullanmadım, bitkilerle hazırlanmış zeytinyağıyla masaj yaptım ve W-İS gün içinde ağrılarım geçti. Bu düşme ile, daha önce de bildiğim "Hastalıklara sabrederseniz etinizin yerine daha hayırlı et, kanınızın yerine daha hayırlı kan veririz" mealindeki Kudsi Hadisin gerçek manasını anladım-. Şu anda, sık sık ağrısından şikayetçi olduğum bel bölgesi ağrılarını tamamen unutmuş durumdayım.
Dr. Aydın Hanımın verdiği tedaviyi duyunca "bunları nasıl yapacağım" diye düşünmüştüm. Ama uygularken gördüm ki zamana yayılmış olarak yapılan işlemler hiç de zor değilmiş. Ayrıca her safhasında hemen faydalarını görmeye başladım, şikayetlerimin bir bir beni terkettiğini hissettim.
"insanlar tedaviden önce ve sonra nasıl hissettiğimi bilebilselerdi, zor görünen fakat modern tıbbın tedavisine göre çok daha kolay olan ve kesin sonuç veren bu tedavinin on katını seve seve yapmak isterlerdi.
Nörolojik ve Ruhsal Hastalıklar
Baş ayrısı
"Veyl ve helak,
cehennemin sıcak suyu başlarına dökülecek kimseler içindir.
Zira dünyada baş ağrısına sabredememişlerdir"
Hadis-i Şerif
Beynin iç dokusu ağrı algılayıcılarına sahip olmadığı için beyin ağrımaz. Baş ağrısı dahil bütün ağrılar, aslında vücudun bağışıklık sistemine gönderdiği acil birer rapordur. Bu raporda vücuda gelen zararın ezilme, kanama, kimyasal maddeyle etkileşme, enfeksiyon tipi ve şiddeti gibi sebebi detayıyla anlatılır. Başağrısı olarak hissedilen ağrı, çoğu zaman vücudun herhangi bir yerinde oluşan bu tür bir rahatsızlıktır. Beyinde her organa ait bir merkez vardır. Organlarda meydana gelen rahatsızlığın bilgisi bu rahatsızlık sebebiyle oluşan kimyasal maddelerle ve belli frekans dalgalarıyla, sinyaller halinde beynin ilgili merkezine gelir. Bu sinyaller beyinde ağrı hissi oluşturarak insanı zararlı davranışlardan korur ve hastalığın ilerlemesini engeller. Aynı zamanda beyin, bu sinyalleri sınıflandırarak bağışıklık sistemine detaylı bilgiler olarak gönderir ve bağışıklık sisteminin sistematik bir koruma programı hazırlamasını sağlar.
İnsan ağrıya sabredebilse, beynin ve bağışıklık sisteminin görevlerini tam olarak yapmalarına imkan vermiş ve vücudu hastalıktan korumuş olur. Ağrı kesici alındığında ise, ağrı ile birlikte bu bilgi aktarımı da kesilir. Hastalık derinleşmeye devam eder fakat bağışıklık sistemi savunmadan vazgeçer. Alınan her bir ağrı kesici daha doğrusu her bir kimyasal ilaçla birlikte, bağışıklık sistemi gittikçe zayıflar, bir noktadan sonra hiç vazife yapamaz hale gelir.
Küçücük bir hapın insanı nasıl cehenneme gönderdiğini ve ilk bakışta çok ağır gibi görünen yukarıdaki Hadis-i Şerifin manasını bu bilgilerin ışı-

ğında anlamak ve ibret verici bir sonuç çıkarmak mümkündür: Sabrın mükafatı, isyanın cezası.
Baş ağrısı, kabızlık, böbrek, idrar yolları, mide, karaciğer, safra kesesi, yüksek tansiyon, düz tabanlık, rahim ve prostat hastalığı gibi pek çok farklı nedene bağlı olabilir.
Kabızlıktan kaynaklanan başağrısi:
Kalın bağırsak rahatsızlığı ve kabızlıkla bağlantılı olan ve en sık rastlanan baş ağrısı şu şekilde seyreder: Devamlı kabızlık sonucunda kalın bağırsağın sonundaki kısım yani düz bağırsak genişler, deforme olur ve makat etrafında cepler oluşmaya başlar. Bu ceplerde pislik toplanarak, makat çevresinde bulunan ve beyin ile bağlantılı yaklaşık 100 akupunktur noktasını etkiler. Bu etki sonucunda baş ağrısı hissedilir. Bu nedenle ağrı kesici almak zararlı, hatta çok saçmadır. Ağrı kesiciler yerine, soğuk suyla taharet alarak ve bağırsakları müshil ile boşaltarak tedaviye başlamak daha doğrudur. Bu tür baş ağrısından kurtulmanın en kısa ve kolay yolu "Mide ve Bağırsakların Tedavisi" ve "Kabızlık" bölümünde anlatılmıştır.
Böbrek ve idrar yolları ile bağlantılı baş asrisi:
Bu sebebe bağlı ağrı önce ayaklar arkasından başlar, ense çukurundan yukarı yükselir ve gözlerin iç tarafındaki uçlarına kadar inebilir. Aynı zamanda büyük ve küçük tansiyon çok yükselerek başağrısını artırabilir. Bu durumda ağır kesici almak aslında bir kısırdöngüdür. Çünkü ağrı kesiciler böbrek ve idrar yolları rahatsızlıklarını artırır, bu rahatsızlık arttıkça başağ-rısı da giderek şiddetlenir. Çaresi ağrı kesici almada değil, idrar yolları ve böbreklerin tedavisindedir.
Bugün dünyada kronik böbrek yetmezliğinin en sık rastlanan nedenlerinden birinin ağrı kesiciler olduğu tespit edilmiştir. Bu, kronik diyaliz hastalarının arasında ağrı kesici kullananların sayısının çok yüksek olduğu anlamına gelir.
Mide ile bağlantılı baş ayrısı
Bu tür başağrısı devamlı hazımsızlık olduğunu, bu sebeple vücutta fazlalık ve tıkanıklıkların çoğaldığını gösterir. Kan grubu "A" ve "AB" olanlarda kusmakla, kan grubu "0" ve "B" kusamadığı için yemek yemeyle geçer.
Karaciğerden kaynaklanan baş ağrısı sağ tarafa, dalaktan kaynaklanan baş ağrısı sol tarafa vurur. Karaciğer ve dalağın tedavisiyle geçer.

Beyinde toksik madde toplanmasından kaynaklanan başaltısı:
Beynin kendisi ağrı algılayıcılarına sahip olmadığı halde, kafatasının içini ve beynin dışını saran zarlar ve beynin içindeki damarlarda ağrı algılayıcıları vardır. Bu yüzden, beyindeki kan-sıvı dolaşımı bozukluğu, beyin tümörü gibi bazı beyin hastalıkları, aspartam, nitrit-nitratlar, parabenler gibi bazı katkı maddeleri ve bunların birbiriyle etkileşimi beyin zarını ya da damarları etkileyerek baş ağrısı oluşturabilir.
Beyin, kendi içinde oluşan veya kan dolaşımı ile kendisine ulaşan toksik ve atık maddeleri sinüslere, kulak arkasına ve kulaklara atar. Sinüslere atılan toksik ve atık maddeler geniz akıntısı ile aşağı doğru yayılarak bademcik, ses telleri, yemek borusu, akciğer ve mide hastalıklarına zemin hazırlar. Bu nedenle oluşan ve dolunay ile yeniayda tekrarlayan bu şiddetli baş ağrıları sırasında beyin, genizlere ve oradan mideye yakıcı, pis kokulu toksik madde attığından hasta kusar ve bu kusma ile baş ağrısı geçer. Bu tür baş 264 a&rısı açlık tedavisi sırasında çoğalabilir. Çünkü açlıkta, beynin dokularında toplanan toksik maddeler ve metabolizma atıkları parçalanarak gaz oluşturur, bu gaz sebebiyle kafatasının iç basıncı artar. Baş ağrısının şiddeti direkt bu basıncın şiddetine bağlıdır. Bu sırada hacamat yapılırsa gaz dışarı atılır ve baş ağrısı geçer. Bu tür baş ağrısı çekenlerin yastığı yüksek olmalıdır ki beyinde toplanan madde, geniz akıntısı ile rahatça aşağıya akabilsin.
Kulak arkası ve kulaklara atılan toksik ve atık maddeler, iltihaplı kulak hastalıklarına, kulak arkası yaralarına ve çıbanlara yol açabilir. ("Febril Konvülziyonlar" bölümüne bakınız.)
Düz tabanlılıkîan kaynaklanan baş ayrısı
Son zamanlarda çocuklarda ve gençlerde düz taban rahatsızlığı çoğalmıştır. Düz tabanlılık, yürüyüş esnasında omurgaya aşırı yük yükler ve zamanla omurgada deformasyon oluşturur. Omurga kanalında sıvı dolaşımı zorlaşır ve baş ağrısına neden olur.
Düz taban ile alakalı baş ağrısını engellemek için taban ve sırt kaslarını güçlendirmek ve onları ömür boyu güçlü tutmaya çalışmak gerekir ("Hareket" bölümüne bakınız.)

Başağrısının Tedavisi
• Baş ağrısı başladığı anda ılık suya karıştırılmış zeytinyağı içerek kusul-
malı, lavman yapılmalı ve soğuğa yakın ılık suyla yıkanmalıdır. Sonra limon suyu, suyla karıştırılmış greyfurt suyu, veya kekik ile demlenen yeşil çay ya da nane çayı içilmelidir. Böylece baş ağrısı geçer. Geçmezse, 3-5 litre sıcak su ve 20-30 gr. öğütülmüş hardal tohumu karıştırılıp, ayak banyosu yapılır. Hardal tohumu bulanamazsa, kaya tuzu kullanılır veya ayakların tabanına masaj yapılır.
• Her tür baş ağrısında, bilhassa yüksek tansiyon ve idrar yollarından kay-
naklanan ve aralıksız devam eden baş ağrılarında önce makata, 2 hafta sonra kulak arkasına, ense çukuru altına ve şakaklara 11-21 tane sülük konur. Sülükler düştükten sonra kesiklere birkaç defa kupa çekilir.
• Sülük bulunamazsa veya mevsimi değilse, omuzlara hacamat yaptırılır.
• Hacamat imkanı da yoksa, sırta kupa çekilir: 6 tane 150 gramlık cam ka-
vanoz hastanın sırtına, bir tane kürek kemikleri arasına, birer tane de baldırların arkasına kapatılır (toplam 9 tane) ve 15-20 dakika bekletilir.
• Bu tip hastaların burun kanaması, basur kanaması ve adet kanamasını
rahmet olarak görmek ve kanamayı durdurmamak gerekir. ("Hacamat"
bölümüne bakınız.)
Yukarıda anlattığımız müdahale sonunda başağrısı geçer, ancak kökten ortadan kaldırmak için baş ağrısına sebep olan hastalığın temel tedavisini tamamlamak gerekir.
Temizleme süreci ve sonrası:
"Vücudu Temizle" bölümüne bakarak gereken temizlemeler yapılır. Bu temizlemelerle birlikte her Pazartesi, 36 saat açlık yapılır. Her Perşembe günü, yemek yemeden meyve veya sebze suyu ile geçirilir.
Mide ve bağırsakların tedavisi ile beraber hacamatlara başlanır ve her açlık günü aşağıdaki sıraya göre hacamat yaptırılır:
1. Boyun ve omuzlar. 2. Kafa.
3. Kürek kemikleri arası ve altı. 4. Bel ve kuyruk sokumu.
5. Dizler. 6.Tekrar kafa.
7. Tekrar bel ve kuyruk sokumu.

İlk 3 açlık sırasında, toplam 2 hafta boyunca, açlık günü hariç her gün aşağıdaki ilaç kullanılır:
V 60 gr. çörekotu + 20 gr. karanfil + 30 gr. anason öğütülür. Her gün bu
karışımdan 1 tatlı kaşığı, bal şurubu ile yutulur. Ayrıca:
Q Reyhan (fesleğen), biberiye, lavanta, kediotu kökü ve nane koklamak veya ezerek şakaklara sürmek baş ağrısını gidermekte faydalıdır. İlaç alma süreci bittikten sonra:
$ 2/3 acı kavun suyu + 1/3 su karışımı avuç içine dökülür ve baş öne doğru eğikken, genize kadar bir defa çekilir, 2-3 saniye tutularak bırakılır. 2-3 saat sonra şiddetli burun akıntısı başlar ve 1-3 gün devam edebilir. Bu işlem kronik baş ağrısını, sinüziti, beyindeki damar tıkanıklıklarını ve kireçlenmeleri giderir, kimyasal maddelerin sökülerek atılmasını sağlar. Kan grubu "A" olanlar acı kavun suyunu hiç su katmadan da kullanabilirler. 266
Fcbril Konvülziyonlar (FK) Havale
Havale 6 ay-5 yaş arası çocuklarda, ateş ile beraber ortaya çıkan nöbetlere denir. Havale vakalarının büyük çoğunluğu, yüksek ateş, havale ve ardından da orta kulak iltihaplanması, kulak arkasında yara ve ya çıban oluşması ya da bademciklerin şişmesi şeklinde seyreder. Havale, hastalığın ilk 24 saatinde görülür ve ateşlenme sırasında hasta 2-3 nöbet geçirebilir. Nöbetler, ani huzursuzluk veya korku, kısa bir süre tutarsız konuşma, hıçkırık veya kusma, kısa dalma nöbetleri, başını duvara vurma, kısa süreli baygınlık gibi basit nöbetlerden, bilinç kaybı, ellerde ve ayaklarda kasılmalar, ağızdan köpük gelmesi gibi komplike nöbetlere kadar farklılık gösterebilir.
Havale geçiren çocukların epilepsi ve diğer nörolojik hastalıklara yakalanma riski vardır. Basit havale geçiren hastalarda epilepsi riski %l-2, komplike havale geçirenlerde ise %8'dir.
Bugünkü tıp yüksek ateşi ve havaleyi önlemek için çocuklarda yoğun ve disiplinli bir şekilde ateş düşürücü kullanmayı önerir. Ancak ateş düşürücülerin ne ilk nöbeti ne de nöbetin tekrarlamasını önleyemediği tesbit edilmiştir. Nöbet basit tipte olsa bile, dışarıdan korkutucu görünebilir ve aile-

de panik yaratabilir. Ailenin paniğinden etkilenen doktor gerekli görmese bile çocuğa antiepileptik ve ateş düşürücü ilaç profilaksisi (Devamlı Anti-konvülzan Profilaksi) önermek zorunda kalır. Antiepileptik ve ateş düşürücü ilaç tedavisi en az 2 yıl ya da çocuk 5 yaşına gelene kadar devam eder. Profilaksi amacıyla kullanılan antikonvülzan ilaçlar epilepsi riskini ortadan kaldırmaz, sadece nöbetlerin tekrarlamasını azaltabilir ve yalnız kullanıldıkları sürece etkili olur. Yani bu "tedavi"nin hiçbir tedavi edici özelliği yoktur.
Tedavi edici özelliği olmayan bu ilaçların zararlarını görmek için en sık kullanılan Antikonvülzan Profilaksi ilaçlarının yan etkilerine göz atalım:
Fenobarbital: Tedavi sırasında hiperaktivite ve davranış değişiklikleri, öğrenme güçlüğü ve entellektüel kayba neden olur. (IQ'da yaklaşık 7 puanlık gerileme)
Valproik asit: Nöbetin tekrarını önlemede etkindir ancak pankreasın ve
kan üretiminin bozulmasına, ölümcül hepatite veya glomerülonefrite ve
bebeklerde tanımlanamayan metabolik hastalıklara sebep olabilir.
267 Nöbetleri azaltma karşılığında bu kadar ağır bir bedel ödemeyi göze
alanlar bu konuyu bir daha gözden geçirmelidir. Antikonvülzan Profilak-si'nin zararları sadece bu ilaçların yan etkileri ile sınırlı değildir. Verdiği zararın büyüklüğünü anlayabilmek için öncelikle havaleye bakmak ve havaleye yol açan sebepleri anlamaya çalışmak gerekir.
Havaleye yol açan sebepler:
• İstatistiklere göre bugün Türkiye'de her iki bebekten biri sezaryenle dünyaya gelmekte ve hemen hemen her normal doğum da suni sancı ile gerçekleşmektedir. Sezaryene mahkum olan bu kadınlar, biyolojik doğumun gerçekleşmesi gereken tarihten 2-3 hafta evvel, planlı olarak ameliyata alınmaktadır.
Normalde bebekler beyindeki fazla nemi ancak biyolojik doğum zamanı geldiğinde dışarı atar, gereken kuruluğu ancak o zaman sağlayabilirler. Sezaryen ile dünyaya gelen bebekler ise, henüz doğuma hazır olmadıklarından beyinlerindeki fazla nemi dışarı atamaz ve beyinleri gereken kuruluğa ulaşamadan dünyaya gelirler. Bu şekilde dünyaya gelen bebeğin bağışıklık sistemi, beyindeki bozukluğu düzeltebilmek ve fazla nemi kurutabilmek için, vücut ateşini yükseltmek zorunda kalır. Beyin ancak, yüksek ateş-

le gerekli kuruluğa ulaşabilir. Bu durumda bebeğe her ateşi çıktığında ateş düşürücü verilirse, beyindeki sıvı dengesizliği giderilemediği için ateşlenme son bulmaz ve bebek periodik olarak ateşlenmeye devam eder.
• Doğum normal olduysa fakat doğumu hızlandırmak için suni sancı uygulanmışsa o zaman da bebeğin beyni tam olarak doğuma hazır hale gelememiş olabilir. Burada, suni sancının ne zaman verildiği önem kazanmaktadır. Doğumun başlangıcında verilmişse, bebeğin beyni hazır olmadan doğum gerçekleşmiştir yani bebek ateşli hastalıklara müsait doğmuştur. Suni sancı doğumun son evresinde verilmişse, bebeğin beyni doğuma hazırdır. ("Sezaryenle doğum" ve "İlaçlar" bölümüne bakınız.)
• Ayrıca Türkiye'de normal doğum sırasında hemen hemen bütün kadınlara suni sancıda verilmektedir. Suni sancı doğumda bazı komplikas-yonlara, sonra da hamile kadının sezaryene alınmasına sebep olabilir. Suni sancıdan sonra sezaryene alınan kadınlarda suni sancı ilaçlarıyla birlikte genel anestezi ilaçlarının zararı iki katına çıkar. Bu ilaçlar, anneyle beraber bebeğin de beynini tahriş eder,- dokularda depolanarak bebeğe çok fazla rahatsızlık verir. Otistik ve hiperaktif çocukların büyük çoğunluğu sezaryenli çocuklardır.
• Birçok anne şu veya bu sebepten dolayı çocuğunu emzirmez. Bebeklerin büyük çoğunluğu doğumdan hemen sonra veya birkaç hafta sonra mama ile beslenmeye başlar. Hazır mamalar, süt tozu ve katkı maddelerinden ibaret olduğu için, bebeğin onu hazmetmesi mümkün değildir. ("Süt" ve "GMO" bölümlerine bakınız.) Hazmedilemyen mamaların kalıntıları damarlarda birikirir ve tıkanıklıklar oluşturur.
• Anne sütü ile beslenen çocuklara da çoğu zaman çok erken ek besin verilir. Bu ek besinlerin en yaygını da bebe bisküvileridir.
Şimdi de bebe bisküvilerinin içeriğine bir göz atalım: Buğday unu (muhakkak katkılıdır, "Ekmek" bölümüne bakınız.): GM buğday asla sonuna kadar hazmedilemez, kalıntıları damarlarda birikir, damarları tıkar. Bu tıkanıklıklar ise havale için zemin oluşturur. ("Ekmek" ve "GMO" bölümlerine bakınız.)
Tatlandırıcılar (fruktoz şurubu, inülin-oligofruktoz, bal tozu): Bunların hepsi GM ürünlerdir ve diyabete zemin hazırlarlar. ("Diyabet" ve "Bal" bölümlerine bakınız.)

Vitaminler (A, C, D3, E, Bl, B2, B6, Bl2, niasin, pantotenik asit, folik asit, biotin): Tüm bu vitaminler büyük ihtimalle GM mikroplar ile üretilmiştir ve toksik etki yapabilir. ("GMO" bölümüne bakınız.)
Mineral premiksi (kalsiyum, fosfor, çinko, bakır, iyot, demir, selenyum): Uzmanlar insan vücudundaki mineral elementlerin önemli görevler yaptığını, ancak fazlalığında toksik etkiye neden olduğunu belirtmektedir.
Örneğin: Mineral formda alınan bakır ve demir iyonları metabolizma unsurları ile reaksiyona girer ve sonuçta oksidatif DNA hasarı oluşur. Kanser oluşumunda ise metallerin aracılık ettiği oksidatif DNA hasarı önemli rol oynar. Gereğinden fazla demir alınmasında vücutta aşırı demir birikir. Karaciğer sirozu, şeker hastalığı, ciltte bronz rengi, kalpte büyüme ve tahribat gibi sorunlar çıkarabilir.
Kalsiyum yükseldikçe kas güçsüzlüğü, böbrek kireçlenmesi, kemiklerde gereğinden fazla kireç toplanması gibi durumlara sebep olur.
Aşm alınan iyot tiroid bezinin çalışmasını durdurabilir.
Aşırı selenyum alındığı hallerde saç ve tırnak dökülmeleri, deri döküntüleri ve polinevrit denilen sinir rahatsızlığı ortaya çıkar.
Ayrıca bu maddelerin bazıları büyük ihtimalle nanoparçaçıklar halindedir.
Muz tozu: Bütün kurutulmuş meyveler gibi, renk koruyucu ve bozulmayı önleyen Sodyum sülfit (E221) içerir. Yapılan araştırmalara göre, sodyum sülfitin besin yolu ile alınması, öğrenme ve hafıza bozukluğuna yol açmakla birlikte beyin fonksiyonlarına da zarar vermektedir.
Yumurta: Hazır yiyeceklerde yumurta yerine yumurta tozu kullanılır. Yumurta tozuna hiç bir katkı katılmasa da koruyucu olarak sodyum sülfit mutlaka katılmaktadır. Ayrıca taze yumurta kullanılsa bile, ürünün uzun süre bekletilmesi ile o yumurta da zaten "bayat yumurta" sınıfına girer. Bayat yumurtanın hazmı mümkün değildir. Hazmedilemeyen kalıntılar damarlarda birikir, Havale ve böbrek hastalığına temel hazırlar. ("Yumurta" bölümüne bakınız.)
Bitkisel yağ: Türkiye'de halis sızma zeytinyağı hariç bütün bitkisel yağlar hem rafine edilir hem hidrojenize edilir, hem de bozulmayı önleyici

katkı maddeleri ilave edilir. Hidrojenize edilmiş yağ, hazmedilemediği için damarlarda birikir. İnatçı ateşlenmelere ve havaleye sebep olabilir. ("Yağlar" bölümüne bakınız.)
Tuz: Yapay olma ihtimali vardır ve muhakkak katkılıdır. En azından nem tutucu-sodyum alüminyum silikat ve/veya titanyumdioksit, potasyum iyodür ve iyot stabilizörü-sodyum tiyosülfat vardır.
Kabartıcılar: Beyazlatıcı ve nem tutucu olarak kullanılan titanyumdioksit nanoparçaçıklardır.
Tuz ve kabartıcıların içindeki katkı maddeleri bebeğin vücudundaki şutuz dengesini, böbrek ve böbrek üstü bezlerini ve beyni olumsuz etkiler ("Tuz" ve "Katkı Maddeleri" bölümüne bakınız.)
Yapay aroma (etil vanilin): Nanoteknoloji yöntemiyle üretilmiştir. Bebeğin hormon dengesini ve beden-ruh dengesini olumsuz etkiler.
Gördüğünüz gibi temel besin veya ek besin olarak kullanılan bisküvinin, bütün katkılı ürünler gibi hazmı imkansızdır.
270 • Ayrıca, annenin yediği hazır yiyecek ve içeceklerdeki, vücut bakımın-
da kullandığı ürünlerdeki ve detarjanlardaki kimyasal maddeler ve katkı maddeleri, anne sütüne karışarak sütü bozar ve bebeğin beynini olumsuz etkiler.
• Bebek için kullanılan pişik kremleri ve vücut bakım ürünlerinin katkıları da bebeğin beynini olumsuz etkiler. ("GMO", "Bebek bakımı" ve "Katkı maddeleri" bölümlerine bakınız.)
• Bebeklere belirli aralıklarla yapılan aşılar, dünyada yasaklanmasına rağmen, Türkiye'de hâlâ "Timerosal" denilen bir madde içermektedir. Ti-merosal, civa kaynaklı kuvvetli bir nörotoksindir ve otizmin sebeplerindendir. Civa kaynaklı maddelerin hayvan ve insan üzerine etkileri konusunda uzman, dünyaca ünlü Dr. Boyd Haley anlatıyor: "Bir hayvanın beynine en-jekte edilen Timerosal beyni harap eder, canlı dokulara enjekte edilen Timerosal dokuların hücrelerini öldürür". Suni sancı ve sezaryenle zarar gören bebeğin beynine doğumda ve sonraki ilk günlerde bir de Timerosal eklenir. ("Aşı" bölümüne bakınız.)
Barışıklık sisteminin bebemin beyninde oluşan rahatsızlıklara tepkisi:
İstatistiklere göre, bugün en sık görülen beyin hastalığı, beyin arterlerinde oluşan atherosklerozdur (arterlerin daralması). Atherosklerozun oluş-

masında en sık gözlenen sebep de damarlarda yağ, toksik ve atık madde birikimi ve fibroz plaklarıdır. Yağ, toksik ve atık madde kalıntıları atherosk-lerozun en erken görülen belirtileridir. Bu belirtiler, suni beslenen veya çok erken (3-6 ayda) ek gıdaya başlayan 1-2 yaşın altındaki çocuklarda dahi gözlenmiştir. Beyne kan akımı ile ulaşan ve damarlarda toplanan toksik, katkılı ve atık maddeyi, vücut yüksek ateşle eriterek, geniz akıntısıyla, kulak arkası veya kulaklar aracılığıyla dışarı atmaya çalışır. Ateşin gücü toksik maddeleri eritmeye yetmezse beyin bu maddeyi, öksürüğe benzer kasılmalar oluşturarak dışarı itmeye başlar yani bazı hücreler anormal boyutta enerji akımı üreterek beyin çevresindeki diğer bölgeleri etkiler. Öksürükle beyin kasılmaları arasında önemli bir fark vardır. Öksürükte sadece göğüs kasları kasılır ve mekanik olarak balgamı dışarı atar. Beyin, vücudun her bir dokusu ile bağlantılı olduğu için, beynin kasılmaları farklı nöbetler halinde görülür. Toksik madde beyin kasılmaları ile sinüslere, kulağa ve kulak arkasına indirildikten sonra iyileşme krizleri ortaya çıkar: Kulak arkasına ve kulaklara atılan toksik madde ile kulak iltihaplanması, kulak arkası yaralan ve çıbanlar,- geniz akıntısının aşağı doğru yayılmasıyla bademcik şişmesi ve il- 271 tihaplanması olur ve ateş düşer. Bu mekanizma beynin, hiçbir tehlike taşımayan, en kolay ve en doğal temizlenme mekanizmasıdır. Beyin bu yolla, damarlarında toplanan yağ kalıntılarından, toksik ve atık maddelerden kurtulur.
Ancak bebeğe ateş düşürücü, antibiyotik ve antikonvulzanlar verilirse, o zaman biriken madde beyin damarlarında kalır ve çoğalır. Madde çoğalması doğal olarak problemleri de çoğaltır. Şu örnek bu mekanizmayı daha iyi anlamamızı sağlar: İnsanın nefes borusuna birşey kaçsa onu ancak öksü-rerek dışarı atabilir. Bu durumda öksürmeye devam etmek yerine öksürüğü engellemek ne kadar yanlışsa beynin temizlenme mekanizmasına engel olmak da o kadar yanlıştır.
Beynin temizlenme mekanizmasını destekleyen tedavi:
• Ateş yükselince bebeği soğuğa yakın ılık suyla yıkamak ateşi düşürür.
Havale başladığında bebeğin yüzüne ve göğsüne soğuk su serpmek ve başına ıslak bez koymak gerekir.
• Çocuğa 3 gün hiçbir şey yedirmemek, yemek isterse sadece limon su
yu + su karışımı içirmek, her ateşlenmeden sonra yıkamak, açlıktan
sonra da beslenmeyi düzetmek gerekir.

• 4. gün sabah kafaya sülük koymak ve sülükler düştükten sonra ışınlan
noktalan vakumlamak gerekir (İki çukura vakum yapılmaz: Bıngıldağa ve ense çukuruna).
• 1 hafta sonra 3 günlük açlığı tekrarlamak ve açlığın birinci günü kafa
hacamatı yaptırmak gerekir.
Sülükler damarlardaki eriyebilen atık maddeleri; hacamat eritilemeyen maddelerin atılmasını sağlar. Sülüklerden sonra yapılan vakumlama ve hacamat ile beyindeki gaz dışarı atılır.
• Sonra da çocuğa 2-3 defa hicrî ayın 13, 14, 15. günlerinde açlık yaptır-
mak gerekir.
Açlık ile bütün organlar ve kan temizlenir. Açlık günlerinde bilhassa açlığın 3. günü ateş yükselebilir. Ancak artık biliyorsunuz ki ateş korkutucu değil, kurtarıcı bir faktördür.
Ateş ilaçlarla düşürülürse ne olur?
Ateşe ilaçlarla müdahale edilirse beynin atmaya çalıştığı kalıntılar ço-272 ğalmaya başlar. Ateş ise sıklaşarak ve şiddetlenerek devam eder. Ateşlenme sıklığı ve nöbetlerin sayısı ateş düşürücü kullanımı ile direkt bağlantılıdır. Ateş düşürücü ne kadar disiplinli kullanılirsa, ateşin ve nöbetlerin inadı o kadar artar. Vücuttan atılamayan madde, düşük ateş ile yavaş yavaş yanmaya ve gaz oluşturmaya başlar, aynen çöplüklerde olduğu gibi. Bu noktada damarlarda ve dokularda bozulma, hatta mutasyonlar meydana gelebilir. Bozulmuş damarlarda gezen gaz şiddetli ızdıraba sebep olur. Çaresizlikten tiz bir sesle bağıran, ızdırap içinde kafasını duvarlara vuran, yüzünü tırmalayan, anne-babasının yüzüne tüküren küçük çocukları şüphesiz herkes görmüştür. Bu çocuklarda "Dikkat Eksikliği Sendromu" yani Hiperaktivite, Otizm, Epilepsi ve diğer nörolojik hastalıkların görülme riski yüksektir.
Fatma Begüm S., Ankara.
(Babası anlatıyor)
Fatma Begüm 26.08.2001'de normal doğumla dünyaya geldi, ilk günlerde aşı yapıldı. Bir yıl anne sütü emdi. 6 aydan başlayarak ek gıda verildi: Bebe bisküvileri, çorbalar, sonra herşey.

Hastalığın İlk Belirtileri:
Saçları sert, derisi kalın ve kuruydu,- hiç terlemiyordu,- 6 aylıkken başını kaldıramıyordu. 10. ayın sonunda bir ay kadar süren bir ateşlenme geçirdi, ilaç vermedik.
Fatma 11 aylıkken 'göz teması' kurmayı bıraktı. Yürümek üzereydi, bu hali sona ererek emeklemeye geri döndü. Sonra da emeklemeyi bırakıp oturmaya başladı.
12 aylıkken tekrar ateşlendi ve 2 gün boyunca hiç uyanmadan ateşli yattı. Yine bir ay kadar süren ve neredeyse uykuda geçen ateşli bir hastalığı oldu. Pahalı ve kuvvetli bir antibiyotik kullandık.
13 aylıkken otururken yan tarafına yıkılmaya ve sıçramalar halinde nöbetler geçirmeye başladı (Eylül 2002).
Günde 200 civarında olan sıçrama halindeki nöbetler geçmeyince gittiğimiz doktor Miyoklonik Epilepsi tehşisi ile bir Doçente gönderdi
2002 Ekim ortasında doçent doktorun teşhisi: İnfantil Spasm. 273
Bazı ilaç denemelerinden sonra verdiği Depakin ve Rivotril en uzun dönem kullandığımız ilaç oldu. Depakin'den önce onun muadili bir ilaç olan Convulex'i kullandık. Depakin'i Kasım 2002'den 18 Kasım 2006'ya kadar kullandık.
Üç kez başladığımız 16'şar adetlik Synacten, 11 veya 12. iğneden sonra hep yarım kaldı. Bağışıklık sistemi çöktüğü için her seferinde enfeksiyon kaptı.
Synacten kullanırken vücudu şişti, kalın kalın kıUanma oldu, vücut renk olarak siyaha yakın bir matlığa büründü, deri daha da kalınlaştı, pütürleşti, saçları kalınlaştı ve dimdik oldu.
Kısa bir süre Rivotril (2-3 ay) ve iki farklı hap kullandık.
ilk doktorumuzun tedavi ettiği 1 yıl boyunca nöbetlerin hem sayısı hem şiddeti artarak devam etti. Önceleri günde 200 civarında sıçrama halinde nöbet olurken, ilaç kullanmaya başladıktan sonra günde 8-10 kez ama 8'li 10'lu grup nöbetlerine, şiddetli ve bazıları kafa travmasına yolaçan nöbetlere dönüştü. Bazen ayaktayken alnının üzerine düşmesine sebep olan, bazen de oturken kafasını çok sert biçimde yere çarpmasına sebep olan nöbetler haline geldi. Bu

arada kollarını yanlardan geri doğru kasıyordu. Eğer nöbet ilk olarak başım yere çarpmasına sebep olan bir nöbetse, nöbetin gerisi gelmiyordu. Başı yere çarpmazsa 8li 10lu gruplar halinde nöbet oluyordu. ("Febril Konvülziyonlar" bölümüne bakınız.) Başını yere çarpmasından dolayı kafasında ve burnunda şekil bozukluğu oldu.
Ekim 2003'ten itibaren Gazi Üniversitesi Pediatrik Nöroloji Ana Bilim Dalında bir profesöre götürdük. Önceki doçent doktor West Sendromu'na (Epileptik ensefalopati) dönüşebilir demişti. Bu pro-fösör ise Dravet Sendromu teşhisi koydu ve hem nöbetlerin kesilmeyeceğini hem de tedavi olamayacağını söyledi. Buna rağmen farklı ilaçlar denedikten sonra Depakin, Rivotril damla ve Frisi-um'da karar kıldı. Bu üçlü ilaç grubunu 18 Kasım 2006ya kadar kullandık. Profesörün tedavi ettiği dönemde nöbet sayıları azalmış olsa da sürekli biçim değiştirdi ve şiddetlendi. Hergün sabah ezanından hemen önce, ezan esnasında veya ezandan hemen sonra rutine binmiş nöbetleri vardı. Yaklaşık son 3 yıldır geceleri hiç uyumuyor, canı sıkılıyormuş gibi dolaşıyordu. Yaklaşık 2 yıldır kafa travmasına yol açacak, kafasını herhangi bir yere vurmasına sebep olacak nöbetleri engellemeye çalışıyorduk. Son 5-6 aydır 'bir şeyden çok korkmuş'gibi boğuk çığlıklar atmaya başlamıştı.
18 Kasım 2006 tarihinde Dr. Aydın Salih'in tedavisine başladık.
Aynı gün ilaçları kullanmayı bıraktık. Beslenmesini düzelttik ve yemeklerini azalttık. Daha önce ilaçlardan herhangi birini 1 öğün ak-satsak nöbetler hem sayı hem de şiddet olarak artardı. Bu tedavi başladıktan sonra ne sayı ne de şiddet olarak artmadı.
20 Kasım'da ilk 36 saatlik orucunu tuttu. Bir hafta Davut (a.s.) orucu tuttu. Siyaha yakın kokusuz dışkı çıkartmaya başladı. Bir şeyden korkuyormuş gibi boğuk çığlıklar atma şeklindeki nöbetlerinden yine oldu, ama sayısı ve şiddeti azalmıştı.
İlk 3 günlük orucun (1,2,3 Aralık). 3. günü ve ertesi günü hiç nöbet olmadı. 3 Aralık'ta boğazı şişti ve ateşlendi. Bu durum 8 Aralık'a kadar sürdü. Hiçbir ilaç kullanmadık.
Oruçlardan sonra (5 deh bir günlük ve iki defa 3 günlük açlıklar, toplam 24 günlük tedavi) gözlenen iyileşmeler:

• Gece uykuları düzene girdi.
• Daha diri ve daha hareketli oldu.
• Saçlarında ve cildinde yumuşama başladı. Saçları parlak ve akıcı oldu.
• Seslere karşı daha duyarlı hale geldi.
• Görüntülere karşı daha dikkatli oldu.
• Nöbetler azaldı.
• Daha dikkatli, sonra yan yan, 13 Aralık'ta da direk yüzümüze bakmaya başladı.
• Eti sıkılaştı, bacakları yürürken bükülüvermiyor.
• 10 Aralık'ta saç dipleri, 11 Aralık'ta göz altları ile burun kenarları terler gibi oldu. Daha önce hiç terlemiyordu.
• 12 Aralık'ta sert ayak derileri dökülmeye başladı. Yeni derisi pü-
türsüz, daha yumuşak ve rengi daha açık. Aynı gün 2-3 kilometre
ye yakın yürüdü. Daha önce 50 metre yürütmek bile çok zordu.
•13 Aralık'ta 4-5 saat açık havada dolaşmasına rağmen bir şey olmadı.
• Hacamat'ta kanı köpüklü, beyaz lifli olarak geldi ve çok gaz çık
tı.
•13 Aralık gecesi birşeyler söylemek için epey uğraştı, ama ağzından kelime olarak çıkmadı. Söyleyemeyince sevgisini sevinç çığlıkları atarak ifade etmeye çalıştı.
•14 Aralık'ta sabah 4-5 kez nöbet geçirdi. Ama nöbetler baş düşmesi ve eğer ayaktaysa yere poposunun üstüne düşme şeklindeydi. Kasılma yoktu.
• ilaç kullanırken koltuğa oturttuğumuzda orada durması için mutlaka tutmak ya da önüne bir engel koymak gerekirdi. Şimdi kendisi çıkıp desteksiz oturuyor.
• ilaç kullanırken evin içinde sürekli koşardı. Koşarken dengesini sağlayamaz, devamlı bir yere çarpardı. Şimdi koşmadığı gibi dengesini de kaybetmiyor, dolayısıyla bacaklanndaki sağa sola çarpmalarla oluşan ezikler ve morarmalar da kalmadı.
• Açlıklara başladıktan sonra yeniden "sağlıklı bir göz teması" kur-

maya başlamış, "karaciğer temizlemesi"yaptıktan sonra "göz teması"™ yeniden kesmişti. Şifalı otlarla yaptığımız lavmandan sonra yeniden "göz teması" kurmaya başladı.
* Şubat ayının ilk haftasından bu yana "hacamat"yapılmadı.
* Şubat ayının sonlarından itibaren bizi umutsuzluğa sevkedecek geri gidişler oldu. 3-4 gün kesilmeyen ishaller ve nöbetlerindeki artışlar bizi başlangıca mı döndük tedirginliğine itti. Şubat sonlarında nöbetlerden birinde alnında oluşan yara bir türlü iyileşmiyor. Nöbetlerde eğer biz yakalayamazsak sürekli yaranın üstüne düşüyor ve yara neredeyse bütün alnını kaplayacak şekilde büyüyor.
* Nöbetler oturur halde ise başı yere çarpacak kadar sertleşti.
Ayaktaysa genelde olduğu gibi yere çökme şeklinde nöbet oluyor.
* 7 kez yaptığımız 3 günlük açlıkları ikinci defa tekrarlamamız Ni
san ayı başlarında bitti.
* Nisandan itibaren perhiz de dahil tedaviye dair hiçbir şey yapıl-
276 mıyor. Aslında neredeyse tedaviyi bıraktık bile denilebilir. Bu iş ke
sinlikle tedaviyi ciddiye almayan, tedaviye inanmayan annelerle
yapılmıyor, yapılma ihtimali binde bir bile değil.
* iki ayı aşkın süredir hiçbir şey yapılmamasına rağmen Fatma Begümün nöbetlerinin hem sayısı, hem de şiddeti ilaç kullandığımız 17 Kasım 2006 tarihindeki nöbetlerin sayı ve şiddetinin en az 10'da birine düşmüş durumda.
* Mayısın ikinci yarısından itibaren 1 yaşındaki çocuklar gibi koltukların üzerine tırmanıyor, sehpaların ve masanın üzerine çıkıyor, kitaplığa tırmanıyor.
* Haziran ayının ilk haftasından itibaren bazı nöbetleri tekrar kasılma şekline dönüşmeye başladı.
* İlaç kullandığımız döneme nazaran anlaması çok gelişti. Biz bir-şeyler söylüyoruz, anlatıyoruz, dinliyor, anladığını da sanıyoruz.
* Hastalık ortaya çıkmadan önceki gibi insanın gözlerinin içine
bakıyor, çok ciddi biçimde inceliyor. Günboyu görmediği aile fert
lerini özlüyor, özlediğini onlara gösteriyor.
* Sürekli birşeyler anlatmaya çalışıyor, ama henüz konuşamıyor.

Aile, tedaviyi tamamen bırakmasına rağmen, Fatma Begüm'de çok ciddi iyileşme gözlenmektedir. Tedaviye devam edilseydi sonucun ne olacağını az çok tahmin edebiliriz



__________________
Radyo hidayetcagi dinlemek için tıklayın

Allah'a olan sevginizin ölçüsü, ne kadar zikrettiğinizle orantılıdır..Efendi Hz.      
[IMG]
Sayfa Başı Yazdırılabilir Sayfa Göster kars's Profil Diğer mesajlarını ara: kars
 
kars
Moderator
Simge

Moderator

Üyelik: 12 December 2006
Ulusal Bayrağı Turkey Turkey
Mesajlar: 4055
Gönderildi: 08 July 2008 - 05:09 | IP Kayıtlı Alıntı kars

Dikkat Eksiklimi Sendromu (Hipcraktivitc)
Bu sendrom, son 25-30 yıldır en önemli çocukluk dönemi problemlerin¬den biri olan, nörobiyolojik bir bozukluktur. Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocukların %30funun sorunu konsantre olamamaktır. Bunlarda hiperaktivite sorunu yoktur. Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocukların % 70'i ise hiperaktif, tuhaf davranan, organize olamayan, başladıktan işleri bi¬tirmekte zorlanan, okulda başarılı olamayan çocuklardır. Çok konuşur, baş¬kalarının sözünü keser,- rahatsız edici bir şekilde sürekli koşar, tırmanır,- sü¬rekli kıpırdanır ve devamlı ayaklarını sallarlar. Düşünmeden tehlikeye atı¬labilirler. Dikkat Eksikliği Sendromu, erkek çocuklarda kız çocuklara oran¬la 3 kat daha fazla görülür. İstatistiklere göre, hiperaktif çocukların %70'i depresyonla ve korkularla yaşamaktadır.
Anne-babalar çocuklarda hiperaktivite belirtilerini üstün zekalı olma, diğer çocuklara benzememe, şımarıklık veya terbiyesizlik gibi, birbirinden farklı şekillerde yorumlarlar. Derslerde zorlanmalarını ise çok özel yetenek¬lere sahip olma, tembellik veya huysuzluk olarak görürler. Yorumlama şekil¬lerine göre çocuklarıyla ya övünür ya da onlardan şikayet edip sürekli ceza¬lar verirler. Anne-babalann bu çocuklarla sağlıklı bir ilişki kurabilmeleri ve onlarla yakınlaşmaları çok zordur. Çünkü çocuklar, anne-babalarının bilgi¬sizliği veya zulmü yüzünden bu karmaşık nörolojik duruma düştüğünü batı-nen bilirler. Bu durumda anne, baba ve çocuğun, günlük hayatlarında radi¬kal değişim sağlayacak bir tedaviye hep birlikte başlaması gerekir.
1987'de Amerika'da yapılan Pediatrik Nöroloji ve Psikiyatri Sempozyu¬munda "Dikkat Eksikliği Sendromu beynin kimyasal metabolizmalanndaki bozukluklardan kaynaklanabilir"kararı çıkmış,- dikkat arttırma ve davranış¬ları kontrol etmeye yönelik ilaç tedavisinde Ritalin, Methylphenidat ve Dextroamfetamin gibi stimülanların kullanılması önerilmiştir. Tedavide ba¬şarılı ve güvenilir olduğu, çocuklarda bağımlılık yapmadığı ve yan etkileri az olduğu için bu stimülanların tercih edildiği açıklanmıştır. Ancak durum tam tersidir.

Türkiye'de stimüîan olarak en çok kullanılan Riıalin'in yan etkileri:
Hemen ya da birkaç hafta içinde çıkan yan etkiler: Göğüs ve karın ağ¬rıları, ciltte kızarıklık, ateş, anjin, mide bulantısı, baş dönmesi, kalp atışla¬rının hızlanması, aşırı tepkisellik, ağlama krizleri, uykusuzluk, sinirlilik, ki¬şilik değişimi, garip dil ve yüz hareketleri, depresyon, intihara eğilim, pa¬ranoya, halüsinasyon, çeşitli davranış bozuklukları, toksik psikoz, hatta Tü¬ret Sendromu yani tikler ve istem dişi küfürlü konuşmalar. Ritalin çocuklar¬da boy ve kilo gelişimini engeller ve bağışıklık sistemine zarar verir. Ayrı¬ca güçlü bir bağımlılık oluşturur.
Narkotik şube köpeklerinin bile kokain ile ritalini birbirinden ayırt ede¬mediği 1995 yılına kadar anlaşılamamıştır. 1995'e kadar sadece Amerika'da yaklaşık 5 milyon öğrenci Ritalin kullanmış, bunların büyük kısmı daha sonra kokaine bağımlı hale gelmiştir. Bugün dünyada milyonlarca çocuk senelerce, hatta bazıları ömür boyu Ritalin kullanmaktadır.
Hiperaktif ve konsantrasyon bozukluğu çeken çocuklarda kullanılan Ri-talin'in kokain etkisi yaptığı Hollanda'da da tesbit edilmiştir. Ritalin artık ortaokul ve lise öğrencileri arasında uyuşturucu olarak kullanılmaya başlan¬mış, Hollandalı uzmanların açıklamalarına göre, Ritalin satışı geçen yıl %60'ın üzerinde artış göstermiştir.
Amerikalı araştırmacılar hiperaktif çocukları 8 yıl boyunca takip etmiş, bunlardan %80'ine Ritalin verilmiş, % 20'sine hiçbir ilaç verilmemiştir. 8 yıl sonra Ritalin kullananların %60'ında Conduct Disorder (cinayete eğilim) ve Opposition Defiant Disorder (şiddete eğilim) oluşmuştur. Bunların için¬den ikisi hiperaktiviteden daha ağır durumdadır. Ritalin kullananların %40'ında ve Ritalin kullanmayanların % 20'sinde herhangi bir değişim gözlenmemiştir.
Dikkat Eksiklimi Sendromunda beynin kimyasal metabolizmasını bo¬zan tahmini sebepler:
Katkı maddesi içeren ürünlerin tüketilmesi: 1973 yılında Amerikalı bi¬lim adamı B.F Freinhold sadece, sentetik renklendirici ve aromanın kulla¬nıldığı ürünlerin tüketimini yasaklayarak hiperaktif çocukları iyileştirmiştir. ("Katkı maddeleri", 'Aromalar" ve "İlaçlar" bölümlerine bakınız.)
Synpitan (Sentetik oksitosin, suni sancı) kullanılması: Synpitan halk arasında suni sancı olarak bilinir. Sentetik oksitosinin yapısı vücutta suyun

tutulmasına neden olan antidiüretik hormon ile benzerlik gösterir. Bu ne¬denle oksitosin hem annenin hem de bebeğin vücudunda suyun tutulması¬na neden olur. Şiddetli su tutulması bilinç bulanıklığına, istemsiz kasılma¬lara, nöbetlere, kalp yetmezliğine, komaya ve hatta ölüme neden olabilir.
Bebeğin beyin dokularında su toplanması ve beyinde ödem oluşması oksi-tosinin etkisiyledir. Suni sancı ile doğan bebeğin beyni farklı derecelerde hasara uğrayabilir. Bu hasar, bebeğin huzursuzluğuna, sık sık ateşlenmesi¬ne, havaleye ve hiperaktiviteye sebep olur.
En büyük hasan ise suni sancı verildikten sonra sezaryene alınan kadın¬ların ve bebeklerinin beyni görür. Bu durumda sentetik oksitosin ile genel anestezi için kullanılan analjezik birbirinin zararını arttıracaktır. Bunların etkisi ile oluşan beyin hasarı hiperaktivite, otizm, epilepsi gibi nörolojik veya şizofreni gibi ruhsal hastalıklara neden olur. Anneler de zamanla ha¬fıza kaybına ve ruhsal hastalıklara maruz kalırlar. Bu sebeple psikolog ve psikiyatristlerin muayenehanelerinde genellikle sezaryenli kadın ve çocuk¬lara rastlanır. Çünkü, resmi açıklamalara göre, Türkiye'de her iki doğum¬dan biri sezaryenle gerçekleşmektedir. Ancak gerçekte bu oranın daha da 279 yüksek olduğu bilinen bir gerçektir. Suni sancı ise hemen hemen her do¬ğumda kullanılmaktadır.
Kurşun zehirlenmesi: Hafızayı etkilediği gibi dikkat toplayamama, mantık yürütmede ve öğrenme kabiliyetinde kayıplara neden olur. Kurşun, genellikle kemiklerde toplanır. Yetişiklinlerde kemik yapısının metaboliz¬ması çok aktif değilken çocuklarda bu gelişim oldukça aktiftir ve kemikle¬re nüfuz eden kurşun tüm organizmaya dağılır ve özellikle sezaryenle ve erken doğmuş çocukların beyninlerinde toplanır. ("Kısırlık" ve "Sezaryenle doğum" bölümlerine" bakınız.)
Demir eksikliği veya fazlalığı: Demir eksikliği ise yorgunluk ve halsizli¬ğe, dikkat dağınıklığına ve farkındalığın azalmasına neden olur. Tersine de¬mir oranının yüksek olması ise agresif davranışlara, ani ve sert tepkilere ve hiperaktiviteye neden olabilmektedir.
Zaruri yağ asitlerinin yetersizliği: Hiperaktivite belirtileri, zaruri yağ asitlerinin yetersiz olduğu durumlarda ortaya çıkan belirtiler ile bir çok benzerlik taşır. Beynimizin yaklaşık %60'ı yağ asitlerinden oluşur. Bunun yarısı doymamış yağ asitleridir. Bu dururnda yağların kalitesinin ne kadar önemli,- yağ çözücü, kireç çözücü ve deterjanların kullanılmasının ne kadar

zararlı olduğunu düşünmek gerekir. ("Yağlar" ve "Genel tavsiyeler" bölümü¬ne bakınız.)
Havale geçiren çocuklarda Antiepileptik ilaçların kullanılması: Havale profilaksisinde kullanılan Antiepileptik ilaçlar, hiperaktivite ve davranış de¬ğişiklikleri, öğrenme güçlüğü ve entellektüel kayba neden olabilir. ("Febril Konvülziyonlar" bölümüne bakınız.)
Sendromlu çocukların anne-babalarında davranış bozukluğu, depresyon ve madde kullanımı gibi psikiyatrik sorunların sık görüldüğü tespit edilmiş¬tir.
Fazla televizyon seyretme ve bilgisayar oyunu oynama: Bunlar çocukla¬rın beden ve ruh sağlığını olumsuz etkiler. Baş ağrısı, uyku bozukluğu, içe kapanıklık, sosyal gelişim ve dil gelişiminde gerilik, saldırganlık, okuma alışkanlığının ve fiziki aktivitenin azalması bilgisayar ve televizyonun ne¬den olduğu sorunlardandır. Televizyon ve oyunlarda geçen hızlı görüntü¬ler beyne bir takım resimler, sesler ve objeler yerleştirerek programlar yük¬ler, böylece çocukların beyni ve davranışları yönlendirilebilir. 280
Uyan: Televizyon bulunan odada uyuyan bir yetişkin veya çocuğun
beyni de aynı tehlike altındadır.
Tedavi
Hiperaktivite tedavisinde doğal beslenme, açlıklar, hacamatlar ve ya¬bancı dil öğrenme büyük önem taşır.
• 3 günlük açlıklar 7 gün ara ile 14 defa yapılır.
• 1. açlığın ilk günü kafa hacamatı yaptırılır.
• 1. açlıktan sonraki sabah bel ve kuyruk sokumu hacamatı yaptırılır.
• Bir gün sonra acı kavun suyunun suyla veya sütle yarı yarıya karışımı avuç içine dökülür,- başı öne doğru eğik tutarak, genize kadar bir defa çekilir. 3-4 saniye bekledikten sonra dışarı akıtılır. 1-4 saat sonra hap¬şırma ve şiddetli bir şekilde burun akıntısı başlar ve 1-3 gün sürebilir. Acı kavun kullanımı için "ilaçlar" bölümüne bakınız.
• 2. açlıktan sonra kafaya 5-7 tane sülük konur ve sülükler düştükten son-
ra tuttukları noktalar vakumlanır. (İki çukura vakum yapılmaz: bıngıl¬dak ve ense çukuruna).

• 3. açlıktan sonra: kürek kemikleri arasına hacamat yaptırılır.
• 4. açlıktan sonra: Kafa hacamatı tekrarlanır.
• Kafa, kürek kemikleri arası ve kuyruk sokumu hacamatları; gaz ve kö¬pük bitene kadar 3 ayda bir tekrarlanır.
• 6. ve 7. açlıklardan sonra: 100 gr. taze sıkılmış ve süzülmüş acı kavun yaprağı suyu + 400 gr. süzülmüş papatya çay karışımı ile lavman yapı¬lır.
• 10. açlıktan sonra: Bir gün meyve suyu içilir ve saat 19.00'da karaciğer temizlemesi yapılır. ("Karaciğer temizlemesi" bölümüne bakınız.)
• Bundan sonra hicrî takvimin 13, 14, 15. günleri açlık yapılır. Bu günler, tedavide etkili günlerdir.
• 40 gün boyunca hergün kafa derisine zeytinyağı veya çöreotu yağı ye¬dirilerek sürülür. Kullanılan yağa bir damla doğal gül yağı eklenirse daha faydalı olur. 281
• Her gün, sabah-akşam buruna enfiye çekilir. Veya kulak çubuğu enfi¬ye tozuna batırılarak burun içine sürülür.
• Her akşam 5-6 damla ılık çöreotu yağı bir hafta boyunca kulağa dam¬latılır.
Veya
• Acı kavun yapraklarının suyu veya 1/3 acı kavun meyvesi suyu 2/3 suy-
la karıştırılıp süzülerek kulağa 1-2 damla damlatılır. Tatlı badem yağı ile dönüşümlü olarak kullanılır. Bu işlem beyin metabolizmasında olu¬şan kalıntıların kulak yoluyla atılmasını kolaylaştırır.
• Doğala özdeş aromalar ve başka katkı maddesi içeren ürünler, hazır yi¬yecekler ve içecekler, deterjanlar, yumuşatıcılar, makyaj ve vücut ba¬kım ürünlerinin kesinlikle kullanılmaması gerekir.
• Haftada 1-2 defa evde ve çocukların odasında üzerlik otu tütsüsü yapı¬lır.
• Kur'an-ı Kerim okumak ve ayetleri Arapça yazmak beyinde oluşan za¬rarlı programları siler. Çocuk uyuduğu zaman, televizyon, radyo, teyp

veya bilgisayarı kapatmak, çocuk uyurken yanında Kur'an-ı Kerim okumak çok iyi gelir. Fakat kaset veya CD'den değil canlı okumak ge¬rekir.
Aslında, hiperaktif çocuğun evinde televizyon olmamalıdır.
• Yabancı dil öğrenmek: Yeni öğrenilen yabancı dilde, beyinde oluşan
programın (bilgisayar virüsü gibi) ihtiva ettiği sözcükler bulunmaz ve
böylece güçlenme imkanı olmadığı için programlar zayıflayarak yok
olurlar.
Uyan: Yabancı dil, bilgisayar veya TV aracılığıyla değil öğretmenden direkt öğrenilmelidir.
• Çocukların yemeğinin sade, doğal ve taze olmasına dikkat edilmeli;
ağırlıklı olarak meyve, sebze, özellikle ısırgan, semizotu, kişniş, may¬
danoz, kereviz yaprağı gibi yeşil yapraklı sebze ve halis zeytinyağı ter¬
cih edilmelidir. Meyveyi sevmiyorlarsa, meyve yemeyi kabul edene
kadar hiçbir şey vermemelidir. Yiyecekleri masada bırakmadan, dolap-
282 ta saklamak ve ölçülü vermek gerekir.
• Kan temizleyici bitkiler, uzunca bir süre, zaman zaman ara vererek ve
değiştirerek çay olarak kullanılır: Böğürtlen yaprağı, papatya, ısırgano-
tu, hindiba, civanperçemi.
Çok kuvvetli bir kan temizleyici ilaç:
T 1 çorba kaşığı civanperçemi + 1 çorba kaşığı çörekotu öğütülüp elek¬ten geçirilir ve şekil vermek için gerekli miktarda doğal balla yoğrulur. Bu karışımdan nohut büyüklüğünde haplar yapılır, 3 eşit gruba ayrılır ve her seferinde bir grubu alınarak akşama kadar bitirilir. Aynı işleme 3 gün süresince devam edilir. Bu kısa kürler l'er hafta ara ile 5 -10 de¬fa tekrarlanır.
Otizm
Otizm, çocuklarda 3 yaşından önce ortaya çıkan ve ömür boyu süren beyinsel bir rahatsızlıktır. Bu çocuklarda dil yavaş gelişir veya hiç ilerle¬mez. Konuşma gelişse bile tuhaf bir şekilde konuşurlar, "ben" yerine, "sen" veya "o" derler. Otistik çocuklar başkasının gözlerine bakamaz, kucağa alı-

nınca huzursuz olurlar. İnsanların duygularını anlamakta zorluk çekerler. Hiperaktivite veya aşırı pasiflik yaşarlar. Kendilerine ait bir dünyada yaşı¬yor gibi, çağrıldıklarında tepki vermez, konuşurken dinlemez gibi görünür¬ler, uzun süre boş bakışlarla oturabilirler. Bir çok otistik çocukta 2-5 yaşğ arasında belirginleşen öfke nöbetleri kendini yere atma, tekmeleme, tepin¬me, ısırma, kendi saçlarını çekme, başını duvara vurma, ellerini ısırma, yü¬zünü tırmalama ve kanatma, şiddetli ağlama, tuhaf bir şekilde şiddetli ba¬ğırma, evdeki eşyalara zarar verme şeklinde kendini gösterebilir.
Otizm, zeka geriliği, öğrenme güçlüğü, epilepsi ve diğer bozukluklarla birlikte ortaya çıkabilir. Otistik kişilerde genellikle zeka geriliği görülür. Ancak yaklaşık %20'si normal veya üstün zekaya sahiptir. Resim, müzik, matematik ve diğer bazı alanlarda da çok başarılı olabilirler.
İleri yaşlarda çoğu otistik kişilerde şizofreni ve %25-30 epilepsi görülür. Otizm, bütün dünyada yaygındır. Her beş otistikten dördü erkektir. Ame¬rika'da her 120-150 çocuktan biri otistiktir. Türkiye'de ise yaklaşık 100.000 otistik insan olduğu tahmin ediliyor.
Otizmin Sebepleri:
Bu hastalık 1943 yılına kadar tam olarak bilinmemekteydi. Timerosal, 1920'li yıllarda piyasaya çıkmış ve ilk olarak 1931 yılında çocuk aşılarında kullanılmıştır. Bundan birkaç ay sonra doğan 11 çocukta bu hastalığın ilk belirtileri kayda geçirilmiştir. 40'lı yıllardan itibaren aşılarda yoğun bir şe¬kilde kullanılmaya başlanan Timerosal, Türkiye'de hâlâ kullanılmaktadır.
Timerosal: Aşılarda kullanılan bir koruyucudur, mikropların çoğalması¬nı engeller. Timerosalin % 49.6'sı civadır,- metabolize olduğunda etilciva ve tiyosalisilata dönüşür. Mikropları tahrip eden esas etken etilcivadır. Akut civa zehirlenmesi ölüme yol açarken kronik civa zehirlenmesi kalp hastalı¬ğı, otizm, konuşma bozukluğu, hiperaktivite, havale gibi çok sayıda ciddi hastalığa neden olur. Kronik civa zehirlenmesinde görülen duyusal, nöro¬lojik, motor, davranış ve biyokimyasal bozuklukların aynısı otizmde de gö¬rülmektedir. Civa bileşiklerinin yağda erime özellikleri fazladır. Beyin ve sinir sistemi hücrelerinin büyük bir bölümü yağdan oluştuğu için civadan en büyük zararı bu hücreler görür. Civa özellikle hücre zarı yapısındaki proteinlere bağlanarak hücre zarlarını zedeler, işlevlerini bozar. Akıcılığı kaybolan hücre zarı sertleşerek hücrenin çabuk yaşlanmasına neden olur.

Toksik civa konusunda dünyaca tanınmış uzman Dr. Boyd Haley diyor ki: "Timerosal bir hayvana enjekte edildiğinde o hayvanın beyni zarar gö¬rür, canlı bir dokuya enjekte edildiği taktirde o dokunun hücreleri ölür. Bu tahribatı bile bile, oluşabilecek zararları göze alarak timerosal içerikli aşıla¬rı yeni doğmuş bebeklere uygulayabilen birilerinin hâlâ var olduğuna inan¬mak güçdür."
Avusturya, Japonya, ingiltere ve tüm İskandiav ülkeleri Timerosal içe¬ren aşıların üretimini yasaklamış, bu yasaklamadan sonra otizm vakaları hızla azalmaya başlamıştır. Ayrıca bir çok ülke de yeni doğmuş veya anne sütü ile beslenen bebeklere verem gibi canlı aşıları uygulamaktan vazgeç¬miş durumdadır.
7 Temmuz 1999'da Amerikan Pediatri Kurumu (AAP) ile Amerika Bir¬leşik Devletleri Halk Sağlığı Servisi (PHS) ortak bir toplantı yaparak Ti-merosalin aşılardan çıkartılmasına karar vermiş, bu tarihten itibaren ABD'de civa kademeli olarak aşılardan çıkartılmıştır. Daha önce üretilen ci-284 vağ aS' 'se Türkiye'ye ve bu konulardaki gelişmeleri takip etmeyen diğer ül¬kelere gönderilmiştir. Otizm bulguları, aşı yapıldıktan birkaç yıl sonra, ge¬nellikle 3-5 yaşlarında ortaya çıktığı için sonuçlar 2003'ten sonra alınabil¬miştir. Nitekim Journal of American Physicians and Surgeons'ın 2006 Mart sayısında yayınlanan araştırmaya göre ABD tarihinde ilk defa otizm gerile¬meye başlamıştır. Resmi halk sağlığı verilerini irdeleyen bu çalışmaya göre California'da 1995 yılında 120 civarında olan 'yeni teşhis edilen otistik ço¬cuk sayısı 2000'de 600'e, 2003 yılında 800'e fırlamıştır. 2006'nın başında vaka sayısı 1000'in üzerinde beklenirken aşının yasaklanması etkisini göstermiş, 620'ye inmiştir. Yani reel olarak %22, beklenilen sayıya göre ise %40 kadar azalmıştır. Aynı yıllarda Türkiye'de yeni teşhis edilen otistik ço¬cuk sayısı ise doğal olarak, fırlamıştır. Ancak bu konuda Türkiye'de hiçbir araştırma yapılmamıştır.
Grip ve Hepatit B aşılarının çoğu hâlâ timerosal (cıva) içermekte, bu aşılar hamilelere, doğum sırasında bebeklere ve 6 ay ile 5 yaş arası çocuk¬lara önerilmekte ve sağlık kurumlarında rutin olarak uygulanmaktadır. Şu¬nu da hatırlatalım, civa tuzu (timerosal) civanın kendisinden çok daha teh¬likelidir. ("Çocuk Hastalıkları" bölümü "Aşılar" konusuna bakınız.)
Otizmin diğer sepepleri için "FK, Havale" konusuna bakınız.

Tedavi
Otizm tedavisi hiperaktivite tedavisi ile aynıdır.
Bu tedaviyi 3 yıl üstüste yılda bir defa tekrarlamak gerekir. Ancak 2. ve 3. yıl uygulanan tedavi sırasında ilkbahar ve sonbaharda birer defa sülük te¬davisi, yazın ve kışın birer defa kafa ve kuyruk sokumu hacamatı yapılır
Faruk, 8 yaş, 2. sınıf öğrencisi, İstanbul
Faruk 31.8.1998'de sezaryenle doğmuştu. 3,5 ay anne sütü emdi.
Sonra hazır mama, pirinç unundan yapılan muhallebi ve meyve
sularına başlandı. Rahatsızlığı, sık ateşlenme, huysuzluk, huzur¬
suzluk, yürüyememe, çok su içme, gece uyuyamama, uyuşa bile,
sık sık bağırarak uyanma şeklinde artmaya başladı. Ateşlenince
çeşitli antibiyotikler denendi, hiçbir netice alınamadı, iki yaşını
doldurmadan alerji teşhisi kondu. 2, S yaşındaydı ve yürüyemiyor¬
du, oturamıyordu, eklemleri hiç bükülmüyordu. Konuşamıyordu 285
sadece garip sesler çıkartıyordu. Kendi başına yemek yiyemiyor-
du. Ateşlenmeleri ise devam ediyordu. "Şifa bulması ne kadar za¬
man alacak" diye doktora sorulduğunda muğlak cevaplar verili¬
yordu. Üst ön dişlerden 4 tanesinde diğer dişlerinden farklı olarak
kahve rengi lekeler vardı. Diş minesi saydam değil, pütürlüydü
(Bu belirtiler ağır beyin zehirlenmesinin işaretidir. A. Salih).
Aydın Hanımın tedavisine başladıktan î ay sonra oturmaya, son¬ra yürümeye, 1 yıl sonra konuşmaya başladı. Tedavinin ilk ayla¬rında ateşleniyor ve ateşlenince kusuyordu. Kusma ile siyah bal¬gamlar çıkarıyordu. Sık sık ishal oluyordu. Cildi soluktu, kanı çe¬kilmiş gibiydi. Ancak tedaviyle iyileştikten sonra yüzünün rengi normale döndü. Faruk 3,5 yaşındayken, annesi hamile kaldı. Ay¬dın Hanım'm doğuma hazırlık tedavisini uyguladıktan sonra nor¬mal doğum yaptı. Faruk, kardeşini çok seviyor ve onunla hep ilgi¬leniyordu. 5 yaşında yuvaya gitti. O zamanlar kısa cümleler kuru¬yordu. 6 yaşında güzel konuşmaya ve aynı yıl ana okuluna başla¬dı. Arkadaşlarını, öğretmenini ve öğrenmeyi çok seviyor. Kendi-

ne güveni yerine geldi. Şu anda Faruk, ingilizce eğitim veren ulus¬lararası bir okula gidiyor. 2. sınıf öğrencisi, çok sempatik, akıllı ve terbiyeli bir çocuk. Tenis oynuyor, at biniyor. Haftada 2 defa bas¬ketbol oynuyor.
30.4.2007 Annesinin günlüsünden alıntılar
/ Ocak 2001: Bugün tedaviye haftada bir 36 saatlik açlıklar yapa¬rak ve diyetle başladık. Çok su içiyor. Uykusundan sık sık bağıra¬rak uyanıyor. Kömür gibi siyah büyük abdest yapıyor, kusma ile balgam çıkartıyor, burnu yoğun olarak yeşil yeşil akıyor. Arka ar¬kaya 4-5 defa hapşmyor, uykuda terliyor, terleyince çok kızıyor ve bağırıyor. Üzerini değiştirip yüzünü soğuk suyla yıkayıp bur¬nunu temizlemeye çalışıyoruz. Rahatlıyor ve uyuyor.
Not: Dudakları bu ilk oruçtan sonra yarıldı ve 7-8 haftadır yarık duruyordu.
30 Nisan 2001: ikinci 3 günlük açlık. Açlıkta çok su içti ve fışkı¬rır gibi kustu. Balgam ve kahve telvesi gibi siyah koyu şeyler çı¬kardı. Bunun gibi kusması bu açlığa başlamadan 1 gün önce de ol¬muştu. O gün çocuk durmadan elini boğazına götürüyordu ve bo¬ğuluyor gibiydi. Sonra beyaz balgam yerine kahve telvesi gibi bir-şey kustu.
4. gün: Açlık bitince greyfurt suyu içtikten sonra akşama yakın simsiyah balgamlı, çok kötü kokulu büyük abdest yaptı.
Çok masumlaştı. Burnu koyu yeşil olarak akıyor, öksürüyor, son¬ra dolu dolu kusuyor. Pelte şeklinde yeşil balgam çıkarıyor.
5.gün-. Bugün de öksürüyor ve burnu akmaya devam ediyor. Çok sakin duruyor ve geceleri uyanmadan rahat uyuyor.
6. gün: Oksürdüğü zaman temiz temiz ses çıkarıyor. Burnu temiz¬lendi ve akmaz oldu. Bu arada yoğun balgam kusmaya devam edi¬yor.
7. gün: Sabah köyden İstanbul'a hareket ettik. Sabah 2 adet yu¬murta yedi, arabada uyudu sonra da pencereden bakmaya başladı. Hiç zorluk çıkarmadı.

Epilepsi (Sara)
İnsan beyninde milyarlarca hücre bulunur. Bedenin tüm faaliyetlerini bu hücreler yönetir. Hücreler arasında bir elektrik ağı mevcuttur ve birbirleri¬ne düşük düzeyde elektrik akımı ile sürekli sinyaller gönderirler. Sara has¬talığında hücrelerden bazıları anormal boyutta enerji akımı üretir ve çevre¬sindeki beyin bölgelerini etkileyerek, hastanın farklı tiplerde epilepsi nö¬beti geçirmesine yol açar.
Epilepsi nöbetleri çok farklı şekillerde ortaya çıkar: Bebeklerde görülen ateşli havaleden, kısa dalma nöbetleri ve kısa süreli bayılmalara,- hastanın bilincini kaybetmesinden ellerinde ve ayaklarında kasılmalar olmasına, ağızdan köpük gelmesi ve idrar kaçırmaya kadar farklı şekillerde klasik nö¬betler görülebilir.
Saraya yol açan bazı nedenler:
• Beynin doğuştan gelen yapısal özellikleri,-
• Beyinde büyüyen, damarları sıkıştırıp kan dolaşımını ve elektrik akımı- 287
nı bozan tümörler,-
• Beyin ameliyatları sonucu oluşan kan dolaşımı ve elektrik akımı bozuk-
lukları,-
• Beyin damarlarında yeterli kan gelmesini engelleyen bozulma ve daral-
ma,-
• Beslenme bozuklukları, hazımsızlık ve mide hastalıkları sebebiyle olu¬şan tıkanıklıklar ve çocuklukta bu sebepten geçirilen havaleler,-
• Safra kesesi, karaciğer, dalak, idrar yolları ve mide hastalıkları sara nö¬betlerinin tetikleyicisidir.
("Febril Konvülziyonlar, Havale" bölümüne bakınız.)
Tedavi:
Saranın genel tedavisi "Febril Kovülziyonlar, Havale" tedavisi gibidir. Sadece 3 günlük açlıklar bittikten 1 ay sonra 10 günlük açlık yapılır.
Sara tedavisinde ağızdan alınan bitkisel ilaçlar:
y Sinirliot: Her ilkbahar taze yaprakları yemeklere koyulur. Kışın 1 çay kaşığı ufalanmış kuru sinirliot 40 gün boyunca hergün suyla yutulur,-

r Beşparmakotu: Yaprakları ezilip her gün 1 çay kaşığı suyla veya bal şu-rubuyla birlikte 30 gün içilir,-
v Bostanbozan, gelinsaçı (Cuscuta epithimum): Günde 7-14 gram gelin-saçı otu, lavanta ve bal şurubu ile içilir.
$ Kişniş otu (tohumu da olabilir): Yemekle birlikte yenirse, hazım siste¬minde yemeklerin bozulmasıyla ortaya çıkan ve sara krizine neden olan toksinleri nötralize eder.
vğ Kantaron çiçeği: Taze öğütülmüş 6 gr. kantaron çiçeği nöbet öncesi bal şurubu ile içilirse, sara nöbetlerini önler. 3 ayda bir 2 haftalık kür¬ler halinde çayı demlenerek içilir. Kantaron çok kuvvetli olduğu için devamlı kullanılmaz.
ğ Günlük, propolis veya damla sakızı: Çignenirse beyinden toksinleri çekerek nöbetleri önler.
V Deniz soğanı, ada soğanı (Urgenia maritima): Bir adet deniz soğanı in¬
ce ince kesilir ve 500 gr. suyla kısık ateşte 3 dakika kaynatılır. Soğu¬
yunca süzülür ve günde 50 gr. yudum yudum içilir. Her 10 günde bir
yeni bir porisyon hazırlanarak 41 gün içmeye devam edilir.
Veya
vğ Dört adet deniz soğanı ince ince kesilir, bir litre doğal sirkede 21 gün bekletilip süzülür. 41 gün boyunca bu sirkeden günde 30-50 gr. içilir¬se sara hastalığına çok iyi gelir.
Burna çekilen ve içilen bitkisel ilaçlar
V Titrek kavak, ak kavak: Tohumları veya pamukçukları öğütülerek elek¬
ten geçirilir ve 30 gün boyunca buruna çekilir. Aynı zamanda her gün
1 kahve kaşığı suyla içilir. Ayrıca ağacın reçinesi suda eritilip veya ta¬
ze öğütülüp burna çekilebilir,-
® Kakule: ince ince öğütülüp elekten geçirilir ve burna çekilir,-
v3 Propolis + mayoran suyu: Propolis, mayoran suyu ile eritilip burna çe¬kilir,-
v3 Lübnan Sediri: Bir yılını doldurmamış taze reçine suda eritilerek bur¬na çekilir. Meyveleri veya yaprakları öğütülerek günde bir tatlı kaşığı yutulur,-

$ Hiltit (Ferula assa-foetida): Kuru reçinesi öğütülerek tozu burna çeki¬lir veya içilir, ya da eritip kafaya sürülür,-
vğ Sığır kuyruğu otu: Kökleri veya yaprağı sıkılarak burna çekilir ya da yaprakları toz haline getirilerek yutulur,-
v Mayoran: Suyu burna çekilir veya yaprakları toz haline getirilerek yu¬tulur,-
$ Ağaç mantan (Polyporus officialis): Taze mantarın suyu burna çekilir veya kurutulmuş mantar iki hafta boyunca her gün birer çay kaşığı sa¬bah akşam suyla yutulur. Beyaz ve kolay ufalanabilen mantar en iyisi-dir.
v Kırlangıç otu: Suyu buruna çekilirse veya burun içi ıslatılırsa, beyinde toplanan atıkların koyu bir akıntıyla akmasını sağlar. Ayda bir-iki de¬fa kullanılabilir.
Aşağıdaki acı kavun suyu tedavisi yılda bir defa yapılabilir.-
v* 1/2 acı kavun suyu + 1/2 su veya süt karışımı avuç içine dökülür ve ba- 289 şı öne doğru eğik tutarak, genize kadar bir defa çekilir. 3-4 saniye bek¬ledikten sonra bırakılır. 2-4 saat sonra hapşırma ve şiddetli bir şekilde burun akıntısı başlar. Akıntı 1 -2 gün sürebilir.
Bir hafta sonra:
vğ 1/2 acı kavun suyu, 1/2 zeytinyağı ile karıştırılır ve bademciklere sürü¬lür. Bu işlem sinüslerden ve beyinden iltihap ve balgamı söktürür. Ge¬niz akıntısını çoğaltarak beyni temizler.
Bir hafta sonra:
ğ Acı kavun yapraklarının suyu veya suyla yarıyarıya karıştırılmış acı ka¬vun suyu süzülerek kulaklara 1-2 damla damlatılır. Kulakları temizler, beyindeki toksik maddeleri kulağa veya kulak arkasına indirir. Bir hafta sonra:
vğ 2 çorba kaşığı öğütülmüş ısırganotu tohumu + 1 çorba kaşığı öğütül¬müş çemenotu (boy otu) tohumu + 3 çorba kaşığı yeni sıkılmış ve sü¬zülmüş acı kavun suyu veya 5 çorba kaşığı acı kavun yaprağı suyu + 200 gr. bal iyice karıştırılır ve günde 3 defa l'er tatlı kaşığı içilir. Mü-

kemmel bir şekilde balgamı söktürür,- akciğerleri, böbrekleri ve karaci¬ğeri temizler. Dünyada sara tedavisinde kullanılan hayvansal ilaçlar: P Kır kaplumbağasının ödü burna çekilir,-
P Yabani tavşan eti yenir,- kurutulmuş yabani tavşan işkembesi sirke ile içilir,- tavşan ödü burna çekilebilir (bilhassa kan grubu "B" olanlar için);
P Keklik ödü burna çekilir, kurutulmuş ve yeni öğütülmüş keklik karaci¬ğeri hergün bir tatlı kaşığı suyla yutulur,-
P Eşek karaciğeri ızgara yapılıp yenir (kan grubu "O" ve "B"olanlar) ve¬ya tırnakları yakılarak elde edilen külden sabah-akşam bir çay kaşığı yutulur, (kan grubu "A" ve "AB"),-
P Kurutulmuş deve beyni ezilerek sabah akşam l'er tatlı kaşığı suyla içi-lir,-
P Doğal peynir mayası (şirden) yani buzağı, kuzu, koyun, deve yavrula-
290 rının midelerinin iç doku tabakası kurutulur ve hergün taze dövülmüş
1 tatlı kaşığı şirden, suyla içilir.
Hulasa:
Beyin, kafa derisinin kaşıntısı ile,- sedef ve yara ile, hapşırma, gözyaşı, burun ve geniz akıntısı ile,- kulak akıntısı ve kulaklar arkasındaki yaralar va¬sıtasıyla temizlenir. Bu sebepten hapşırma ve burun akıntısını çoğaltan ilaç¬ları burna çekmek, kulak akıntısını çoğaltan ilaçları kulağa damlatmak, ge¬niz akıntısını çoğaltan ilaçlan damağa ve bademciklere sürmek, tarak kul¬lanmaya ve tarağın tahta, kemik gibi doğal bir maddeden olmasına dikkat etmek gerekir.
Sara tedavisinde kafa derisine sürülen ilaçlarla beynin mizacı düzeltilir. Mide, karaciğer ve böbreklerin düzgün çalışması sağlanarak krize neden olabilecek toksik madde üretmelerine mani olunur. Hacamat, sülük ve ka¬vanoz kapatma ile toksik madde ve tıkanıklar doğrudan dışarı atılır.
Kolye olarak ay taşı, (hacar al kamar, selenit) taşımak, ılık suyla yıkan¬mak, ılık su içmek, taze veya doğal kurutulmuş incir yemek, yabani kekik çayı içmek, çok yürümek, ayaklara sık masaj yapmak,- salıncakta sallanmak,-hapşırmak ve kafayı kaşımak,- hacamat yaptırmak, sülük koymak; kafa deri¬sine zeytinyağı sürmek ve saçları sık taramak sara nöbetlerini azaltır

Sıcak su içmek ve sıcak suyla yıkanmak; güneşe ve kuvvetli ışığa bak¬mak; şiddetli rüzgara maruz kalmak ve süratli giden açık arabada bulun¬mak; güneş doğarken veya batarken uyumak, uykudan önce yemek yemek,-katkılı yiyecek ve içecekleri kullanmak,- yemekten sonra meyve yemek, ka¬rışık yemek, az çiğnemek,- kabızlık,- kimyasal maddeler ve tıbbi ilaçlar kul¬lanmak sara nöbetine yol açar
Ishak S.
Çocukluğumda herhangi bir düşme, yaralanma geçilmedim, anne¬min bir yıl emzirdiğini biliyorum, önemli bir rahatsızlık da geçir-medim.
Bendeki rahatsızlık, bir koku şeklinde başladı, ilk zamanlar bir an¬lık ve normal bir koku idi. İlk gelen kokunun arkasından birkaç gün geçtikten sonra aynı kokuyu yine duydum ve yine kısa sürdü. Son¬raları aynı koku bulantı ile gelmeye başladı. Bir gün işten eve gele¬ne kadar 3 kez tekrarladı, sonra vücudum dayak yemiş gibi oldu ve bitkin düştüm. Bu olayın manevi bir olay olduğuna kanaat getirdi¬ğim için hocaya başvurdum ve bana bazı dualar tavsiye etti. Bir ge¬ce işyerinde etrafımda aynı kokuyu hissettim. Uzandığım yerden kalktım ve hemen sureleri okumaya başladım, arkadaşlarımdan da okumalarını istedim, sonra geçti. Daha sonra aynı şey tuvalette ba¬şıma geldi. Oradayken okuyamadım, ama bağırarak gitmelerini söyledim. Bağırınca normale döndüm ancak çok halsiz düştüm, o günü hep öyle yorgun geçirdim.
Bir gecenin sabahında gözümü hastahanede açtım. Dilimin yara ol¬duğunu ve ağzıma sığmadığını gördüm. Çevremdekiler nöbet ge¬çirdiğimi anlattılar. Gözlerim dönmüş, dilim dışarı çıkmış, vücu¬dum kasılmış, boğazımdan hırıltılar gelmiş. Nöbet çok uzun sür¬müş, sonunda altımı ıslatmışım.
ilk olaydan 2 ay sonra, tekrar nöbet geçirdim fakat daha kısa sürdü. Bunun akabinde Dr. Aydın Hanımla tanıştık. Nisan ayında tedavi¬ye başladıktan sonra, 1-3 hafta arayla 3 nöbet daha geçirdim. Nö¬betlere rağmen tedaviyi uygulamaya devam ettim. 6 hafta sonra, bir gece işyerinde yalnızdım koltukta otururken uyumuşum. Uyan-

dığımda yerde yattığımı farkettim. Kalktığımda dilimin kanadığını ve altımı ıslattığımı ve yine rahatsızlandığımı anladım. Üstümü de¬ğiştirip üzüntüyle oturdum. Yine uyuyakalmışım. Uyandığımda tekrar rahatsızlandığımı gördüm. Bundan sonra Temmuzda bir de¬fa da gündüz vakti nöbet geçirdim. Geçirdiğim bu son nöbet oldu. Tedavi sırasında i O günlük açlıkları 2 defa yaptım. Bugüne kadar hiç nöbet geçilmedim. Hicri ayların 13, 14, 15. günleri 3 günlük açlıklara devam ediyorum, bazan yapamadığım aylar da oluyor.
28 Nisan 2007
Bz£i, İstanbul, 17 yaşında lise öğrencisi
Ezginin annesi anlatıyor:
Hamilelikten önce bir kaç düşük yaptım ve yapılan tetkiklerde ka¬
nımda toxoplasma paraziti olduğu görüldü. Sonra tedavi gördüm.
Ezgi'ye hamileyken, 9 ay boyunca bulantı ve kusma yaşadım. Do-
292 ğum normal oldu fakat suni sancı kullanıldı. Doğumdan sonra 1,5
yaşma kadar süt emen Ezgiye 3. aydan başlayarak meyve suyu, 6. aydan itibaren de ek gıda olarak et suyu ve çorba verdim. Ezgi'nin göğsünde sürekli bir hırıltı ve balgam vardı. Bu nedenle doktor 3 aylıkken 10 tane antibiyotik iğne verdi. Ezgi sık ateşleniyordu ve doktor ona hep antibiyotik, ateş düşürücü ve öksürük şurubu veri¬yordu. 5 yaşından önce ani ateşlenme ve kusma ile doktora götür¬düğümüzde Emedur verildi.
Ez£i anlatıyor:
"Ben Ezgi, 17yaşındayım. 5 yaşından beri kusma problemim var¬dı. Yapılan tetkiklerle bir teşhis konulamadı. Oluşan bulantı, mide şişmesi ve baş ağrısı sonrası 24 saat içinde 15-20 defa kustuktan sonra bir uyuklama, halsizlik ve yorgunluk hali geliyor ve rahatlı¬yordum. İshal de vardı. (İnatçı kusma ve ishal, karaciğer ve/veya beyinde toksik madde toplandığını gösterir. A. Salih) Emedur ve mide ilacı kullandım. Fakat haftada bir bu rahatsızlık tekrarlıyordu. En son Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Çocuk Nörolojisi bölümün¬de Epilepsi teşhisi konuldu. Ve migren olabileceğim de söylendi.

Convulex ve Bevotil adlı ilaçları en az 4 sene kullanmam gerektiği söylendi. Bu teşhis bana 11 yaşımdayken konuldu. Bu arada her 3 ayda bir kontrollerle beyin MR'ı ve EEG çekilerek beyindeki elek¬triklenme gözlendi. 4 sene sonucunda ilacım azaltılarak bırakıldı. 17yaşımda rahatsızlığım tekrar başladı ve doktora gittim. Beyinde¬ki elektriklenmenin arttığı söylenerek tekrar Convulex ve Bevotil verildi. Doktor Aydın Salih'in tedavisine başlayarak ilaçları kestim.
Emedur'un yan etkileri: Parkinsonism, unutkanlık, havale, halsizlik, aşı¬rı duyarlılık, bulanık görme, huzursuzluk, koordinasyon bozukluğu, ağız kuruluğu, baş ağrısı...
FConvuleks'in yan etkileri: Karaciğerde fonksiyon bozukluğu, baş ağrısı,
denge kaybı, saç dökülmesi, cilt reaksiyonları, lökopeni, trombositopeni,
kanda şekerin yükselmesi, görme ve kan pıhtılaşmasında bozukluklar...
Bir hastanın hikayesi 293
17yaşında bir genç, "200 tane cinim var, hepsi inançsız. İki ay ön¬ce bir hocaefendi müslüman cinlerden birini bana yardım etmekle vazifelendirdi" dedi. Kurtulmak isteyip istemediğini sordum, "isti¬yorum ama imkansız, çok kalabalıklar, onlarla baş edemem" dedi. Yemeklerini değiştirmeye başlayıp sebze yemesini tavsiye ettim. "Yedirmezler" dedi. "Peki meyve ye" dedim. "Asla yaklaştırmazlar" dedi. "Ne yediriyorlar?" diye sordum. "Her gün 3 tane beyaz ek¬mek." "Cips, bisküvi, çikolata ve kolayı çok severler" dedi. Saç jö¬lesi kullanmasını onların emrettiğini söyledi. "Peki bana neden gel¬din?" dedim. "Annem, babam getirdi" dedi.
En Yaygın Ruh Hastalıkları:
Endişe: Yerinde duramama, uyumakta güçlük, kalp atışlarının hızlanma¬sı, mide rahatsızlıkları, çarpıntılar ve kasların gerilmesidir.
Panik Atak: Nefes tıkanması, kalp çarpıntısı, göğüs ağrıları, boğulma hissi, titreme, baygınlık ve krizlerin aniden gelmesidir.
Fobiler: Belli bir duruma ya da nesneye karşı duyulan, mantıklı bir açık-

laması olmayan korkudur: Hayvanlardan, yüksekten, uçağa binmekten, ka¬palı alanda kalmaktan vs.
Depresyon: Üzüntü ve ızdırap duygusu, umutsuzluğa kapılmak, uyku¬suzluk, kişinin kendi gözündeki değerinin azalması ve bu nedenlerle fizik¬sel sağlığın da bozulmasıdır.
Mani: Depresyonun tam tersi bir durumdur. Sürekli uyanıklık ve yorul¬mak bilmez bir hareketlilik; birdenbire kızgınlığa dönüşebilen aşırı iyilik hali; uyku ihtiyacının azalması veya günlerce uykusuz kalma,- kendini aşırı beğenme ve kendine aşırı güvenme genelde bu hastalık için tipikdir.
Şizofreni: Düşünme ve algılama bozukluklarına yol açan bir grup hasta¬lığa verilen genel isimdir.
Belirtileri: Hayal görme, bazı sesler duymak, bazen de birçok sesin ken¬disi hakkında tartıştığını duymak, düşünce ve hareketlerinin dışarıdan kon¬trol edildiğine inanmaktır. Bilim adamları bu hastalığın genetik olduğuna karar vermişlerdir. Ancak hastalarda herhangi bir yapısal veya biyokimya¬sal beyin bozuklukluğuna rastlanmamıştır.
Ruhî hastalıkların sebebi modern dünyada çok az anlaşılmaktadır. An¬cak Kur'an-ı-Kerim'de gayet açık bir şekilde anlatılır: "Kim Rahman'ı an¬maktan yüz çevirirse, biz ona şeytanı musallat ederiz. Artık o ona arkadaş¬tır" (Zuhruf suresi, 36).
Bu "arkadaşlıktan" kurtulmak için, doğal tıbbi tedaviye ve manevi teda¬viye sıkı sarılmaktan başka yol yoktur. Devamlı abdestli olmak, ibadetleri düzeltmek, bol Kur'an-ı-Kerim okumak ve Allah'ı devamlı teşbih etmek ge¬rekir.
• Her gün, yarısı sabah namazından önce, yarısı da ikindiden sonra ol¬mak üzere sırayı bozmadan: Fatiha-i Şerif, Bakara Suresi'nin ilk 5 aye¬ti ve 163-164. Ayetleri, Ayet-el-kürsü ve Amenerrasulü, Yasin-i Şerif, Saffat, Rahman, Vakıa, Mülk, Kafirun, İhlas, Felak ve Nas Surelerini okumak gerekir. Tedavinin başlangıcında Kur'an'ı bir hoca veya yakın¬lardan birisi okuyabilir, fakat birinci açlıktan başlayarak hasta muhak¬kak kendisi okumalıdır. İnsan yemek yiyenlere bakarak karnını duyu¬ramadığı gibi Kur'an'ı kendisi okumayan da korunamaz.
• Sad Suresi'nin 41'inci Ayet'inin yarısı (Rabbi inni'den başlayarak), Mü'minun Suresi'nin 97- 98'inci Ayetleri, Saffat Suresi'nin 7'nci Ayeti devamlı tespih edilmelidir. Bu üç ayet de dua ayetidir.

• Hz. Enes (r.a.)'dan rivayet edilen bir Hadis-i Şerifte "Cimrilerin azılı -
lanna Bakara süresindeki şu ayetlerden daha güçlü tesir eden bir şey
yoktur: Ve ilahüküm ilahün vahidün'den itibaren iki ayet (163-164)"
buyuruluyor. Bu ayetleri ezberlemek ve yukarıdaki dua ayetlerini gün¬
de en az 300 defa teşbih etmek çok etkilidir. Yatarken, gezerken, iş ya¬
parken de teşbih edilebilir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.): "Vesvese şeytanın tohumudur. Tarlası tok¬ların karnıdır. Toklukta vaki olan vesveseler kuvvetli ve artıcı olur. Vesvese ateşi açlıkla söner. Mecnun aç kalınca, deliliği kalmayıp, akıl¬lı olur", buyurmuşlardır.
• Bir ay boyunca her Pazartesi ve Perşembe 1 günlük açlık yapılmalıdır.
Bu hastalar için, açlıkta devamlılık fevkalade önemlidir. Bir ay bittik¬ten sonra hasta 3 gün açlıktan sonra 4. gün akşamı karaciğer temizle¬mesi yapmalıdır. ("Karaciğer temizlemesi 1. gün" bölümüne bakınız.)
• Karaciğer temizlendikten sonra ilk günlerde ılıktan başlanarak, alışınca
buz gibi soğuk suyla hergün gusül abdesti alınmalıdır. Duş yerine ko¬
vadan su dökülerek gusül alınması çok daha etkilidir. Hadis-i Şerifte,
"Cin ateşten yaratılmıştır, su onu söndürür", buyurulmuştur.
Ayrıca
• 3 günlük açlıklar 7 gün arayla 14 defa yapılır. 3. açlıktan sonra karaci¬ğer temizlemesi tekrarlanır. ("Karaciğer temizlemesi 3. gün" bölümüne bakınız.)
• 3 günlük açlıklar bittikten sonra her Pazartesi 1 günlük ve her hicrî ayın
13,14,15. günleri 3 günlük açlık yapmaya devam edilir.
• Açlıkların arasındaki günlerde meyve, bilhassa üzüm ve incir, çiğ seb-
ze bilhassa yeşil yapraklı sebzeler, zencefil çayı, doğal bal ve doğal zeytinyağına ağırlık verilir. Bunlar, Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen ve büyük manevi etkisi olan yiyeceklerdir.
• Mümkün olduğu kadar az yemek yenir.
Ruh hastaları açlıkla birlikte muhakkak hacamat yaptırmaya başlamalı¬dır. Çünkü onlar "arkadaşlarını" sadece hacamatla ve Kur'an-ı Kerim oku¬makla kontrol edebilirler.
Hacamat Tedavisi:
Omuzlar, kafa arkası, iki taraftan kulaklarla-ense çukuru arası, kürek ke-

mikleri arası ve altı, bel ve kuyruk sokumu, dizler, tekrar kafa hacamatları sırayla yaptırılmalıdır. Kafa, kürek kemikleri arası ve altı hacamatlarını bir¬kaç defa tekrarlamak gerekir.
İlk 2 hafta her Pazartesi ve Perşembe, sonraki 3 hafta her Pazartesi ve¬ya Perşembe, sonra 3 ayda bir hacamat yaptırılmalıdır. Kanda gaz, balgam ve pis koku kalmamalıdır.
Hacamatlar tamamlandıktan 5 hafta sonra sülük tedavisine başlanır.
Sülük Tedavisi:
• Kulaklar arkası, kulaklar altı ve ense çukuru altına,-
• Şakaklar, üst diş etleri ve alna,-
• Makada,-
• Ayaklara olmak üzere toplam 4 defa ve her bir bölgeye 2-3 hafta ara ile 1 l'er tane sülük konur.
• Aroma ve katkı maddesi içeren ürünler, hazır yiyecek ve içecekler, hiçbir deterjan, kozmetik ve vücut bakım ürünü kesinlikle kullanılmamalı¬dır.
9 3 ölçü arslankuyruğu otu + 3 ölçü alıç + 2 ölçü oğulotu + 2 ölçü ke-diotu kökü ince ince kıyılır, bir bardak kaynar suyla karıştırılır ve 5-10 dakika demlendikten sonra süzülüp günde üç defa içilir. Korku, ger¬ginlik, uykusuzluk ve huysuzluğu azaltır.
Bu hastalıktan kurtulmak için Allah'a yaklaşmaktan başka bir yol yoktur. Bazen iyileşme çok kısa zamanda ve kolayca gerçekleşir. Bu şekilde iyile¬şen insan hastalıktan güçlü ve bilge bir insan olarak çıkar.
Bazıları tedaviden sonra kendilerini daha iyi hissederler ancak zaman zaman eski hallerine benzeyen haller yaşarlar.
"Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kim¬seler üzerinde bir hakimiyeti yoktur. Şeytanın hakimiyeti, sadece onu dost edinenler ve Allah'a ortak koşanlar üzerindedir." Nahl Sûresi 99-100
Tülay K. 33 yaşında, kan £rubu A, özel bir şirkette finansman servisi şefi
Tülay Hanım'ın hikayesi bugünkü gençler için çok tipik bir örnek oldu¬ğundan bu ibret dolu hikayeyi, kısaltmadan olduğu gibi veriyoruz



__________________
Radyo hidayetcagi dinlemek için tıklayın

Allah'a olan sevginizin ölçüsü, ne kadar zikrettiğinizle orantılıdır..Efendi Hz.      
[IMG]
Sayfa Başı Yazdırılabilir Sayfa Göster kars's Profil Diğer mesajlarını ara: kars
 
kars
Moderator
Simge

Moderator

Üyelik: 12 December 2006
Ulusal Bayrağı Turkey Turkey
Mesajlar: 4055
Gönderildi: 08 July 2008 - 05:11 | IP Kayıtlı Alıntı kars

1973 tarihinde doğmuşum. Annem, hamilelikte çok bulantı his¬setmiş, doktorun verdiği bulantı giderici ilacı (Emedur) kullanmak zorunda kalmış. Doğumum normal yolla olmuş, yaklaşık 1 yaşıma kadar anne sütü emmişim, ancak ek gıdalara 6. aydan itibaren baş¬lamışım.
Çocukken birkaç kez ateşli hastalık geçirmişim ve doktor ateş dü¬şürücü (parasetamol, aspirin), antibiyotik (bactrim), öksürük şuru¬bu (perebron) gibi ilaçlar vermiş.
Hastalıklar:
İS yaşında sigara içmeye başladım. 28 yaşma kadar içtim. 15 ya¬şından sonra çok fazla hasta olmaya başladım. Her yıl, en az 2 kez olmak üzere 2 ila 4 kez grip, anjin, faranjit, bronşit ve/veya sinü¬zit oldum, bir kez zatürre başlangıcı geçirdim. 15yaşımdan 33 ya¬şıma kadar yılda 2-4 kez bu hastalıklardan geçirdim. Her hasta ol¬duğumda mutlaka grip ilacı, boğaz için antibiyotik kullandım. Genelde bu ilaçlarla iyileşemeyip, doktora gidip bu sefer 10-15 arası antibiyotik iğnesi olarak iyileştim. Her geçen sene iyileşme dönemim uzamaya başlamış ve son yıllarda iki aya çıkmıştı.
18-20 yaş döneminde saç jölesi oldukça fazla kullanmıştım. Saç¬larım çok cansızlaştı ve çokça dökülmeye başladı. 20 yaşımdan 27 yaşıma kadar saçıma, bepanten iğne, badem yağı, zeytinyağı karı¬şımları uyguladım, Vichy Derkos saç ampulleri sürdüm, faydası olmadı, saçlarım dökülmeye devam etti, ön tarafta saçlar iyice seyrekleşti, yer yer açıklılar belirdi. Ayrıca ergenlik döneminden itibaren her zaman çok fazla sivilcelerim çıktı. Yüzümde, boy¬numda, sırtımda. Sarı, içi dolu kocaman sivilceler çıkardı.
23 yaşımda cilt bakımı ve sivilcelerden kurtulmak için her ay gü¬zellik salonuna gitmeye başladım. 33 yaşına kadar her ay güzellik salonunda cilt bakımı yaptırdım. Fakat güzellik salonunda yapılan bakım sivilcelerimin geçmesini sağlayamadı.
27 yaşımda hem saçımın çok dökülmesi hem de sivilcelerimin geçmemesinden dolayı bir cilt doktoruna gitmeye başladım. Sivil¬celerimin çıkmasının sebebini vücudumun yağ seviyesinin yüksek olması, saçlarımın dökülmesi ise erkek tipi saç dökülmesi olarak

söyledi. Yapılan kan tahlilinde, testesteron hormonu seviyesi alt ve üst seviye arasında fakat üst seviyeye yakın çıktı. Sivilcelerim için izotreonin içeren ilacı (Roaccutane) iki kutu kullandım. Bu ilaçları kullandıktan sonra sivilceler bir daha çıkmadı.
Saç dökülmesi için Flutamid isimli prostat kanseri ilacı, Zinco C vitamin, doğum kontrol ilacı (Diane 35), tarifini doktorun verdi¬ği ve eczanede yaptırdığım bir saç losyonunu kullanmaya başla¬dım. Flutamid, Zinco C ve saç losyonunu 1 seneden biraz fazla kullandım. Diane 35'i yaklaşık 3 sene kullandım. Diane 35 kullan¬maya başlamadan önce adet dönemim hem çok kanamalı hem de 7- 8 gün sürerdi. Diane 35 kullandığım dönemde kanama azaldı, süre de 5 güne indi.
Depresyon ve tedavisi: Bu arada psikolojim çok bozuldu. Sık sık ağlama krizleri, öfke patlamaları yaşıyordum. Böylece 29 yaşında psikiyatra gitmeye başladım. Doktorun teşhisi, Opsesif kompulsif bozukluk oldu. Seroxat isimli ilacı kullanmaya başladım. 29 yaşın¬dan 33 yaşma kadar kullandım, i yıl boyunca ayda bir doktora gitmeye devam ettim. Ben konuşuyordum, doktor sadece dinli¬yordu. Bu tedavinin pek bir faydası olmadı. Fakat ilaç en azından ağlama, öfke krizlerini azalttı, ilacı kullanmadığım zaman çok ça¬buk öfkeleniyor, her şeye çok fazla takılıyordum.
Bir ara aşırı derecede kaşıntı başladı. Yüzüm, vücudum, kollarım, her yerim sürekli kaşınıyordu. Aynı cildiye doktoru eczanede yaptıracağım bir solüsyon yazdı. Onu İnce bir bez ile yüzüme ve kaşınan yerlere sürdüm. Kaşıntı geçti.
Son 3 yıldır banyoda baygınlık hissi, 6 aydır bacaklarda uyuşma ve çok nadir olarak başımda elektrik çarpması gibi bir şey oluyor¬du. Arabadayken baygınlık ve ter basması da oluyordu. Akşamla¬rı 9-9 buçuk gibi aşırı halsiz kalıp yatıyordum. Sabah namazına da kalkamıyordum.
Alışkanlıklar,
Her zaman abur cubur yemeye çok düşkün oldum. Özellikle çi¬kolata, dondurma, kuruyemiş, bisküvi. Akşamları yemek yemek yerine bisküvi, çekirdek, çikolata, kuruyemiş yiyerek geçirirdim.

Ancak yediğim şeylerin tadını çok kez alamazdım, üstelik gözüm doymaz,- çok çok yerdim.
17yaşından itibaren okula, işe giderken yolda walkman dinledim. 31 yaşma kadar bu devam etti. 27yaşıma kadar yabancı pop-rock, sonra Türk halk müziği ve ilahiler dinledim. Son iki senedir kula¬ğıma walkman takıp müzik dinlemiyorum.
Daha sonra Dr. Aydın Hanım'a giderek verdiği 7 haftalık tedavi¬ye başladım. Her hafta Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri 3 gün¬lük açlık oruçları yapıyordum.
• Birinci 3 günlük oruçta , 3. gün çok üşüdüm, ateşim yükseldi, düşmesi için bütün gün alnıma soğuk bez koyduk, başım çok ağ¬rıdı, tırnaklarım morardı, fazlasıyla halsizleştim. Başımın etrafında kafamı çevirirken elektrik çarpması gibi bir şey oluyordu. Pazar¬tesi, yani orucu açtığım gün, hem olmamam gerekirken adet ol¬dum ve o kadar yorgun, bitkindim ki bacaklarımda yürümek için derman yoktu, ishal oldum, iki gün devam etti.
• ikinci 3 günlük oruçta grip oldum. Baş ağrısı ve halsizlik oldu. Fakat gribe rağmen bu sefer ilkinden daha kolay geldi.
• Üçüncü 3 günlük oruçta halsizlik ve tırnaklarda morarma oldu. Başımın etrafındaki elektrik çarpması azaldı.
»Dördüncü 3 günlük oruçta, 3. gün halsizlik oldu. Oruç bitimin¬de pazartesi karaciğer temizlemesi yaptım. Gece l'de ve 2,5'ta is¬hal olarak tuvalete çıktım. Salı sabahı büyük abdest siyaha yakın koyu yeşil olarak geldi. Çarşamba, perşembe kendimi çok enerjik hissettim, psikolojimin de eskiye göre daha iyi olduğunu, daha pozitif olduğumu, eskisi gibi hemen her şeye tepki vermediğimi, daha sakin davranabildiğimi fark ettim. Sanki üzerimden bir yük kalkmış gibiydi.
• Beşinci 3 günlük oruçta herhangi bir sıkıntı olmadı, biraz üşü¬me, halsizlik dışında.
• Altıncı ve yedinci 3 günlük oruçlarda, oruç artık hayatımın bir parçası olmuş ve oldukça kolay geçiyordu. İlk 3 seferde yaşadığım problemlerin hiçbirini yaşamadım ki altıncı 3 günlük oruçta haca¬mat yaptırmaya başladım. Kafa hacamatında pembe köpük gibi bir şeyler çıktı.

• Yedinci 3 günlük oruçtan sonra ikinci karaciğer temizlemesini yaptım. Sabah ishal oldum, yine ishal ile birlikte siyah küçük kü¬çük parçalar çıktı, bu hal akşama kadar devam etti.
Oruçlar ve karaciğer temizlemelerinden önce her zaman hazım problemi yaşıyordum. Buna bağlı olarak kabızlık ve bağırsaklarda sıkışma, gaz oluyordu. Bu tedaviden sonra bu sorunlar kalmadı, artık her gün rahatlıkla tuvalete çıkabiliyorum ve işin en güzel ya¬nı tuvalette çıkan da eskisi gibi pis ve kötü değil, resmen güzel ko¬kulu oldu.
Bu tedavi ile beden sağlığı olarak büyük değişimler yaşadım. Şöy¬le ki; tedaviden önce kendimi yaşıma göre daha yaşlı hissederdim. Çünkü sürekli bir halsizlik yaşıyordum.
Sabah erken ve dinç bir şekilde kalkamazdım. Biraz yürüyünce ter
basar ve halsiz kalır, bacaklarım gitmezdi. Sık sık, her iki ayda bir
hasta olurdum, grip, faranjit, sinüzit, bronşit vb... İyileşme süreci
300 / ayı bulur, günlük hayatıma rahat ve huzurla devam edemezdim.
Hem fiziksel hem ruhsal beni çok yorar, etkilerdi. Her zaman ha¬zım problemi yaşardım. Buna bağlı olarak kabızlık ve bağırsaklar¬da sıkışma, gaz olurdu. Adet dönemim düzensiz ve çok yoğun ge¬çer, uzun sürerdi.
Tedaviden sonra ise,- artık hazım problemi yaşamıyorum. Mevsim geçişinde etraftmdaki insanların birçoğu grip, nezle olurken bana hiç bir şey olmadı. Bu tedaviye başlayalı 7 ay geçti ve ben 7 aydır hiç hasta olmadım. Adet dönemi ve yoğunluğu düzene girdi ve hiç bir sorun kalmadı. Sabahları erkenden ve dinç bir şekilde kal¬kabiliyorum. Akşamları eskisi gibi 9:30 olduğunda uyku bastırmı¬yor, gece l'e kadar oturabiliyorum buna rağmen sabah kalkmak hiç sorun olmuyor. Hafta sonları saatlerce yürüyüş yapıyorum hiç yorulmuyorum. Kaçıncı kat olursa olsun rahatlıkla, hiç zorlanma¬dan merdivenlerden çıkabiliyorum. Banyo, araba gibi kapalı me¬kanlarda bir süre sonra ter basar, bayılma gelirdi,- artık bu tür so¬runlar kalmadı.
En önemlisi yaklaşık 3 senedir beni bırakmayan parmaklarımdaki siğiller geçti. Siğiller için yapmadığım şey kalmamıştı. Cildiye

doktorum ilaçlar, kremler vermiş,- ayrıca bir çeşit durgun elektrik ile yakmıştı. Yaranın iyileşmesi zaman aldı. Ancak siğil geçmedi. Ayrıca sol elimin orta parmağına bulaşmış, siğiller yayılmaya de¬vam etmişti. Bir ay önce siğillerin yayılması durdu ve gerilemeye başladı. Şu anda çok az birşey kaldı, sanırım bir süre sonra tama-miyle geçecek.
Benim için en önemli değişimlerden biri de psikolojimdeki düzel¬me. Tedaviye kullandığım antidepresanı bırakarak başladım. Ve şu anda kendimi çok iyi, sakin ve huzurlu hissediyorum. Artık hiç bir ilaca ihtiyaç duymuyorum. Hem fiziksel hem ruhsal olarak çok sağlıklıyım ve huzurluyum. Allah'a inancım daha çok arttı.
Tülay Hanım'ın tedavisinde kullanılan ilaçların yan etkilerinden bazdan:
îzotreonin içeren ilaç (Bu vakada Diane 35): Bu ilacı kullananlarda dep¬resyon, psikotik semptomlar, intihar girişimleri bildirilmiştir. Kemik deği¬şiklikleri, ciltte birikintiler, dermatit, gece görmede azalma, kafa içi tansi- 301 yonu, akut pankreas iltihabı, kan şekeri bozuklukları, cenin anormallikleri (kalpte, beyinde, büyük damarlarda), düşük, sakat doğurma riski, deride kuruma, mukozalarda kuruma, burun kanamaları, ses kısıklığı, konjunktivit, geçici katarakt, cilt bulguları, yüzde kızarıklık, tırnak yapısında bozulma, saç teli incelmeleri, dökülmeleri, şiddetli akne, tüylenme, cilt renginde ko¬yulaşma, ışığa duyarlılık, kas eklem ağrıları, kemikleşme artışı ve diğer ke¬mik bozuklukları, davranış bozuklukları, baş ağrısı, nöbetler, duyma ve görme bozuklukları, bulantı, kolit, kanlı ishal, hepatit, bronş spazmı, alyu¬var, akyuvarlarda azalma, trombositlerde artma, lokal veya yaygın enfeksi¬yonlar, üre artışı, idrarda kan, protein çıkışı, lenf bezi şişmeleri, damar ilti¬habı...
Doğum kontrol ilacının yan etkileri: Meme hassasiyeti, ağrı, baş ağrısı, depresyon, cinsel isteksizlik, bulantı, kusma, cilt döküntüleri, vajinal akın¬tıda değişiklikler, vücutta su tutulumu, kilo alma, aşın duyarlılık reaksiyo¬nu, karaciğer büyümesi, kaşıntı, safra taşı oluşumu, porfiri, tikler, duyma kaybı, kan şekeri dengesizlikleri, kolit, yüzde lekelenmeler, tüylenme, se-lülit, karaciğer tümörü ve batın içine kanama bildirilmiştir.
Flutamid'in (prostat kanseri ilacı) yan etkileri: Mide ağrısı, kabızlık, cilt-

te morarma ve çürümeler, herpes, kaşıntı, lupus benzeri bulgular, depres¬yon, ödem...
Seroxat'ın (antidepresan) yan etkileri: Norveçli bilim adamlarının dep¬resyon ilaçlarında kullanılan paraksodin maddesinin yan etkileri üzerine depresyon tedavisi gören 1500'den fazla hasta üzerinde yaptıkları araştır¬mada, 'Seroxat' kullanan 7 hastanın intihara teşebbüs ettiği ortaya çıktı. Ba¬zı sağlık örgütlerinin de 'Seroxat'ın intihar eğilimini artırdığını ortaya ko¬yan araştırmaları bulunuyor. Ruh Sağlığı Örgütü Mind'in yaptığı araştırma¬ya göre, 'Seroxat' kullanan hastaların yüzde 50'sinde kendilerine zarar ver¬me ve intihar eğilimlerinin arttığı bildirildi. Örgüt, ilacın satışının durdu¬rulmasını istedi.
Bu vakada olayların gelişimi, sebep ve sonuçlan
Anneye hamilelikte verilen ilaçla mide bulantısını engellenmiş, bu şekil¬de temizleme işleminin durdurulması ile atılamayan toksinler vücutta kal¬mış, aynı zamanda bebeğe de aktarılmıştır. Doğumdan sonra da anne sütü yoluyla aktarım devam etmiştir. Ek gıdalara 6. aydan itibaren başlanmıştır. 2 yaşına kadar anne sütüne ek olarak sadece meyve ve bal yeterli olurdu. 6 aylık bebekte, anne sütü dışındaki yiyecekleri hazım sistemi olmadığı için, verilen ilk ek gıdadan itibaren hazmolunmamış gıdaların kalıntıları vücutta birikmeye başlamıştır. Çocuğun bağışıklık sistemi ilk sinyalleri vermiş, ateşli hastalıklar vasıtasıyla bu birikimleri karaciğerden, damarlardan ve ak¬ciğerlerden dışarı atmaya çalışmıştır. Bu aşamada beslenme düzeltilseydi ve 36 saatlik açlıklar yapılsaydı, diğer aşamaya geçilmezdi. Ancak doktorun verdiği ateş düşürücü (parasetamol, aspirin), antibiyotik (bactrim), öksürük şurubu (perebron) gibi ilaçlarla vücudun kendini savunması durdurulmuş, bağışıklık sistemi zayıflatılmış ve daha derin problemlere zemin oluşturul¬muştur.
15 yaşından itibaren sigara kullanımı, ilaçların ve zararlı gıdaların biri¬ken etkileriyle birlikte durumu daha da ağırlaştırmış, bağışıklık sistemi da¬ha güçlü sinyaller vermeye başlamıştır. Bu aşamada beslenme düzeltilseydi, hazır yiyeceklerin katkı maddeleriyle ve ilaçlarla gelen zararını gidermek için karaciğer temizlemesi ve 3 günlük açlıklar yapılsaydı, bir sonraki aşa¬maya geçilmezdi. Abur cubur düşkünlüğünün, bünyeye göre beslenmeme¬nin ve tabi sigaranın da etkisiyle sivilceler ve tekrarlayan enfeksiyonlar de¬vam etmiştir. Kan grubu "A" olanlar için hidrojenize edilmiş yağlar, kavrul-

muş ve beklemiş kuruyemişler akne için yeterli sebeptir. Vücudu açlık ile dinlendirip sakinleştirmek yerine, daha saldırgan, daha yıkıcı tedavilere de¬vam edilmiştir.
Doğum kontrol ilacı, depresyon, şişkinlik, halüsinasyonlar, adet kana¬masını azaltmak gibi yan etkileri ile tabloyu daha da karıştırmıştır. Bunun üzerine antidepresan ilaç da eklenince hastada bir kilitlenme meydana gel¬miştir.
Tıbbi tedaviye devam edilseydi hasta 'Seroxat'ın etkisiyle intihar edebi¬lirdi. İntihar etmese bile aynı tedaviyle bu tablo nereye kadar uzayacaktı? Siğiller, elektrik çarpması gibi şikayetler tıbbi muayenelerde hep birer kü¬çük detay gibi algılanır ve asla bir önceki ilaç tedavisinin yan etkileri ola¬rak yorumlanmaz. Halbuki bunlar kullanılan ilaçlar neticesinde oluşan de¬rin ruh dengesizliğinin belirtileridir.
Açlıklara başlayınca vücut önce ateş ve burun akıntısı gibi iyileşme kriz¬lerinin belirtilerini göstermiştir. Tırnaklardaki morarma ve bütün vücut sal¬gılarının artması da yine vücudun mümkün olan her yolla biriktirdiği tok-sik kalıntıları atmaya başladığını göstermektedir. Vaktinden önce gelen ve miktarı artan adet kanaması ise üreme organlarının temizlenme yöntemidir. Oruç bitiminde yaşanan ishal de karaciğerin temizlenmesidir. İlk açlıkta çok fazla toksin atıldığı için, halsizlik hatta baygınlık gibi bulgular ortaya çıkmıştır. Çünkü kan, bağırsakların içeriği ve tüm vücut salgıları toksinle doludur. Diğer açlıklarda grip bulgularına benzeyen bulguların gözükmesi de iyileşme krizidir.
İnsan vücudu zararlı yiyeceklerle ve kimyasallarla oluşan atıkların ata¬bildiği kadarını atar, atamadığını belli yerlerde depolamak zorunda kalır. Çocukluktan itibaren, hayatın farklı safhalarında depolanan bu atıklar, ilk atılamayanlar en altta olmak üzere üstüste birikir. Bir başka deyişle farklı dönemlerdeki toksinler, her birinin özelliği ve miktarı farklı olan katman¬lar oluşturmaya başlar. Açlıklar periyodik olarak yapılırken, ilk önce, en son oluşan, en üstteki toksin katmanı yerinden sökülür. İlk yapılan açlığın nasıl geçeceği, bu katmanın toksin miktarına ve zehirlilik derecesine bağlı¬dır. Örneğin, Tülay Hanım, son yıllarda çok yoğun ve zararlı bir tedavi gördüğü için en üstteki katman en zararlı ve en yoğun toksinleri ihtiva edi¬yordu. Onun için ilk açlığı en ağır geçen açlık oldu.
Burada bir kâr-zarar hesabı yaparsak, açlık sırasındaki iyileşme-temiz-

lenme aşamasında yaşanan ateş, burun akıntısı, halsizlik, bulantı, kusma gi¬bi rahatsızlıklar daha evvel her yıl birkaç defa geçirilen, içe doğru biriken ve adım adım bir ileri aşamaya götüren hastalıkların yanında çok daha ha¬fif ve masrafsız ve zararsızdır. Hazımsızlık, bağırsak düzensizliği, halsizlik gibi basitçe çözülebilecek problemlerden tetkik yaptırma ve ilaç alma ge¬reği duymaksızın kurtulmak mümkündür. Hasta kilo verir, zehirlerini ve sı¬kıntısını atar, depresyon ilacına bağımlılığı kalmaz, kendini mutlu ve sağ¬lıklı hisseder. Hepsinden önemlisi, 37-40'lı yaşlardan itibaren onu bekleye¬cek olan karaciğer ve safra kesesi hastalıkları, hipertansiyon, aritmi, şeker hastalığı, menapoz krizi, kemik erimesi, miyomlar, kistler, kanser, beyinde¬ki tıkanıklıklara bağlı alzheimer, zihni bulanıklık, bunama şeklinde özetle¬yebileceğimiz pekçok yaşlandırıcı hastalıkla yüz yüze gelme ihtimalini mi¬nimuma indirir, beslenme düzenini sonuna kadar korursa da ortadan kaldır¬mış olur.
Kalp-Damar Hastalıkları
Yüksek tansiyon Hipertansiyon
Hipertansiyon, kan damarlarında basıncın artması durumudur. Normal kabul edilen kan basıncı değeri bir yetişkinde 120/80'dir yani büyük tansi¬yon 12, küçük tansiyon ise 8'dir. Kan basıncı sürekli sabit kalan bir değer değildir. Hareket ederken ya da heyecanlanınca biraz artabilir, uyurken ve istirahat ederken daha düşük olabilir. Bu değişimler normaldir. Ancak, kan basıncının sürekli olarak 14/9'un üzerinde olması durumunda hipertansiyon sözkonusudur.
Bilimsel araştırmaların sonuçlarına göre, Türkiye'de yaklaşık \5 milyon kişi yüksek tansiyon hastasıdır. Hastalık, genellikle ensede görülen baş ağ¬rısı, çarpıntı, çabuk yorulma, baş dönmesi, burun kanaması, yol yürüme ve merdiven çıkmada zorlanma, bazen çok sık idrara çıkma, uykudan kalkıp idrar yapma ve bacaklarda şişlik gibi şikayetlere neden olmaktadır. Hasta¬lık, bazı kişilerde de belirti vermez.
Hipertansiyonun nedenleri:
Karışık ve çok yemek, doğal olmayan veya mizaca uygun olmayan yi¬yecekler, katkılı hazır yiyecekler, iyi çiğnenmeyen ve birbirine zıt yemek-

ler hazmedilemez ve çürür. Çürüme sonucu oluşan toksinler ve atık mad¬deler kana karışır. Kan koyulaşarak ağırlaşır. Bu durumda vücut, kanı hare¬ket ettirmek, gerekli maddeleri hücrelere dağıtmak, atıkları mümkün oldu¬ğunca çabuk çıkartmak ve damar tıkanıklıklarını önlemek için, damarları daraltmak ve kan basıncını yükseltmek zorunda kalır. Bu durumda insan tansiyon düşürücü ilaç kullanırsa, kendisine karşı suç işlemiş ve nefsine zul¬metmiş olur. Çünkü, kullanılan ilacın tesiriyle damarlar genişler,- bunun so¬nucunda da kan akımı yavaşlar. Ancak ağır ve kirli kan damarlarda yağlan ve atıkları biriktirir,- damarları daraltır, dokuları kirletir,- kılcal damarları tı¬kar. Biriken atıklarla daralan ve tıkanan atar damarlar, organların dokuları¬na yeterli miktarda kan ulaştıramadığı gibi yeterli miktarda besin de ulaştı-ramaz. Nasıl ki su borularında oluşan tıkanma, basınç artışına ve patlama¬lara yol açıyorsa, damarlardaki tıkanmalar da hipertansiyonun daha da art¬masına ve damar patlamalarına yol açar.
Bütün organlar ve dokular damarlar vasıtasıyla beslendiği için hipertan¬siyon tüm vücudu etkiler. Hipertansiyondan en çok etkilenen organlar ise kalp, beyin, böbrekler ve gözlerdir. Hipertansiyon kalp yetmezliği ve bü- 305 yümesi, kalp krizi, beyin kanaması ve felç, böbrek yetmezliği ve böbrek fonksiyonlarında bozulma, görme azalması ve körlük, büyük atardamarlar¬da genişleme ve bu genişlemelerin yırtılmasına yol açabilir.
Hipertansiyonun nedenleri arasında en yaygın olanı böbrek hastalıkla¬rıdır. Böbrek hastalıklarının sebebi olarak saç boyası, yağ çözücü, güçlü le¬ke çıkarıcı, lavobo açıcı ve güçlü çamaşır suları gibi ağır eritici kimyasallar, böcek-sinek ilacı, defoliantlar, antiromatizmal, analjezik, aspirin ve diğer tıbbi ilaçlar gibi toksik maddeler, katkılı yiyecek ve içecekleri kullanmak ön plana çıkmaktadır. Bebekken anne sütü yerine mamalarla beslenen bazı insanlarda, böbrekler yapısal olarak normalden daha küçük olabilir. Bu du¬rumda böbreğin tuz atma kapasitesi sınırlı olabilir ve gereğinden fazla tuz alınması, rafine edilmiş katkılı tuz veya yapay tuz kullanılması, hipertansi¬yonun ortaya çıkmasına yol açar. Tedavi sırasında bu tuzları kullanmak da tedavinin başarısız olmasına sebep olabilir. ("Tuz" bölümüne bakınız.)
Erkeklerde bazen tansiyon yükselince burun kanaması olur, kanamayla birlikte tansiyon düşer. Bu, bağışıklık sisteminin koruma eylemidir. Rahim ve basur kanamaları da benzer kanamalardır. Bundan korkup, kanamayı durdurma yoluna gitmemek gerekir. Çünkü açlığın tadını unutan ve tokluk

hastalığı içinde boğulan bugünkü insanın ayda 100 gr. hatta 250 gr. kan kaybetmesi sağlık için faydalıdır . Burun, rahim veya basur kanaması ile 300-500 gramdan fazla kan kaybı oluyorsa o zaman kanamayı durdurma iş¬lemine başlanabilir. Ancak eski tabipler böyle bir durumda, baygınlık gele¬ne kadar hiçbir müdahele yapmazlardı. Zaten insan bayıldığı anda kalp atışları yavaşladığı için kanama da doğal olarak durur. Bu, çağdaş insana bi¬raz tuhaf gelebilir. Fakat kanamayla nelerden kurtulduğunu tam olarak al-gılayabilseydi, yaratılışının eşsiz bir mucize olduğunu görmüş olurdu. Tedavi
Yüksek tansiyondan korunmada sigaradan uzak durmak, fazla kilolar¬dan kurtulmak, az yağlı ve az tuzlu beslenmek, düzenli egzersiz yapmak önemli yer tutar.
Yüksek tansiyonun tamamen ortadan kalkması için:
• Yemek miktarı azaltılır ve düzeltilirse,- kabızlık ortadan kaldırılırsa,-
karaciğer temizlemesi ile kan ve damarların temizlemesi yapılırsa, tansiyon
306 hızla normale iner. ("Mide ve bağırsakların tedavisi", "Karaciğer temizle¬mesi", "Kan ve damarların temizlenmesi" bölümlerine bakınız.)
™ Her sabah limon (1-3 limon), greyfurt, elma veya nar suyu suyla karış¬tırılarak içilir.
v* Bundan bir-iki saat sonra başlayıp ikindiye kadar 30 gr. su + aynı mik¬tarda kırmızı pancar suyu + havuç suyu karışımı içilir veya karpuz, el¬ma, vişne gibi meyvelerden biri seçilerek yenir.
v Ikindi-akşam arasında tek çeşit yemek, salatayla yenir ve yarım çay ka¬şığı öğütülmüş sinameki veya sinameki karışımlarından biri yemek üzerine serpilir, ya da haftada 3 sabah 25-30 gr. magnezyum sülfat (in¬giliz tuzu) 1 bardak suyla içilir. ("Kabızlık" bölümüne bakınız.)
• Haftada 2 defa, özellikle pazartesi ve perşembe günleri 36 saatlik aç¬lık yapılır.
• "Kalp hastalıkları" bölümünde anlatılan damar açıcı ilaçlar tarif edildi¬ği şekilde 2-3 ay kullanılır.
Tedavi sırasında tansiyon yükselirse, tansiyon düşürücü ilaç kullanma¬dan, kusmak gerekir. Sonra lavman yapılarak soğuğa yakın ılık suyla gusül abdesti alınır ve limon suyu veya biberiye çayı içilir Biberiye çayı bir tatlı

kaşığı biberiye 1 bardak kaynar suda demlenerek haızırlanır, ikiye bölünür ve iki defada içilir. Boyundan, omuzdan veya kafadan hacamat yaptırılır, veya "baş ağrısı" bölümünde anlatıldığı şekilde sülük koyulur ve kupa çeki¬lir.
• Kusma ile yemek kalıntıları ve mideye inen toksik geniz akıntısı dışa¬rı atılır ve vücudun hazım ile değil, kendi durumunu düzeltmekle meşgul olması sağlanır.
• Bağırsak dolu olduğu zaman, bağırsakta o anda bulunan fazla besin maddeleri ve toksinler kana karışır. Bunun sonucunda tansiyon yükselmeye devam eder. Lavmanla bağırsaklar boşaltıldığı zaman ise bir önceki duru¬mun tersine, bu zararlı maddeler kandan bağırsağa akar ve tansiyon düşme¬ye başlar.
• Soğuğa yakın ılık suyla alınan gusül abdesti, vücudun enerjisini yük¬selterek, kalp ve damarların direncini artırır.
• Limon suyu kandaki asidi nötralize ederek, mineral tuzların üretimini keser, kanı sulandırır ve idrarı çoğaltır. İdrar çoğalınca kan miktarı azalarak tansiyon düşer. Açlık yapmış olanlar bunu iyi bilirler.
Böbrek hastalığına bağlı bir hipertansiyon söz konusu ise, böbrekler te¬davi edilmeden hipertansiyonun kontrol altına alınması mümkün değildir.
("Böbrek Hastalıkları" bölümüne bakınız.)
Kalp hastalıkları
Sağlık Bakanlığının raporuna göre, kalp damar hastalıkları, dünyada her yıl yaklaşık 17 milyon kişinin, Türkiye'de de 130 bin kişinin ölümüne yol açmaktadır. Doğuştan olan kalp hastalıkları hariç, en sık görünen kalp ra¬hatsızlığı, atheroskleroz yani koroner arter daralmasıdır. Atherosklerozun en sık gözlenen sebebi ise margarin, ayçiçek yağı, mısıryağı gibi trans yağ¬ların kullanılmasıyla oluşan yağ birikintileri ve fibröz plaklarıdır. Yağ biri¬kintileri atherosklerozun en erken belirtisidir ve herhangi bir yaşta, hatta mamayla beslenen 2 yaş altı çocuklarda dahi görülür. ("Havale" bölümüne bakınız.) Fibröz plak, atherosklerozun lezyonudur. Damar dokularının lo¬kal bir şekilde esnekliğini kaybetmesi ve sertleşmesidir. Damarların doku¬larını yıkıma ve değişime uğratan ise çamaşır suyu, yağ çözücü, lavabo açı¬cı, leke çıkarıcı, deterjan ve benzeri kimyasal maddelerin kullanılmasıdır.

Damarda %50 ya da daha fazla oranda bir tıkanma olursa, fibröz plak kan akımına karşı bir direnç meydana getirir ve kalp kasının beslenme yetmez¬liği ortaya çıkar. Damarlarda tıkanma ve dokularda beslenme yetersizliği devam ettikçe kalp dokularında zayıflama ve incelme meydana gelir. Tok karnına ağır çalışma, aşırı antreman ve ağır egzersizleri nefes kontrolü ile yapmanın veya tok karnına nefes kontrolüyle Kur'an-ı Kerim okumanın et¬kisiyle, plak içinde veya dokularda kanama ya da anevrizma (damar şişme¬si), sonra da enfarktüs gelişebilir.
"Toksik hepatit" bölümünde anlatıldığı gibi atıkların karaciğerde top¬lanması ve toksik hepatit oluşması kanın yeterli derecede temizlenemez hale gelmesine sebep olur. ("Toksik hepatit" bölümüne bakınız.) Kirli, ko¬lesterollü kan kalbe gelerek, kalp damarlarını tıkar, kalp kasını sertleştirir ve zayıflatır. Kozmetik, deterjan ve çamaşır suyu gibi kimyasal maddelerle harap edilen akciğerlere kan pompalamada zorlanan kalp kası zayıflayarak ve genişleyerek kalp yetmezliğine de yol açılır.
Tedavi
Kalp hastalıklarının tedavisi de, diğer hastalıklarda olduğu gibi, yemek¬leri azaltmakla ve beslenmeyi düzeltmekle başlar. Sonra da zeytinyağı ha¬riç tüm yağlardan vazgeçmek, bağırsakları çalıştırarak tedavi etmek; kara¬ciğeri, böbrekleri, kanı ve damarları temizlemek; haftada 3-4 kez en az ya¬rım saat tempolu yürüyüş ve ölçülü spor yapmak,- oruç ile kilo vermek ve vücut ağırlığını kontrol altında tutmak gerekir.
Beslenme düzeni:
@ Sabah, saat 7-8'de ballı sarımsaklı ilaç,- acıkınca limon veya greyfurt su¬yu içilir.
V 2 saat sonrasından başlayarak ikindiye kadar 2-3 bardak kırmızı pan¬car + havuç suyu veya kırmızı pancar + ıspanak suyu, ya da semizotu suyu içilir. Bu arada 1-3 diş sarımsak yutulur.
P öğlen (saat 13.00-14.00) salata veya yoğurt ile 1 çeşit yemek yenir. Yemekle beraber veya yemekten sonra 1 - 3 diş sarımsak yutulur. Sa¬rımsak yerine çiğ soğan da yenebilir.
P Akşam (saat 19.00-20.00) 1-3 diş sarımsak yutulur ve incir, hurma ve¬ya karpuz yenir (hurma karpuzla birlikte yenebilir).

@ Uykudan önce 30 gr. sarımsaklı zeytinyağı + 30 gr. limon suyu içilir. 4 hafta boyunca bu beslenme şekline devam edilir. Mide ve ince bağırsakları kuvvetlendirmek ve kan dolaşımını canlandır¬mak için zencefil kullanılır:
@ Taze zencefil, kabuğunu soymadan katı meyve sıkacağı ile sıkılır ve ilk iki hafta boyunca, her gün bir çorba kaşığı olmak üzere küçük yudum¬larla içilir. Bu 4 hafta boyunca her Pazartesi açlık yapılır.
T Her Perşembe, gün boyu limon suyu + su karışımı, kırmızı pancar + havuç suyu + ıspanak veya semizotu suyu + kereviz veya maydonoz suyu karışımıyla dönüşümlü olarak istenilen miktarda içilir, başka hiç¬bir şey yenmez.
Bu 4 hafta bittikten sonra 3 gün açlık yapılır ve 4. gün karaciğer temiz¬lemesine geçilir.
Bir hafta sonra kireç temizlemesi, bir hafta sonra da böbrek temizleme¬si yapılır.
Temizlemeler ortalama 8-9 hafta sürer. Bu süreçte her Pazartesi bir gün (36 saatlik) oruç tutulmalı, hiç bırakılmamalıdır. Her oruç gününde haca¬mat yaptırmalıdır. Şişmanlık problemi olanlar bu süre içerisinde yaklaşık 9-12 kilo verirler. İyice kilo vermeden kalp hastalıklarından kurtulmak ve ko¬runmak çok zordur.
Hacamat Tedavisi:
1. Omuzlar, 2. Kürek kemikleri arası, 3. Kürek kemikleri altı, 4. Bel, 5. Tekrar kürek kemikleri arası, 6. Kafa, 7. Bel ve kuyruk sokumu, 8. Dizler, 9. Ayak bilekleri, 10. Tekrar kürek kemikleri arasına yapılır.
Tedavi ilkbahar veya sonbahara denk geliyorsa, hacamatlardan değil, sülük tedavisinden başlamak gerekir.
Sülük tedavisi:
1. Kürek kemikleri arasına, 2. İki göğüsün altına, 3. Makata, 4. Ayakla¬ra 11 'er tane sülük konur. Sülükler ilk 2 defa bir hafta arayla,- sonra 2 hafta arayla konur. Sülüklerden sonra kanama 1-2 gün devam edebilir.
Bu tedavi titizlikle uygulanırsa 5. haftadan itibaren hasta çok iyi hisset¬meye başlacaktır: Tıkanıklıklar açılır, kalpte kan dolaşımı düzelir, insan

kendini genç ve kuvvetli hisseder. Ancak hastanın, eski durumuna dönme¬mesi için, tedaviyi bırakmaması, sonuna kadar sürdürmesi gerekir.
Ballı sanmsaklı ilacın yapılışı:
™ 10 tane limonun suyu + tahta havanda dövülmüş 10 baş sarmısak + 1 kilo halis bal karıştırılarak cam kavanoza konur. Ağzı 3 kat bezle ka¬patılır, karanlık ve serin bir yerde 7 gün bekletilir. 7 gün dolunca sü¬zülür ve kapağı kapatılarak buzdolabına konur. Hazırlanan karışımdan günde bir defa olmak üzere 4 çay kaşığı yutulur. Karışımın miktarı mutlaka 4 çay kaşığı şeklindedir. Her defasında ağza 1 çay kaşığı karı¬şım alınır, hemen yutulmayarak, ağızda dolandıra dolandıra eritilir. İlacın mutlaka bu şekilde tüketilmesi önemlidir, çünkü ilacın ağızda dağılmasıyla mideye değil, ağız damarlarına gitmesi sağlanmış olur. Bu ilaç bitene kadar, açlık günleri hariç her gün aynı saatte aç karına içi¬lir. Kalp, beyin damarlarını ve diğer damarları temizleyerek açan ve kalbi kuvvetlendiren mükemmel bir ilaçtır. Senede bir defa sağlıklı olanların sağlığını koruması, hastaların ise iyileşmesi için kullanılmalı¬dır.
Devamlı kullanılan ilaçlar:
ğ Kalbi kuvvetlendiren karanfil iki şekilde kullanılabilir: Günde 3-5 tane karanfil iyice çiğneyerek yutulur. Veya bir çorba kaşığı karanfil bir su bardağı dolusu soğuk suya eklenir, kısık ateşte kaynayana kadar ısıtı¬lır, 8-10 saat demlendikten sonra süzülür. Her gün bir yudum alınır ağızda dolandıra dolandıra eritilir ve yutulur.
™ Damar tıkanıklıklarını açıcı olan tarçın aynı miktarda nane ile karıştı¬rılarak demlenir ve her gün birer çay bardağı içilir. 1 -2 hafta devam edilir. Sonra ballı sarımsaklı ilaç kullanılır.
v Kanı sulandırma, kalp kaslarını güçlendirme ve kalp damarlarını temiz¬leme gibi yararları olan limon, greyfurt, nar, elma veya bu meyvelerin özsuları ile çilek, karpuz, nane ve reyhan kullanılır.
ğ Taze sıkılmış oğulotu suyunu yudumlamak, oğulotu çayı içmek, taze oğulotunu ezerek, kuru oğulotunu ıslatarak yemek, ezilmiş kuru oğu-lotunu suyla yutmak kalbi kuvvetlendirir, kalp çarpıntısı ve nefes dar¬lığını giderir.

0 Her tür kalp rahatsızlığında kullanabilen en önemli bitkilerden biri de alıçtır. 1 tatlı kaşığı ezilmiş yaprak-çiçek tozunu hergün suyla yutmak veya 1 tatlı kaşığı yaprak-çiçek karışımını 1 bardak kaynar suyla dem¬leyerek içmek ve alıç meyvesini her gün bir avuç yemek, ve 1 -2 yıl bo¬yunca hiç ara vermeden kullanmak, çok iyi sonuç verir.
Bunları kullanmakla beraber 7 defa 3 günlük açlık yapılır. Kalp krizi ge¬çirenler ise 3 günlük açlıklardan sonra mutlaka 3 aylık aralarla 1-2 defa 10 günlük açlık yapmalıdırlar. önemli noktalar:
• Bir öğünde 200-250 gr.'dan fazla yememek gerekir. Yemeğin miktarı fazlalaşınca, kalbin işi de ağırlaşır ve bu miktarı hazmedebilmek için 2-4 kat güç harcar.
• Yemek olarak çiğ meyve, bilhassa üzüm, incir, elma, limon, greyfurt ve
çiğ sebze, özellikle yeşil yapraklı sebzeler, kırmızı pancar, havuç, bro-koli, kabak, semizotu, karpuz, bal, az miktarda badem, ceviz, sebze yemekleri, öğütülmemiş yulaf ve arpa suyu, pirinç, haftada 1-3 defa oıı kan grubuna uygun et, 2-3 defa balık, bir-iki defa taze yumurta, sızma zeytinyağı, ceviz yağı ekmekle yenebilir. Patates ara sıra fırında ka-buklarıyla pişirilerek yenebilir. Tuz olarak, sadece kaya tuzu günde 1,5-2 gr. kullanılabilir. Süt ürünlerinden en iyisi yoğurttur. Kan grubu "A", "B" ve "AB" olanlar yoğurdu her gün, beyaz tuzsuz peyniri ise haf¬tada 3-4 defa yiyebilirler. Kan grubu "O" olanlar ise sadece haftada 1-3 defa yoğurt ya da kefir yiyebilirler.
• Kabızlık ve gazdan sakınmak gerekir. Çünkü şişen ve ağırlaşan bağır¬saklar diyaframı hareketsiz bırakır, nefes alıp verme ağırlaşır, bunun sonunda diyafram akciğerle birlikte kalbi sıkıştırır.
• Ağır yük kaldırmamak, yüksek merdivenlerden ve yokuşlardan kaçın-
mak gerekir. Bu gibi hareketler kalp atışlarını hızlandırır, bunun sonu¬cunda ise hayat kısalır. Çünkü bütün canlıların kalp atışları sayılıdır.
• Konserveler ve her tür hazır yiyecek, hazır meyve suları ve her tür hazır
içecek, iyotlu rafine olunmuş tuz, yapay tuz, italyan buğdayı (tip 405-550) ve ürünleri, margarin, rafine edilmiş sıvı yağlar hiç kullanılmamalı¬dır. Mide ve bağırsaklarda gaz oluşturan yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Siyah çay, kahve, çikolata kullanılmamalı ve sigara içilmemelidir.

• Ev temizliğinde deterjan, çamaşır suyu ve benzeri maddeler kullanılma¬malıdır.
Not: Doğuştan kalp hastası olanlar için de, açlık yapmak, beslenmeyi düzene sokmak ve zararlılardan kaçınmak gerekir. Bu tedbirleri alan bir kimsenin kalp kapakçığını ve damarları değiştirme, kalp nakli, kök hücre kullanma gibi dünya ve ahiret için tehlikeli hiçbir işleme ihtiyacı kalmaya¬caktır. Bu doğal tedavi metodları Allah-ü Teala'nın emaneti olan bedenimi¬zi ve canımızı korur.
Tümör ve Kanser
"iç illetinden ölen şehittir"
Hadis-i Şerif 312
Bilimsel araştırmalara göre, her insanın bedeninde devamlı olarak kötü huylu hücreler oluşmaktadır. Fakat bedenin savunma sistemi, henüz geliş¬me başlangıcındaki bu hücreleri yakalar ve yok eder. Bağışıklık sisteminin herhangi bir sebeple zayıflamasıyla kanser hücreleri gelişmeye ve çoğalma¬ya başlar. Bağışıklık sisteminin zayıflamasının çeşitli sebepleri vardır. Fakat, kanserli hücrelerin çoğalması ve tümör oluşmasındaki en önemli sebep, "Hastalıkların Başlangıcı ve Seyri" bölümünde anlatılan sebeptir.
önce bağışıklık sisteminin dengesinin nasıl bozulduğunu görelim:
Hazmedilemediği için çürüyen yemeklerin kalıntıları bağırsaklara ine¬rek bağırsakları zehirler ve kana karışır. Bağışıklık sistemi bu duruma kan¬da lökositleri çoğaltarak cevap verir. Zararlı yemekler devamlı yendiği sü¬rece toksinler ve atıklar çoğalmaya, bağışıklık sistemi de daha şiddetli tep¬ki vermeye başlar: Toksinleri atabilmek ve kanı temizleyebilmek için ateşi yükseltir ve bademcikleri şişirir. Ateşlenmeyle ısınan kan toksinleri deriden ter yoluyla, lökositler ise eriterek, bademcik iltihabı ile dışarı atar. Fakat in¬san ateş düşürücü ilaçlar ve antibiyotikler kullanırsa bağışıklık sisteminin tepkisini etkisiz hale getirir,- atılması engellenen toksin ve atıklar ise vücut¬ta çoğalır. Bu şekilde her zararlı yemek ve bağışıklık sisteminin her tepki-

sine ilaçlarla karşılık vermek bağışıklık sistemini sarsa sarsa felakete götü¬rür. Beslenme alışkanlığı düzeltilmedikçe bu durum defalarca tekrarlanır.
Neticede, ikinci bir hata yapılarak savunma sisteminin ön saflardaki as¬kerleri olan bademcikler vazife başında iken ameliyatla aldırılır. Bu durum¬da bademciklerin hizmetinden mahrum kalan bağışıklık sistemi şaşırır, dengesini kaybetmeye başlar. Yanlış beslenme, bu noktadan sonra da dü-zeltilmezse apandist şişerek iltihaplanır. Vücutta tümör oluşum sürecini başlatan üçüncü hata da yapılarak, apandist ameliyatla aldırılırsa savunma sistemine üçüncü büyük darbe de vurulmuş olur. Çünkü görevi bağırsaklar için gerekli olan mikropları üretmek, bu mikroplar ile tümörlü hücreleri sı¬kı sıkıya kontrol etmek ve sağlıklı hücreleri korumak olan apandist, bağı¬şıklık sistemi için hayati önem taşımaktadır.
Peygamberimiz (s.a.v): "Sığır ve dana eti devamlı yenilecek olursa ab¬raştık (sedef), alaca (vitiligo), fil hastalığı, cüzzam (lepra) ve daha bir çok hastalıkları meydana getirir" buyurmuştur ki bu hastalıklar en hafifinden en ağırına kadar aynı kökten gelen hastalıklardır. Eski tabipler cüzzamı bütün vücudun kanseri olarak görürlerdi. ("Yiyecekler" bölümü "Et" konusuna gjş bakınız.)
Kırmızı et, midesi az asit üreten insanların (kan grubu "A") midesinde hazmadilemez, yalnızca çürür. Çürümüş et kalıntıları kılcal damarları tıkar, organlarda ve deri altında depolanır. Depolanan bu atıklar, tıkalı damarla¬ra kan gelemediği ve lökositler ile çürütülüp dışarı atılamadığı için, aynen büyük çöplüklerde olduğu gibi, içten içe yavaş yavaş yanmaya başlar. De¬ri altındaki ve organlardaki atıkların yanması ile dokular bozulur, kuru eg¬zama, sedef ve vitiligo için zemin oluşur. Atıklar çoğalınca ve yanması şid¬detlenince tümörler, genetik mutasyonlar ve bunun neticesinde de kanser veya cüzzam ortaya çıkar. Çok kırmızı et yiyen "A grubu" taşıyıcılarında sedef, vitiligo ve kanser sık görülür.
Nobel ödüllü Alman araştırmacı Otto Warburg yıllar önce, 1931 'de kanser oluşumundaki aynı mekanizmaya işaret etmiştir,- kanser hücrelerinin sağlıklı hücrelerden farklı bir metabolizmasının olduğunu ve şekerin kan¬serli hücreleri beslediğini yaptığı deneylerle göstermiştir. Aşırı şekerli gıda¬ları tüketmek büyüme faktörü (IGF-1) düzeyini artırır.
insanlarda hastalıkların tedavisinde kullanılan veya süt üretimini artır¬mak için ineklere verilen büyüme hormonu da vücuttaki büyüme faktörü IGF-l'i arttırır.

Büyüme faktörü (IGF-1) hemen hemen bütün dokularda hücre üremesi¬ni kontrolsüz bir şekilde artırarak kansere neden olabilir. Diğer kanser se¬bepleri için "Katkı Maddeleri", "ilaçlar" ve "GMO" bölümlerine bakınız.
Tümör oluşumu suyun akması gibi kesintisiz bir süreçtir. Yalnız bir nok¬tada değil, vücudun pek çok yerinde aynı anda başlar va hata yaptıkça ço¬ğalmaya devam eder. Ancak, bu tümörlerden belli büyüklüğe gelenler teş¬his edilebilir. Tümörler aslında bağışıklık sisteminin atıklardan kurtulmanın son çaresi olarak oluşturduğu birer "enerji santrali"dir. Bu santraller vücudu fazlalık ve atık maddelerden arındırmak için onları yakıt olarak kullanılır. Teşhis edilen bir tümör ameliyatla alınınca, yakıt mecburen başka bir tü¬möre yönlendirilir, yani oradaki tümör veya tümörler büyümeye başlar. Kemoterapi yapılınca bağışıklık sistemi çöktüğünden tümör oluşum süreci bir müddet için durur. Bağışıklık sistemi kendini toparlayıp canlanmaya başlayınca tümör oluşumu daha büyük bir hızla artmaya başlar. Böyle ol¬ması doğaldır çünkü kemoterapi ile verilen ve bütün hücreleri dolduran "böcek ilacı" "enerji santralleri" için bitmez tükenmez bir yakıt kaynağıdır!
Bu sebeple bir tümöre cerrahi müdahale yapmak fayda sağlamaz, tam tersine büyük zarar verebilir. Büyük tümörler ancak vücutta tümör oluşum süreci durdurulduktan sonra alınabilir.
Tecrübemize göre, herhangi bir organında herhangi bir tip tümör olu¬şan hastaların hemen hemen hepsinin geçmişinde bademcik ve apandist ameliyatı vardır.
"Kanser" teşhisinde çok sık hata yapılmaktadır. Çünkü kanser teşhisi ko¬nulup da, bu kitapta anlatılan tedavileri uygulayanların %90 hatta %95'i iyileşmektedir. Gerçek kanserde ise tedavi yoktur. Ancak konulan teşhis doğru ya da yalnış olsun farketmez, kanser tedavisi görerek kemoterapi ve¬rilenlerin tamamı kansere adaydır.
Kanser ve tümörlerin oluşma sürecinde tedavi
Tümör oluşumunu durdurmak için:
7 gün boyunca her sabah limon veya greyfurt suyu içilir. Gün boyu acıktıkça, ısırganotu, hindiba, yabani semizotu gibi her tür yeşil yapraklı sebzenin suyu sıkılarak istenen miktarda içilir. Her akşam 50 gr. sarımsak¬lı zeytinyağı +50 gr. limon suyu karışımı içilir. 7 gün tamamlanır tamam-

lanmaz 3 gün açlık yaptıktan sonra karaciğer temizlemesi yapılmalıdır. ("Karaciğer temizlemesi", 1. güne bakınız.) Karaciğer temizlemesi yapıl¬dıktan bir hafta sonra 7 günlük aralarla, toplam 7 defa 3 günlük açlık yapı¬lır. Bu 70 günlük süreçten 10 gün sonra bir defa 10 günlük açlık yapılır. Sonra da 3 ay boyunca, hicrî ayların 13, 14, 15. günleri 3 günlük açlığa de¬vam edilir ve 3 ayın sonunda tekrar 10 günlük oruç yapılır. Bundan sonra sonucu görmek için doktor kontrolüne gidilebilir.
Bu tedaviyle tümör hücreleri değişmeye başlar. Buna bağlı olarak tümör kütlesi küçülmüş, büyümüş veya gelişmesinde hiçbir değişiklik olmamış olabilir. Bu neticelerden asla korkulmamalıdır, çünkü açlıklara başlandığı andan itibaren tümörün zararlı etkisi durmuştur.
Bazı durumlarda hasta 10 günlük açlıkları, 3 aylık aralarla 3-5 defa yap¬maya mecbur kalır. Bu 3 aylık aralarda haftada bir 36 saatlik açlıklara da de¬vam edilir.
Vücudunda tümör ve kanser olanlann açlık günleri dışında uyması gereken beslenme şekli ve ilaçlar:
W Sabah, 30 gr. sarımsaklı zeytinyağı veya 10 gr. çörekotu yağı içilir.
V Sabahtan öğleye kadar, hiçbir şey yenmeden, suyla karıştırılmış sebze
suyundan 2-4 bardak içilir. Kansere karşı tavsiye edilen sebzelerden
hangisinin mevsimi ise o kullanılır.
y öğlen, istenilen çiğ meyve veya salata yenebilir veya istenildiği kadar meyve suyu içilebilir.
V ikindide, yemek yenebilir.
y Akşam yeşil çay, çam filizi ya da biberiye çayı bal ile içilebilir.
Veya
y 1-2 çorba kaşığı çimlenmiş buğday yenir, istenirse bal eklenebilir. Çimlenmiş buğdayı yemeden önce yıkamayı unutmamalıdır.
Ağır kanser hastası olanlar yemek yememeli, çiğ sebze ve meyve yeme¬lidir. Bağırsak kanseri olanlar ise meyve dahi yemeden, yalnız meyve-seb-ze suları içmelidirler.
Zencefil, sarımsak, soğan, havuç, kırmızı pancar, ıspanak, semizotu, ro¬ka, maydanoz, beyaz lahana, brokoli, kabak, yeşil çay, çam filizi, huş ağa¬cı filizi ve biberiye. Bu saydığımız sebzelerin her biri mükemmel birer gıda olmakla beraber, aynı zamanda kansere karşı birer ilaçtır.

vğ Çimlenmiş doğal buğday veya arpayı yılın herhangi bir ayında sadece 40 gün boyunca tüketmek yeterlidir. Ancak, maksimum fayda sağla¬mak için en iyi zaman, buğday ve arpa ekim zamanı, yani Şubat-Nisan aylarıdır.
v* Kırmızı pancar suyuna 50 gramdan başlanıp günlük 200-400 grama kadar yükseltilir. Kırmızı pancar suyu ilk günlerde baş dönmesi ve mi¬de bulantısı yapabilir. Alışmak için havuç suyu ile karıştırarak içmek gerekir. Alışınca, 100 gr. kırmızı pancar suyu + 50 gr. su ile karıştırıla¬rak, günde 4 defa içilir. Bu karışıma 30 gr. soğan suyu eklemek daha da etkili olur. Her türlü tümör ve kansere iyi gelir.
vğ Havuç suyu mide ve bağırsak kanserine ve tüm tümörlere karşı kulla¬nılır. Çünkü genelde kanser bağırsağın hasta olması nedeniyle oluşur, yani bağırsağı hasta olmayan kimse kansere yakalanmaz. Havuç suyu her tür kansere, özellikle cilt, göz, beyin ve akciğer kanserine karşı mucizevi bir ilaçtır. Kanser hastasının 10 günlük açlıklar arasında, haf¬tanın 2-4 gününü sadece havuç suyu ile geçirmesi çok faydalıdır. Ka¬raciğer temizlemesinden sonra, 21, 30 veya 40 gün sadece havuç suyu içenler, günde 1 çorba kaşığı taze öğütülmüş çörekotunu 50-60 gr. ha¬kiki bal karıştırarak yiyenler ve sonrasında 10 gün aç kalanlar, ardın¬dan sadece çiğ yiyecekler yiyenler kısa zamanda mükemmel sıhhate kavuşabilirler. Havuç suyu günde 400 gr.'dan 1,5 litreye kadar içilebi¬lir. Havuç, bütün sebzeler gibi kabuklarıyla birlikte sıkılmalıdır.
v Günde bir defa 1 tatlı kaşığı biberiye veya 1 tatlı kaşığı çam filizi bir bardak sıcak suyla 30 dakika demlenerek içilir.
T Isırgan otu tohumu doğal balla karıştırılarak her akşam 1 çorba kaşığı yutulur.
V Aynısafa, ısırganotu, civanperçemi ve mayıs papatyası eşit miktarlarda karıştırılır. Bu karışımdan 3 çorba kaşığı, 1-1,5 litre suyla 10 dakika demlendikten sonra süzülür. Sonra gün boyu yudum-yudum içilir. 10 günlük kürler halinde birer ay ara ile 3-4 defa tekrarlanır.
Veya
v Sığırkuyruğu kökü, mor süsen kökü, hindiba kökü eşit miktarlarda ka¬rıştırılıp ince ince kıyılır. 1 tatlı kaşığı karışım 1 bardak suyla 10 daki-

ka kısık ateşte kaynatılır ve süzülüp içilir. Karaciğeri, kanı ve tüm do¬kuları temizleyen ve kuvvetlendiren bir ilaçtır.
$ Isırganotu her şekilde uzun süre kullanılır: Çayı demlenir, yemeğin üzerine serpilir, taze yapraklarından salata veya yemek yapılır, tazesi sıkılarak suyu içilir. Soğan suyu ile karıştırılırsa daha da etkili olur.
T 3 tane acı kavun yaprağı biraz balla yenir veya aynı sayıda yaprak bir bardak suyla haşlanır, soluyunca biraz bal ile suyu içilir, yaprakları ye¬nir. Yaprak sayısını her iki günde bir tane artırarak 7- 10 taneye kadar çıkılır. Toplam 4 hafta kullanılır. Bir ay arayla 3 defa tekrarlanır. Bu iş¬lem her yıl yapılabilir ancak kan grubu "O" ve "B" olanlar 7, kan grubu "A" ve "AB" olanlar 10 yapraktan fazla kullanmamalıdır.
Acı kavun zararlı maddeleri derinlerden çekip toplar, ishalle, kusma ile dışarı atar.
Dış tümörlere aşağıdaki sargılardan biri kullanılabilir:
V Isırganotu tohumu taze öğütülür ve zencefil suyu ile ıslatılır,-
v Isırganotu yakılır, külü yeni öğütülmüş ısırgan tohumu ile karıştırılır,-
T Isırganotu yakılır, külü eritilmiş kaya tuzu ile yoğrulur,-
v1 Taze ezilmiş yabani semizotu, sinirliot, ısırganotu, asmanın yeni filiz¬leri ve yaprakları, orman sarmaşığı, acı kavun yaprağı veya zakkum yaprağı yağlı kağıt üzerine yerleştirilir ve tümörlere sarılır. Gazlı bez ile sabitleştirilip 6-7 saat bekletilir.
Aynı ilaçlar kanser yaralarına da kullanılabilir. Sadece yağlı kağıt yeri¬ne gazlı bezle kapatılır.
Burada verilen tedaviyi uygulayan hasta yemek olarak, yalnızca yukarı¬da belirtilen ve kansere şifa olan çiğ sebzeleri yemelidir. Meyve, karpuz, bal, yukarıda adı geçen çaylar, çimlenmiş buğday, ballı arpa suyu, günde 20-30 gramdan fazla olmamak şartıyla ceviz ve kavrulmamış badem tüket¬meli ve başka hiçbir şey yememelidir. Ancak canı çok çekerse, haftada 1 -2 defa olmak üzere salatayla birlikte 100-150 gr. kadar haşlanmış ya da fırın¬da pişirilmiş et yiyebilir.
Bu durumdaki hastalar için buğday unundan yapılmış ekmek ve unlu mamuller, margarin ve rafine edilmiş sıvı yağlar, kızartılmış yemekler, don¬durma, kahve, siyah çay, hazır yiyecek ve içecekler kesinlikle yasaktır.

Tercihe ve mevsime göre içilebilecek sebze suyu karışımları:
V 200 gr. semizotu suyu + 30 gr. maydonoz suyu + su karışımı.
V Eşit miktarlarda beyaz lahana ve havuç suyu + 30 gr. kereviz yaprağı veya maydanoz suyu + su karışımı.
V Eşit miktarlarda brokoli ve havuç suyu + 30 gr. maydanoz suyu + su karışımı.
Y Eşit miktarlarda havuç ve kırmızı pancar suyu + 30 gr. salatalık veya maydanoz suyu + su karışımı. (Özellikle prostat, karaciğer, yumurta¬lık kanserine karşı).
Y Eşit miktarlarda ıspanak ve havuç suyu + 50 gr. ısırganotu suyu + su karışımı.
v* Havuç + elma suyu + su karışımı.
ilkbaharda:
V 100 gr. ısırganotu suyu + 50 gr. hindiba suyu + 50-100 gr. su karışımı.
318 .
Y 100-150 gr. yoğurt suyu + 50 gr. ısırganotu suyu + 50 gr. hindiba ve¬ya maydanoz suyu + su karışımı.
Y 50 gr. soğan suyu + 100 gr. lahananın ortasındaki sert kısmı birlikte sı¬kılmış suyu veya ısırgan suyu + 50-100 gr. su karışımı.
$ 100 gr. yabani semizotu suyu + 50 gr. ısırganotu suyu + 50 gr. su ka¬rışımı.
Yalnızca iyi huylu büyük tümörler, büyük kistler ve büyümüş yağ beze¬lerinin ameliyatla alınması onaylanabilir. Eğer ameliyata karar verilirse, ameliyattan önce bağırsak tedavisi ve karaciğer temizlemesi yapılır. Bunlar¬dan sonra, 3 günlük açlıklar 7 defa yapılır. Bu tedavi süresince, tümör kes¬kin bir sınır oluşturur, kolayca alınabilir hale gelir ve böylece ameliyatta, tümör ve kistlerle beraber bulunduğu organın alınmasına gerek kalmaz.
Güler E., yaş 35, İstanbul, ev hanımı
Ben Doktor Aydın Salih'e hiç kesilmeyen baş ağrılarım için git¬miştim. Bana yumurtalıklarımda kist, rahmimde miyomlar olduğu¬nu söyledi. Tedaviye başladım. Bir müddet süren tedavilerden

sonra kadın doktoruna gittim. Aydın Hanımın söylediği gibi, ra-
himimde miyomlar ve yumurtalıklarımda kistler olduğunu, bağır¬
sağa kadar ilerlediğini ve bunun ilaçla tedavisinin mümkün olma¬
dığını, ameliyat olmam gerektiğini söylediler. Bu durumu Aydın
Hanımla görüştüğümde, tedavi sonucunda bütün miyom ve kist¬
lerin bir araya toplanacağını ve o zaman ameliyat olabileceğimi,
ama rahim ve yumurtalıklarımı kesinlikle aldırmamamı söyledi.
Ben ameliyat olmak istemiyordum, fakat ailemin ısrarı üzerine 3
ay Aydın Hanımın tedavisini uyguladıktan sonra ameliyat olmak
durumunda kaldım. Ameliyattan önce 3 gün hastanede kaldım ve
bu 3 gün boyunca açlık yaptım. Ameliyattan sonra doktorlarımın
hayret edip "müjde" dediklerini duydum. Çünkü onlar ameliyatta¬
ki duruma göre rahim ya da yumurtalıkları alabileceklerini söyle¬
mişlerdi. Oysa ki küçük miyomlar kendiliğinden düşmüş, portakal
gibi olan iki kisti de kendileri temizlemişler. Böylece rahim ve yu¬
murtalıklarımı almadılar. Devamlı olan baş ağrılarım Allah'a hamd
olsun şimdi yok. Ameliyattan sonra 2 sene geçti. Kadm-doğum 319
doktoruna gittim. Hiç ameliyat geçirmemiş gibi olduğumu söyle¬di. Doktor Aydın Hanımın tavsiyelerine dikkat etmeğe devam ediyorum. Allah ondan razı olsun.
Mustafa A. İstanbul, işadamı
Hastalığım 1997 senesinde ortaya çıktı. Rahatsızlığımdan dolayı doktora gitmiştik. Çünkü elimde, burnumda ve şakaklarımda bü¬yüme olmuştu. Çektirdiğimiz MR sonucu hastalığımın hipofiz adenoması olduğunu öğrendik. O günler çok zordu. Hastalığı öğ¬rendikten sonra en az 5 profesöre gittik. Hepsi de hemen ameli¬yat olmam gerektiğini yoksa hastalık neticesinde körlük ya da yüksek derecede şeker hastası olacağımı, cinsel hayatımın olama¬yacağını söylediler. Hatta Amerika'da çalışmış bir profesör orada¬ki hastaları anlattı. Ben "peki ameliyat olursam kurtulur muyum" dediğimde bir örnek anlatıp hastanın ameliyat olduğunu ama kısa bir süre sonra öldüğünü söyledi. En acı günümdü sanırım, o gün¬leri hatırlamak bile istemiyorum. Ölüm Allah'tan tabi ama, doktor doktor çare arayıp çıkar yol olmayınca ya da öyle sandığınız gün

Mevlam bir kapı açıyor. Biz de Dr. Aydın Hanımla tanıştık tam o günlerde. Yaptığımız tedavilerle çok şükür bu güne kadar geldik. Ama sağlıklı geldik. Şimdi de her sabah limon suyu, günde 1 ba¬zen 2 öğün yemekle, zaman zaman 3 günlük açlıkları yaparak de¬vam ediyoruz.
7.5.2007
Yemek Borusu ve Mide Kanseri
Mide kanserinde ilk 3 hafta uygulanacak tedavi:
V Eşit miktarlarda ısırganotu ve aynısafa incecik kıyılarak karıştırılır. Bu bitki karışımından bir tatlı kaşığı 15 dakika demlendikten sonra süzü¬lür ve 3 hafta boyunca günde 3-4 bardak yudum yudum içilir.
V Dış tümörler için kullanılan sargılardan biri boğaza veya mideye sarı¬lıp, 4-5 saat bekletilir.
320 ğ Sinirliot, hindiba, semizotu, ıspanak, kuzukulağı, pazı, kuru soğan ve¬ya yaş soğan suyu taze ısırganotu suyuyla eşit miktarlarda karıştırılır. Her seferinde 30-50 gr. bu karışımdan + 30-50 gr. su olacak şekilde günde 7-9 defa içilir.
Bu 3 hafta başka hiçbir şey yenmez, 3 hafta sonra kanser tedavisine baş¬lanır.
Lösemi
Lösemi her yaşta, ancak en sık çocukluk çağında 2-5 yaşlarında görülür.
ilk gözlenen belirtiler iştahsızlık, kansızlık, zayıflama, bacaklarda kemik ağrıları, kırmızı noktalar veya morarmalar halinde kendini gösteren cilt al¬tı kanamaları, ateş, burun ve dişeti kanamalarıdır.
Löseminin nedenleri:
Genetik yatkınlık (kan grubu "A" ve "AB" olanlar), bebek ve çocuklarda suni beslenme, radyasyon, tıbbi ilaçlar, vücut bakım ürünleri, saç boyaları, sinek-böcek ilaçları gibi kimyasal maddeler, lösemiye neden olabilirler ("Katkı maddeleri" bölümüne bakınız.)
Herhangi bir etkiyle, kanın esas yapım yeri olan kemik iliğindeki ana

hücrelerde mutasyon meydana gelmektedir. Mutasyona uğramış hücreler hızla yayılarak kemik iliği, dalak, karaciğer, lenf bezleri, beyin ve merkezi sinir sistemini tutmaktadır.
Hamilelik süresince kesilmeyen adet kanamaları, hamileliğin ilk ayında göğüsten akmaya başlayan süt, ceninin zayıf olduğunu ve düşme ihtimali olduğunu gösterir. Düşük tehdidi geçirip canlı doğan bebeklerde, tekrarla¬yan düşüklerden sonra modern tedavi yöntemleriyle doğan çocuklarda da lösemi riski vardır. Bu çocuklarda görülen lösemi, erken mutasyon ihtimali yüksek olduğu için, en ağır lösemi vakalarındandır.
Modern tıpta lösemi tedavisi
Tedavi, hastalara en az 6 çeşit birbirinden farklı kemoterapi ilaçlarının, çok yüksek dozda 4-6 hafta içerisinde damardan ve ağızdan verilmesi ile başlar. Burada amaç, kötü huylu ana hücrelerin yok edilmesidir. Ancak ke¬moterapi ilaçları, yalnızca kötü hücreleri değil, vücudun sağlıklı hücreleri¬ni de yok eder. Bu nedenle lösemi hastası çocuk halsizleşir, saçları dökülür, ağzında ve bağırsaklarında yaralar açılır. Vücudunu enfeksiyonlara karşı koruyan savunma hücreleri de ilaçlarla yok edildiğinden bağışıklık sistem yıkılır, en ufak bir mikrop, en ufak bir hastalık etkeni dahi tüm vücuda ya¬yılıp ağır ateşli enfeksiyonlara neden olur.
Bazı çocukların vücudu bu korkunç tedaviye karşı kendini savunur ve sonuna kadar direnir. Bu çocuklar tedavi gördüğü için değil, bu tedaviye rağmen iyileşir.
Uyan: Kemoterapi ilaçları aslında bildiğiniz böcek ilaçlarıdır.
Tedavi
vğ 2 hafta boyunca hergün 50-70 gr. aşağıdaki ısırganotu karışımlarından birinin suyu 50-70 gr. suyla günde 4-5 defa içilir.
• Isırganotu + sinirliot
• Isırganotu + hindiba
• Isırganotu + semizotu
• Isırganotu + ıspanak
• Isırganotu + kuzukulağı
• Isırganotu + soğan (kuru veya yaş)
• Isırganotu + pazı

V Hergün 3-4 defa havuç suyu içilir. Günde bir defa 1 çorba kaşığı zen¬cefil suyu yudumlanır. Her akşam 30 gr. zeytinyağı + 30 gr. limon su¬yu içilir. Hiçbir şey yenmez.
™ 2 hafta sonunda 1 defa omurgaya acı kavun yağı ile kompres yapılır.
v 2 hafta sonra kanser tedavisine geçilir. ("İlaçlar" bölümü "Acı kavun" konusuna bakınız.)
Göz Hastalıkları
Göz hastalıkları beyin, mide, ince bağırsak, karaciğer, safra kesesi ve böbrekle bağlantılıdır. Önce bu organların tedavisi yapılır. Beden sağlıklı olunca, gözler de iyileşir. Ayağın baş ve küçük parmağı hariç orta 3 parma¬ğında sızlama varsa, bu sızı göz rahatsızlığının işaretidir.
Göze hazımsızlıktan daha kuvvetli bir düşman yoktur.
Tedavi:
Mide ve bağırsakların tedavisinden başlanarak, sırayla karaciğer temiz¬lemesi, beyin temizlemesi, kan temizlemesi, böbrek temizlemesi yapılır. Bu tedavi bütün göz hastaları için zaruridir.
Gözde bulunan bez kanallarının kireçlenmesi ve tıkanması, göz ve göz kapağının akut veya kronik iltihaplanması, gözde batma, yanma, yaşarma, ışığa duyarlılık, göz yorgunluğu, damar tıkanması, görme gücünün zayıfla¬ması, göz tansiyonu, katarakt başlangıcı gibi rahatsızlıkları olanlar aşağıda¬ki ilaçları kullanır:
v Taze rezene, bilhassa yabanisi sıkılıp suyu göze damlatılır. Mucizevi bir şekilde gözü kuvvetlendirir.
vğ 1 -2 tatlı kaşığı rezene veya anason tohumu havanda ezilir, 150 gr. kay¬nar suyla karıştırılır, 15 dakika demlendikten sonra süzülür ve soğu¬duktan sonra göz banyosu için kullanılır.
@ Haftada 1 -2 defa gözlere 1-3 damla defne yağı, zeytinyağı veya papat¬ya yağı damlatmak, göz hastalıklarına iyi gelir ve gözü hastalıklardan korur.
vğ Günde 1-3 defa gözlere 1-3 damla limon suyu damlatılır. Buna 1 -2 haf¬ta devam edildiğinde gözü temizler, kireci çözer, göz tansiyonunu dü-

sürür, gözü kuvvetlendirir. Limon suyu ömür boyu kullanılabilir.
V Alt göz kapaklarının içine 1 damla bal koymak, limon suyu damlat¬
maktan daha etkilidir ve gözlere çok iyi gelir.
Veya
$ Maydanoz, papatya veya yeşil çay demlenerek gözlere pansuman ya¬pılır,- sonra birer damla bal veya taze limon suyu damlatılır. Veya
T Eşit miktarlarda bal ile soğan veya sarımsak suyu karıştırılarak gözlere sabah akşam 1-3 damla damlatılır.
V Her akşam şakaklara çörekotu yağı sürülür.
V1 Bu uygulamalar esnasında ayrıca günde 2-3 defa, havuç suyuna 7-10 damla çörekotu yağı katılarak içilir.
v Safran, gözü kuvvetlendirir, katarakt oluşumundan korur, damar tıka¬nıklıklarını açar.
v* Karabaş otunu kaynarak içmek, gözlere kadın sütü veya yeni sağılmış inek sütü damlatmak, bakla ununu hamur yapıp göz kapakları üzerine koymak, buruna papatya veya enfiye çekmek, kulakların arkasından veya kafanın arkasından kan aldırmak göz tansiyonunu indirir.
Vğ Omuzlardan, kulakların arkasından, boyunda ense çukurundan biraz aşağıdan, kafadan, bel ve kuyruk sokumundan yapılan hacamat gözü temizler, kuvvetlendirir ve kan dolaşımını düzeltir.
Uyan: Göz hastalıklarında tarama hacamata kürek kemikleri arasından başlamak gerekir.
Şakaklara sülük koymak yeni oluşmuş katarakta ve kaza sonucu yaralan¬mış gözlere çok iyi gelir.
Uyan: İlerlemiş ve sabitleşmiş kataraktı, ilerlemiş glavkomu ve göz kan¬seri olanlara, göz ameliyatı geçirenlere, kemoterapi ve radyoterapi gören¬lere hacamat yapılmaz, kupa kapatılmaz, sülük konmaz.
Göz için zararlı olanlar:
Tuz, doğal olmayan turşu, fazla ekşi yemek, soğan, sarımsak, siyah zey¬tin ve sirkeyi çok kullanmak, çok yemek, çok su içmek, mide ve bağırsak¬larda gaz oluşturan bilhassa bakliyat türü yemekler yemek, yemekten he-

men sonra uyumak, çok uyumak, aşın cinsi münasebette bulunmak, sırt üs¬tü uyumak, uykusuzluk, bağırarak ve şiddetli bir şekilde ağlamak, sık hama¬ma gitmek, yüz ve boyuna sık kupa kapatmak, sık kan aldırmak, küçük harfli yazıları çok okumak.
Göz egzersizi için günde 10-15 dakika küçük harfli yazı okumak fayda¬lıdır.
Göz için faydalı olanlar:
Az yemek, sessizce çok ağlamak, hapşırmak, gülümsemek, başı zeytin¬yağı ile yağlamak, buruna zeytinyağı, badem yağı, defne yağı damlatmak, arasıra kusmak, beyin, karaciğer, böbrek ve kan temizlemelerini yapmak, güzel ahlaklı olmak, temiz nehir veya denizde su altında gözleri açık tut¬mak, sabahleyin yükselen güneşe bakmak, sık sık fakat kısa sürelerle güne¬şe bakmak, rahat ve yeterli uyumak, yüksek yastıkta uyumak, saçları uzat¬mak, saçları sık taramak, hergün sürme kullanmak, gözleri sık sık rezene su¬yu ile yıkamak, beyaz mantarı kaynatarak suyunu içmek.
Eskiden insanlar saat olmadığı için güneşe sık bakarlardı, bu sebepten göz problemi yaşamazlardı. Vücuttaki her organın onsekizbin alemde bir misali vardır. Gözün misali güneştir ve göz ile güneşin enerji kaynağı aynı¬dır.
Kulak Hastalıkları
Orta kulak iltihaplanması için "Febril Konvülziyonlar, Havale" ve "Ku¬lak ağrısı" bölümlerine bakınız.
Kulak çınlaması için
V Kulağa soğan suyu veya taze sıkılmış ceviz yaprağı suyunu 3'er damla damlatılır
Kulağın arkasına çam sakızı veya soğan suyuyla ıslatılmış pamuk yapıştı¬rılır
P Ökse otu çayı içilir,-
$ 10 gr. kaya tuzu, 50 gr. ılık suyla eritilir. Sonra bu tuzlu sudan gerek¬li miktar alınır ve aynı miktar bal ile karıştırılır. Her sabah ve akşam ılık olarak kulağa 7-8 damla damlatılır. Ortakulak iltihabına, mantara ve kulak uğultusuna iyi gelir.

Kulaklar arkasından ve kafa arkasından kan aldırmak,- kulakların arkası¬na sülük koymak,- çene altı ve şakaklara kupa çekmek kulak iltihabını kuru¬tur, uğultu ve çınlamayı giderir.
Kirle tıkanan kulağa
ğ Bir parça pamuk burularak fitil haline getirilir, bala batırılarak kulak içine konur. 2-3 gün kulakta bekletilir,
@ 16 ölçü karbonat + 3 ölçü İran safranı sirkede eritilir, biraz ılıtılarak günde iki defa kulaklara 7'şer damla damlatılır. 5-7 gün devam edilen bu uygulama kulakları temizler.
Bağırsak kurtları
Yeryüzünü, çürümeye başlamış organik maddelerden temizlemek için, binlerce çeşit kurt vazifelendirilmiştir. İnsan vücudunda da bu temizleme¬yi gerçekleştiren kurt türleri vardır.
Etrafımızda her yerde kurt yumurtası bulunabilir. Bu yumurtalar nefes veya ağız yolu ile insan vücuduna girebilir ancak sağlıklı vücut onları ba¬rındırmaz. Daha doğrusu, sağlıklı vücut, kurtların yaşayabilmesi için müsa¬it bir ortam değildir. Fakat, sürekli zararlı yiyecekler tüketen ve devamlı ha¬zımsızlık çeken bir insanın bağırsaklarında ve karaciğerinde atıklar topla¬nır, sürekli çürüme meydana gelir. Bu durumda vücuda giren kurt yumurta¬ları uygun yaşama alanı bulur ve yerleşir. Yumurtadan çıkan kurtlar karaci¬ğer ve/veya bağırsakları temizleme vazifelerini yapmaya başlar.
Uykuda salya akması, dişlerin gıcırdatılması, uykuda sıçramak, terlemek ve terin pis kokması kurtların varlığını gösterir.
Tedavi
Beslenme alışkanlığı düzene sokulup, bağırsak tedavisi biter-bitmez, kurtlar dökülmeye başlar. Arkasından yapılacak karaciğer temizlemesiyle, karaciğer ve bağırsaktaki kurtlar tamamen dökülür. Çünkü temizlenmiş vü¬cutta artık kurtların yapacağı bir iş kalmamıştır. Kurtların ölü olarak dökül¬mesi karaciğerdeki zehrin ne kadar ölümcül olduğunun göstergesidir.
Temizleme esnasında ve ondan sonra da her sabah 1 çorba kaşığı bal, 1 bardak su ile karıştırılarak içilir.

Karaciğer temizlemesi bittikten 1 gün sonra:
vğ Sabah, 1 çorba kaşığı bal, 1 bardak ılık su ile karıştırılır, bir tatlı ka¬şığı (çocuklara 5-7 damla) çörekotu yağı eklenir ve içilir.
$ 1 saat sonra başlanarak öğleye kadar, kavrulmamış ve yeşil iç kabukla¬rı ayrılmamış kabak çekirdeği azar azar yenir. Çekirdek miktarı çocuk¬lar için 50-100 gr., büyükler için 200 gr.'dır. Kabak çekirdeği, çocuk¬lara, ezilerek ve bal ile karıştırılarak verilebilir. Eğer çekirdek balla ye¬nirse, bal şurubu içmeye gerek kalmaz.
V öğlen, kırmızı pancar, turp, havuç, taze soğan veya sarımsak, dere otu, tere, reyhan ve kekikle yapılmış salataya, limon suyu ve çörek otuyla karıştırılmış (sonra da süzülmüş) zeytinyağı dökülerek yenir. Bu salata sadece yiyecek değil, aynı zamanda kurtlara karşı kuvvetli bir ilaçtır. İstenirse salatadan 1 saat sonra 1 çeşit hafif yemek yenebilir.
(r Akşam, kabukları soyulmadan buharda veya pilav içerisinde pişirilmiş 1 orta baş sarımsak yenir. Pişirilmiş sarımsak yerine 5-7 diş (çocuklara 1-3 diş) çiğ sarımsak da yutulabilir. 3-5 gün bu şekilde devam edilir. Sarımsaktan önce, 1 tatlı kaşığı çörekotu yağı (çocuklara 5-7 damla) greyfurt veya havuç suyuna katılarak içilir.
Nane, kekik, papatya, sarımsak, soğan, tarçın, kimyon, beyaz lahana to¬humu, kereviz tohumu, anason, çörekotu, beyazbiber, karabiber, zeytinya¬ğı, defne yaprağı ve defne meyvesinin her biri kurtlara karşı ilaçtır. Tek-tek veya karışım şeklinde kullanılabilir:
v* Kimyon + beyaz lahana tohumu + kereviz tohumu + kekik eşit mik¬tarlarda öğütülür Veya
r 3 ölçü kimyon + 3 ölçü anason + 1 ölçü tarçın + 1 ölçü beyaz biber +1 ölçü karabiber karıştırılıp öğütülür.
Bu karışımlardan biri 3-5 gün boyunca her akşam suyla 1 çay kaşığı yu¬tulur.
Küçük çocuklarda, bağırsak kurtlarından kurtulmak için sadece beslen¬meyi düzene sokmak, bal şurubu içirmek, havuç yedirmek, göbek çukuru¬nu çörekotu yağı ile yağlamak ve iç çamaşırlarını temiz tutmak yeterli ola¬bilmektedir.

Varis ve Basur
Varis kalın bağırsakların durumunu gösterir ve basurla aynı kökten ge¬lir. Pastörize edilmiş, karıştırılmış ve uzun ömürlü sütler, katkılı ve eritilmiş peynirler, margarinler ve transgen yağlar, sıcak mayalı ekmek, bisküvi, cips gibi hazır yiyecekler, karışık yemekler ve bayat yiyecekler sonuna kadar hazmedilemez. Bu sürekli hazımsızlık sonucunda dalak ve karaciğerin da¬marları tıkanır, bu organlarda enzim üretimi azalır. Bu durumda bağırsakla¬rın hareketi yavaşlar, kabızlık meydana gelir. Devamlı kabızlık ise basura ve varislere yol açar. Eski tabipler "Dalağın faaliyeti bozulmadıkça varis ve basur görülmez" derlerdi.
Tedavi
Tedaviye, yemeklerin düzeltilmesiyle başlanır. Yukarıda sayılan yiye¬ceklerden tamamen vazgeçmek gerekir. Bağırsaklar çalıştırılır, bağırsakla¬rın tedavisi titiz bir şekilde uygulanır, karaciğer temizlemesi, kan ve damar temizlemesi yapılır. Taharet için soğuk su ve tuvalet kağıdı yerine sert bez kullanılır. Soğuk su makat kaslarının direncini arttırır ve kan dolaşımını 327 hızlandırır. Böylece makat etrafındaki, beyne bağlı olan akupunktur nokta¬larının temiz ve açık olması sağlanır. Ayrıca iç çamaşırı geniş olmalıdır.
Varis ve basur için ilaçlar:
Y 200 gr. zeytinyağı, 40 gr. taze öğütülmüş çörekotu ile karıştırılır, bir hafta sonra süzülür. Bitene kadar günde 1 kaşık, yemeğin üzerine dö¬kerek veya içerek tüketilir.
Y Taze veya kuru ısırganotu ezilir ve sirke ile yoğrulur. Sonra yağlı ka¬ğıda sürülür, varisli bölgelere ve basura sarılıp sabitleştirilir. 10-12 sa¬at bekletildiğinde iltihabı akıtır, şişlikleri dağıtır.
Y 1 çorba kaşığı keten tohumu 100-150 gr. sıcak suyla 1,5-2 saat dem¬lenmeye bırakılır ve sabah-akşam içilir. Veya 1 çorba kaşığı keten to¬humu öğütülür ve bal şurubu ile yutulur. Keten tohumu içtikten sonra zencefil çayı içilir. Keten tohumu sadece tane olarak veya taze öğütül¬müş olarak kullanılır.
Y 30-40 gün süreyle çimlenmiş buğday kullanılır.
Y Çay olarak papatya, kekik, ısırganotu, yeşil çay ve keten tohumu sı¬rayla kullanılır.

r Patlıcan saplan kurutulup ince öğütülür ve sabah-akşam 1 tatlı kaşığı, suyla yutulur ve basur memeleri üzerine konur.
v3 Kurutulmuş kapari iyice dövülüp suyla içilirse, basura iyi gelir.
v Nane ile yoğurt suyu birlikte kullanılırsa, hem fil hastalığına hem va¬rise iyi gelir.
Kabızlık hâlâ devam ediyorsa
v Eşit miktarlarda sinameki + kişniş tohumu veya ısırganotu öğütülerek, yemeklerin üzerine serpilir. Bu karışımlar karın ağrısı yaparsa, siname¬kinin miktarı, karın ve büyük abdest rahat olacak şekilde azaltılır.
Ağrıyan basur memelerine
v3 Rendelenmiş patates + bal karışımı veya öğütülmüş çörekotu + zeytin¬yağı karışımı, veya bal + kepek karışımı yağlı kağıda yerleştirilir, basur memelerine konarak sabitleştirilir. Bir başka çözüm
v 7 -11 tane sülük makat etrafına yerleştirilir. Bacaklardaki varislere de aynı metod uygulanır.
Kuyruk sokumundan hacamat yaptırılır.
Veya
Uylukların iç kısımlarına kupa çekilir. ("Kupa kapatma" bölümüne bakınız.)
Basur memeleri kanarsa
Basurdan gelen kan koyu renkli ise, kanamayı durdurmak doğru değil¬dir. Vücut bu kanamayla hem kandaki toksinlerden ve atıklardan kendini temizler, hem de kan fazlalığından kurtulur. Bu kanamayı durdurmaya ça¬lışmak, sıhhate zarar verir. Kanamayla atılmayan fazlalık ve zehirli madde¬ler vücutta toplanarak paraproktit, menenjit, verem, sedef, vitiligo, kanser ve cüzzama sebep olabilir.
Kanın rengi kırmızıya dönüşürse
@ Çörekotu veya hurma çekirdekleri kavrulup öğütülür, veya yumurta kabuğu kavrulup dövülür. Temiz bir beze serpilerek basur memeleri üzerine konur.

Basur memeleri iltihaplanır fakat kanamazsa
$ Acı kavun rendesi, taze ve ince öğütülmüş acı badem ve bal eşit mik¬tarlarda katıştırılıp makat içine sürülür. Aynı zamanda basur meme¬leri üzerine konarak yağlı kağıtla üstü kapatılır ve bir müddet bekle¬tilir.
Veya
V Taze öğütülmüş çörekotu, bal ile karıştırılır ve aynı şekilde basur me¬meleri üzerine konur.
Veya
vğ Basur memelerine sık sık kınayağı sürülür. Kınayağı basur memelerinin açılmasını, iltihabın ve kanın akmasını sağlar.
Varis tedavisi
Varis ağrılarını dindirmek için varisli bacaklara soğuk su tutulur.
vğ Taze veya kuru ısırganotu ezilir ve sirke ile yoğrulur. Sonra yağlı ka- 329 gıda sürülür varisler üzerine sarılıp sabitleştirilir. 10-12 saat bekletilir. Bu işlem iltihabı akıtır, şişlikleri dağıtır.
v* Varisler üzerine önce elma sirkesi sürülür,- 1 saat sonra basur tedavisin¬de anlatılan şekilde hazırlanan çörekotulu zeytinyağı sürülür. Bu uygu¬lamaya 1-2 ay devam edilirse iyi sonuç alınır.
vğ Günde bir defa 5 gr. üzerlik tohumu suyla yutulur. 2 hafta boyunca kullanılırsa, varise çok iyi gelir.
v1 Yarım çay kaşığı muskat rendesi veya 1/6 muskat parçası her gün ağız¬da eritilerek yutulur. Yılda 2 hafta buna devam edilir. Tabipler, varise karşı, eski zamanlardan günümüze kadar muskattan (küçük hindistan cevizi) daha iyi ilaç bulamamışlardır.
Bağırsaklar düzelince, basur yok olur ve insan onun varlığını unutur. Va¬ris görüntüleri tamamen düzelmese de, herhangi bir rahatsızlık vermez. Yara şeklindeki varisin tedavisi için "Yaralar" bölümüne bakınız.

Saç Dökülmesi
Saçlar beynin genel durumunu gösterir. Beyni sağlıklı ve kuvvetli olan¬ların saçları çocuklukta sarışın, ergenlikte kızılımsı, gençliğinde kahveren¬gi veya siyah,- düz veya kıvırcık değil, dalgalıdır. Yaş ilerledikçe saçlar ya¬vaş yavaş seyrekleşir ve beyazlaşır. Sağlıklı insanın saçı gençlikte de yaşlı¬lıkta da çabuk uzar.
Saçların durumu karaciğer, safra kesesi, kalp, akciğerler, yumurtalıklar, bağırsaklar, böbrekler ve idrar yolları ile bağlantılıdır. Karaciğer ve safra kesesi sağlıklı değilse, başın yan taraflarında saç dökülmesi başlar. Böbrek veya kalp zayıf ise, baş ortasındaki saçlar seyrekleşir ve zayıflar. Akciğerler hasta ise saçlar kuru ve cansız olur. Yumurtalıklar rahatsızsa, saç uçlarında kırılma ve çatallaşma meydana gelir.
Vücuttaki atıklar saçlar ve tırnaklar vasıtasıyla dışarı atılır. En zararlı atıklar, kan vasıtasıyla tırnaklara ve saç soğancıklarına daha sonra da saçla¬ra gönderilir. Hergün yaklaşık 20 saç teli dökülür.
Kan zehirli ise, zamanla saç soğancıklarını zehirleyerek kurutur ve aşırı saç dökülmesi meydana gelir. Kanı zehirli insanın tırnakları kalın ve çizgi¬li, mor, gri veya lekeli olur.
Yeni dökülmeye başlayan saçları kurtarmak mümkündür. Fakat uzun sü¬reli kellikten sonra saçın çıkmasını beklemek kuruyan ağaçtan meyve bek¬lemek gibidir. Kuruyan saç soğancıklarının bir daha canlanması da imkan¬sızdır.
Saç dökülmesinde, klorlu temizleme maddelerinin, deterjanların, korti¬zon, doğum kontrol hapları gibi ilaçların ve kimyasal saç boyalarının etki¬si çok büyüktür.
Kimyasal madde üreten fabrikalara yakın ikamet etmek, sürekli trafiğin yoğun olduğu yerlerde bulunmak, bilgisayarda çok çalışmak ve mikrodal-ga fırın kullanmak saç dökülmesine sebep olabilir.
Tedavi:
• Zararlı yiyecekler kesinlikle terk edilir ve doğal beslenmeye Özen gös¬terilir. Sırayla anason çayı, biberiye ve ısırganotu çayı içmek, çiğ dol¬ma biber, salatalık, soğan, sarımsak, maydanoz, tere, dereotu yemek saçları kuvvetlendirir.

• Yemekler düzeltilir, karaciğer ve kan temizlemesi yapılır, haftada 1 gün
açlık yapılır ve her açlık günü hacamat yaptırılır.
• Hacamatlar, omuz, boyun, kafa, kürek kemikleri arası, bel ve kuyruk sokumu ve dizlerden yaptırılır. 3 ay sonra bir daha tekrarlanır.
• Her ilkbahar ve sonbaharda, kulakların arkasına, boyna, saç açıklıkları-
na ve makata sülük konur. Saç dökülmesini hemen durduran mucizevi bir işlemdir.
İlaçlar:
T ilkbaharda 30-40 gün boyunca çimlenmiş arpa veya buğday kullanmak saçları güzelleştirir, parlatır ve sıklaştırır.
0 Her gün 1 defa veya haftada 3 defa ince öğütülmüş çörekotu ile karış¬tırılmış zeytinyağı kafa derisine masaj yaparak sürülürse ve şampuan yerine yumurta sarısı, yoğurt suyu, yağsız yoğurt veya ıslatılmış kepek¬li ekmek kalıntısı kullanılırsa, saçların tüm problemleri yok olur, hatta beyaz saçlar siyahlaşır.
• Biberiydi elma sirkesi kafa derisine masaj yapılarak sürülürse veya li¬mon suyu ya da kaynatılmış maydanoz suyu ile karıştırılıp saçlar bununla yıkanırsa, saçlar kuvvetlenir ve uzamaya başlar. Biberiydi elma sirkesi için "Kan ve damarların temizlenmesi" bölümüne bakınız.
Saç dökülmesini durduran, saçlann sıklaşmasını ve uzamasını sağlayan ka¬fa derisine masaj yaparak sürülen ilaçlar:
Bu ilaçlar sürülür.
r Ceviz kabuğu fırında iyice kavrulur, öğütülür, zeytinyağı ve 1-3 dam¬la gül yağı ile karıştırılırarak kafa derisine sürülür.
v* Taze ısırganotu ezmesi veya suyu, sirkeyle birlikte kafa derisine sürü¬lürse, sedef ve kepeği yok eder, yaraları kapatır, saçları güçlendirir, parlatır ve sıklaştırır.
T Keten tohumu iyice kavrulurarak dövülür veya öğütülür. Keten yağı, zeytinyağı, veya susam yağı ile karıştırılır ve kafa derisine sürülür.
T 15 tane ceviz + 40 tane hurma çekirdeği fırında iyice kavrulur. Sonra 15-20 tane acı badem + 30-40 tane acı biber tohumu eklenerek ince öğütülür ve zeytinyağı ile karıştırılıp merhem olarak kullanılır.

Hadisi Şerifte: "Saçlarınızın üzerinizde hakkı vardır. Onları tarayın ve yağlayın" buyruluyor. Hz. Ali (r.a.) Tarak kullanmaya bakın. Tarak gamı, vebayı ve fakirliği giderir, gözleri kuvvetlendirir" diyor.
İnsan anatomisini ve fizyolojisini bilen, bu hadislerin manasını anlar. Bilmeyenin ise bunlara inanması yeterlidir. Tarağın tahta veya kemik gibi doğal malzemelerden olması gerekir. Saçları taramaya kafanın ortasından başlayıp önce sağ, sonra da sol tarafa geçilir. Saç boyalan, lenfoma ve mesane kanseri riskini artırır:
Saç boyalarının üretiminde kullanılan, lenfoma ve mesane kanserine ne¬den olabilen 22 çeşit kimyasal katkı maddesinin saç boyası üretiminde kul¬lanılması yasaklanmıştır. Ancak bu "saç boyası artık zararsız oldu" anlamı¬na gelmiyor. Saç boyası üretiminde kullanılan ve yeterince araştırılmayan katkı maddeleri ve yeni kimyasal katkı maddeleri de benzer tehlikeler ya¬ratabilir.
332 Kafada bıngıldak denilen ve vücudun her hücresiyle bağlantılı bir ener-
ji merkezi vardır. Buna ek olarak iki kaş arasından ense çukuruna kadar uza¬nan bölgede bulunan yaklaşik 100 tane akupunktur noktası, idrar yollarına enerji akımı ile bağlantılıdır. Kimyasal boyalar ve şampuanlar dahil saçlara ve kafaya sürülen maddelerin zararı veya yararı enerji akımı vasıtasıyla vü¬cudun her noktasına ve ayrıca idrar yollarına hatta hamile kadının rahmin¬deki bebeğe inmektedir. Bu sebepten şampuan yerine yoğurt suyu, taze yu¬murtanın sarısı, ıslatılmış kepek veya doğal sabun kullanmak gerekir. Kına, meşe kabuğu, ceviz kabuğu gibi doğal boyalar faydalıdır ("Kına" bölümüne bakınız.)
Saçlardaki kepeğe karşı:
Boyun ve kürek kemikleri arasından hacamat yaptırılır. Kulakların arka¬sına ve boyuna sülük konur. Tesiri çok büyüktür. v3 100 gr. kereviz yaprağı suyu veya 100 gr. kırmızı pancar suyu 30 gr. sirke ile karıştırılarak 2 hafta süreyle her gün baş derisine sürülür.
@ Kafa derisine sürülen enginar suyu, bilhassa yabani enginar suyu kepe¬ği yok eder.

Veya
$ Badem öğütülür ve gerekli miktarda sirke ile karıştırılır. Akşam kafa de¬risine sürülür ve sabaha kadar bırakılır. Veya P Bakla, susam, kavun çekirdeği eşit miktarlarda karıştırılıp öğütülür. Sonra gerekli miktarda kırmızı pancar suyu ile karıştırılıp baş derisine sürülür. Her ikinci gün, içine bir kaç damla gül yağı damlatılmış zey¬tinyağı sürülür.
En kuvvetli merhem:
Y Eşit miktarlarda ince öğütülümüş ve ince elekten geçirilmiş şişe camı ve ince öğütülmüş kara hardal, gerekli miktarda zeytinyağıyla karıştı¬rılır ve kafa derisine sürülür.
Cilt Hastalıkları
Çok sıkıntı veren inatçı deri hastalıkları, egzama, sedef ve alaca dahil, dahili ve harici problemlerden kaynaklanır. Dahili sebepler genetik, fizik¬sel veya ruhsal kökenli olabilir. Fiziksel sebepler karaciğer, böbrekler ve ak¬ciğerlerin yetersiz fonksiyonuna bağlı olsalar da, kökü mutlaka ve mutlaka beslenme sistemindeki bozukluklara veya kimyasal maddelerin verdiği za¬rara dayanır. Deri hastalıklarının oluşma mekanizması da aynen "Hastalık¬ların Başlaması ve Seyri" bölümünde anlatılan mekanizma gibidir. Tek fark, cilt hastalıklarında, vücutta biriken veya üretilen yakıcı toksik maddenin deri hastalıkları vasıtasıyla dışarı atılması,- bu sırada deride döküntü, kaşın¬tı, yara gibi rahatsızlıkların meydana gelmesidir. Nedenler çok değişik ola¬bilir, fakat küçük ayrıntılar hariç, temel tedavi hep aynıdır.
Beslenmenin düzeltilmesiyle birlikte mide, bağırsaklar, karaciğer, böb¬rek temizlemesi ve diğer temizlemeler yapılır.
Bölgesel tedavi, yalnızca yeni, alerjik deri hastalıklarında, alerji yapan madde veya yiyecekten uzaklaştıktan sonra yapılabilir. Eski deri hastalıkla¬rının tedavisine dıştan başlamak faydasızdır, hatta zararlıdır. Faydasızdır, çünkü bölgesel tedavi, vücuttaki toksik madde üretimini durduramaz. Üre¬tilmiş madde aynı yol ile atılmaya devam edilir. Deri hastalığı bir süre iyi¬leşir, sonra yeniden oluşur. Bu kısır döngünün sonu yoktur. Tedaviye deri-

den başlamak zararlıdır. Çünkü vücutta üretilen veya biriken toksik mad¬denin dışarı atılma yolu bölgesel tedavi ile kapatılırsa, iç organlar zarar gö¬rür.
Bir hasta tıp dünyasında teşhis edilemeyen bir göz hastalığından şika¬yetle geldi. "Ne tür hastalıklar geçirdiniz?" diye sorduğumda, "Hiçbir has¬talık geçirmedim. Sadece iki yıl önce küçük bir rahatsızlık geçirdim. İki ayağımın da orta üç parmağının arasında yakıcı ve çok kaşıntılı bir akıntı vardı. Ama eczacı arkadaşım, sağ olsun, bir merhem verdi ve bu akıntının bir-iki günde kesileceğini söyledi. Merhemi sürdüm, kaşıntı kesildi. Kurtul¬dum. Ama bu vaka göz hastalığımla hiç alakalı değil", demişti. Doğrudan gözlerindeki hastalıkla alakalıydı çünkü ayağın orta üç parmağının aku¬punktur noktalarından başlayan ve göz merkezine kadar uzanan bir enerji akımı vardır. Hasta adam altın ve gümüş işlemesinde kullanılan kimyasal maddeler ile çalışıyordu. Bu maddeler göz merkezinde birikim yapmadan, ayak parmaklarının arasındaki akıntı ile atılıyordu. Atılma yolu kapatılınca, teşhis edilemeyen bu göz hastalığına yakalandı. 334
Egzama
Ellerde, yüzde veya cinsel organlarda oluşan egzamalar genelde alerjik tepkilerden kaynaklanır ve bu tip egzamaların harici sebeplerle olduğu söy¬lenebilir. Örneğin, mama ile beslenen bebeklerin yüzündeki egzamalar gi¬bi. Hazır mamada bulunan süt tozu ve vitaminler alerjik tepkilere yol açar. Ayrıca buğday unu (genetiği değiştirilmiş buğday tip 405-550) ile çalışan¬ların yüz ve ellerindeki egzamalar veya kimyasal maddelerle ve deterjanlar¬la çalışanlarda oluşan egzamalar da bu gruba dahildir. Bu tür egzamalar, eg¬zamaya sebep olan maddelerden uzaklaşınca kolayca ve tedavisiz geçer. Fakat egzamanın daha çabuk geçmesini isteyen, alerji yapan maddeden uzaklaşmak şartıyla bölgesel tedavi de yapabilir.
Her egzamanın tedavisi, yukarıda anlatıldığı gibi, beslenmeyi düzelt¬mekten, karaciğeri, böbrekleri ve kanı temizlemekten geçer. Beslenmeyi düzelttikten ve karaciğeri temizledikten sonra bölgesel tedaviye başlanır.
Anlatılacak ilaçları kullanmadan önce, kuru egzama bölgelerini sıcak suyla yıkadıktan veya su buharına tuttuktan sonra iyice keselemek ya da kuru ya da akıntılı egzamaların etrafına kavanoz kapatmak, sülük koymak

veya hacamat yaptırmak gerekir. Bu işlemlerden sonra veya bu işlemler ya-pılamasa da egzamayı kaşımak, kazımak ve kanatmak gerekir.
Sonra aşağıdaki ilaçlardan 1-2 tanesi uygulanır:
vğ Yarım litre sirke kaynatılır, biraz soğuduktan sonra 1 çorba kaşığı ka¬ya tuzu sirkenin içinde eritilir. Ilık tuzlu sirke kısa aralıklarla birkaç de¬fa egzamaya sürülür. Bu işlemden sonra egzamalı bölgeler kabuk bağ¬lar, kabuğun altında ise yeni, temiz, sağlıklı cilt oluşur ve egzama ta¬mamen yok olur.
vğ Soğan suyu + elma sirkesi veya soğan suyu + kekik suyu eşit miktar-larlarda karıştırılır ve egzamalı bölgelere sürülür.
V Taze ısırganotu ezmesi veya suyu, sirke ile karıştırılarak egzamalı ve
sedefli bölgelere sürülür.
Yukarıdaki karışımlar sırayla kullanılır. Kullanılan sirke ne kadar keskin olursa o kadar iyidir ve egzama için keskin sirkeden daha iyi deva yoktur.
vğ Defnenin meyvesi, kabuğu ve yapraklarından yeterli bir miktarı bir 335 tencereye konur. Üzerini iki parmak geçecek kadar su eklenir ve kısık ateşte 15 dakika kaynatılır. Temiz bir bez, sıcak defne suyuna batırılır ve egzamalı bölgelere pansuman yapılır. Bezin soğumasını bekleme¬den yeniden sıcak defne suyuna batırıp egzamaya koyulur ve böylece dayanılabildiği kadar tekrarlanır. Bu işlemin amacı defne suyu ile hafif yanık yapmaktır. Yanıktan sonra egzamalı bölgelerde kabuk ve kabu¬ğun altında yeni, temiz ve sağlıklı cilt oluşur. Defne yaprağı yerine zakkum yaprağı, ceviz yaprağı, cevizin iç perdeleri ve ceviz kabuğu (olmamış cevizin yeşil kabuğu daha iyidir.), aynısafa çiçeği ve yaprağı veya papatya aynı şekilde kullanılabilir. Yalnız aynısafa ve papatyayı kaynatarak değil, demleyerek kullanmak gerekir.
V Küçük bir levha kurşun, sirke içinde 2-3 gün bekletildikten sonra çıka¬
rılır ve kurutulup dış tabakası kazınarak küçük parçacıklar elde edilir.
Bir miktar gümüş ve acı badem, badem kül oluncaya kadar fırında ya¬
kılır. Bu şekilde hazırlanan malzemelerden, 3 gr. kurşun kazıntısı + 3
gr. yakılmış gümüş + 3 gr. acı badem külü + 3 gr. kuru hileliye (kırlan¬
gıç otu) yaprağı havanda iyice dövülür. Sonra elekten geçirilir, 5-7

damla gülyağı ve yeterli miktarda keskin sirke ile kaymak kıvamına ge¬tirilir. Önceden sirke sürüp kaşıyarak kanatılan egzamalı bölgelere sü¬rülür ve bekletilir.
V Temiz deniz kıyısından veya hızlı akan bir nehir kenarından alınarak kurutulmuş 5 gr. beyaz çamur,- 5 gr. kükürt ile iyice dövülür ve 5 gr. balkabağı külü eklenip karıştırılır. Sonra 1 çorba kaşığı acı kavun suyu ve yeterli miktarda keskin sirke ile karıştırılır ve egzamalı bölgelere sü¬rülüp bekletilir.
v3 6 tane yumurta 12 dakika kaynatıldıktan sonra yumurta sarıları tek tek bir çatala geçirilir ve ateş üzerine tutulur. Yumurta sarısından akan madde toplanır ve egzamalı bölgelere uygulanır.
Egzama için faydalılar: Yoğurt suyu, kırmızı pancar suyu, havuç suyu, elma suyu ve ingiliz tuzu içmek,- ısırganotu, papatya ve hindiba kullanmak,-deniz veya kaplıca suyu ile, bilhassa kükürtlü su ile yıkanmak,- egzamayı ka¬şımak ve kanatmak,- egzamalı bölgelere kaya tuzu ve sirke sürmek,- egzama-33g lı bölgelerin etrafına kavanoz kapatmak, hacamat ve sülüklerle kan aldır¬mak,- hicrî ayın 13, 14, 15. günlerinde devamlı açlık yapmak.
Egzama için zararlılar: Hazır katkılı yiyecek ve içeceklerin tümü, sosis, sucuk gibi karışık et mamulleri, bayat yumurta ve yumurta tozu, pastörize edilmiş, uzun ömürlü süt ve süt tozu, tuzlu, acı, ekşi, aşırı tatlı yiyecekler, mesela baklava türü tatlılar, parfüm, ilaç, vitamin, genetiği değiştirilmiş ürünler ve deterjan kullanmak.
Sedef Psoriasis, baras, siyah baras
Normal deri hücreleri 28-30 günde olgunlaşır ve deri yüzeyinden, fark edilmeden dökülür. Fakat sedef hastalığında deri hücreleri yalnızca 3-4 günde olgunlaşır ve hücreler yüzeyde yığılarak deriden kalkık kırmızı lez-yonlar oluşturur.
Çok sık görülmeye başlayan bu hastalık bilhassa beyaz ırkta yaygındır. İstatistiklere göre batı ülkelerinde nüfusun yüzde ikisi sedef hastasıdır. Bu hastalığın sebepleri "Et", "Kanser" ve "Vitiligo" bölümlerinde anlatılmıştır. Sedef ve vitiligo aynı kaynaktan gelen iki hastalıktır. Sebep aynı olduğu için, tedavi de hemen hemen aynıdır. Basit ve yeni vakalarda kan grubu "O"

olanlar buğday ürünlerinden, kan grubu "A" olanlar kırmızı et ürünlerinden uzaklaşınca, genel tedavinin daha başındayken rahatlama olur.
Tedavi
Genel tedaviden başlanarak karaciğer, beyin, idrar yollan ve böbrek te¬mizlemesi yapılır. Sedefe yakın bölgelere hacamat yaptırılır,- sedef üzerine sülük konur.
ğ Lavanta şurubunu zeytinyağı ile içmek, bu kırışımdan sonra incir ye¬mek, dalağı temizler ve sedefi kökten kaldırmaya yardımcı olur. Genel tedavi ile birlikte bölgesel tedaviye başlanır: V Sedefli bölgelere her banyodan sonra zeytinyağı sürülür.
T Sonra ince öğütülmüş kara ardıç kozalağı veya kara hardal ya da kara turp tohumu, ince toz halinde sedefli bölgelere iyice yedirilerek sürü¬lür. Bunların yerine sedefli bölgelere iyice yedirerek acı kavun suyu da sürülebilir.
W Taze çınar kabuğu sirke ile kaynatılır ve sedefli bölgelere sürülür.
vğ Haftada 2 defa sabahleyin 30 gr. İngiliz tuzu suyla eritilerek aç karnı¬na içilir.
Halk arasında söylendiğine göre Afyon'un bazı bölgelerindeki toprak sedef için şifalıdır. Sivas'ta bir göldeki balıkların da sedefi temizlediği bilin¬mektedir.
Lavanta şurubunun hazırlanması:
1 çorba kaşığı dolusu lavanta çiçeği 500 gr. su ile kısık ateşte 5 dakika kayanatılır, 15 dakika bekletilir ve süzülür. 40 dereceye kadar soğuyunca yeterli miktarda bal eklenerek buzdolabında saklanır.
Alaca Vitiligo, baras, beyaz baras
Vitiligo, normal deri üzerinde, pigment kaybı nedeniyle beyaz lezyon-ların oluşma durumudur. Vitiligo, herhangi bir yaşta ortaya çıkabilir. Lez-yonlar düz, pigmentasyonsuz ve koyu sınırlı olarak görülür. Sıklıkla etkile¬nen bölgeler yüz, dirsekler ve dizler, eller ve ayaklar ve genital bölgedir. Ayrıca, travma ve basınç görmüş bölgeler de etkilenebilir. Bazı lezyonlar pigmentasyonu yeniden kısmen kazanabilir, fakat yeni lezyonlar da oluşa¬bilir. Pigmentasyon kaybı ilerlemeyebilir, ilerleyici de olabilir.

Peygamberimiz (s.a.v.): "Her kim adet kanaması sırasında karısı ile cin¬si münasebette bulunur ve bu ilişki sebebiyle doğacak çocuk veya kendisi abraşlık (sedef ve alaca) veya cüzzama (lepra) yakalanırsa, kendisinden baş¬kasını suçlamasın" ve "Sığır ve dana eti devamlı yenilecek olursa: abraşlık (sedef), alaca (vitiligo), cüzzam (lepra), fil hastalığı ve daha bir çok hasta¬lık meydana getirir" buyurmuştur. ("Et" bölümüne bakınız.)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) alaca ve sedef için biri manevi, biri fizik¬sel iki sebep göstermiştir. İlk önce birinci sebebe göz atalım: Yaradanın ya¬saklarına boyun eğmeyen bütün varlıklar anında ceza görür fakat bunun hikmetini anlamak mümkün olmayabilir. Bu konuda yorum yapmak da fay¬dasızdır.
Alaca ve sedefin ikinci sebebi de sığır ve dana etini devamlı yemek, ha¬zır sosis ve sucuk gibi karışık et yemek ve bir yemeği sindirmeden ikinci bir yemek yemektir. Bu alışkanlık nedeniyle oluşan devamlı hazımsızlık sonu¬cunda üretilen yakıcı toksinler ve atıklar karaciğer, dalak ve böbreklerin iş-338 levmi bozar. Bu bozulmayla birlikte toksin üretimi artınca, organlar onları dışarı atmakta zorlanır. Vücut bu toksinleri deriye akıtır. Deri, kişinin tabi¬atına göre, ya çıban, ya egzama ya da sedef vasıtasıyla toksinleri dışarı atar. Ancak atıkları ve toksik maddeleri dışarı atmaya derinin gücü yetmezse, atık ve toksinler derinin alt tabakalarında toplanmaya, orada çürümeye ve çöplüklerde olduğu gibi gaz oluşturmaya başlar. Bu noktadan sonra vitili¬go, cüzzam veya kanser meydana gelir.
Tedavi
V Taze acı kavun yaprağı, acı kavun suyu, taze öğütülmüş ısırganotu to¬humu, ısırganotu, ısırganotu suyu, kırlangıçotu (hilaliye), kırlangıçotu suyu, dövülmüş taze veya kurutulmuş incir yaprağı, ince öğütülmüş ka¬ra ardıç tohumu, taze öğütülmüş çörekotu, çörekotu yağı, öğütülmüş kara hardal, öğütülmüş turp tohumu veya turunç kabuğu vitiligo böl¬gelerine iyice bastırarak, hatta kanatarak sürülür.
Veya
0 Yeşil veya beyaz cam dövülür, fırında yakılır ve çok ince öğütülür. Öğütülmüş cam, mersin yağı ile karıştırılıp merhem haline getirilir ve vitiligo bölgelerine yedirilir.

İlaçları sürerken deriyi çimdiklemek ve kuvvetle ovalamak gerekir, ta ki cilt kızarsın, şişlik hatta kan peydah olsun. Oluşan kızarıklık ve kan, hasta¬lığın iyi huylu ve iyileşmenin mümkün olduğunu gösterir. Bu işlemden son¬ra yaralar üzerine zeytinyağı veya mersin yağı sürülür. Bir hafta boyunca devam edilir.
Bir hafta sonra aşağıdaki ilaçlardan birisi sabah-akşam kullanılır: v İnce öğütülmüş kara hardal ılık doğal keskin sirke ile karıştırılır, vitili¬go bölgelerine ovuşturarak sürülür. Mümkün olduğu kadar uzun bek¬letildikten sonra yıkanır ve zeytinyağı veya mersin yağı sürülür.
V İnce öğütülmüş çörekotu ile sirke, macun haline getirilip sürülür ve bir
gece beklettikten sonra aynı şekilde yağ uygulanır.
v Zakkum ağacının taze yapraklan zeytinyağı ile kısık ateşte kaynatılır. Yapraklar kuruduktan sonra süzülür ve süzülmüş yağa balmumu ekle¬nerek macun kıvamına getirilir. En son kükürt de eklenerek macun iyi¬ce karıştırılır ve güneş altında, kalın bir tabaka oluşturacak şekilde vi¬tiligo bölgelerine sürülür,- dayanılabildiği kadar bekletilir.
V 1 çorba kaşığı incecik ve yeni öğütülmüş çörekotu + 1 çorba kaşığı kı¬
na + yeni dövülmüş kuru kertenkele derisi karıştırılır. Bu karışımdan
bir çorba kaşığı alınır ve keskin bir sirke ile merhem haline getirilir.
Her akşam bu merhem vitiligo bölgelerine sürülüp, kompres yapılır.
Sabaha kadar bekletilir. Vitiligo bölgeleri her gün güneşe tutulur. Ay¬
rıca, bu uygulama esnasında, havuç suyuna 7 damla çörekotu yağı ka¬
tılarak günde 3 defa içilir.
Bu işlemlerin herhangi birinden sonra yara oluşursa, cildin iyileşmesi beklenir, iyileşince, tedaviye tekrar tekrar devam edilir. Amacımız,- vitiligo bölgelerinde birikmiş toksinleri ovma ve çimdiklemeyle kabartmak,- kanat¬ma ve yaralamayla dışarı atmak,- cildi uyarmak ve diriltmektir.
Vitiligo ve sedef ile ilgili tüm işlemler güneş altında yapılırsa, daha et¬kili olur.
Eski vitiligo bölgelerini kapatan ilaçlar:
V Nar kabuğu, soğan kabuğu ile kaynatılır ve süzülür, içine eşit miktar¬
larda incecik kıyılmış pelinotu ve kına eklenerek 15 dakika demlenir.

Tekrar süzdükten sonra pamuklu bir bez bu sıvıya batırılarak, vitiligo
bölgelerine yedirerek sürülür.
T Olmamış üzüm suyu (koruk) ve asma filizlerinin suyunu içmek vitiligo ve sedef hastalıklarının ilerlemesini durdurur. Safran yağının günde 3-4 grama kadar içilmesi de faydalıdır.
V Zeytinyağı yemek ve onunla yağlanmak da bu hastalıklar için şifadır. Banyodan sonra cilde zeytinyağı sürmek gerekir.
v Dünyanın bazı bölgelerindeki toprak ve çamurun ve bilhassa Medi¬ne'deki toprak ve çamurun vitiligo ve sedef için şifa olduğunu Peygam¬ber Efendimiz (s.a.v.) haber vermiştir.
Peygamberimiz (s.a.v.): "Başın arkasından kan aldırmak, deliliğe, abraş-lığa (barasa), cüzzama, şuur uyuşukluğuna ve diş ağrılarına faydalıdır" bu¬yurmuştur. Ancak vitiligo hastasının kafası dışında vücudunun herhangi bir bölgesine kupa kapatıldığında, toksik maddeyi çekerek topladığı için bu yerlerde vitiligo oluşabilir. Bu sebepten vücuda hacamat yapılmaz ve kupa çekilmez. Fakat sülükler büyük fayda sağlar, çünkü sülükler toksik madde¬yi eriterek dışarı çıkartır veya dağıtır.
Vitiligo için zararlılar: Sığır ve dana eti, pastırma gibi kurutulmuş et, su¬cuk, sosis, salam gibi karışık etler ve yağlar, kızartmalar, sıvı yağlar, beyaz un, sofra tuzu gibi rafine edilmiş ürünler, durgun su, kuyu suyu, göl suyu gibi hareketsiz veya hareketi az olan sular, tüm katkılı hazır yiyecek ve içe¬cekler, kavrulup bekletilmiş kuruyemişler.
Eski hekimler ve çağdaş doktorlar vitiligo ile ilgili görüş birliği içinde¬dirler: İlerlemiş ve eski hastalığı veya hızlı bir şekilde ilerlemeye devam eden hastalığı iyileştirmek mümkün değildir, sadece ilerlemesini durdur¬mak mümkündür. Fakat bu hastalığın ve ona benzeyen sedef ve cüzzam gi¬bi hastalıkların ilerlemesini durdurmak da ciddi bir tedavidir. İslam tarihin¬de dua bereketiyle vitiligodan şifaya kavuşanlar vardır. Bunlardan biri olan Veysel Karani Hazretlerinin şu duası meşhurdur: Bismillahirrahmanirra-him. "İlahi ente Rabbi ve enel'abd ve entel hâlıgu ve enel mahlug ...." (so¬nuna kadar).



__________________
Radyo hidayetcagi dinlemek için tıklayın

Allah'a olan sevginizin ölçüsü, ne kadar zikrettiğinizle orantılıdır..Efendi Hz.      
[IMG]
Sayfa Başı Yazdırılabilir Sayfa Göster kars's Profil Diğer mesajlarını ara: kars
 
Foruma Git 2 Sayfa 1 2

  Cevap YazGönder

  ] ]
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa
Kapalı: Yeni Konu Gönderimi
Kapalı: Konulara Cevap Yazma
Kapalı: Mesajlarınızı Silme
Kapalı: Mesajlarınızı Düzenleme
Kapalı: Anket Oluşturma
Kapalı: Oy Kullanma
Powered by Web Wiz Forums version 7.9
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide


1,8281 Powered by SOOP Portal version Raven 1.0b
Powered By @ Help of Allah & Himmet of Resul